İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 04.04.2007, 15:13
Alp
 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.390
Teşekkür etti: 0
6 Teşekkür 6 Mesaja aldı
Exclamation Gavs ne anlama gelir ?

Evliyâ arasında kullara yardımla vazîfelendirilen velî zât.

Muhyiddîn-i Arabî'ye göre gavs, medâr kutbudur. İmâm-ı Rabbânî hazretlerine göre ise,

medâr kutbundan ayrı ve daha yüksek olup, ona yardım edicidir. Bu sebeble, medâr kutbu

birçok işlerinde ondan yardım bekler. Ebdâl makamlarına getirilecek evliyâyı seçmekte bunun

rolü vardır.

Gavs-ı A'zam:

Büyük gavs (yardımcı). Abdülkâdir Geylânî hazretlerinin lakabı.

Gavs-üs-Sakaleyn:

İnsanlara ve cinlere yardım eden büyük velî Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin lakabı.

Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri, tasavvufta Gavs derecesine ulaşmıştır. İnsanlara ve

cinlere yardım etmesi ve imdatlarına yetişmesi sebebiyle Gavs-üs-sakaleyn ve Gavs-ül-a'zam

lakablarıyla meşhûr olmuştur. (Şâh-ı Nakşibend)
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 04.04.2007, 17:52
 
Dervisan_Esma - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30.08.2006
Mesajlar: 1.052
Teşekkür etti: 49
50 Teşekkür 40 Mesaja aldı
Himmet Ya Gavs (ks) (Cezbe-Smile)
Dervisan_Esma isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 05.04.2007, 10:27
 
Üyelik tarihi: 06.03.2007
Mesajlar: 487
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Kutub: Bütün kemâliyeti şahsında toplamış, Gavsul-âzâm bir zattır. Her devirde bir tanedir.

Nücebâ: Hakk’tan gayrısına bakmayan, yaratıkların yüklerini taşıyıp sıkıntılarını gidermeye çalışan, ibadet ve tâata düşkün, cömert, sabırlı, hayâ sahibi, her şeylerini Hakk’a vermekten zevk duyan zatlardır.

Ebdâl: Kuruntu ve hayalden uzak, itidal ve istikamet üzere olan, az uyuyup erkenden ibadet için kalkan, kemâl ve fazilet ehli zatlardır.

Evtâd: Doğu, batı, kuzey, güney olmak üzere dünyanın dört köşesinde bulunan; ilâhi emirlere sıkı sıkıya bağlı, geceleri uyumayıp ibadetle geçiren zatlardır.

İmâmeyn: Kutbun sağında ve solunda olmak üzere iki kişi olan, haramın büyüğünden ve küçüğünden son derece sakınan; zühd ve takvâ, ihlâs ve hayâ sahibi zâtlardır.

Gavs: Kutb’u âzâmdır, mübarek bir kimsedir. Duâsı reddolunmayıp kabul olunan, mühim ve esrârlı işleri halleden ulu bir kişidir.

Ümenâ: İçlerindeki hayırları açıklamayan, şerleri de saklamayan, dünyayı ve dünyalığı sevmeyen zâtlardır.

Nükebâ: Nefislerinin derinliklerindekini açığa çıkaran büyük sır sahipleri olup, o sırları açığa vurmayan zâtlardır.

Meczûb: Allah katındaki yeri, memedeki bir sabinin Allah katındaki yeri gibi olan, iradeleri üzerlerinde olmayıp tamamen Allah-u Teâlâ’nın yed-i kudretinde bulunan, dostluk makamına sahip zâtlardır.
atalay442 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 05.04.2007, 10:32
 
Üyelik tarihi: 06.03.2007
Mesajlar: 487
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Yüzyirmidörtbin peygambere mukabil her asırda yüzyirmidörtbin veli bulunur.

Bu veliler dört kısımdır:

1- Kendisinin veli olduğunu bilir, halk da bilir.

2- Kendisi bilir, halk bilmez.

3- Halk bilir, kendisi bilmez.

4- Kendisi de bilmez, halk da bilmez.

Niçin kendisi bilmez? Çünkü o onu kendisine yakıştırmaz da onun için. Allah-u Teâlâ onu perdelemiş ve saklamıştır.

Bu velilerin hepsi vazifeli değildir, vazifeli olanların sayısı azdır.

Bunların en hayırlısı beşyüzdür. Bu beşyüzün içinden kırk kişi süzülür. Kırk kişinin içinden yedi kişi süzülür. Yedi kişinin içinden beş kişi süzülür. Beş kişinin içinden üç kişi süzülür. Üç kişinin içinden de bir kişi süzülür.

O bir kişi ahirete intikal ettiği zaman onun yerine üçten birisi seçilir ve böylece her boşalan yere bir sonraki mertebeden takviye edilir. Ve nihayet en son olarak vefat eden bir velinin yerine de avamdan bir kimse geçirilir ve bu yüzyirmidörtbin veli her zaman için mevcuttur. Artar eksilmezler.

Bunlar vazifelerine göre; “Kutup”, “Nücebâ”, “Ebdâl”, “Evtâd”, “İmâmeyn”, “Gavs”, “Ümena”, “Nükebâ”, “Meczûb”... gibi isimler alırlar.

Onların hayatları sırdır, Allah bilir, her yerde emniyettedirler.

Allah-u Teâlâ Hadis-i kudsî’de buyurur ki:

“Kubbelerimin altındaki velilerimi benden başka kimse bilemez.”

İsmi cismi bilinir, bilinmeyen rûhâniyeti ve nurâniyetidir.

“Seni hakiki mârifetinle lâyık bir mârifetle tanıyamadık ey Ma’ruf!”

O öyle bir Allah’tır ki, yalnız O kendi kendini bilir.



Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:

Müminler içinde öyle erler vardır ki, Allah’a vermiş oldukları ahde sadâkat gösterirler. Onlardan kimi bu uğurda canını fedâ etti, kimi de bu şerefi beklemektedir.” (Ahzab: 23)

Bunlar Allah’a gönülden bağlı olup, söz verenler ve hükmünü Hakk’tan bekleyenlerdir. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bu gibi kimseler hakkında bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmaktadır:

Allah’ın kullarından öylesi vardır ki, şöyle olacak diye yemin etse muhakkak Allah onun yeminini yerine getirir.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1186)

Allah-u Teâlâ’nın bu has kulları her zaman için mevcuttur. Kimisi canını bu uğurda fedâ ederek ebedî saâdete nâil olmuş; kimisi de ebedî saâdetin şerefine nâil olmak için canını ve malını hiçe saymış, rızâ-i Bârî için gayret sarfetmektedir.

Farz-ı muhal ki iki arkadaşın var. Birisi gayet sâdık bir dost, hiçbir zaman arkadaşlığından inhiraf etmiyor. Böyle arkadaşlara: “Ne kadar sâdık!” denir.

Bir arkadaş böyle olursa, ya bir kul mahlûk olduğu halde Hâlik’ine sadâkatini ibraz ederse durumu ne olur? Allah-u Teâlâ: “Bu benim sâdık kulumdur.” der, onun her işini halleder.

Sâlihlerin işlerini O görür.” (A’raf: 196)

Âyet-i kerime’si onlara mahsustur, artık onun işini O görür.



Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hârise -radiyallahu anh- Hazretlerine: “Senin imanının hakikatı nedir?” diye sorduğunda:“Gecemi uykusuz, gündüzümü susuz geçirdim, nefsimi dünyadan çektim.” diye cevap vermişti. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bundan sonra ona:

“Ârif oldun, bildin, devam et.” buyurdular.


Hazret-i Ömer -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde ise şöyle buyuruyorlar:

Herşeyin bir madeni vardır. Takvânın madeni de âriflerin kalpleridir.” (C. Sağîr: 7320)

Âlimin veliye ihtiyacı çoktur, velinin ise âlime ihtiyacı yoktur.

Nitekim Musa Aleyhisselâm’ın, Hızır Aleyhisselâm’ın ilmine ihtiyacı vardı. Çünkü onun ilmi “Ledûn ilmi” idi. Fakat Hızır Aleyhisselâm Musa Aleyhisselâm’a muhtaç değildi. Muhtaç olmadığı için gizli hakikatları ona açtı ve ayrıldı.

Âlim cahil insanları, veli ise âlimleri terbiye eder.

Veliyi terbiye eden de bizzat Allah-u Teâlâ’dır ve Resulullah Aleyhisselâm’dır.

Nitekim Âyet-i kerime’de:

Allah’tan korkar, takvâ sahibi olursanız mualliminiz Allah olur.” buyuruluyor. (Bakara: 282)

Muallimleri Allah-u Teâlâ olduğu için ilimleri kesbî değil vehbidir. Herhangi bir hocadan medreseden tahsil etmezler. O’nun akıtması, O’nun bildirmesi, O’nun göstermesi ile kâimdir.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurur:

Allah dilediğini yardımı ile destekler.” (Âl-i İmran: I3)

İşte bunlar Allah-u Teâlâ’nın tuttuğu, lütfu ile desteklediği kullarıdır.

Lütuf ancak Allah’ın elindedir. Onu ancak dilediği kimselere verir. Allah büyük lütuf sahibidir.” (Hadid: 29)

Böyle mümtaz kullarını dilediği kemâlâta nâil, ulvî makamlara vâsıl buyurabilir.

EVLİYÂULLAH’IN DERECELERİ Evliyâullah çeşitli isim ve meslekte tanınırlar. Bazı ulemâ bunları derecelerine göre tarif etmişlerdir:

Allah-u Teâlâ’nın mahlûkatı içinde bir kişisi vardır, kalbi İsrafil Aleyhisselâm’ın kalbi üzerindedir.

Mahlûkatı içinde üç kişisi vardır, kalpleri Mikâil Aleyhisselâm’ın kalbi üzerindedir.

Mahlûkatı içinde beş kişisi vardır, kalpleri Cebrâil Aleyhisselâm’ın kalbi üzerindedir.

Mahlûkatı içinde yedi kişisi vardır, kalpleri İbrahim Aleyhisselâm’ın kalbi üzerindedir.

Allah’ın mahlûkatı içinde kırk kişisi vardır, kalpleri Musa Aleyhisselâm’ın kalbi üzerindedir.

Allah-u Teâlâ’nın mahlûkatı içinde üçyüz kişisi vardır, kalpleri Âdem Aleyhisselâm’ın kalbi üzerindedir.

Nihayet Allah-u Teâlâ’nın beşyüz veli kulu vardır.

O bir öldüğü zaman üçten birini geçirir.

Üçten öldüğü zaman beşten yerine geçirir.

Beşten öldüğü zaman yediden yerine geçirir.

Yediden öldüğü zaman kırktan yerine geçirir.

Kırktan öldüğü zaman üçyüzden yerine geçirir.

Üçyüzden öldüğü zaman beşyüzden yerine geçirir.

Beşyüzden öldüğü zaman Allah-u Teâlâ dilediğini geçirir.

Her asırda yüzyirmidörtbin mevcut vardır.

Her türlü belâyı Allah-u Teâlâ onlar sebebiyle defeder.

Ebdâl dört şeyle ebdâldır; az konuşmak, az yemek, az uyumak, insanlardan ayrı kalmak.

Onlara ebdâl denmesinin sebebi, kayboldukları zaman yerlerine rûhanî bir sûret, bedel olarak bırakıldığı içindi
r.
atalay442 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 05.04.2007, 11:30
Arife Her Gün Kadir Gecesidir
 
elmnightmare - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 8.448
Teşekkür etti: 348
378 Teşekkür 202 Mesaja aldı
Atalay442 Kardeşim Allah razı olsun
“Müminler içinde öyle erler vardır ki, Allah’a vermiş oldukları ahde sadâkat gösterirler. Onlardan kimi bu uğurda canını fedâ etti, kimi de bu şerefi beklemektedir.” (Ahzab: 23)
__________________
elmnightmare isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 19.04.2007, 15:41
Alp
 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.390
Teşekkür etti: 0
6 Teşekkür 6 Mesaja aldı
Sultan III. Mustafa zamanındaki evliyanın büyüklerinden olan Abdülehad Nuri Efendi, Süleymâniye Câmiinde vâz ettiği bir gün, kürsüye bir kâğıt kondu. Vâzdan sonra, bu şekilde konan kâğıtları okurlardı. Kâğıdı okuyunca; "Sizin gavs olduğunuz söyleniyor. Gavs olan, Allahü teâlânın izni ile istediğini yaparmış. Eğer gavs iseniz, beni bu mecliste öldürün bakalım." yazıyordu. Abdülehad Efendi bu yazıyı okuyunca; "Taassub insanı nelere götürürmüş. Sübhânallah, biz âciz ve fakîr bir kuluz. Halk bizi gavs ve kutb bilir. Hak teâlâ onları tasdik eyleye. Kutb olanlar nefis ehli olanlar gibi, ben bunu yapamaz mıyım diye elinden geleni yapmaya kalkışmaz. Onlara sıkıntı ve cefâ verilse bile onlar affederler. Onun için yüksek mertebelere eriştiler. Fakat evliyâ, kınından çekilmiş bir kılıçtır. Bir kimse kendini kılıca vursa, kabahat kılıcın mıdır, yoksa kendini kılıca vuranın mı?" buyurduklarında, câminin içinde; "Aman, eyvah, eyvah." diye bir çığlık koptu. O kâğıdı yazan kişi o anda vefât etti.



alıntı- www.vehbitulek.com
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #7
Alt 19.04.2007, 16:43
 
Orduyevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.04.2007
Mesajlar: 141
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Her asırda 124.000 veli bulunacaktır, Hadis-i Şeriflerle de sabitti, bu zamanda irşad tek velinin elindedir diyenlere ne demeli?
Orduyevi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #8
Alt 19.04.2007, 18:48
 
Dervisan_Esma - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30.08.2006
Mesajlar: 1.052
Teşekkür etti: 49
50 Teşekkür 40 Mesaja aldı
hic bir sey orduyevi kardes.

Cahilin yaninda kitap gibi sesiz olmak gerekirmis , bunu Mevlana Celaldin Rumi hazretleri ne güzel de söylemis...
Dervisan_Esma isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #9
Alt 20.04.2007, 08:48
 
Üyelik tarihi: 06.03.2007
Mesajlar: 487
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Orduyevi
Mesajı göster
Her asırda 124.000 veli bulunacaktır, Hadis-i Şeriflerle de sabitti, bu zamanda irşad tek velinin elindedir diyenlere ne demeli?
124000 tane velinin irşad yaptığını sana kim söyledi

yazmışız

Bu veliler dört kısımdır:

1- Kendisinin veli olduğunu bilir, halk da bilir.

2- Kendisi bilir, halk bilmez.

3- Halk bilir, kendisi bilmez.

4- Kendisi de bilmez, halk da bilmez.

Niçin kendisi bilmez? Çünkü o onu kendisine yakıştırmaz da onun için. Allah-u Teâlâ onu perdelemiş ve saklamıştır.

Bu velilerin hepsi vazifeli değildir, vazifeli olanların sayısı azdır.

Ahir zamanda gelecek olan Hatemül Veli velayeti sonlandıran büyük veli demektir.

Dikkat edersen bunu biz değil 70 tane evliyanın ifşaatında bulursun.

Hz.Ali Efendimizin beyanını dikkatlice oku :

Hazret-i Ali -radiyallahu anh- Efendimiz insanların asırlardır hiç değişmeyen ve bugüne kadar devam edegelen hâl ve siretlerini üç sınıf halinde beyan etmiştir.
Buyururlar ki:
“Kalpler, kap durumundadır. Onların en hayırlısı, en anlayışlı olanlarıdır. İnsanlar üçe ayrılır:
Allah’ı bilen âlimler,
Kurtuluş yolunda ilim öğrenenler,
Basit, âdî kimseler ki; bunlar her çağıranın peşine takılır, her esen rüzgâra kapılırlar, ilmin nûru ile aydınlanmazlar ve sağlam bir dala da yapışmazlar...
Âlimler zaman devam ettiği müddetçe diri olarak yaşarlar... Ancak ilim, (âhir zamanda) onu taşıyanların ölmesiyle sönüp gidecektir. Bununla birlikte yeryüzü, ilâhî hükümleri ayakta tutan kimseden de hâlî kalmaz. Bu kimseler, ya halkın arasında bilinip tanınır, veyâ Allah-u Teâlâ’nın ilâhî delil ve hüccetlerini korumak için gizli kalırlar. Onların nerede bulunduğunu Allah bilir. Çünkü onların sayıları az, kıymetleri ise çok yüksektir. Zâtları gizli, fakat hâl ve hâtırâları gönüllerdedir. Allah-u Teâlâ hüküm ve hüccetlerini onlarla korur. Tâ ki onları, onlardan sonra gelenlere emânet etsin ve kendileri gibi olanların kalplerine nakşetsin. Bu şekilde ilim, onların içlerine tam mânâsıyla sirâyet eder.
Neticede yakîne kadar ulaşırlar. Öyle bir hâle gelirler ki, mülâyim kimselerin sert gördükleri dahi onlar için yumuşak olur. Gâfillerin ürktüğü şeylerle onlar ünsiyet ederler. Bedenleriyle dünyâda bulunurken, ruhlarıyla âlî makamlarda seyrederler. İşte bunlar Allah-u Teâlâ’nın kulları içinden seçtiği dostları, yeryüzünde dinine dâvet ve irşad için vazifelendirdiği kullarıdır.”
(Ebû Tâlib el-Mekkî, “Kûtu’l-Kulûb”, c.1, s.134’den naklen.)

Demekki ahirzamanda o ilimi taşıyanların ölmesiyle sona erecektir. Ki olduğu gibi zuhur etmiştir. Yoksa 124000 veli olduğunu bilmiyormuydu Hz.Ali. Yani ortalık kapkara cahil bir zümreye kalacağına dair hadisi şerif ise

Allah-u Teâlâ ilmi size ihsan buyurduktan sonra (hafızanızdan) zorla çekip almaz. Lâkin âlimleri, ilimleri ile beraber cemiyet içinden alır, ruhlarını kabzeder. Artık kara cahil bir zümre kalır. Halk bunlardan dini ihtiyaçlarını sorarlar, onlar da (Âyet, Hadis gözetmeden) kendi düşünce ve arzularına göre fetvâ verip, hem kendileri saparlar hem de başkalarını saptırırlar.” (Buharî. Tecrid-i sarih: 2174)

demekki fitne fesad asıl bunların içinden çıkacak.

Nitekim Ahmed Yesevi ks hz ise bu kapkara cahil zümrenin kimler olduğunu Ümmeti Muhammede


Bizden sonra âhir zaman yakın olduğunda öyle şeyhler ortaya çıkacak ki; İblis aleyhillâne onlardan ders alacak ve bütün halk onlara dost olacak ve fakat müridlerini idare edemeyecekler.
O şeyhler ki müridlerinden açgözlülükle birşeyler dilerler ve canlarını küfür ve dalâletten ayırmazlar ve bid’at ehlini iyi görürler ve ehl-i sünneti kötü görürler ve şeriat ilmi ile amel etmezler ve nâmahremlere bakarlar ve kötülüğü âdet edip Allah-u Teâlâ’nın rahmetinden ümitli olurlar ve şeyhlik işlerini değersiz görürler. Onların müridleri de dinden çıkmış olur, kendileri de dinden çıkmış olur.
Ve yine değersiz bir şekilde ve inleyerek müridlerinin kapısında dolaşırlar, o halde müridlerinden yardım alırlar. Eğer müridleri bağış ve yardımda bulunmasa, döğüşürler ve ‘Benim küskünlüğüm Allah’ın küskünlüğüdür.’ derler.
Şeyh odur ki, yardım alsa ihtiyacı olanlara verir. Eğer alıp kendisi yese murdar et yemiş gibi olur. Eğer elbise yapıp giyse o elbise eskiyinceye kadar Hakk Teâlâ onun namaz ve orucunu kabul etmez.
Ve eğer aldığı yardımdan ekmek yapıp yese, Hakk Teâlâ onu cehennemde türlü azaba uğratır.
Ve eğer öyle şeyhe bir kişi itikat etse kâfir olur. Öyle şeyhler mel’undurlar. Onların fitnesi Deccal’den beterdir. Şeriatte, tarikatte, hakikatte, marifette mürteddirler.”

“Mir‘atül-Kulûb” adlı eserinde ise şöyle buyuruyor:

Âhir zamanda bizden sonra öyle şeyhler zuhur edecek ki, Şeytan aleyhillâne onlardan ders alacak ve onlar şeytanın işini yapacaklar. Halka dost olup halk ne isterse onu yapacaklar. Müridlerine yol gösterip onları maksada ulaştırmayacaklar. Dış görünüşlerini süsleyip müridden çok hırs sahibi olacaklar ve içleri (bâtınları) harap olacak. Küfür ile imanı farklı görmeyecekler. Âlimleri sevmeyecek ve onlara iltifat etmeyecekler. Ehl-i sünnet ve cemaatı düşman görüp ehl-i bid’at ve dalâleti sevecekler. Kötülüklerini öne çıkarıp Hakk Teâlâ’dan iyilik umacak ve şeyhlik iddiasında bulunacaklar.”

Ahmed Yesevinin Onların Fitnesi Deccalden de beterdir buyurduğu sözün hadisi şerifi ise

Sizin için deccalden daha çok deccal olmayanlardan korkarım.”
Onlar kimlerdir?”
Saptırıcı imamlardır.” (Ahmed bin Hanbel)

işte herşey ortada.

Biz size diyoruzki önce düşünün yolunuzun sağlam olduğuna dair çok sağlam deliller olması gerekmektedir. Çünkü iman senin. Gittiğin yol eğri ise kurtar kendini yok ben yolumdan memnunum diyorsan senin bileceğin iş.

bizden duyurması duymadık dememeniz için.



atalay442 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #10
Alt 20.04.2007, 15:53
 
Orduyevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.04.2007
Mesajlar: 141
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız atalay
Ahir zamanda gelecek olan Hatemül Veli velayeti sonlandıran büyük veli demektir.

Dikkat edersen bunu biz değil 70 tane evliyanın ifşaatında bulursun.
Bir defa bak, yetmişi birden bunu söylemiyor. Velayet'in son bulacağını söylemiyor. Bunu söyleyen kaç tane var? Sizin zaten maalesef yanıldığınız nokta bu. Velayet-i Muhammediyye üzerinden velayete ermiş bir zat'ın olması demek diğer velilerin olmaması yada son bulacağı anlamına gelmez. Veliliğin son bulacağını kaç tanesi işaret ediyor?

İbn-i Arabi'den ilgili bölümü naklet ben göstereceğim sana. Pasta o kadar meraklısın... İbn-i Arabi'nin hatemlerle ilgili beyanatlarını ve Gavsı Geylani'nin mektubunu naklet, kinde kabilesinden çıkacak topal kimseyle ilgili Hadisi naklet. Birlikte bunların tümünü tek tek ele alıp konuşacağız seninle...

Arkadaşım Hatem ifadesinin her kullanıldığı yerde son bulma anlamı doğrultusunda neden yaklaşıyorsunuz? Önce bi ''Hatem'' ifadesinin ne olduğunu öğrenin ondan sonra... Tasavvufta kemale erenlerin velayetini sen bi yaz bakalım nasıl açıklıyorsunuz bunları... Tasavvufta herkes meşrep meşreptir. Kimisi Hazreti Musa'nın velayeti, kalbi üzerinden Rasulullah'a (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) erişir, kimisi Hazreti İbrahim, kimisi Hazreti İsa... Hatem-ul Veli, ifşaatlara göre, direkt Rasulullah Efendimiz'in kalbi üzerinden velayete erecek kişidir tamam buna itiraz ediyor muyuz? Kardeşim bu zamana kadar gelen velilerin büyük kısmı zaten diğer peygamberlerin kalbi, velayeti üzerinden Efendimize'e eriştirler. (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) Ortada velilik makamının son bulması diye bir kesinlik yok. Yetmiş ifşaat diyorsun bunların onda birinde ancak Hatem ifadesi geçiyordur, ve Hakim et-Tirmizi'den evvel kimse bunu söylemiş değil...

Muhyiddin-i Arabi Hazretleri'nin bahsettiği diğer hatemleri de yazın...

Hemi Hakim et-Tirmizi'nin eserini şerh eden ve ondan nakilley yapan veliler var diyor, ifşaatlarını veriyorsunuz (sözde) ekleyin kardeşim ibn-i Arabi'nin saydığı hatemleri...
Orduyevi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #11
Alt 20.04.2007, 18:14
 
Üyelik tarihi: 06.03.2007
Mesajlar: 487
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Orduyevi
Mesajı göster
Bir defa bak, yetmişi birden bunu söylemiyor. Velayet'in son bulacağını söylemiyor. Bunu söyleyen kaç tane var? Sizin zaten maalesef yanıldığınız nokta bu. Velayet-i Muhammediyye üzerinden velayete ermiş bir zat'ın olması demek diğer velilerin olmaması yada son bulacağı anlamına gelmez. Veliliğin son bulacağını kaç tanesi işaret ediyor?

İbn-i Arabi'den ilgili bölümü naklet ben göstereceğim sana. Pasta o kadar meraklısın... İbn-i Arabi'nin hatemlerle ilgili beyanatlarını ve Gavsı Geylani'nin mektubunu naklet, kinde kabilesinden çıkacak topal kimseyle ilgili Hadisi naklet. Birlikte bunların tümünü tek tek ele alıp konuşacağız seninle...

Arkadaşım Hatem ifadesinin her kullanıldığı yerde son bulma anlamı doğrultusunda neden yaklaşıyorsunuz? Önce bi ''Hatem'' ifadesinin ne olduğunu öğrenin ondan sonra... Tasavvufta kemale erenlerin velayetini sen bi yaz bakalım nasıl açıklıyorsunuz bunları... Tasavvufta herkes meşrep meşreptir. Kimisi Hazreti Musa'nın velayeti, kalbi üzerinden Rasulullah'a (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) erişir, kimisi Hazreti İbrahim, kimisi Hazreti İsa... Hatem-ul Veli, ifşaatlara göre, direkt Rasulullah Efendimiz'in kalbi üzerinden velayete erecek kişidir tamam buna itiraz ediyor muyuz? Kardeşim bu zamana kadar gelen velilerin büyük kısmı zaten diğer peygamberlerin kalbi, velayeti üzerinden Efendimize'e eriştirler. (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) Ortada velilik makamının son bulması diye bir kesinlik yok. Yetmiş ifşaat diyorsun bunların onda birinde ancak Hatem ifadesi geçiyordur, ve Hakim et-Tirmizi'den evvel kimse bunu söylemiş değil...

Muhyiddin-i Arabi Hazretleri'nin bahsettiği diğer hatemleri de yazın...

Hemi Hakim et-Tirmizi'nin eserini şerh eden ve ondan nakilley yapan veliler var diyor, ifşaatlarını veriyorsunuz (sözde) ekleyin kardeşim ibn-i Arabi'nin saydığı hatemleri...
bilmeyen bir adamla uğraşıyorum la havle vela kuvvete.
atalay442 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #12
Alt 20.04.2007, 19:51
Arife Her Gün Kadir Gecesidir
 
elmnightmare - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 8.448
Teşekkür etti: 348
378 Teşekkür 202 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Orduyevi
Mesajı göster
Bir defa bak, yetmişi birden bunu söylemiyor. Velayet'in son bulacağını söylemiyor. Bunu söyleyen kaç tane var? Sizin zaten maalesef yanıldığınız nokta bu. Velayet-i Muhammediyye üzerinden velayete ermiş bir zat'ın olması demek diğer velilerin olmaması yada son bulacağı anlamına gelmez. Veliliğin son bulacağını kaç tanesi işaret ediyor?

İbn-i Arabi'den ilgili bölümü naklet ben göstereceğim sana. Pasta o kadar meraklısın... İbn-i Arabi'nin hatemlerle ilgili beyanatlarını ve Gavsı Geylani'nin mektubunu naklet, kinde kabilesinden çıkacak topal kimseyle ilgili Hadisi naklet. Birlikte bunların tümünü tek tek ele alıp konuşacağız seninle...

Arkadaşım Hatem ifadesinin her kullanıldığı yerde son bulma anlamı doğrultusunda neden yaklaşıyorsunuz? Önce bi ''Hatem'' ifadesinin ne olduğunu öğrenin ondan sonra... Tasavvufta kemale erenlerin velayetini sen bi yaz bakalım nasıl açıklıyorsunuz bunları... Tasavvufta herkes meşrep meşreptir. Kimisi Hazreti Musa'nın velayeti, kalbi üzerinden Rasulullah'a (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) erişir, kimisi Hazreti İbrahim, kimisi Hazreti İsa... Hatem-ul Veli, ifşaatlara göre, direkt Rasulullah Efendimiz'in kalbi üzerinden velayete erecek kişidir tamam buna itiraz ediyor muyuz? Kardeşim bu zamana kadar gelen velilerin büyük kısmı zaten diğer peygamberlerin kalbi, velayeti üzerinden Efendimize'e eriştirler. (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) Ortada velilik makamının son bulması diye bir kesinlik yok. Yetmiş ifşaat diyorsun bunların onda birinde ancak Hatem ifadesi geçiyordur, ve Hakim et-Tirmizi'den evvel kimse bunu söylemiş değil...

Muhyiddin-i Arabi Hazretleri'nin bahsettiği diğer hatemleri de yazın...

Hemi Hakim et-Tirmizi'nin eserini şerh eden ve ondan nakilley yapan veliler var diyor, ifşaatlarını veriyorsunuz (sözde) ekleyin kardeşim ibn-i Arabi'nin saydığı hatemleri...
HAtemen nübüvve
Hatemül velaye
hatemül hilafet
HZ İSa(a.s)

Hatemennübüvve ile peygamberlik bitmiştir.
Hatemülvelaye ile kutbul irşad veli nihayete erecektir.Bu şu anlama geliyor.İrşad makamında ki veli gelmeyecek.Yoksa veli gelecek ama kendi çapında.İrşad makamında veli gelmeyecek.Burası karıştırılmasın.
Hatemül hilafet Hz Mehdi ile sona erecektir.
Hz İSa'nın nuzulünden sonra da kıyamet kopacaktır.
Şimdi Atalay kardeş hiç veli gelmeyecek demedi.İrşad makamından sorumlu vekli gelmeyecek dedi.
Önyargı ile baktığın için öyle algılıyorsun.
Hiç bir velinin beyanlarının çarpıtıldığı yoktur.Takmışsın Abdulkadiri Geylaninin mektubunun nasıl çarpıtıldığı lafına.Neresini çarpıtmışız anlayamadık.abdulkadiri geylani orada irşad makamından sorumlu velinin özelliklerini sayıyor.O mektupda oraya o şekilde alındı.
Muhyiddin-i Arabi hatemleri saymış demişsin ne hatemi saymış onu da bilemedik sen öğret bakalım.
Gelelim hadis meselesine mürsel hadis nedir biliyor musun?
O hadisin ravilerinden birinin 100 yıldan fazla yaşadığını biliyor musun?
Velilerin hepsi ittifakla hatemül velayenin ahirzamanda gelecek bir velinin olduğunu ittifakla kabul etmişlerdir.
Muhyiddini Arabi beyanlarında Türke indirileceğinden tutta arapça bilmediğinden ama arap soyundan geleceğini beyan etmiştir.
Bu beyanların hangi biri çarpıtılmıştır?
Şimdi sana buraya Cevahirullah 1-2 kopyalamamı isteme.
O kitapları oku.Okumadığın sürece burda boş laf etmekten başka bir şey yapmış olmayız.
Ömer Öngüt hatemül evliyadır.Seni inandırmak zorunda değiliz.İster inanırsın, ister inanmazsın.Çünkü ona inanan kişinin az buğzedenin ise çok olacağı yine veliler tarafından bildirildi.
Gelelim tekfir meselesine.Sen bizi tekfir etmeye çok meraklı görüyorsun.Sanki biz keyfimizden tekfir ediyoruz.Tekfir ettiğimiz cemaatler bellidir.Onlar hakkında kitap yazılmıştır.Menzil gurubunu tekfir etmedik.Sadece yavaş yavaş dünyaya meylettiklerini anlatıyoruz.
Tekfir konusunda sana bir cümle
"“Yahudi ve hıristiyanları kınayan ve azarlayan âyetler ya Muhammed A.S döneminde yaşayan ya da kendi peygamberleri döneminde yaşayan bazı yahudi ve hıristiyanlar hakkındadır.”
Cümlesini söyleyen bir kimsenin hükmü nedir?
__________________
elmnightmare isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #13
Alt 20.04.2007, 20:35
 
Orduyevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.04.2007
Mesajlar: 141
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Gavs-ı Geylani'nin mektubunun tamamını verin.

Kutb-ul İrşad'ın olduğu dönemde İrşad eden veliler ondan alıp müridlerine verirler. Bizim karşı çıktığımız nokta, bu zamanda Kutb-ul İrşad var ise, bu demek değil ki şeyhlerin hepsi sahtekardır... Biz bu noktada sizlerle anlaşamıyoruz.

Hatta ben ifadelerimde Miftah-ul Kulub'de geçen ifadeye istinaden dedim ki, her zamanda bir kaç Kâmil Mürşid bulunur fakat mürşid çoktur, postnişin çoktur (Şeyh) bunlar manevi neseb yani silsileden gelen nispetle irşad ederler dedim...

Tasavvufta her farz-ı ayn'dır demişlerdir âlimler, makamını daha büyük mütalaa ettiğin bir mürşide bağlanman senin terbiyen açısından daha evladır demişlerdir. Farz-ı Ayn olduğu hususunda ittifak yoktur... Hatta Meşayıh'tan bâzıları, bir mürşidin makamının, kendi mürşidinin makamından büyük olduğunu anlayıp da yine kendi mürşidinin hizmetine devam eden kimselerin manevi terbiyesini daha kolay tamamlayacağını ifade etmişlerdir.

Bu bilgiler doğrultusunda baktığınız zaman, sizler Şeyhlere laf edemezsiniz. Hate-ul Veli'ye intisap eden kurtuldu, diğerlerinin işi bitti diyemezsiniz. Bunun yanında, ahir zamanda sahte şeyhler pek fazla türeyecek diye, her önünze gelen şeyh hakkında ileri geri konuşamazsınız.

Sizlerle ayrıldığımız nokta bu. Mürşidinizi Medar Kutbu, İrşad Kutbu, Hatem ne olarak görürseniz görün bu kimseyi ilgilendirmez fakat başkalarına müdahil olmayın...
Orduyevi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #14
Alt 20.04.2007, 20:35
 
Üyelik tarihi: 06.03.2007
Mesajlar: 487
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Kardeş Allah razı olsun. irşad yapacak veliden bahsediyoruz adam hep ayrı telden çalıyor.

yahu Hz.Alinin Peygamber Efendimizin dilinden belirttiği iki hadisi o kadar açıkki evliyatullaha bile laf bırakmıyor.

Biz diyoruz ki Hatemül velayeden başka irşad yapacak yoktur. evliyayı gösterdik. hata yapmış imasında laflar etmeye başladı. Biri evliyatullahın hakimi diğeri kendisinin daha ne olduğunu bilmiyor. Daha sonra keşif meşif lafları etti 70 evliyatullahın beyanları var dedik sonuç malum.

Şu soruları sordum cevapta alamadım.

1-Alim kimdir.
2-şeyh kimdir. bu makamı nerede ve ne zaman alır.

adam icazet almakla şeyh olunacağını zannediyor. Abdülkadir geylani ks hz daha doğduğunda onun evliya olduğunu anladılar. Ama icazet 20-30 sene sonra aldı.Şimdi almadan önce evliya değilmiydi. Bunlar Allahın kendisi için yarattığı kullardan daha haberleri yok. isterse icazet almasınlar Allahu Teala sevip seçmişse kendine kim ne diyebilir kim itiraz edebilir.

Efendi Hz kafayı takmışlar. Mubareğin okuma yazması dışında hiçbiryerden ilim tahsil etmediği halde nasıl olduda 1997 yılında Hz.Muhammedi anlatan dünya birincisi ödülünü aldı birileri açıklasa bari. Şu anda bu kitap Pakistanda temel ders kitabı olarak okutulmaktadır.
atalay442 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #15
Alt 20.04.2007, 20:44
 
Üyelik tarihi: 06.03.2007
Mesajlar: 487
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
bakalım bunuda inkar edecekler mi

Sultan Bahaeddin Veled -kuddise sırruh- Hazretleri’nin;

"Onun tevâzusu bütün peygamberlerden fazla olduğundan, yerinde olarak ona ‘Hâtemü’l-evliyâ’ denilir... Bu yüzdendir ki Musâ Aleyhisselâm; ‘Yâ Rabb’i! Beni Muhammed’in ümmetinden kıl’ buyurmuştur." ("Ma‘ârif", s. 143)


Ulü’l-Azm Peygamberlerin

"Hâtemü’l-Velâye" Mertebesi’nde

Gördükleri Kimsenin Durumu:

"Tezkiretü’l-Evliyâ"da nakledildiğine göre; Bâyezîd-i Bestâmî -kuddise sırruh- Hazretleri yalnız velîlerin değil, peygamberlerin bile gıpta ettiği bir mertebe olan "Hâtemü’l-velâye" mertebesine vâris olan zâtın, ayakları yerin dibinde olduğu hâlde başı "A‘lâ-yı İlliyyîn"i aşan bir kimse olduğuna işaret etmiş; bâzı "Ulü’l-azm" peygamberlerin ise bu iki mesâfe arasında kalmaları nedeniyle, kendilerini ümmet-i Muhammed’e dahil edip bu makama eriştirmesi için Allah-u Teâlâ’ya duâda bulunduklarını haber vermiştir:

"Ibrâhim, Mûsâ ve İsâ -aleyhimüsselâm-ın:

‘Allah’ım! Bizi Muhammed’in ümmetinden kıl!’ dedikleri rivâyet edilir.

Sen zannediyor musun ki, onlar azıcık bir riyâset elde etmek uğrunda Hakk’ın huzûrunda rüsvay olmayı arzu ettiler? Hâşâ ve kellâ!.. Bilâkis onlar bu ümmet içinde öyle şahsiyetler görmüşlerdir ki, bunların ayakları yerin dibinde olduğu hâlde başları A‘lâ-yı İlliyyîn’i aşmış ve onlar da bu arada kaybolup gitmişlerdir." (Ferîdüddîn Attâr, "Tezkiretü’l-Evliyâ", s. 226)



Hazret’in hususiyetle İbrahim, Musâ ve İsâ Aleyhisselâm gibi "Ulü’l-azm" peygamberleri zikretmesi, "Hâtemü’l-evliyâ" olan zâta ihsan buyurulan makamın büyüklüğünü ve erişilmezliğini gözler önüne serdiği gibi; diğer peygamberlerin de bu has mertebeyi Allah-u Teâlâ’dan niyâz ettiklerini göstermektedir. Zîrâ ulü’l-azm peygamberlerin durumu böyle olursa, onlardan aşağıda bulunan diğer peygamberlerin durumu acaba nedir?

Bâyezîd-i Bestâmî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin bu sözü, İmâm-ı Rabbânî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin "İrşad kutbu" olan Hâtemü’l-evliyâ hakkındaki; "Onun nûru yerin dibinden arşa kadar uzanır!" şeklindeki beyânının(1) ve Abdülkâdir-i Geylânî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin; "Selvi dalları gibi yücelere çıkar, Arş onu kucaklar; kökü zemin derinliğinde saklıdır." ifşaatının(2) bir nevî şerhi ve izâhı mâhiyetindedir.

(1) "Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî", 260. Mektup.

(2) "Fethu’r-Rabbânî", 5. Meclis.



Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri "Ankâ'-i Mugrib fî Ma'rifeti Hatmü'l-Evliyâ" adlı eserinde; Hâtemü'l-evliyâ'nın Hazret-i Mehdî ya da İsâ Aleyhisselâm olduğunu zannedenlerin, veya bu iki zâttan başka Hâtemü'l-evliyâ bulunmadığını iddiâ edenlerin, bu taassuba nefislerinin hastalıkları nedeniyle saplandıklarına dikkati çekerek; bu hususta avâm kimselerin boş iddiâlarına değil, ancak keskin görüş ve basîret ehli velîlerin sözlerine itibâr etmek gerektiğini haber vermiştir:

"Bil ki Allah-u Teâlâ, kendisine tâbi olunan en büyük imamı; velâyet bayrağının ve mühürünün taşıyıcısı, cemaatin ve hikmet ehlinin öncüsü olan bu kerem sahibi 'Hatm'i zikretmiş; Azîz Kitab'ının pek çok yerinde ondan haber vererek, bir ayırım ortaya koymak için, onun mertebesiyle ilgili olarak tembihte bulunmuştur.

İmam Mehdî, kendisine tâbî olunan bir imam olduğu vakit, Peygamber Aleyhisselâm'ın ehl-i beyt'ine mensup olacaktır. İşi duyanlar kimi zaman (onu), onun sıfatı üzere bir şahsa benzetirler ve ondan dolayı onun kim olduğunu karıştırırlar.

'İsâ Aleyhisselâm'a gelince; onun alâmetleri husûsunda ise herhangi bir ortaklık ortaya konulmaz. Zîrâ onun bir peygamber olduğunda hiçbir şüphe ve karışıklık yoktur.

'Hatm' ve 'Mehdî' ortaya konulduğu vakit, kimi zaman her iki velînin ikisinin birden karıştırıldığı vâki' olur ve nefsin hastalıkları nedeniyle bir taassup husûle gelir. Zira bu büyük işle ilgili olan şeyleri haber verebilmek, ancak keskin görüş ve basîret ehli olan için geçerlidir. Avâm'a gelince; onların sözü bizimkiyle bir değildir. Dolayısıyla onların parçaları birleştirip genişletmeleri mümkün de değildir." ("Ankâ'-i Mugrib fî Ma'rifeti Hatmü'l-Evliyâ' ve Şemsü'l-Mağrib", s. 72 bas.: Mısır, 1954)

kalbin hasta olduğunu söylüyor. banada laf düşmez
atalay442 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla