| Cahiliye devri Mekkesinde müminlerin işi zor, ama garip müminlerin işi daha zordur. Efendimiz Bilal’in başına bir şey gelmesini istemez, hicret etmesini işaret buyururlar. Medine eşrafından S’ad bin Haysume onu sultanlar gibi karşılar, döşekler serer, sofralar açar. Efendimiz Medine’yi şereflendirince Hazreti Bilal ile ensardan Ebu Ruveyha’yı kardeş yaparlar.
Bilal-i Habeşi, nasıl mutludur anlatılamaz. Kendini hem Mescidi Nebi’nin hademeliğine adar, hem de Efendimiz’in hizmetine koşar.
O yıllarda müminler vakit girince mescide koşar, işine dalanları “Es-salâtü camia” diye uyarırlar. Ama yine de cemaati kaçıran olur. Efendimiz vaktin girdiğini duyurmayı çok arzular. Sahabelerden boru çalalım, ateş yakalım diyenler olur ancak Resulullah diğerlerine benzemeyi hoş karşılamaz. O gece aralarında Hazreti Ömer’in de bulunduğu sahabeler rüyalarında ezan-ı şerif okunduğunu görür, gelip anlatırlar. Resulullah çok ferahlar, “o güzel sözleri Bilal’e öğretin, yükseğe çıkıp okusun” buyururlar.
İşte o günden itibaren “her mescidde ezan okumak” ve “ezanı yüksekte okumak” sünnet olur.
Ezan dalga dalga yayılır
Bilal-i Habeşi ezan-ı Muhammediye başladı mı Medine’de hayat durur. İslam düşmanları bile bu yanık sedâya kapılır, işlerini bırakırlar. Ezan bitince “niye karşı koyamıyorum” diye yakınır ama bir sonraki ezanda da aynı şeyi yaparlar. Şehrin Yahudileri kendilerince bir çare düşünür ve bir yolunu bulup Bilal’i borçlandırırlar. Anlaşmaya göre borç, süresinde ödenmezse Bilal köle olacaktır.
Olacak bu ya Hazret-i Bilal o parayla yaptığı işlerden zarar eder ve sermayeyi tüketir. İşin acı yanı mühlet de bitmektedir. Kölelik umurunda değildir ama adamların niyeti onu ezan okuma nimetinden mahrum etmektir. Boşa koyar dolduramaz doluya koyar aldıramaz. İşte uykuyu dağıttığı gecelerden birinde Efendimiz çağırırlar. Allahın resulü “Ya Bilal” buyururlar “Şimdi şehre giren kervanda üzerindeki yükleriyle birlikte bana hediye edilen üç deve var. Onları sana verdim, borcunu kapat!”
Evet, Müslümanlar saadet içindedirler, ancak müşrikler bu huzuru çekemez, yeri sarsan bir orduyla üzerlerine gelirler. Müminler onları Bedr kuyuları civarında karşılar. Hazret-i Bilal’in intikam almak gibi derdi yoktur ama eski sahibi (Ümeyye bin Halef) karşısına çıkar. Eh o da gerekeni yapar, azılı kafiri cehenneme yollar.
Efendimiz mükerrem Mekke’nin fethedildiği gün asalarıyla putları devirir, şirin şehri küfür pisliğinden temizlerler. Sonra Bilal-i Habeşi ile gözgöze gelirler. Müezzinlerin piri, Efendimizin emrini bakışından anlar ve nurlu Kâbe’nin üstüne çıkıp elini kulağına atar. Bülbülleri imrendiren bir sesle ezan okumaya başlar. Bu ses keremli şehrin semalarında dalga dalga yayılır, ufukları tutar. |