Üyelik tarihi: 25.09.2006 Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Dikkatle okunursa, başka bir başlık altında naklettiğim şu rivayetlerde birçok "teberrük" örneği mevcuttur. 1. Sahabe, hastalık vb. bir sıkıntıdan kurtulmak için Efendimiz (s.a.v)'in mübarek vücudundan ayrılan saç, sakal teli gibi şeylerle tevessül ederdi. Osman b. Abdillah b. Vehb'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ailem beni Hz. Peygamber (s.a.v)'in zevcesi Ümm-ü Seleme (r.anha)'ye, bir gümüş bardak içindeki su sebebiyle yolladı. (…) O bardağı içinde Hz. Peygamber (s.a.v)'in saçları vardı. İnsanlar, kendilerine göz değmesi yahut (başka) bir şey (hastalık) isabet ettiği zaman Ümm-ü Seleme'ye bir kap gönderirlerdi. Ben de gittiğimde Ümm-ü Seleme'nin yanında küçük bir kap (bardak ve) içinde bir takım kırmızı (kına ile boyanmış) saçlar gördüm." (el-Buhârî, "Libâs", 66.)
İbn Hacer ("Fethu'l-Bârî", X, 353) bu rivayetin şerhinde şunları söyler: "İnsanlardan birisine göz değmesi veya başka herhangi bir hastalık isabet ettiği zaman Ümm-ü Seleme validemize bir kap gönderirlerdi. O da Hz. Peygamber (s.a.v)'in, yanında bir kap içinde mahfuz bulunan saçlarından (birkaç tel) alır, getirilen kabın içindeki suya atar, (saçları aldıktan sonra) suyu iade ederdi. Halk, içinde Hz. Peygamber (s.a.v)'in saçlarının yıkandığı o suyu şifa bulmak maksadıyla içer veya yıkanır, o suyun bereketiyle şifa bulurdu." 2. Hz. Peygamber (s.a.v), gündüz uykusu (kaylule) için Ümm-ü Süleym'in yanına giderdi. Bir keresinde Ümm-u Süleym, Efendimiz (s.a.v) uyuduğu zaman terini ve (yastığa düşen) saç tellerini bir şişe içine toplamış ve güzel bir koku ile karıştırarak saklamıştı.
Enes b. Mâlik (r.a), vefatı yaklaştığı zaman, öldükten sonra bedenine ve kefenine konacak kokunun içine, Hz. Peygamber (s.a.v)'in terinin ve saç tellerinin bulunduğu (ve annesi Ümm-ü Süleym (r.anha) tarafından muhafaza edilen) kokudan da katılmasını vasiyet etmişti. Vefat ettiği zaman bu vasiyeti yerine getirildi." (el-Buhârî, "İsti'zân", 41.)
(İbn Hacer ("Fethu'l-Bârî", XI, 71-2), el-Buhârî'nin bu rivayetinde "saç teli"nin zikrini "garib" olarak niteler ve Müslim'in sadece "ter"i zikrettiğine dikkat çeker. Ardından da birazdan nakledeceğim rivayeti aktararak, Efendimiz (s.a.v)'in veda haccında tıraş olduğu zaman, kesilen saç tellerinden Hz. Enes (r.a)'ın babası Ebû Talha (r.a)'ın aldığı kısmın Ümm-ü Süleym (r.anha)'nın biriktirdiği ter ile aynı kapta muhafaza edildiğini söyler.)
Bu olayı Müslim de ("Fedâil", 84, 85) rivayet etmiş ve şöyle bir ziyadeye yer vermiştir: Efendimiz (s.a.v) uyanıp da Ümm-ü Süleym (r.anha)'ya ne yaptığını sorunca, "Çocuklarımız için bunun bereketini umuyoruz" cevabını almış ve "İsabet ettin" buyurmuştur. 3. Enes b. Mâlik (r.a)'ın naklettiğine göre Efendimiz (s.a.v) haccettikten sonra tıraş olurken kesilen saçlarını orada bulunanlara dağıtmıştır. (el-Buhârî, "Vudû", 33; Müslim, "Hacc", 323, 324.)
Müslim'in belirttiğim yerde naklettiğine göre Efendimiz (s.a.v) saçlarından bir kısmını halka dağıtmış, bir kısmını da Enes b. Mâlik (r.a)'ın babası Ebû Talha (r.a)'a vermiştir.
2. sıradaki rivayet üzerinde dururken de belirttiğim gibi, Ümm-ü Süleym (r.anha)'nın, Efendimiz (s.a.v)'in teriyle birlikte muhafaza ettiği saçı da, Efendimiz (rs.a.v) tarafından Ebû Talha (r.a)'a verilenler olmalıdır.
Yine belirttiğim yerde el-Buhârî'nin naklettiğine göre İbn Sîrîn, Abîde b. Amr es-Selmânî'ye, kendisinde, Efendimiz (s.a.v)'e ait olan ve Hz. Enes (r.a)'den intikal etmiş bulunan saç telleri olduğunu söylemiş, Abîde, "Onlardan bir tek telin bende olması, benim için dünyadan ve içindekilerden daha sevimlidir" demiştir. 4. Cesareti ve savaş sanatındaki dehası ile ünlü sahabî Hâlid b. el-Velîd (r.a), Yermuk savaşı günü takkesini kaybetmişti. Askerlere onu aramalarını emretti. Uzun aramalardan sonra takke bulundu. Bu oldukça eskimiş takkeyi ısrarla aratmasını yadırgayarak sebebini soranlara şöyle karşılık verdi:
"Hz. Peygamber (s.a.v) umre yapmış ve başını tıraş ettirmişti. Etrafında bulunanlar, O'nun saçının yanlardan kesilen uçlarını almak için atıldılar. Bense atik davranarak O'nun alnının perçeminden kesilen kısmı aldım ve onu bu takkemin içine koydum. Bu saç yanımdayken girdiğim her savaşta galip geldim." (et-Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr, IV, 104; II, 335; el-Hâkim, el-Müstedrek, III, 299.)
... 5. Mü'minlerin annesi Hz. Esmâ (r.anha)'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "… İşte Hz. Peygamber (s.a.v)'in cübbesi! (…) Aişe (r.anha) vefat edene kadar bu cübbe onun yanında idi. O vefat edince ben aldım. Resulullah (s.a.v) onu giyerdi. Şimdi biz de onu hastalar için yıkıyoruz; onunla şifa talep ediliyor." (Müslim, "Libâs", 10.) 6. Mu'âviye b. Esbî Süfyan (r.a) zamanında şiddetli bir kuraklık olmuştu. Mu'âviye (r.a) Şamlılar'la birlikte yağmur duası yapmak için minbere çıktı ve oturduğu zaman Yezîd b. el-Esved el-Cüreşî'nin nerede olduğunu sordu. Orada bulunanlar Yezîd b. el-Esved'i çağırdılar. Geldiğinde Mu'âviye (r.a) ona minbere çıkmasını söyledi. Yezîd b. el-Esved minbere çıktı ve Mu'âviye (r.a)'ın ayaklarının yanına oturdu.
Akabinde Mu'âviye (r.a) şöyle dua etti: "Allahım! Bugün en hayırlımız ve en efdalimiz olan kişiyi bizim için sana aracı yapıyoruz. Allahım! Yezîd b. el-Esved el-Cüreşî'yi bizim için sana aracı yapıyoruz. Ey Yezîd, ellerini kaldır!"
Bunun üzerine Yezîd b. el-Esved ellerini kaldırdı; orada bulunanlar da ellerini kaldırdılar. Hemen oracıkta batı tarafından bir bulut beliriverdi ve bir rüzgâr çıktı. Ardından da öyle bir yağmur yağdı ki, neredeyse insanlar evlerine ulaşamayacaktı. (İbn Sa'd, et-Tabakâtu'l-Kübrâ, VII, 210; ez-Zehebî, Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ, IV, 127.)
İbn Hibbân (Kitâbu's-Sikât, V, 532) ve (yukarıda belirttiğim yerde) ez-Zehebî, (sahabî olup olmadığında ihtilaf bulunan) ed-Dahhâk b. Kays el-Fihrî'nin de Yezîd b. el-Esved ile yağmur duasına çıktığını ve duanın hemen ardından yağmur yağdığını kaydederler. 7. ez-Zehebî'nin Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ'da (XI, 212) naklettiğine göre İmam Ahmed'in oğlu Abdullah, babasının, Efendimiz (s.a.v)'in saçıyla tevessülde bulunduğunu; onu öptüğünü ve içine daldırdığı kaptaki suyu şifa niyetiyle içtiğini söylemiştir. 8. Yine aynı kaynaktan (XVI, 400-1) öğrendiğimize göre İmam et-Tebarânî ile –kendisi gibi birer Hadis imam olan– Ebû Bekr b. Mukrî ve Ebu'ş-Şeyh, Medine'de bulundukları zamanlardan birinde yiyecekleri tükenmiş, aç kalmışlardı. Açlık dayanılmaz bir hal alınca Ebû Bekr b. Mukrî, "kabr-i saadet"e giderek, "Ey Ellah'ın Resulü! Açlık bizi perişan etti!" diye serzenişte bulunur. Medine'de oturanlardan birisi aynı günün akşamı kapılarını çalar ve "Bizi Hz. Peygamber (s.a.v)'e şikâyet etmişsiniz. Rüyama geldi ve size yardım etmemi emir buyurdu" diyerek elindeki yiyecek dolu sepeti kendilerine verir… |