![]() Üyelik tarihi: 25.09.2006
Mesajlar: 300
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Vehhabileri rezil eden yazılar Bu forumdaki bir katılımcı İbni Teymiyye'nin bir yazısını gönderdi. O yazıda hatalar mevcut olmakla beraber, doğrular da vardır. Bir kısmını okuyalım.
Bu hadisler Vehhabileri rezil etmektedir. Bu deliller açıkca gösteriyor ki, Sevgili Peygamberimiz (aleyhisselam) kabrinde diridir, verilen selam ve okunan salevatlar kendisine bildirilmektedir. Bu hadisler, Peygamber (aleyhisselam) ölüdür, hissizdir, işitmez, duymaz diyenlerin sözlerini iptal etmektedir. Şimdi Vehhabilerin büyük bildiği, çok övdüğü iki alimden iktibaslar yapalım. İbni Kayyım ve İbni Kesir, İbni Teymiyye'nin iki meşhur talebesidir. Suudi Arabistan'da gittiğim her kitapçıda İbni Kesir'in tefsirini gördüm. Bu alimlerin yazıları, "ölüler hissizdir, şuursuzdur, ölüler işitmez, bilmez" diyen Vehhabileri red ve iptal etmektedir. Vehhâbîlerin Allâme ismini verdiği ve yazılarını kendilerine sened olarak kullandığı İbni Kayyım-ı Cevziyye 751 [m. 1350] de vefât etdi. Bu Kitâb-ür-rûh kitabında diyor ki: “Bir kimse, bir kabri ziyâret edince, kabirde bulunan meyyit, ziyâret edeni bilir. Onun sesini işitir. Onunla ferâhlanır. Onun selâmına cevab verir. Bu hâl, yalnız şehîdlere mahsûs değildir. Başkaları için de böyledir. Belli bir zamana mahsûs da değildir. Her zaman böyledir.” İbn Kayyim el-Cevziyye, Kitabu’r-ruh, İz Yayıncılık: Rasûlullah, ümmetinin ölülere: "Ey mü'minler topluluğu! Allah'ın selamı üzerinize olsun (Es-selamü aleyküm dâre kavmin mü'minin)" şeklinde selamlarını alıyormuş gibi selam vermelerini önermiştir. Haddizatında bu şekilde selam, duyan düşünen insanlara verilir. Ölüler kendilerine verilen selamı duymamış olsalardı (ki, yokluk ve cansıza hitap olacağından) bu abes olurdu. Ölünün ziyaretçilerini tanıması tevatüren sabit olduğu gibi selef alimleri de bu konuda müttefiktirler. İbni Kayyım-ı Cevziyye'nin Kitabu'r-ruh kitabındaki bir açıklaması şöyle: [Ölülerin] bedenleri dağılsa da söylenenleri duyacakları bildirilmiştir. Bu durumda ölülere hitaptan maksat, bedenlere bağlı sözkonusu ruhlara hitaptır."Kabirde olanlara sözlerini duyuramazsın" âyeti celîlesinin siyakından kâfir bir kimsenin faydasına olacak bir biçimde hayatta olanın sözünü duyamaması anlaşılmaktadır. Nitekim kabirde bulunanlar söylenenleri işlerine yarayacak biçimde duyamazlar. Ancak Yüce Allah ölülerin hiçbir şey duyamayacaklarını ifade etmemiştir. Bilakis Ölülerin ziyaretçilerinin ayak seslerini duyduklarını; Bedir ölülerinin Rasûlullah'ın konuşmasını duyduğunu bildirmekte ve de yaşayan birine hitap ediyormuşcasına onlara da hitap edilmesini meşru saymıştır. Bu nedenle de mü'min kardeşine selam verenin selamının alınacağı da haber verilmiştir. Bu âyetin bir benzeri de şudur: "Sen, ölülere duyuramazsın. Arkalarını dönmüş kaçarken sağırlara da davetini işittiremezsin" ölülerle birlikte sağırların da daveti duyamaması her ikisinin de davete ehil kimseler olmadığına delildir. Bu iki kısım insan ölü ve sağır olunca, bunlara birşey duyurmak, anlatabilmek mümtenîdir demektir. Bu görüş doğrudur ama, ölümden sonra bir Ölçüde bedenle alakasını kesmemiş ruhlara kötü durumlarını, alçaklıklarını duyurmanın imkânsızlığını ifade etmemektedir. İbni Kayyım'ın bu konudaki duruşu böyle. İbni Teymiyye'nin bir başka talebesi Zehebi'den bir nakil: Yine aynı kaynaktan (XVI, 400-1) öğrendiğimize göre İmam et-Tebarânî ile –kendisi gibi Hadis imamı olan– Ebû Bekr b. Mukrî ve Ebu'ş-Şeyh, Medine'de bulundukları zamanlardan birinde, açlık içinde geçen birkaç günün sonunda Ebû Bekr b. Mukrî, "kabr-i saadet"e giderek, "Ey Ellah'ın Resulü! Açlık bizi perişan etti!" diye serzenişte bulunur. Medine'de oturanlardan birisi aynı günün akşamı kapılarını çalar ve "Bizi Hz. Peygamber (s.a.v)'e şikâyet etmişsiniz. Rüyama geldi ve size yardım etmemi emir buyurdu" diyerek elindeki yiyecek dolu sepeti kendilerine verir... (ez-Zehebî, Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ) http://www.ebubekirsifil.com/index.php?sayfa=detay&tur=gazete&no=77 Bizzat İbni Teymiyye'nin görüşü nedir? Elimde mevcut kitap ve yazılarında bulamadım. Ancak, webde İbni Teymiyye'den naklen bazı pasajlar gördüm: Hicretin altmışbirinci senesinde (Harre) olayında Yezîdin adamları Medîne-i münevverede işkence yapdıkları gün, Saîd bin Müseyyib diyor ki, Mescid-i nebîde ezân okunamaz, namaz kılınamaz olunca, (Hucre-i nebeviyye)den ezân ve ikâmet sesi işitildi. Bunu, ibni Teymiyye de, (İktizâ-üs-Sırât-il-müstakîm) kitâbında yazmakdadır.[Not: İbni Teymiyye'nin de yazdığı bu hadise için bkz. Sünen-i Darimi, 15. Bab, No: 94. (Madve Yayınları, c.1, s. 198) ] Ahmed ibni Teymiyye, (Kitâb-ül-intisâr-fil-imâm-ı Ahmed) kitâbında diyor ki, (Bedr)de çukura doldurulan kâfirlerin işitmelerine, hazret-i Âişenin inanmaması, onun için suç olmaz. Çünki O, hadîs-i şerîfi işitmemişdir. Fakat başkalarının inanmaması suç olur. Çünki, bu hadîs-i şerîf her tarafa yayıldı. Zaruri inanılması lâzım gelen bilgilerden oldu. İbni Teymiyye, ölülerin diriltilmesi üzerindeki fetvâlarında diyor ki, ölüler, kendilerini ziyâret edenleri bilirler mi? Tanıdıklarından veya tanımadıklarından biri kabre geldiği zaman, bunun geldiğini anlarlar mı? Cevâbında, (Evet bilirler ve anlarlar) diyor. Ölülerin buluşduklarını ve soruşduklarını ve dirilerin yapdığı işlerin onlara gösterildiğini bildiren haberleri yazıyor. Bu nakiller doğruysa (ki sadık talebesi ve fikirlerinin yayıcısı İbni Kayyım'ın yazdıkları ve bu yazıda en yukarda İbni Teymiyye'nin yazısından alınmış pasaj bunları teyid ediyor) ortaya ilginç bir durum çıkıyor. İbni Teymiyye'nin bir başka meşhur talebesi İbni Kesir'dir. Vehhabiler bunu da çok övüyor, yazılarını vesika olarak kullanıyorlar. Ancak, İbni Kesir tefsirinde şu açıklamalar var: 52 — Bunun için sen, ölülere kat'iyyen işittiremezsin. Dönüp giden sağırlara da daveti duyuramazsın. 53 — Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola döndüremezsin. Sen âyetlerimizi ancak inananlara duyurabilirsin, işte onlar müslümanlardır. Ölülere Duyurabilir misin Hiç? Allah Teâlâ bu âyet-i kerîme'lerde şöyle buyuruyor: Nasıl ki kabirlerindeki ölülere işittirmek, işitmeyen sağırlara sözünü ulaştırmak kudretine sâhib değilsin ve bununla beraber onlar sana arka çevirmektedirler; aynı şekilde hakka karşı kör olanları hidâyete erdirmeye ve onları sapıklıklarından çevirmeye de güç yetiremezsin. Bunlar ancak Allah'a aittir. Dilediği zaman dirilerin seslerini ölülere işittirmek, dilediğini hidâyete erdirmek ve dilediğini sapıttırmak O'nun kudreti dahilindedir. O'nun dışında hiç kimseye bu güç verilmemiştir. Bu sebepledir ki şöyle buyurur: «Sen, âyetlerimizi ancak inananlara duyurabilirsin. İşte onlar müslümanlardır. (Allah'a boyun eğen, O'na icabet eden ve O'na itaat edenlerdir. İşte hakkı işiten ve hakka tâbi olanlar da bunlardır.)» Bu, inananların durumudur. Birincisi ise kâfirlerin misâlidir. Nitekim başka bir âyet-i kerîme'de şöyle buyrulur: «Ancak dinleyenler icabet ederler. Ölülere gelince; onları Allah diriltir. Sonra O'na döndürülürler.» (En'âm, 36). Abdullah İbn Ömer'in rivayet etmiş olduğu bir hadîse göre; Hz. Peygamber (s.a.), Bedir kuyusuna atılmış ölülerle üç gün sonra konuşmuş, onları azarlamıştı. Nihayet Hz. Ömer ona: Ey Allah'ın elçisi, kokuşmuş bir kavme ne diye hitâbedersin? demişti. Hz. Peygamber: Nefsim kudret elinde olan (Allah) a yemîn ederim ki siz benim söylemekte olduklarımı onlardan daha iyi işitir durumda değilsinizdir. Şu kadar var ki onlar cevab veremezler. Abdullah İbn Ömer'in bu hadîsi rivayetine karşı mü'minlerin annesi Hz. Âişe (r.a.) «Bunun için sen, ölülere kat'iyyen işittiremezsin.» âyetini delil getirerek Allah Rasûlü (s.a.) nün yukarıdaki sözünü şöyle te'vîl etmiştir: Şüphesiz ki onlar benim kendilerine söyleyegelmekte olduğum şeylerin gerçek olduğunu şu anda çok iyi bilmektedirler. Katâde der ki: Allah Teâlâ onları peygamberi için diriltmiş de onlar bir azarlama, suçlama ve öç alma şeklinde onun sözünü işitmişlerdir. Alimler katında sahîh olan ise İbn Ömer'in rivayetidir. Zîrâ onun sahîh olduğuna birçok yönlerden şâhidler vardır. Bu cümleden olarak İbn Abdülberr'in İbn Abbâs'tan merfû' olarak rivayet ettiği ve sahihtir dediği bir hadîste şöyle buyrulur: Bir kimse dünyada iken tanımakta olduğu bir müslüman kardeşinin kabrine uğrar da ona selâm verirse Allah Teâlâ onun ruhunu kendisine iade eder de selâm verenin selâmına karşılık verir. (Rum 52-53. ayet tefsiri) Tevbe suresi 105. ayet tefsirinde ise şunları okuyoruz: Nitekim Ebu Dâvûd et-Tayâlisî der ki: Bize Salt İbn Dinar'ın Hasan'dan, onun Câbir İbn Abdullah'tan rivayetine göre; Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurmuştur : Muhakkak ki sizin amelleriniz akraba ve aşiretlerinize kabirlerinde arzedilir. Eğer amelleriniz hayır ise sevinirler. Aksi ise : Ey Allah'ım, Senin tâatını işlemesini ona ilham et, derler. İmâm Ahmed der ki: Bize Abdürrezzâk'ın... Enes'den rivayetine göre, Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur : Muhakkak ki sizin amelleriniz, ölü olan yakınlarınıza arzolunur. Eğer hayır ise sevinirler. Değilse : Ey Allah'ım, bize hidâyet verdiğin, gibi onları da hidâyete kavuşturmadıkça onları öldürme, derler. Buhârî'nin rivayetine göre Hz. Âişe (R. Anhâ) şöyle demiştir: Birisinin amelinin güzelliği senin hoşuna gittiğinde: İşleyiniz, Allah, Rasûlü ve mü'minler işlediklerinizi görecektir, de. Buna benzer şekilde ifâdeler, hadîste de vârid olmuştur. İbni Kesir'den iktibas burada bitti. İbn Kayyim el-Cevziyye, Kitabu’r-ruh, İz Yayıncılık: Rasûlullah, ümmetinin ölülere: "Ey mü'minler topluluğu! Allah'ın selamı üzerinize olsun (Es-selamü aleyküm dâre kavmin mü'minin)" şeklinde selamlarını alıyormuş gibi selam vermelerini önermiştir. Haddizatında bu şekilde selam, duyan düşünen insanlara verilir. Ölüler kendilerine verilen selamı duymamış olsalardı (ki, yokluk ve cansıza hitap olacağından) bu abes olurdu. Ölünün ziyaretçilerini tanıması tevatüren sabit olduğu gibi selef alimleri de bu konuda müttefiktirler. Başka bir pasaj: Düşün; birisi, dostunu yahut akrabasından birini yahutta bir başkasını rüyasında görmüş; gördüğü kişi, buna yalnızca rüya gören kişinin bildiği bir bilgi vermiş, yahut gizlediği bir malın yerini göstermiş yahut onu olacak tehlikeli bir işten sakındırmış yahutta olacak bir şeyle müjdelemiş ve bunlar da gerçekten dediği gibi olmuş yahut rüya görenin veya yakınlarından birinin şu zamanda öleceğini söylemiş; bu da gerçekleşmiş yahutta bolluktan veya kıtlıktan, düşmandan, musibetten, hastalıktan veya bir maksadından bahsetmiş, bunlar da dediği gibi olmuş. Bu gibi hâdiselerin sayısını Allah'tan başka kimse bilemez İnsanlar bunun mümkünlüğünde birleşmişler. .Birçokları gibi biz de bundan daha acaiplerini duymuşuzdur, görmüşüzdür. Şu iddia yersizdir: "Bütün bunlar uyku anında nefsin bedenî meşgalelerden uzaklaştığında kişiye beliren nefiste zaten var olan ilimlerdir. İnançlardır." Bu iddia bâtılın, muhalin ta kendisidir. Çünkü nefsin, ölünün haber verdiği şeyden asla bilmiyordu... Başka bir pasaj: Kişinin ölüyü rüyasında görüp ölüye bilgiler vermesi, ölünün de kişinin bilmediği birşeyi bildirmesi böylece geçmişte ve gelecekte haber verilen şeyin gerçekleşmesi bazan yerini ölüden başka kimsenin bilmediği medfun bir maldan bazan da borcu olduğunu bildirmesi, dirilerin ruhlarının ölülerin ruhlarıyla birleşeceğine delildir. Daha da garibi, ölüden başka kimsenin bilmediği ve hatta şu zamanda başımıza gelecek şeyi bildirmesi de ruhların birleşeceğine delildir. Haber verilen şey gerçekleşir; bazan da ölü, insana sadece kendisinin bildiğini bir olayı anlatır... Başka bir pasaj: Rabiâ ölünce, bir kadın onu rüyasında yünden bir başörtüsü ve cübbe ile kefenlendiği halde süslü bir elbise ve ipekten bir başörtüsü ile görür. Ona der ki: "Kefenin olan yün başörtüsüyle cübbeyi ne yaptın?" Rabia: "Allah'a yemin olsun ki onlar üzerimden çıkarıldı bunlar giydirildi, kefenimi dürdüm. Bunları giymem bana yasaklandı. Sonra da kıyamet günü tam mükâfatımı almak için illiyyûn cennetine yükseltildim." "Bu halinle sen dünyada olup bitenleri bilebiliyor musun?" Rabia: "Bu, Allah'ın veli dostlarına verdiği kerametle oluyor." Kabirdekilerden yardım istemekle alakalı misal Yalan söyleyeceğini hiç sanmadığım biri bana şunu anlattı: Bir kadın evinin yıkılması, sonra da yeniden yapılması için muayyen bir ücret karşılığında beni tuttu. Yıkmaya başladım. Birden kadın ve etrafındakiler gocunmaya başladılar. Kadına dedim ki: "Ne oluyor?" Kadın: "Allah'a yemin olsun ki bu evi yıkmamın bir amacı yok. Olayı sana anlatayım. Çok zengin bir babam vardı. Geçenlerde öldü. Ama fazla malını bulamadık. Durum böyle olunca malının gömülü olacağını düşündüm, acaba bulamaz mıyım diye gördüğün gibi evi yıktırmaya karar verdim" dedi. Orada bulunanlar kadının anlattıklarını duyunca: "Malı bulmanın daha kolay yolunu denedin mi?" dediler. Kadın: "Hangi yol" diye sordu. Adamlar: "Fülanca adama git, gece başından geçenleri ona anlat, umulur ki babanı görür de yorulmadan külfete girmeden malın yerini öğrenirsin." Bu teklif üzerine kadın gitti, meramını adama anlattı, geri döndü. Kadın adamın kendi ismiyle babasının ismini yazdığını zannediyor. Ertesi gün işe erken başladım. Bir müddet sonra kadın adamın yanından geldi. Bana dedi ki: "Adam diyor ki: "Babanı gördüm. Malın, evdeki tümseğin altında olduğunu söylüyor." Hemen tümseği genişçe kazmaya başladım. Biraz derinde içerisinde mal bulunan bir çömlek çıktı. Bu duruma ben hayret ederken kadın bulduğum şeyin çok az ve yetersiz olduğunu, "Babamın malı daha çoktu" diyerek küçümsüyordu. Kadın dedi ki: "O adama yeniden gideyim." Adama vardı ve babasıyla yeniden görüşmesini istedi. Adam bir gün sonra babasıyla görüştü ve gerekli şeyleri öğrendi. Ertesi gün kadın gelince ona olayı anlattı: Baban sana diyor ki: 'Zeytinyağı deposunun hemen altındaki dört köşe havuzu kazı, mal orada." Kadın hemen döner, öğrendiklerini işçisine anlatır. Mahzeni açarlar" yan tarafta dört köşe havuzu görürler. Zoraki havuzu kazınca içerisi dolu büyük bir bir cam kavanoz çıkar, onu da alır. Mal sevdasına düşen kadın yeniden o adama başvurmuşsa da birşey elde edememiş. Babası adama demiş ki-"Kızım hakkına düşeni aldı. Geriye kalan malımın üzerine ise kurnaz biri oturdu, hakkına düşeni aşırdı." Bu konuda gerçekten daha birçok misaller sayılabilir. Rüyasında tavsiye edilen ilaçları kullanarak şifâ bulanların sayısı da gerçekten çoktur. Birçok insanın bana anlattığına göre îbni Teymiyye karşıtı birçok kişi ölümünden sonra onu rüyasında görüp ferâiz ve başka konularda sorular sormuşlar; İbni Teymiyye de onların doğru cevaplarını vermiştir. Velhasıl bu gerçeği, sadece, ruhları, hükümlerini ve durumlarını bilmeyen insanlar kabul etmezler. Başarı Allah'tandır. MEYYİTLERİN RUHLARI İŞ YAPAR MI? İbn Kayyim el-Cevziyye, Kitabu’r-ruh, İz Yayıncılık: 140-141. Bedenin esaretinden, ilgisinden, meşguliyyetinden kurtulan ruhun tasarrufu, kuvveti, nüfuzu, himmeti .. bedenin ilgi ve meşguliyyetleri altında ezilmiş, esir ruhtan çok daha ileri seviyededir. Hakikatte ruh; yüce, temiz, büyük ve yüksek himmetli bir ruh olduğu halde, bedene mahbus iken böyle oluyorsa acaba bedenden ayrıldıktan sonra nasıl olabilir? O halde ruh, bedenden ayrılınca ayrı bir hale, ayrı bir fiile dönüşür. Bedenden ayrılan ruhların, rüyalarda bedene tekrar dönerek bir kişinin, iki kişinin yahut çok az sayıda insanın oldukça kalabalık bir topluluğu hezimete uğratmasıyla ilgili insanların gördükleri rüyalar, tevatür derecesinde çoktur. Resûlullah'ın “sallallahü aleyhi ve sellem” ve Ebû Bekr ve Ömer'in “radıyallahü anhümâ” ruhlarının, mü'minlerin sayısının azlığı ve güçsüzlüklerine rağmen, kendilerinden sayıları ve hazırlıkları çok olan küfür ve zulümordusunu yendikleri, nice rüyalarda görülmüştür. KABİRDEKİLERLE RABITA İbn Kayyim el-Cevziyye, Kitabu’r-ruh, İz Yayıncılık: 31-46. Dirilerin ruhlarıyla, ölülerin ruhlarının birbirine kavuşacağı ile ilgili delillerin sayısı Allah'tan başka kimsenin bilemeyeceği kadar çoktur. His, vakıa en açık delillerden sayılır. Dirilerin ruhlarının birbiriyle kavuşması gibi ölülerin ruhlarıyla dirilerin ruhları da birbiriyle kavuşurlar.... Bu konuda gerçekten daha birçok misaller sayılabilir. Rüyasında tavsiye edilen ilaçları kullanarak şifâ bulanların sayısı da gerçekten çoktur. Birçok insanın bana anlattığına göre İbni Teymiyye karşıtı birçok kişi ölümünden sonra onu rüyasında görüp ferâiz ve başka konularda sorular sormuşlar; İbni Teymiyye de onların doğru cevaplarını vermiştir. Velhasıl bu gerçeği, sadece, ruhları, hükümlerini ve durumlarını bilmeyen insanlar kabul etmezler. Başarı Allah'tandır. İbn Kayyim el-Cevziyye, Kitabu’r-ruh, İz Yayıncılık: 11-21. «Bana selam verdiğinizde Allah ruhumu geri verir, böylece selamınızı alırım.>> Süleyman b. Nuaym da: Rasûlullahı rüyamda gördüm. Dedim ki: "Ey Allah'ın Rasûlü! İnsanlar kabrine varıp Sana selam veriyorlar. Bari selamları Sana ulaşıyor mu?" Rasûlullah: "Evet, selamları alıyorum" dedi. Süleyman b Nuaym: Allah Rasûlü ashabına, kabre vardıklarında: "Es-selamû aleyküm ehle-d-diyâri'l-hadîs" yani: "Ey yeni memleketin sakinleri! Allah'ın selamı üzerinize olsun" demelerini öğretmiştir. Bu hadis de ölünün kendisine verilen selamı bildiğine ve onu aldığına delildir. Ebû Muhammed Fadl b. Muvaffık'tan nakleder: Babamın kabrini ziyarete defalarca gittim. Bir gün bir cenaze merasimine katıldım. O gün işim âcil olduğundan babamın kabrine varamadım. Gece rüyamda babamı gördüm. Bana dedi ki: "Oğlum, artık niçin gelmiyorsun?" Ben de: "Baba, sen benim ziyaretimden haberdar oluyormusun?" "Evet, vallahi haberdar oluyorum oğlum. Köprüden geçip mezarıma gelirken, başımda otururken ve ayrılıp giderken köprüyü geçene kadar hep sana bakıyorum" dedi. Amr b. Dînar'ın şöyle dediği nakledilir: "Bir kimse öldüğü zaman, ehlinin kendini yıkayacaklarını, kefenleyeceklerini bilir, onlara bakar durur." Mücâhid de der ki: "Kişi ölümünden sonra kabrinde oğlunun güzel amelleriyle müjdelenir." İbni Kayyım'dan iktibaslar burada bitti. Bir Vehhabi diyor ki: Hz.Aişe meyyitlerin işitmeyeceği kanaatindedir, ve "sen kabirlerdekilere işittirebilecek değilsin" ayetini de delil olarak almaktadır... (35, fatır, 22) Buhari de geçen rivayette rasulullah sav "onlar şimdi benim dediklerimi işitiyorlar buyurdu",sözünü, hz Aişe de "Hz.Peygamber ancak onlar şimdi benim söylediklerimin hak olduğunu biliyorlar" diyerek yorumlamıştır. Şimdi ne olacak, hz.Aişe'ye göre meyyitler işitmez!!! İşin doğrusu yukarıda yaptığım iktibaslarda varsa da, burada tekrar yazalım. Derlediğim yazıda, webde bulduğum şu pasajı da dahil etmiştim: Ahmed ibni Teymiyye, (Kitâb-ül-intisâr-fil-imâm-ı Ahmed) kitâbında diyor ki, (Bedr)de çukura doldurulan kâfirlerin işitmelerine, hazret-i Âişenin inanmaması, onun için suç olmaz. Çünki O, hadîs-i şerîfi işitmemişdir. Fakat başkalarının inanmaması suç olur. Çünki, bu hadîs-i şerîf her tarafa yayıldı. Zaruri inanılması lâzım gelen bilgilerden oldu. İktibas bitti. Dikkat edilirse, İbni Teymiyye'ye göre Bedir'de çukurdaki kafirlerin işittiklerine inanmak "zaruri bilgiler" dahilindedir; malum, zaruri inanılması lazım gelen bilgileri inkar eden kafir olur. Şu bilgileri de ilave edeyim: Hazret-i Âişe yalnız kabirdeki kafirlerin işitmeyeceklerini söylemişdir. Çünkü, yine Hazret-i Âişe'nin bildirmiş olduğu hadîs-i şerîfde, (Bir kimse mü’min kardeşinin kabrini ziyâret eder ve kabir yanında oturursa ve selâm verirse, meyyit onu tanır ve selâmına cevâb verir) buyuruldu. (Bkz. İbni Kayyım, Kitabü'r-Ruh, İz Yayıncılık, s.22-26 ve ayrıca İmam-ı Süyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları, s.333) İmam-ı Süyuti şu hadis-i şerifi de yazmaktadır (s.334): İmam-ı Ahmed ve Hâkim, hazret-i Âişeden (radıyallahü teâlâ anhâ) haber veriyorlar ki, (Odama girer, elbisemi çıkarırdım. Çünkü, kabirlerde babam ve zevcim vardı. Hazret-i Ömer de (radıyallahü teâlâ anh) defn edildikden sonra, odama girince, elbiselerimi çıkarmaz oldum. Çünkü, o yabancı idi. Ondan hayâ ederdim). Buna ilaveten, yukarıda İbni Kesir'den yaptığım iktibasta şu bilgi mevcut: Hz. Âişe (R. Anhâ) şöyle demiştir: Birisinin amelinin güzelliği senin hoşuna gittiğinde: İşleyiniz, Allah, Rasûlü ve mü'minler işlediklerinizi görecektir, de. Buna benzer şekilde ifâdeler, hadîste de vârid olmuştur. İktibas bitti. Hazret-i Âişe (radıyallahü anhâ), kabirdeki kafirlerin işitmeyeceklerini söylemişdir. Fakat, Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ümmeti içinde şehîd olanların, Velî olanların, kabirlerinde işiteceklerine inanmıyan hiçbir âlim yokdur. Hazret-i Âişe de, başkaları da, buna inanmışlardır. Vehhabiler diyor ki, ölüler hissizdir, işitmez, bir şey yapamazlar. İşte ayet-i kerime meali: (Sen ölülere işittiremezsin; arkalarını dönüp giden sağırlara da daveti duyuramazsın. Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola getiremezsin; ancak âyetlerimize inananlara duyurabilirsin.) [Neml 80, 81 Rum 52, 53] Ehl-i sünnet alimleri de diyor ki, meyyitler işitir, kendilerini ziyarete gelenleri tanır, selamlarını alır, meyyitlerin ruhları birbirleri ile buluşur, vs. Ehl-i sünnet alimlerini bir yana koyalım; Vehhabilerin en büyük alim dedikleri İbni Teymiyye'nin, talebeleri İbni Kayyım'ın ve İbni Kesir'in yazılarını yukarıda uzun naklettim. Bu konuda Vehhabilerin hiç bir alimin yolunda olmadıkları, kimseyi beğenmedikleri anlaşılmaktadır. Bu ayetlerin açıklamaları için lütfen yukarıda ilk gönderdiğim yazıda İbni Kayyım'dan, ikincisinde ise İbni Kesir'den yaptığım iktibaslara bakınız. Ayrıca, aşağıda bir siteden aldığım bir yazıyı da nakledeceğim. Lütfen onu da okuyunuz. Konuyla alakalı olarak, başka bir forumda okuduğum bir anektodu da buraya alacağım: Vehhabi din adamı A. İbni Baz, a’ma [kör] bir zat idi. Bir ehl-i sünnet olan zatla ilmi münazara yapıyor. (Âyetleri tevil etmemek, olduğu gibi inanmak lazımdır) diye iddia edince, Sünni zat, artık taşı gediğine koyar: (İsra suresinin 72. âyetinde, (Bu dünyada kör olan, ahirette de kördür) buyuruluyor. O halde, sen ahirette kör olarak haşrolacaksın) der. İbni Baz cevap veremeyip hemen çıkıp gider. Bu âyette de kâfirlere kör deniyor. Yoksa dünyadaki körler ahirette kör olmayacaktır. Dünyada iman etmeyerek kör olan ve kör olarak ölen kimse, ahirette de kör [kâfir] olarak Cehenneme gidecektir demektir.
| ||||||||||||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||||||||||||
![]() Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
| teşekkürler |
| | |
![]() |
| Lesezeichen |
| Seçenekler | Arama |
|
|
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Vural Savaş'ın Rezil Olduğu An!! | seckince | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 6 | 20.03.2008 13:19 |
| Rezil bir yarışma programı daha ..! | TALHA-61 | Muhabbet Olsun | 22 | 21.07.2007 21:45 |
| Rezil fısıltının ardındakiler? | gaziasker | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 2 | 13.06.2007 17:25 |
| İbretli Söz ve Yazılar | Mekke | Özgün Yazılarınız | 0 | 11.11.2004 16:37 |
| rezil oldum ya...:( | mine | Muhabbet Olsun | 86 | 04.11.2004 09:51 |