İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 29.03.2007, 09:15
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.390
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
Müslümanlar için fıkıh ilminin lüzumu

Müslümanların bilmeleri, öğrenmeleri gereken ilimlere “Ulum-i İslamiyye (İslâmi İlimler)” denir. İslâmi ilimler, “Akli” ve “Nakli” ilimler olmak üzere ikiye ayrılır. “Nakli ilimler”, alelade insanların akıllarının üstünde olup bunlar Tefsir, Hadis, Kelam (Akaid), Fıkıh, bunların Usul’leri ve Tasavvuf gibi ilimlerdir. Bunlara “Din Bilgileri” de denir. Bunlardan Akaid, Fıkıh ve Tasavvuf (Ahlak) ilimlerini, ihtiyaç miktarınca öğrenmenin, kadın ve erkek, akıllı ve baliğ her müslümana farz-ı ayın, diğerlerini öğrenmenin ise farz-ı kifaye olduğu, İslam alimlerince ifade edilmektedir. “Akli ilimler”, akıl ile incelenerek, tecrübe edilerek elde edilen ilimler olup, nakli ilimlerin anlaşılmasına ve tatbik edilmesine yardımcıdırlar. Bu bakımdan bunların da öğrenilmesinin farz-ı kifaye olduğu belirtilmektedir. “Fen Bilgileri” de denilen bu ilimler, matematik, mantık ve diğer tecrübi ilimlerdir...

İlk insandan beri...
Dünyaya gönderilen ilk insan ve aynı zamanda ilk peygamber olan Hazret-i Âdem’den îtibâren bütün ilâhî (semavi) dinler, iman ve ibadetlerin yanı sıra, toplumun sosyal hayâtını düzenleyen kaideleri de bildirmiştir. Her asırda gönderilen peygambere, o asırda yaşayan insanların ihtiyaçlarını içine alan hükümler bildirilmiş ve o peygamberler de bunları tebliğ edip, tatbikatını yapmışlardır. Ne var ki, bu hükümler zamanla insanlar tarafından değiştirilmiş, ilâhî olmaktan çıkıp beşerî kurallar haline dönüşmüştür. Zamânımıza kadar sadece ismini muhâfaza eden Tevrat, Zebur veİncîl ismindeki ilâhî kitaplar da, tahrif edilmekten, değiştirilmekten kurtulamamıştır. Bu kitaplarda bildirilen şimdiki hükümler, din hüviyeti adı altında belli zümrelerin fikirlerini, düşüncelerini yansıtmaktadır. Dolayısıyle, zamânımızda bunların bildirdiği hukuk kurallarına, ilâhî hukuk gözüyle bakmak yanlış olur.

İlâhi dinlerin sonuncusu...
İlâhî dinlerin sonuncusu olan İslâmiyetin mukaddes kitabı Kur’ân-ı kerîmin bildirdiği hükümler, kurallar, hiç değişmeden zamânımıza kadar ulaşmıştır. Kıyâmete kadar, her asırdaki insanların ihtiyaçlarını karşılamaya devam edecektir.
İslâm Hukûku diye anılan hukuk sistemi, bütün beşerî hukuk sistemlerinden ayrı bir yapıya sâhiptir. Kaynağı ilâhî olup, insanların düşüncelerinden doğmamıştır; tamâmen dînî hükümlere dayanmaktadır. Bu hükümler, biraz sonra bahsedeceğimiz gibi, Kur’ân-ı kerîmden, hadîs-i şerîflerden, icmâdan ve yüksek din âlimlerinin ictihâdlarından çıkmıştır. Bunlar, her zaman ve her yerde geçerlidir ve bir değişiklik olmaz.. Kur’ân-ı kerîm’in bildirdiği ilâhî hükümler, Hazret-i Muhammed’in (aleyhisselam) hadisleri, sözleriyle açıklanmış, İslâm hukûku ismi ile kitaplara geçmiş, müslümanlar tarafından günümüze kadar öğrenilip uygulamaya konmuştur.

İbâdet, Allah’ın hakkıdır...
Kur’ân-ı kerîmin bildirdiği hükümlerin bir kısmı, Allahü teâlânın haklarını, diğer kısmı ise, insanların haklarını bildirmekte ve bunların muhâfazasını sağlamaktadır. İmân etmek ve ibâdet vazifelerini yerine getirmek Allah’ın hakkıdır. İnsanların cemiyet hayatında, daha çok günlük hayatı ilgilendiren muâmelelerinde, âilenin kurulması ve sona ermesini sağlayan sözleşmelerde, tek taraflı tasarruflarda ve İslâm dîninin suç olarak bildirdiği fiilleri işleyenlerin cezâlandırılmasında şahısların hakları düzenlenmiş olup, her biri hakkında ayrı ayrı hükümler konmuştur.
İşte İslâm hukûkunun içine giren bütün bu konuları düzenleyen ve öğreten ilme “Fıkıh ilmi” denir. Fıkıh ilmini ilk olarak sistemleştiren İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe’dir. Onun talebeleri ve diğer müctehid alimler daha da geliştirmişlerdir.
Netice olarak söylemek gerekirse, İlâhî dinlerin, dolayısıyle İlâhî hukûkun en son halkası ve bu hukûkun zamânımıza kadar hiç değişmeden hayâtiyetini devâm ettiren tek temsilcisi olan İslâm Hukuku, dört ana kaynağa dayanmaktadır:
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 29.03.2007, 09:15
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.390
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
Dört ana kaynak...
1. Kur’ân-ı Kerîm: İslamın temel hükümlerini veciz olarak ihtiva etmektedir. Bunun için müctehid olmayanlar Kur’ân-ı kerîmi anlayamazlar.
2. Hadîs-i Şerîfler: Peygamberimiz Hazret-i Muhammed’in sözleridir. Hadisler, Kur’ân-ı kerîmi açıklar. Hadisleri de, ancak ihtisası olan âlimler anlayabilirler.
3. İcmâ: İctihad derecesine yükselmiş müctehid âlimlerin, dini bir konudaki sözbirliğidir.
4. Kıyâs: Müctehid âlimlerin, hükmü bildirilmeyen bir meseleyi, benzerlerini bularak, hükmü bilinen önceki bir meseleye göre netîcelendirmeleridir.
Bunlara ilâveten İslâm hukûkunda, İslâm dîninin temel esâslarına muhâlif olmayan örf ve âdetler de kaynak olarak alınmıştır. İslâm hukûku, bildirilen bu kaynaklarla, insanların meselelerini çözmektedir. İslam âlimleri, toplumun her kesimindeki insanların anlayacağı şekilde fıkıh, ilmihâl kitapları yazarak bu hükümlerin, kuralların anlaşılmasını ve uygulanmasını sağlarlar.
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 29.03.2007, 09:16
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.390
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
Fıkıh ilmini ilk sistemleştiren İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe, geliştiren de başta onun talebeleri olmak üzere, diğer müctehid imamlardır. Hanefî mezhebindeki ahkâm-ı şer’iyye, Eshâb-ı kirâmdan Abdullah ibn-i Mes’ûd’dan başlıyan yol ile meydâna çıkarılmıştır. Ya’nî, mezhebin reîsi olan İmâm-ı A’zam, fıkh ilmini, Hammâd’dan, Hammâd da, İbrâhîm-i Nehâî’den, bu da Alkame’den, o da, Abdüllah bin Mes’ûd’dan, bu da Resûl-i Ekrem’den (s. a.s) almıştır. İmam Ebû Yûsüf, Muhammed, Züfer bin Hüzeyl ve Hasan bin Ziyâd, hep, İmâm-ı A’zamın talebesidirler. Bunlardan, İ.Muhammed, din bilgilerinde, 1.000 (bin) kadar kitap yazmıştır. Talebesinden olan İ.Şâfiî’nin annesini nikâh ettiği için, ölünce, kitâbları, İ. Şâfiî’ye mîrâs kalarak, onun bilgisinin artmasına hizmet etmiştir. Bunun için İ.Şâfiî: “Yemîn ederim ki, fıkıh bilgim, İ.Muhammed’in kitâblarını okumakla arttı. Fıkıh bilgisini derinleştirmek istiyen, Ebû Hanîfe’nin talebesi ile beraber bulunsun” demiştir. Bir kerre de: ”Bütün müslümânlar, İmâm-ı A’zamın ev halkı, çoluk-çocuğu gibidir” buyurmuştur. Ya’nî, bir adam, çoluk-çocuğunun nafakasını kazandığı gibi, İmâm-ı A’zam da, insanların, işlerinde muhtâc oldukları din bilgilerini meydâna çıkarmayı kendi üzerine almış, herkesi güç bir şeyden kurtarmıştır.

Fıkıh ilmi, çok geniş olup başlıca dört büyük kısma ayrılır:

1. İbâdetler: Allah’ın hakları olup, namaz, oruç, zekât, hac ve cihâd olmak üzere beşe ayrılır. Bunlar bugünkü mânâda hukûkun konuları arasında değildir.

2. Münâkehât: İslâm âile hukûkunun bütün konularını bildirir. Evlenme, boşanma, nafaka gibi birçok dalları vardır.

3. Muâmelât: Mâli konuları düzenleyen, eşyâ hukûkunu (aynî hakları), borçlar hukûku ve ticâret hukûkunun konularını içine alır. Alışveriş, kirâ, şirketler, fâiz, mîras vs. gibi birçok bölümleri vardır.

4. Ukûbât: İslâm cezâ hukûkunu ve usûl hukûkunu düzenleyen kısımdır. Kur’ân-ı kerîm’de beş çeşit cezâ açıkça bildirilmiştir. Bunlar kısas, sirkat (hırsızlık), zinâ, kazif (zinâ iftirasında bulunmak) ve riddet (müslümanlıktan ayrılmak, mürted olmak) cezalarıdır.

Ukûbât; “Had”, “Kısas” ve “Ta’zir” olarak üçe ayrılır. Beş suça, had cezâsı tatbik olunur. Bunlar; zinâ, şarâp içmek(alkollü içkiyle sarhoş olmak), bir kimsenin (erkek veya kadın) nâmusuna iftirâda bulunmak, hırsızlık ve yol kesiciliktir. Kısas, yaralamak ve öldürmek suçlarında uygulanır. Ta’zir, hadden daha hafif cezâ ile cezalandırmaktır. Ta’zir cezâları, çok çeşitli olup, tenbih, ihtâr, tekdir, dövmek, hapsetmek ve öldürmeye kadar gider. Suça ve şahsa uygun olan verilir. Bunların suçluya takdiri hâkime âittir.

Fıkıh ilminin konuları, daha ziyâde, husûsî (özel) hukûkun konuları arasında yer alan hükümleri düzenlemektedir. Amme (Kamu) Hukûkunun düzenleyici kuralları, tamâmen İslâm devlet başkanının (halîfenin) tasarruflarına bırakılmıştır. Devlet başkanı, Kur’ân-ı kerîmin bildirdiği hükümlere bağlı kalarak adâleti sağlamak, ammenin (kamunun) ve fertlerin haklarını korumak üzere gerekli gördüğü her türlü icrâatta bulunmak yetkisine sâhiptir.

İslâm Kamu Hukûkunun hilâfet (devlet başkanlığı) ve bunun kamu görevlerinden olan cihâd (İslâmiyeti yaymak), adâleti gerçekleştirmek, zekât, cizye ve haracın tarh ve tahsili, cezâların tenfizi(infazı, uygulanması), siyer ve fıkıh kitaplarında geniş olarak açıklanmıştır. Onun için fıkıh ilminden müstağni kalmak mümkün değildir. Müctehid olmayan kişilere, fıkıh ilmini terk ettirip onları sadece Kur’an-ı kerime yönlendirmek, hiç hukuk tahsili olmayan kişilere, siz kanun, tüzük, yönetmelik ve diğer bütün hukuki metinleri bırakıp sadece anayasa okuyun demekten farksızdır.
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 29.03.2007, 11:16
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.390
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
Celâleddîn-i Rûmî hazretleri oğlu Sultan Veled’e şöyle nasîhat etmiştir:
“Ey oğlum! Sana vasiyet ediyorum ki: Her halde ilim, edep ve takvâ üzerine bulun. Her zaman geçmiş din büyüklerinin eserlerini inceleyerek, Ehl-i sünnet vel cemâat yolundan ayrılmamayı vazîfe edin. Fıkıh ve hadîs-i şerîf öğren, câhil sofulardan olma. Namazı her zaman cemâatle kıl. Şöhret isteme, zîrâ şöhret âfettir. Makâma bağlı olma. Çok söz söyleme. Az söyle ve halkın kötülük ve eğrilerinden arslandan kaçar gibi kaç, bir kenarda dur. Helal ye ve şüphelilerden kaçın. Dünyâ malına kapılma. Dünyâ arzusu dînin zâyi olmasına sebeb olur. Dışını süsleme. Zîrâ dışın süsü; için, kalbin, rûhun harâb olduğunu gösterir. Başkalarıyla mücâdele etme ve hiç kimseden bir şey isteme. Kimseye hizmet buyurma. Âlimlere, evliyâya, mal ve canla hizmet et. Din büyüklerinin hâllerini inkâr etme. Zîrâ inkâr edenler rahat ve kurtuluş yüzünü göremezler.”
Fıkhın ibâdât kısmını kısaca öğrenmek, her müslümâna farzdır. Münâkehât ve muâmelât kısımlarını öğrenmek, farz-ı kifâyedir. Yanî, başına gelenlerin öğrenmesi farz olur.
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 29.03.2007, 11:20
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.390
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
Eski Yunan felsefecilerinin ve bid’at ehlinin, mezhepsizlerin din kitaplarını okumak, evinde bulundurmak câiz değildir. Böyle kitaplar, insanın îtikadını, îmanını bozar. Din bilgilerini, îman bilgilerini “Ehl-i sünnet” âlimlerinin kitaplarından öğrenmeden evvel, fen bilgilerini, felsefe bilgilerini öğrenmek câiz değildir.
Her müslüman, çocuklarına, önce, Kur’an-ı kerim okumasını, namaz kılmasını, din ve islâm ahlâkını öğretmeli, ondan sonra okula gönderip, fen ve sanat ve sâir lüzûmlu, faydalı şeyleri öğretmelidir. Her çeşit faydasız oyun “Mâ-lâ-yâni” olur, ilim öğrenilmesine mani olur.
İlmi, Allah rızası için, islâm dînine ve müslümanlara hizmet için öğrenmelidir. Mal, mevkı’ kazanmak için, kibir ve şöhret için öğrenmemelidir. Hadîs-i şerîfde, “Dünyalık ele geçirmek için, ilim öğrenen, dünyada mal ve mevkı’ elde eder. Âhıretteki kazancı ancak Cehennem ateşi olur.” Böyle ilmin fâidesi yoktur. Böyle ilimden kaçmak lâzımdır. Yine hadîs-i şerîfte, “Yâ Rabbî! Beni fâidesiz ilimden koru!” buyuruldu.
İlmi, sâlih insanlardan öğrenmeli ve sâlih insanlara öğretmelidir. İlmi iyi insanlardan esirgememelidir. Sâlih insan, iyi insan demektir. Ehl-i sünnet îtikadında olan ve haram işlemekten sakınan müslümana “sâlih insan” denir. Ehl-i sünnet îtikatında olmıyan müslümanlara bid’at sahibi veya mezhepsiz denir. Ehl-i sünnet îtikadını ve haramları öğrenmek, binlerce İhlâs sûresi okumaktan daha sevaptır.
Fıkıh öğrenmek, hâfız olmaktan eftaldir. Hâfız olmak da, nâfile ibâdetten eftaldir. Vaaz verirken, Allahü teâlâ demelidir. Yalnız, Allah demek hürmetsizliktir. Haram işlenen yerlerde tesbîh, tahmîd ve Kur’an-ı kerim, hadis-i şerif ve fıkıh okumak günahtır. Oralarda mecburen bulunuyorsa tesbih ve dua okumak câiz olur.
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 29.03.2007, 11:27
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.390
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
Şam evliyasından “Muhammed Kudâm” hazretleri, bir gün birkaç sevdiğiyle sohbet ederken;
- Fıkıh ilmi çok kıymetlidir, buyurdu.
- Neden? dediler.
- Çünkü hadîs-i şerîfte bu ilim övülmüş ve “Allah bir kimse için hayır murad ederse, onu dinde fakih yapar” buyurulmuştur.
Ve ilave etti:
- Kelam âlimlerinden sapıtanlar çok olduğu halde, fıkıh âlimlerinden bozuk îtikatlı kimse çıkmamıştır.
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #7
Alt 02.04.2007, 19:26

 
Üyelik tarihi: 06.03.2007
Mesajlar: 207
Teşekkür etti: 1
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız alpakino
Mesajı göster
Celâleddîn-i Rûmî hazretleri oğlu Sultan Veled’e şöyle nasîhat etmiştir:
“Ey oğlum! Sana vasiyet ediyorum ki: Her halde ilim, edep ve takvâ üzerine bulun. Her zaman geçmiş din büyüklerinin eserlerini inceleyerek, Ehl-i sünnet vel cemâat yolundan ayrılmamayı vazîfe edin. Fıkıh ve hadîs-i şerîf öğren, câhil sofulardan olma. Namazı her zaman cemâatle kıl. Şöhret isteme, zîrâ şöhret âfettir. Makâma bağlı olma. Çok söz söyleme. Az söyle ve halkın kötülük ve eğrilerinden arslandan kaçar gibi kaç, bir kenarda dur. Helal ye ve şüphelilerden kaçın. Dünyâ malına kapılma. Dünyâ arzusu dînin zâyi olmasına sebeb olur. Dışını süsleme. Zîrâ dışın süsü; için, kalbin, rûhun harâb olduğunu gösterir. Başkalarıyla mücâdele etme ve hiç kimseden bir şey isteme. Kimseye hizmet buyurma. Âlimlere, evliyâya, mal ve canla hizmet et. Din büyüklerinin hâllerini inkâr etme. Zîrâ inkâr edenler rahat ve kurtuluş yüzünü göremezler.”
Fıkhın ibâdât kısmını kısaca öğrenmek, her müslümâna farzdır. Münâkehât ve muâmelât kısımlarını öğrenmek, farz-ı kifâyedir. Yanî, başına gelenlerin öğrenmesi farz olur.
Allah razı olsun
yakup isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #8
Alt 03.04.2007, 09:25
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.390
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız yakup
Mesajı göster
Allah razı olsun
amin.ecmain
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Özürlü Müslümanlar için Müjde elmnightmare Hadis Köşemiz 1 02.05.2008 22:46
AKPnin Müslümanlar için İslam Alemi için yaptığı Bir icraat gösterin.!! saadet_vakti Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 171 18.07.2007 11:02
Ilımlı Müslümanlar için Yol Haritası!.. gençüsküdar Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 3 14.04.2007 02:23
21.yy da müslümanlar için en büyük tehdit nedir? Lionheart Anketleriniz 5 05.03.2006 10:35
Müslümanlar için fikih ilminin lüzumu acohsny Dini Bilgi ve Eğitim 0 15.12.2005 22:56


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:49 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51