İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 28.04.2007, 01:11

 
Tevhid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 13.11.2006
Yaş: 32
Mesajlar: 428
Teşekkür etti: 1
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Hükmün Ancak Allah'a Ait Oluşu

Bütün usul kitapları, hakimiyet noktasında hüküm verme yetkisinin sadece Allah'a ait olduğunu belirterek başlarlar. Peygamber efendimiz (sav) ise kendisine Allah'ın indirdiği vahiy ile hüküm verirdi. Bu vahyin metluv olması veya gayrı metluv olması arasında fark yoktur.(Metluv vahiy Kur'an-ı Kerimdir.Gayri metluv vahiy ise peygamberimizin hadisleridir)

Ümmet tarafından vekil olarak seçilen İslam şeriatındaki halife ise, ilahi şeriatı uygulamaya koyar. Bu şeriata muhalif herhangi bir maddeyi çıkartıp yürürlüğe koyması onun ebediyen hakkı değildir, İlahi naslar üzerinde inceleme yapan müctehid alimler ise, müslümanların günlük hayatta karşılaştıkları meselelerde, rabbani hükmün bilinmesi için çaba sarf ederler.

Allahu Teala'nın hakim sıfatı O'nun isimlerinden bir isim ve O'nun özelliklerinden bir özelliktir. O halde kim kendi nevasına göre yasama veya kanun koyma yetkisine sahip olduğunu iddia ederse, ancak uluhiyyet (ilahlık) iddiasında bulunmuş olur. Her ne kadar söylemlerinde ilahlık iddiasında bulunmasa bile fiili olarak ilahlık yetkisine yeltenmiş olur. Bilinmelidir ki; hakimiyet yetkisini kendi üzerinde görerek ilahlık iddiasında bulunan, ister halktan bir tabaka, ister halkın hepsi, ister bir parti veya partiyi organize eden bir gurup, isterse de bir kurul veya tek bir fert olsun sonuç değişmez. Bu iddia Allah'ın kanun koyma yetkisine yeltenmektir ve şirktir. Sahibini dinden çıkarır, (tağut hükmüne sokar). Tağut ister Arap olsun, ister Amerikan olsun, ister Afgan olsun, ister Rus olsun, (ister Türk olsun) tağuttur, değişmez. Çünkü küfür tek millettir. Allah'ın indirdikleri hükümler dışında hüküm koyanlar, namaz da kılsalar, oruç ta tutsalar, dini ibadetlerini yerine de getirseler kafirdirler. Irzlar, kanlar, mallar hakkında ortaya atılan hüküm küfür ve iman açısından hakimin kimliğini belirlemektedir.

"Yoksa onların, Allah'ın dinde izin vermediği şeyleri kendilerine meşru kılacak ortakları mı var?" (Şura Suresi: 42/21)
"Üzerlerine Allah'ın ismi anılmamış olanlardan yemeyin, çünkü o kesinlikle Allah'ın emrinden çıkmaktır. Bununla birlikte şeytanlar kendi dostlarına sizinle tartışmaları için mutlaka telkinde bulunacaklardır. Eğer onlara itaat edecek olursanız şüphesiz siz de müşriklerden olursunuz." (Enam Suresi: 6/121)

Beşeri sistemlere itaat etmek, kalbin rızası ile birlikte olursa şirktir.( Kalbin rızasının kalkması ise ancak ikrah ile mümkündür, (y.y) Sahibini İslam milletinden çıkarır. Kanun çıkarmanın kaynağı Allah'ın kitabıdır. Sonra Resulullah'ın (sav) sünneti, sonra icma, sonra da kıyastır, İslam tarihi boyunca bu kaynaklar üzerinde alimler ittifak etmişlerdir. Allah'ın şeriatından hariç kanun yapan kafir olur. Müslüman imamların ittifakı ile dinden çıkar. Kanun koyma hakkı tağutlara verilirse onlar milleti katlederler, haksız yere ümmetin mallarını yerler ve tüm pislikleri yaparlar. Çünkü kanun onları korur ve onlar kanun adıyla konuşurlar. Bundan dolayı bazı beşeri anayasalarda "memleketimizde filan birisi hakimdir, kanunların üstündedir." (kanunlar onu yargılayamaz) diye beyan edilir. (Günümüzde milletvekillerinin dokunulmaz, oldukları gibi.)

Allahü Teala kendi muhkem kitabında buyuruyor ki:

"Yok yok! Rabbine yemin ederim ki onlar aralarında çıkan çapraşık meselelerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükümden nefislerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyet ile teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar."(Nisa Suresi: 5/65)

"Allah'u Teala kendi şerefli mukaddes zatına yeminle ifade buyuruyor ki bütün işlerde Allah Resulü'nü hakem tayin etmedikçe hiç bir kimse gerçekten iman etmiş olmaz." (y.y- İbn-i Kesir Tefsiri. 4/1751)

Hakim, Müstedrek'te bu ayetin sebebi nüzulünü şöyle rivayet etmektedir:

"Bir konu hakkında münafık ile yahudi ihtilafa düşmüşlerdi. Konuyu Allah Resulüne götürürler. Allah Resulü yahudinin lehine hükmeder. Yahudi bu hükme razı olur fakat münafık ise bu hükmü kabul etmez. Münafık ihtilafın çözümü için "Ebu Bekir'e müracaat edelim" der. Hz.Ebu Bekir'e giderler ve durumu anlatırlar. Hz Ebu Bekir'de Allah Rasulü gibi hüküm verir. Münafık Hz. Ebu Bekir'in hükmünü de kabul etmez, Hz Ömer'e durumu arz etmeyi ister ve Hz. Ömer'e giderler. Yahudi münafığı Hz. Ömer'e şikayet edip der ki: "Biz Muhammed'e gittik benim lehimde hüküm verdi . Bu adam da kabul etmedi. Sonra Ebu Bekir'e gittik o da benim lehimde hüküm verdi. Bu adam yine kabul etmedi. Ve sana geldik." Hz Ömer bunu işitir işitmez içeri girip kılıcını alır ve münafığın kellesini uçurup şöyle buyurur: "Allah Resulünün hükmüne razı olmayanın hükmü budur. Allah Rasulü o münafığın kanını heder sayar. Çünkü Allah resulünün hükmüne razı olmayan müslüman değildir ve kanı hederdir."
Yukarıda zikrettiğimiz ayetin (Nisa:65) bahsettiği konu (hakimiyet yetkisinin kayıtsız şartsız Allah'a ait oluşu), içinde yaşadığımız şu zamanın en önemli konularındandır. Aynı zamanda hakimiyet yetkisinin sadece Allah'a ait oluşu La ilahe illallah mefhumu ile ilgili olup, direk akideyi ilgilendiren bir husustur. Fıkhi bir konu değildir ki faili fasık olsun. Çünkü Allah'ın indirdiği ile hükmetmek La ilahe illallah'ın pratik halidir. Şehit Seyyid Kutub diyor ki: "Şayet bu dini maden parçasına benzetmiş olsaydık bir tarafı üzerine La ilahe illallah yazılırdı, diğer tarafı üzerine de Allah'ın şeriatı ile muhakeme olmak yazılırdı. Bu ikisi, birbirinden ayrılmaz bir bütündür."

Bilinmelidir ki bu konu, (insanların La ilahe illallah demeleriyle birlikte Allah'ın şeriatından gayrısına meyletmeleri) ciddi bir tehlikedir. Çünkü La ilahe illallah demek Allah'ın indirdikleri ile hükmetmek demektir. Allah'ın indirdiği ile hükmetmemek ise insanların hayatından Allah'ın uluhiyetini (ilahlığını) kaldırmak, beşer hayatını tanzim etme noktasında Allah'ın hakkını gasbetmek ve insanların, insanlar üzerinde rablik iddia etmesidir.

Bu konuyu Adiyy bin Hatem boynunda hac olduğu halde Allah Resulü'nün yanına geldiğinde şöyle açıklamıştır. Allah Rasulü ona boynundaki putu at demiş ve böylece boynundaki haccın put olduğunu ifade ederek ona şu ayeti okumuştur:

"Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini ve bir de Meryem oğlu Mesih'i rabler edindiler. Oysa ki hepsi ancak bir olan ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı ki, O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O onların ortak koştukları her şeyden münezzehtir." (Tevbe Suresi: 9/31)

Karşılaştığı bu tavırdan dolayı Adiyy bin Hatem şaşırmıştır. Çünkü Adiyy'in zihnindeki ibadet anlayışı Allah Resulü'nün anlattığı ile çelişiyordu. Zira Adiyy'in zihnindeki ibadet; rüku, sücud ve dini şiarlardan oluşuyordu.Adiyy dedi ki: " Ya Rasulullah biz onlara ibadet etmiyorduk."

Bunun üzerine Allah Rasulü şöyle buyurdu:

"Evet onlar helali haram, haramı helal kıldılar, sizlerde onlara tabii oldunuz, işte bu ibadetin ta kendisidir."

Bu yanlış anlama günümüzde de devam etmektedir, insanlar ibadet kavramını tamamen ferdi davranış türü şekillerden ibaret zannediyorlar. Ve sadece bunlarla yetinmeye kalkıyorlar. Bu noktada S. Kutub diyor ki: "Dilleri ile Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed (s.a.v)'in Allah'ın kulu ve Rasulü olduğunu söyleyip bireysel davranışlarda, arınma, evlenme, boşanma ve miras gibi konularda Allah'ın vahyine tabii oldukları için kendilerini müslüman diye isimlendirenler, bununla beraber bunun dışındaki konularda Allah'ın vahyine göre şekillenmemiş kanun ve nizamlara itaat edenler... Allah'ın şeriatında izin vermediği halde Allah'ın şeriatına karşı olan yasalara tabii olanlar... İsteyerek veya istemeyerek bu çağdaş putların kendilerinden istedikleri görevleri yerine getirme konusunda tüm değerlerini -mal. can. namus, ahlak gibi feda ederler... Bu kutsal değerleri ile çağdaş tağutların istedikleri çeliştiği zaman Allah'ın emirlerini kulak arkası yapıp putların emirlerini yerine getirenler... Evet kendilerini müslüman ve Allah'ın dinine mensup zannedip de tüm bu fiilleri yapanlar kafalarını yastıklarından kaldırıp bir an önce uyanmak ve ne kadar büyük bir şirk bataklığının içinde olduklarını görmek zorundadırlar")(Yayıncı. S. Kutub, age. syf:l 14)

Bilinmelidir ki ibadet; kanunlar, yasalar, haramlar ve helallerden meydana gelmektedir. Bu kanun ve yasalar şayet Allah'tan alınırsa o zaman ibadet Allah için yapılmış demektir. Şayet bu yasalar beşer tarafından düzenlenmiş ise ubudiyet yani ibadet beşeredir. Velev ki insanlar namaz kılsalar, oruç tutsalar, dini vecibelerini yerine getirseler dahi...(kanun ve yasalarını Allah'tan almıyorlarsa Allah'tan gayrısına ibadet ediyorlar demektir.)(İbadet, yasal hükümlerde Kur'an'ın ayetlerine ve Resulullah'ın bu ayetler ile ilgili açıklamalarına uymaktır. Kişinin müşrik ve kafir olarak nitelendirilebilmesi için itikatla ve dini görevlerde Allah'tan başkasına yönelmesi şart değildir. Allah'tan gayrisini yasa ve hüküm koyma noktasında yetkili görmek gibi bir davranış: sahibini Allah'a karşı müşrik konumuna düşürür. Sırf bu hareket bile sahibini mü'minlerin cemaatinden çıkarıp müşriklerin saflarına katmak için yeterlidir.)

Bu, çok açık ve kesin olan bir konudur. içinde tereddüt ve karmaşıklık yoktur. Tüm alimler şu konuda ittifak etmişlerdir. "Kim ki haramı helal yaparsa kafir olur. Ve yine kim ki helali haram yaparsa o da yine kafir olur." Zaten beşeri sistemler de haramı helal, helali de haram yapmaktan ibarettirler. Acaba onlara kanun çıkarma iznini Allah mı vermiştir, yoksa onlar Allah' a açık bir iftira mı atıyorlar?

Allah'u Teala Tevbe suresinin 31. ayetini şu şekilde tamamlamıştır:
"Oysa ki hepsi ancak bir olan ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı, ki O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O onların ortak koştukları her şeyden münezzehtir."

Bilinmelidir ki; kanunları ve hükümleri Allah'tan başkasından almak tevhide zıttır. Çünkü kanun yapan, hüküm veren yalnız Allah'tır. (Ama buna rağmen toplumlar) kulların getirdiği kanunlara itaat ederek ve o kanunları hayatlarına tatbik ederek Allah'a şirk koşmaktadırlar. Bu mesele açıkça şu ayetten de anlaşılmaktadır.

"....Hüküm ancak Allah'ındır. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretti. Doğru ve sabit din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler." (Yusuf Suresi: 12/40) illa edatı nefiyden sonra gelince hasr ifade eder. Dolayısı ile ayetin manası şu şekilde olmaktadır:

"Hüküm verme yetkisi yalnızca Alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir. İşte hak olan din budur, işte ibadet de budur."
Rasulullah' in ashabı, bu manaları çok iyi anlamışlardı ve onların zihninde bu manalar gayet açıktı. Allah ve Resulüne iman edip Kur'an-ı bir tarafa atan, sonra da beşeri sistemlere razı olan bir insan tipini onlar tasavvur bile edemiyorlardı. Onlar, aşağıdaki ayeti okudukları zaman, Allah ve Resulüne iman edip sonra kendi hevasına göre kanun çıkaran bir müslüman şahsiyeti kalplerinden dahi geçirmiyorlardı.
"Kim Allah'ın indirdikleri ile hüküm vermezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir." (Maide Suresi, 5/44)

Bundan dolayıdır ki tefsirleri okuduğun zaman, İbn-i Abbas, İbn-i Mes'ud, Huzeyfe vs. gibi alimlerin buna benzer ayetleri tefsir ederlerken, zulmeden hakimlere hamlettiklerini görürsün. Ama Allah'ın şeriatını tümüyle reddetmek, insanların kanlarıyla, ırzlarıyla ve mallarıyla ilgili konularda Can Anton, Napolyon v.b gibilerinin kanunlarıyla hükmetmek ve daha sonra da müslüman olduğunu iddia etmek sahabelerin zihninden kesinlikle geçmiyordu. Bu konu bu şekilde selef ve halef alimlerinin zihinlerinde, açıklığını kesinlikle korumuştur. Ta ki Napolyon askerlerinin topukları Ezher'in başına gelene kadar... Mehmet Ali Paşa İslam nizamını yıkmaya başladı. Bu dini muhtevasından uzaklaştırdı. Bazı heyetleri Fransa'ya gönderdi. Heyetler yeni bir fikir ile geriye döndüler. Fransa kanunlarını insanların hayatlarına uygulamak için tercüme ettiler. Ama bununla birlikte bazı İslam şiarlarına ve minberlere karışmadılar. Çünkü minberlere ve şiarlara karışmak ahmak hakimlerin işidir. Bizim memleketimizin hakimleri gibi... Ama İngiliz ve Fransızlar toplumun ayaklanmaması için akıllıca davrandılar. Allah'ın dinini yavaş yavaş tahrif etmeye başladılar. Ceza kanunu, ticaret kanunu, medeni kanun gibi tüm kanunları değiştirdiler. Ancak evlenme ve boşanma hakkındaki kanunları değiştiremediler. Çünkü onlar, hıristiyanların ayaklanmasını istemiyorlardı. Zira hıristiyanlar kendi kanunları hariç başka kanunları reddediyorlardı.

Kendi hevasına göre Allah'ın şeriatının yerine kanun vaaz edenlerin muhakkak ki zihinlerinden, şu zaman için bu kanunların Allah'ın kanunlarından daha üstün olduğu geçmektedir. Bu da açık bir küfürdür. Bu noktada hiçbir müslümanın şüphesi yoktur. Bu konuda sabah namazı 3 rekattır diyen ile katilin cezası 1 sene hapistir diyen arasında hiçbir fark yoktur. Ve yine zina edenin cezası altı ay hapistir diyen ile oruç tutmak insanlar üzerine haramdır diyen arasında hiçbir fark yoktur. Bu mesele hakkında yaşadığımız asırda fetva veren bir çok alim olmuştur. Allame Ahmed Şakir ve kardeşi Mahmud.Şakir bunlardan bazılarıdır. Onlar şöyle demişlerdir:" Beşeri sistemlerle amel etmek apaçık küfürdür. Bu konuda zerre kadar şüphe yoktur. Bu beşeri sistemlerin gölgesinde hakimlik görevine atılmak kökten batıl olup hiçbir doğru tarafı yoktur."

1972 yılında doktora için Mısır'da olduğum sıralarda tekfir konusunda çok açık ihtilaflar ve bölünmeler olmuştu. Bu ihtilaflar arasında bu konu beni de çok meşgul etmişti. Resulullah'ın metoduna, bu dinin akidesine göre güzel bir görüşü çıkarmak için fıkıh-usulü fıkıh kitaplarına daldım ve Allah'ın ayetlerinden şu sonucu çıkardım:

" Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini ve bir de Meryem oğlu Mesih'i rabler edindiler. Oysa ki hepsi ancak bir olan ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı, ki O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O onların ortak koştukları her şeyden münezzehtir." (Tevbe Suresi, 10/31)

İnsanların yeryüzünde Allah'ın hükmüyle hükmetmeyen tağutlara ibadet etmesi ciddi bir tehlikedir. Büyük bir şirktir. Böyle bir fiil sahibinin İslam dairesinden çıkmasına sebep olur. İslam ümmetinin başına böyle büyük bir bela tarih boyunca gelmemiştir. Aslen bu musibet Hulağu Bağdat'a girdikten sonra ümmetin başına gelmiştir. Daha sonra Cengiz Han Yes'ak adındaki kanunlarını millete tatbik etmek için Ürdün, Filistin ve Şam'a yönelmiştir. Bu konuda İbn-i Kesir der ki:
"Kim neshedilmiş (kaldırılmış) şeriatlara muhakeme olup, Muhammed bin Abdullah'a nazil olan şeriatı terk ederse muhakkak kafir olur. Acaba bu Yes'ak kanunlarına muhakeme olanın hükmü nice olur. Tüm müslümanların cimaıyla bunun küfründe şüphe yoktur."(El-Bidaye Ve'n-Nihaye. 13/118 14)

Alimler bu konu üzerinde açık bir hüküm vermişlerdir. Hatta bazı alimler "Kim ki; Yes'ak kitabını eline alıp bu kitapla hüküm verirse ve bu kitaba ile muhakeme olursa muhakkak ki kafir olur" demişlerdir.

Hulağu inşaların (mahkemeleşmesi için) iki mahkeme kurmuştu. Birincisi; İslâm ile hükmediyordu, ikincisi ise; Yes'ak kanunları ile hükmediyordu. Müslümanların, Yes'ak mahkemesine gidenlerin küfrü hakkında şüpheleri yoktu. Muhakkak ki Hulağu günümüz hakimlerinden daha insaflı idi. Çünkü günümüz hakimleri insanları tek bir mahkemeye muhakeme olmaya zorluyorlar.
Sonra Napolyon Mısır'a girdi. Bu dini Müslümanların kalbinden kaldırmak, bu dini yok etmek ve insanların yavaş yavaş küfre düşmesini sağlamak için Mehmet Ali Paşa'yı görevlendirdi. Ve ona Fransız bir danışman tahsis etti. Mehmet Ali Paşa yeni fikirler üretmek için Fransa'ya heyetler gönderdi. Gönderilenlerin arasında Ezher alimlerinden Rıfat Tahtavi'de vardı. Fransa'ya gittiği anda cübbeyi sarığı çıkarıp Fransız elbisesini giyerek batı medeniyetine hayran kaldı. Mısır'a dönerken (Tahlisil iblis fi telhisi Paris) isminde bir kitap yazdı. Kitapta rakstan bahsedip kendisinin raksı çok sevdiğini açıklıyordu. Fransız kanunlarının tercüme edilmesi için Mehmet Ali Paşa'ya rapor verdi. Sinsi, uyanık ve çok pis bir metot uyguladılar. O metot da şudur: Hayat ile ilgili meselelerde Fransız kanunlarını tatbik etmek, fakat mescitlere ve görünen dini şiarlara dokunmamaktır. Bu metot ile aydın ve cahil tabaka sinsice kandırılır. Böylece İslam, iç milleri tamamen bozulan ve sadece dış sureti kalan saate benziyordu. Bunun sonucunda toplumun ve insanların nefsinde ve de fikirlerinde dinin ruhu tamamen kayboldu.

İslam hakikatinden ve özünden tahrif edilip hakikatsiz bir şekle dönüştürüldü.Kendi nevasına göre kanun yapmanın tehlikesi hususunda en kuvvetli delil Kudame bin Mezun'un kıssasıdır.

Kendisi Ömer (ra) döneminde, içki içmişti. Hz Ömer'de O'na had uygulanmasını emrettiği zaman, "sen bana had uygulayamazsın. Çünkü Allah (cc) Kur'an'da şöyle buyurmaktadır" dedi ve şu ayeti okudu:
"İman edip yararlı işler yapan kimseler bundan böyle (Allah'tan) korktukları, imanlarında sebat ettikleri, yararlı işler yapmaya devam ettikleri, sonra sakındıkları ve imanlarında iyice sağlamlaştıkları, yine sakınmakla beraber her yaptığını güzel yapan kişi mertebesine erdikleri takdirde, daha önce (haramı) tatmalarından ötürü kendilerine bir günah yoktur. Allah iyi davrananları sever." (Maide Suresi, 5/93)
Hz. Ömer bu ayetin karşısında durakladı. Ve alim olan sahabeleri topladı. Hz. Ali buyurdu ki:"Kudame'ye soralım. Eğer içkiyi helal görüyorsa kafasını vuralım. Ama haram görüyorsa had uygulayalım." '
Kudame'den içkinin hükmünü sordular. O da haram deyince had uygulamaya karar verdiler.

İbn-i Teymiyye'nin söylediği gibi "Kim ki harama bakmayı helal görürse icmaen kafir olur. Ve kim de ekmeği haram yaparsa şüphesiz kafir olur."Nefsin arzu ve isteklerine göre kanun koymak çok tehlikeli bir konudur. Bu da teşrii (yasama) demektir.

Kanun yapmak, devletlerde hangi düzeyde olursa olsun ancak helal ve haram yapmaktır. Kim devlet içinde içkilere ruhsat verirse kafir olur. Bundan dolayı görüyorsunuz ki devletin kanunlarına saygı göstermediler diye birahaneleri yıkan gençleri yakalıyorlar. O halde kesin olarak bilinmelidir ki: kim haramı helal ve helali haram yaparsa şüphesiz kafir olur.
Bir haramı helal kılmak ile o haramı helal kılmaksızın işlemek apayrı bir konudur. Çünkü hayatı boyunca bir kişi içki içerse kafir olmaz. Ancak hayatında bir kere dahi içki içmese ama bununla beraber içkinin helal olduğunu söylerse, şüphesiz kafir olur ve nikahı düşer. Bu kişinin yeniden iman etmesi gerekmektedir.

Allah'ın kanunlarından başka kanun yapanlar ve bu kanunlara muhakeme olanlar hakkındaki dini hükmü şöyle sıralayabiliriz:
  • Bu kanunları çıkarmayı emreden devletteki ilk hakim kafirdir ve İslam milletinden çıkmıştır.
    Allah'ın şeriatına zıt olan kanunları düzenleyenler hepsi kafirdirler. (Lat ve Uzza'yı) koruyan
    kahinlere benzerler. Bunlar Allah'ın dinine zıt olan sadece bir tane kanun dahi yapsalar kafir olurlar.
    Parlemento: Parlementerlerden her hangi birisi Allah'ın helal kıldığını haram, haram kıldığını helal eden bir maddeye, bir kanuna destek verirse veya böyle bir kanunu imzalarsa İslam dininden çıkar. Mesela parlamenterler, cihat haramdır, camilerde toplanmak haramdır, iyiliği emredip kötülükten menetmek haramdır, mirasta kadın ile erkek eşittir, ikinci evlilik caiz değildir, boşama caiz değildir derlerse veya bu maddelerden herhangi birine destek verip onaylarlarsa kafir olur ve İslam milletinden çıkarlar.
Bu konu incelenirken Arap ülkelerindeki parlamentolar ile Türk parlamentosundan görev itibarı ile farklı oluşu göz önünde tutulmalıdır. Arap ülkelerinin anayasaları asıl olarak Kurân-ı Kerim'dir. Ayrıca parlamentoya giden yolda günümüzde ki gibi açık şirk fiilleri işlenmemektedir. Ancak tüm bunlara rağmen yine de bu yapılardan uzak kalmak bizce hakka en yakın olandır,
  • Müslümanların en az kalpleri ile dahi olsa bu beşeri sistemleri reddetmesi gerekmektedir. Kim bu beşeri sistemlere kendi rızası ile muhakeme olursa, sabah namazını 3 rekat kılan imamın arkasında namaz kılan kimse gibidir. Fakat İslami toplumlar genelde bu beşeri sistemlerden razı değildirler. Bundan dolayı İslam!dan çıkmazlar. Çünkü bu sistemleri kalben reddederler. Üzerindeki zulmü kaldırmak için ve haklarını almak için bazen müslümanlar beşeri kanunlara muhakeme olmaya zorlanırlar. Fakat üstat Mevdudi şöyle buyuruyor: "Haklarımız ve mallarımız boşa gitse bile; bu mahkemelere başvurmaktan ve şikayetlerimizi onlara arz etmekten daha hayırlıdır."
    '' Kur'an'ın açık naslar ile sabittir ki: tağuti mahkemelerde hangi hal üzere olursa olsun (ikrah hali müstesna) muhakemeyi olmayı istemek sahibini dinden çıkartan açık bir küfürdür. Yalnız bu meselede tağuta müracaat ile muhakemeyi karıştırmamak yerinde olacaktır. Küfür olan davranış Allah'ın indirdiklerine rağmen tağuti idarelere hak ile batılı ayırma noktasında yetki tanımaktır. Mesela miras taksiminde bu paylaşmayı tağuta bırakmak gibi... Fakat İslam'a zıt olmayan meselelerde haklarımızı korumak amacı ile tağutların kanunlarından yararlanmakta bir beis şoktur. Şu iyice bilinmelidir ki: kafirlere. İslam'a muhalif emirlerinde itaat etmek başka, İslam'a zıt olmayan emirlerinde itaat etmek başkadır. Kafirlerin kanunlarından faydalanmak amacıyla onların İslam'a zıt kanunlarına itaat etmek başka, onların kanunlarıyla muhakeme olmak veya onların her hangi bir meselede hüküm vermelerini istemek başkadır. Ancak en güzeli tağutlardan elden geldiği kadar uzak durmaktır, (y.y)
    Bizim, Allah'ın hükmüyle hükmetmeyeceklerini bildikleri halde bu tağutları seçip destekleyenler hakkındaki inancımız bunların İslam milletinden çıktığı yönündedir. Müslümanlara yapılan muamele bu tağutları seçenlere kesinlikle yapılmaz.
    Şu anda Benazir Butto'nun idaresi altında bulunan Pakistan'da yaşayan halk kitlesi tamamen hiç bir şey bilmeyen cahil insanlardan meydana gelmektedir. Cehaletlerinden dolayı özürlüdürler.
    Hakimiyet yetkisini sadece Allah'a tahsis etmenin tevhidin aslı olduğunu belirten Azzam'ın bu noktadaki cehaleti mazur görmesi oldukça şaşılacak bir durumdur. Belki Abdullah Azzam'ın bahsettiği mesele dinin zaruri olmayan konuları hakkındaki cehalettir. Ama dinin aslı olan hakimiyet noktasında ki cehaletin mazeret olarak görülmesi hiç bir ilmi temele dayanmayan bir görüştür. Bu mesele hakkında Şehid Seyyid Kutub'un 17 nolu dipnotta mükemmel bir açıklaması vardır. Bilgi için bakınız.(y.y)
    Fakat alimler ebediyen mazur sayılmazlar. Benazir ile birlikte olanlar onun Allah'ın hükmüyle hükmetmediğini bilip ve O'nun beşeri kanunları ile hükmedeceğini bildiği halde onu desteklerlerse kafir olur ve İslam dininden çıkarlar.
    Alim olsalar dahi.... Çünkü onlar dünya maslahatı ve heva nefsi için bilerek desteklemişlerdir. Nice alimler kesildi ve ihlaslı doğru müslümanlar paralı alimlerin fetvaları ile idam edildi. Çoğu zaman da bu idamlar yeryüzünün en büyük alimlerinin(!) fetvaları ile gerçekleşti. Seyyid Kutub'un idamına El-ezher üniversitesinin alimlerinin en büyüğü(!) fetva verdiği gibi. Ben müslüman kardeşlere çok nasihat ettim. Ölülere yönelmekle yapılan şirklerle uğraşmak yerine, dirilere yönelmekle yapılan şirklerle uğraşın. Çünkü ümmet dirilerle yapılan şirke müptela olmuştur, İşte insanları kendilerine taptıran hakimler. Çoğu alimler(!) ve cahiller onları destekleyip tağutlar tarafından verilen rütbelerle öğünürler. Bunun küfür olduğunu ve bunların çoğunun İslam dışı olduğunu bilmiyorlar. Allah'ın şeriatına zıt olan beşeri kanunlara kalben dahi de olsa rıza gösteren kafir olur. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:
    "Kim ki eliyle onlarla mücadele ederse o mümindir. Ve kim ki diliyle onlarla mücadele ederse o mümindir. Ve kim ki kalbiyle onlarla mücadele ederse o da mümindir. Bunun dışında hardal tanesi kadar iman yoktur."
    Çalınan malı veya kaybolmuş hakkını aramak için Allah'ın indirdikleri ile hükmetmeyen mahkemelere başvurmanın hükmü nedir? Hakkı kayıp olsa bile bu mahkemelere başvurmamak daha iyidir. Fakat hakkını kurtarmak için başka bir alternatifi olmayıp bu mahkemelere başvuran kimse de günahkar değildir.
  • Hakimler: İslam nizamını tatbik etmeyi temenni ettiği halde beşeri kanunları sevmemekle beraber uygulayan hakim fasık olur görevi haramdır. Fakat İslam'dan çıkmaz.
    "Hükmedenlerin sınıflandırılması: Hükmedenleri dört sınıfta toplayabiliriz., 1-Allah'ın şeriatı ile hükmedip hiç bir konuda bu şeriatın dışına çıkmayan hakim. Bunlar müslümandırlar. 2-Allah'ın şeriatı ile hükmedip bazı konularda yanlış ictihad sonucu hataya düşen hakim. Bunlarda ittifakla müslüman olup hata ettikleri /aman bir sevap alırlar. 3-Allah'ın şeriatı ile hükmetmesine rağmen bazı meselelerde nefsine ve hevasına uyduğundan dolayı Allah'ın hükmünü tatbik etmeyen hakim. Abdullah Azzam'ın yukarıda bahsettiği hakimler bu gruba girmektedirler. Bu hakimlerin yaptıkları bu davranış haram olup. İslam milletinden çıkmazlar Ancak yaptıklarının haram olduğunu bilmelidirler ve hüküm konusunda serbest olduklarına itikad etmemelidirler. 4-AIIah'ın şeriatını tamamen terk edip. beşeri kanunlarla hükmeden hakimler, Günümüzün Türkiye'sindeki hakimler bu gruba girmektedirler. Bunlar her halükarda ittifak ile kafirdirler.(y.y)
  • Avukatlar: Avukatlar davayı beşeri mahkemelere götürenlerdir. Çalışmaları ve aldıkları maaşları haramdır. Hatırladığım kadarıyla Ürdün Üniversitesi Şeriat Fakültesinde yedi tane alim ile toplandık. Aramızda avukatlık görevi hakkında münakaşa geçti. Netice olarak şu şartlarla beraber helal olduğuna karar verildi.
    a-) Allah'ın hükmüne zıt olan bir konuyu mahkemeye götürmeyecek.
    b-) Avukatlığını yaptığı kişi mazlum olacak
    c-) Konuyu mahkemeye götürdükten sonra müvekkilin zalim olduğu ortaya çıkarsa avukatlıktan çekilecek.
    Ama benim avukatlığın beşeri sistemler gölgesinde yapılmasının haram olduğuna kalbim mutmaindir.
  • Bakanlar: Bu bakanlar kanun çıkarmıyorlar. Ancak olan kanunları uyguluyorlar. Onların bu görev ve maaşları haramdır. Fakat İslam'dan da çıkmazlar.(Bu konu günümüz şartları dahilinde yeniden incelenmelidir.
Alıntı
Abdullah Azzam Hakimiyet Mefhumu
__________________
Ben şüphesiz müslümanlardanım. deyip dürrüstlükle çalışarak Allah'a davet eden kimseden daha güzel sözlü de kim olabilir? FUSSİLET(41) suresi 33. ayet
Tevhid isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 28.04.2007, 18:45
Arife Her Gün Kadir Gecesidir

 
elmnightmare - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 12.227
Teşekkür etti: 989
1.033 Teşekkür 596 Mesaja aldı
Yine gerçeklerin altına gizlenerek yutturulmaya çalışan sakıncalı fetvalar.
Hakimler ve Bakanlar kafirmiş.5 vakit namaz kılan bakan ve savcıların günahını alıyorsunuz.
Siz iyice zıvanadan çıkmışsınız.
Adamlar orada çalışıyorlar.Bir iş karşılığı maaşlarını alıyorlar.Bu kafir düzene hizmet mi oluyor.
Kafanıza göre fetva vermeyin.Hiç bir kimse böyle bir fetva veremez.Verirse de dininden şüphe edilir.
Yusuf (a.s) hangi hükümette vezirlik yaptı?
__________________

İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
elmnightmare isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 29.04.2007, 00:09

 
Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 768
Teşekkür etti: 12
207 Teşekkür 111 Mesaja aldı
Bak seninkiler Seyyid Kutub hakkında ne demişler.

http://www.tevhidhaber.com/news_detail.php?id=1149

Selefiler’den Seyyid Kutup’a Saldırı
Selefiler, ünlü Mısırlı Kur’an müfessiri Seyyid Kutub’u Şii düşüncesine yakın sözler söylemekle suçlayıp eleştirdiler.
12 Eylül 2006 Salı 15:47



Önde gelen çağdaş müfessirlerinden Dr. Seyyid Kutub"u yermeye yönelik hazırlanan ve selefi ulemanın sözlerini içeren sitede Seyyid Kutub"a, “vahdet-i vücud”u savunmaktan, Şii düşüncesine yakın sözler ifade etmeye kadar birçok suçlamada bulunuluyor.


Sitede ünlü Selefi düşünür Nasıruddin Elbani"nin “Düzeltilmesi Gereken Kavramlar” adlı kasetine dayanılarak “Kutub"un Sufilere ait sözler söylediği; bu sözlerden ancak vahdeti vücut"un anlaşıldığı” ifade ediliyor.


Yine selefilerin ünlü âlimlerinden İbn Useymeyn"in şu sözlerine yer veriliyor: “İhlas suresini tefsirini okudum. Tefsirinde "Ehl-i Sünnet ve"l Cemaat"ın üzerinde bulunduğu yola muhalif büyük sözler söylemiştir. Nitekim bu sureyi tefsir edişi, vahdet-i vücut görüşüne sahip olduğunu göstermektedir.” (Davet dergisi, 1591 sayı)


Yine Ali b. Yahya el-Haddadi"nin yayınladığı “Seyyid Kutub"un Hayatından Önemli Kesitler” adlı kitapta, Seyyid Kutub"un Toplumsal Adalet kitabından bir alıntı yapıldıktan sonra Kutub"a “günahkar” ve “facir” sözleriyle saldırılıyor.


Seyyid Kutub"dan alıntı yapılan ve ardından da ona hakaretler edilen bölümde şu ifadelere yer veriliyor:


“Seyyid Kutup şöyle söylüyor: "Sonunda devrimciler devrimi gerçekleştirdi. Hak ile batıl, hayır ile şer birbirine karıştı. Ancak meselelere İslam gözüyle bakanlar; meseleleri İslam ruhuyla hissedenler bu devrimin İslam"ın ruhuna ve çizgisine Osman"dan, daha ince ifadeyle Mervan"dan daha yakın olduğuna karar verecektir." (Toplumsal Adalet, s. 189, 5. Baskı)


Bu günahkâr ve facir sözlerden anlaşılacağı üzere Osman meselelere İslam gözüyle bakamıyor; İslam"ın ruhunu hissetmiyordu.”


Sitede Seyyid Kutub"un İslam tarihiyle ilgili bazı görüşleri de Ali b. Yahya el-Haddadi"nin aynı eseriyle yeriliyor. Haddadi, kitabının bir diğer bölümünde şunları söylüyor:


“Seyyid Kutub, Osman"ın hilafeti hakkında –ki o raşid halifedir- diyor ki:


"Biz Ali"nin (r.a.) hilafetinin kendisinden önceki Ebu Bekir ve Ömer"in hilafetinin doğal devamı olduğuna meylediyoruz. Osman"ın dönemi ise aradaki bir fasılaydı." (Toplumsal Adalet, s.206, 5. baskı)


Nitekim Kutup"un bu ifadesi değişmiş yahut ifadeleri onun adına "Mervan"ın hâkim olduğu Osman dönemi" şeklinde değiştirilmiştir. Ancak her halükarda Seyyid Kutub kitabının iki baskısında da Osman"ın hatasının sonuçlarını bağışlamamıştır. Bu ise Şii ve Rafizi nefesidir.” (s. 23)


Ali b. Yahya el-Haddadi, aynı eserin bir diğer bölümünde şunları söylüyor:



“Seyyid Kutup, Osman"a çatmakla yetinmemiş; Muaviye"ye ve Amr b. As"a –Allah onlardan razı olsun- da çatmıştır:


"Muaviye ve arkadaşı (Amr b. As) yalan, hile, aldatma, nifak, rüşvetle adam satın alma gibi yollara başvuruyor; Ali ise bu tür aşağılık yollara sapmıyordu." (Kitaplar ve Şahıslar, s.206)


Görüldüğü üzere Kutup, en çirkin altı sıfatla sahabenin önde gelenlerinden ikisini zikrediyor. Oysa Kutup bu sıfatlara daha layıktır ve o bu sıfatların ehlidir.” (s.24)

El-Haddadi şöyle devam ediyor:


“Seyyid Kutup, Ebu Sufyan hakkında da şunları söylemiştir:


"Onun İslam"ı dil ve ağızladır. Kalp ve vicdan ile değildir. İslam o adamın kalbine nüfuz etmemiştir." (Muslimun Dergisi, 4. sayısı)


Bu ifadelerden Kutup"un Şii ve Rafizi düşünceden ashap konusunda ne kadar etkilendiği ortaya çıkmaktadır.” (s.24)
Murat Yazıcı isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 29.04.2007, 18:21

 
Üyelik tarihi: 17.02.2007
Mesajlar: 429
Teşekkür etti: 0
4 Teşekkür 3 Mesaja aldı
seyyid kutup hayatını iki bölüme ayırır biribci bölümün cahiliye dönemi olduğunu keendiside belirtir..senin belirtmene gereek yok murat yazıcı...seyyid kutup cahiliye dönemindee yazdığı birçok kitapla artık ilişkisi bulunmadığınıda açıklamıştır..dahga sonra ise sahih islam akidesini benimsemişltir..

velhamdülillahirabbilalemin...
islam davetcisi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 29.04.2007, 18:31

 
Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 768
Teşekkür etti: 12
207 Teşekkür 111 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız islam davetcisi
Mesajı göster
seyyid kutup hayatını iki bölüme ayırır biribci bölümün cahiliye dönemi olduğunu keendiside belirtir..senin belirtmene gereek yok murat yazıcı...seyyid kutup cahiliye dönemindee yazdığı birçok kitapla artık ilişkisi bulunmadığınıda açıklamıştır..dahga sonra ise sahih islam akidesini benimsemişltir..

velhamdülillahirabbilalemin...
Öyleyse bize, Seyyid Kutub'un matbu olan eserlerinden hangilerinin "cahiliyye" dönemine, hangilerinin "sahih islam akidesi" devrine ait olduğunu bir yazıver.

Mesela, Fizilal hangi döneme aittir?
Murat Yazıcı isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 30.04.2007, 12:30

 
Üyelik tarihi: 21.02.2007
Mesajlar: 116
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Bazıları gibi birilerine yapışıp put edinmemek gerekir.

Herkesin isabetli olan ve olmayan yönleri olabilir . Önemli olan akidevi konuda küfr olmamasıdır.
Doğrularını alır , yanlışlarını bırakırız.
RIBAT isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #7
Alt 30.04.2007, 15:24

 
beneft - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.02.2007
Mesajlar: 4.670
Teşekkür etti: 18
18 Teşekkür 17 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Murat Yazıcı
Mesajı göster
Bak seninkiler Seyyid Kutub hakkında ne demişler.

http://www.tevhidhaber.com/news_detail.php?id=1149

Selefiler’den Seyyid Kutup’a Saldırı
Selefiler, ünlü Mısırlı Kur’an müfessiri Seyyid Kutub’u Şii düşüncesine yakın sözler söylemekle suçlayıp eleştirdiler.
12 Eylül 2006 Salı 15:47



Önde gelen çağdaş müfessirlerinden Dr. Seyyid Kutub"u yermeye yönelik hazırlanan ve selefi ulemanın sözlerini içeren sitede Seyyid Kutub"a, “vahdet-i vücud”u savunmaktan, Şii düşüncesine yakın sözler ifade etmeye kadar birçok suçlamada bulunuluyor.


Sitede ünlü Selefi düşünür Nasıruddin Elbani"nin “Düzeltilmesi Gereken Kavramlar” adlı kasetine dayanılarak “Kutub"un Sufilere ait sözler söylediği; bu sözlerden ancak vahdeti vücut"un anlaşıldığı” ifade ediliyor.


Yine selefilerin ünlü âlimlerinden İbn Useymeyn"in şu sözlerine yer veriliyor: “İhlas suresini tefsirini okudum. Tefsirinde "Ehl-i Sünnet ve"l Cemaat"ın üzerinde bulunduğu yola muhalif büyük sözler söylemiştir. Nitekim bu sureyi tefsir edişi, vahdet-i vücut görüşüne sahip olduğunu göstermektedir.” (Davet dergisi, 1591 sayı)


Yine Ali b. Yahya el-Haddadi"nin yayınladığı “Seyyid Kutub"un Hayatından Önemli Kesitler” adlı kitapta, Seyyid Kutub"un Toplumsal Adalet kitabından bir alıntı yapıldıktan sonra Kutub"a “günahkar” ve “facir” sözleriyle saldırılıyor.


Seyyid Kutub"dan alıntı yapılan ve ardından da ona hakaretler edilen bölümde şu ifadelere yer veriliyor:


“Seyyid Kutup şöyle söylüyor: "Sonunda devrimciler devrimi gerçekleştirdi. Hak ile batıl, hayır ile şer birbirine karıştı. Ancak meselelere İslam gözüyle bakanlar; meseleleri İslam ruhuyla hissedenler bu devrimin İslam"ın ruhuna ve çizgisine Osman"dan, daha ince ifadeyle Mervan"dan daha yakın olduğuna karar verecektir." (Toplumsal Adalet, s. 189, 5. Baskı)


Bu günahkâr ve facir sözlerden anlaşılacağı üzere Osman meselelere İslam gözüyle bakamıyor; İslam"ın ruhunu hissetmiyordu.”


Sitede Seyyid Kutub"un İslam tarihiyle ilgili bazı görüşleri de Ali b. Yahya el-Haddadi"nin aynı eseriyle yeriliyor. Haddadi, kitabının bir diğer bölümünde şunları söylüyor:


“Seyyid Kutub, Osman"ın hilafeti hakkında –ki o raşid halifedir- diyor ki:


"Biz Ali"nin (r.a.) hilafetinin kendisinden önceki Ebu Bekir ve Ömer"in hilafetinin doğal devamı olduğuna meylediyoruz. Osman"ın dönemi ise aradaki bir fasılaydı." (Toplumsal Adalet, s.206, 5. baskı)


Nitekim Kutup"un bu ifadesi değişmiş yahut ifadeleri onun adına "Mervan"ın hâkim olduğu Osman dönemi" şeklinde değiştirilmiştir. Ancak her halükarda Seyyid Kutub kitabının iki baskısında da Osman"ın hatasının sonuçlarını bağışlamamıştır. Bu ise Şii ve Rafizi nefesidir.” (s. 23)


Ali b. Yahya el-Haddadi, aynı eserin bir diğer bölümünde şunları söylüyor:



“Seyyid Kutup, Osman"a çatmakla yetinmemiş; Muaviye"ye ve Amr b. As"a –Allah onlardan razı olsun- da çatmıştır:


"Muaviye ve arkadaşı (Amr b. As) yalan, hile, aldatma, nifak, rüşvetle adam satın alma gibi yollara başvuruyor; Ali ise bu tür aşağılık yollara sapmıyordu." (Kitaplar ve Şahıslar, s.206)


Görüldüğü üzere Kutup, en çirkin altı sıfatla sahabenin önde gelenlerinden ikisini zikrediyor. Oysa Kutup bu sıfatlara daha layıktır ve o bu sıfatların ehlidir.” (s.24)

El-Haddadi şöyle devam ediyor:


“Seyyid Kutup, Ebu Sufyan hakkında da şunları söylemiştir:


"Onun İslam"ı dil ve ağızladır. Kalp ve vicdan ile değildir. İslam o adamın kalbine nüfuz etmemiştir." (Muslimun Dergisi, 4. sayısı)


Bu ifadelerden Kutup"un Şii ve Rafizi düşünceden ashap konusunda ne kadar etkilendiği ortaya çıkmaktadır.” (s.24)
murat yazıcı alleme ve hadis bilgini olan el el bani seyyid kutup için '' onun alim olduğunu anlamak için onun son kitabı olan YOLDAKİ İŞARETLERE BAKMAK YETERLİDİR'' buyuruyo
bilginize , hidayetle
beneft isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #8
Alt 30.04.2007, 16:02

 
Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 768
Teşekkür etti: 12
207 Teşekkür 111 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız beneft
Mesajı göster
murat yazıcı alleme ve hadis bilgini olan el el bani seyyid kutup için '' onun alim olduğunu anlamak için onun son kitabı olan YOLDAKİ İŞARETLERE BAKMAK YETERLİDİR'' buyuruyo
bilginize , hidayetle
İlginç. Halbuki yukarıdaki yazıda şu pasaj var:

Sitede ünlü Selefi düşünür Nasıruddin Elbani"nin “Düzeltilmesi Gereken Kavramlar” adlı kasetine dayanılarak “Kutub"un Sufilere ait sözler söylediği; bu sözlerden ancak vahdeti vücut"un anlaşıldığı” ifade ediliyor.

Bir de, son okuduğum Vehhabi kaynaklı bir yazıda Elbani için "Mürcie" ithamı vardı.

Son bir not: Elbani muhaddis (hafız = hadis alimi) değildir. Hadis-i şerifleri ezberlemeyene hadis alimi denmez.
Murat Yazıcı isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #9
Alt 30.04.2007, 17:49

 
beneft - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.02.2007
Mesajlar: 4.670
Teşekkür etti: 18
18 Teşekkür 17 Mesaja aldı
o zaman fizilalil kuranın son cildini alı ve ihlas suresinin tefsirinin sonlarına bi goz atın bakalım şehid seyyid kutup tasavvuf çular için ne diyor
beneft isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #10
Alt 30.04.2007, 17:56

 
Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 768
Teşekkür etti: 12
207 Teşekkür 111 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız beneft
Mesajı göster
o zaman fizilalil kuranın son cildini alı ve ihlas suresinin tefsirinin sonlarına bi goz atın bakalım şehid seyyid kutup tasavvuf çular için ne diyor
Seyyid Kutub'un tasavvufçular veya herhangi bir dini konu hakkında söyledikleri sened, vesika teşkil etmez. Zira, kendisi İslam alimi değildir. Alim olsaydı, Hazret-i Osman radıyallahü anh efendimize dil uzatmak basiretsizliğinde bulunmazdı. Bu husus kendilerine "selefi" diyen mezhepsizlerin de dikkatini çekmiş ki, yukarıdaki tenkidleri dillendirmişler.

Dahası da var; biraz sabır...
Murat Yazıcı isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #11
Alt 02.05.2007, 13:25

 
Üyelik tarihi: 21.02.2007
Mesajlar: 116
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
seyyid kutub , sonraki eserlerinde Hz. osman hakkındaki tenkidinden vaz geçmiş , eserlerini düzeltmiştir. fakat türkiyede yayınlanan eserlerinde değişiklik yapılmadığı için , ilk yazdığı eserlerindeki çevrimleri durdugundan tasavvufçular bu yazılara saplanıp kalmışlardır .
RIBAT isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #12
Alt 02.05.2007, 16:12

 
Üyelik tarihi: 17.02.2007
Mesajlar: 429
Teşekkür etti: 0
4 Teşekkür 3 Mesaja aldı
seyyid kutup yazmış olduğu bazı kitapların artık kendisiyle ilişkisinin olmadığını belirtmiştir.. hapse giişiyle idam edilmesi arasında yazdığı eserleri ise bu genellemenin dışında tutmuştur.seyyid kutup fizilalin ilk on üç cüzünü yeniden gözden geçirmiş.tamamını gözden geçiremeden idam edilmiştir..islam akidesini tam manasıyla benimsedikten sonra yazdığı...din budur...istikbal islamındır..yoldaki işaretler...gibi kitablarda gayet güzel bir şekilde sahih islam akidesini a.nlatan kitaplardır.ayrıca seyyid kutup doğru bi,r hareketle hayatının bir bölümünü cahiliye dönemi diye ayırmış.ve bu dönemde ortaya koyduğu yanlış fikirlerden beri olduğunu açıklamıştır...murat yazıcı kabullenmek istemesen de bu böyledir..
anlayamadığım husus şu ki : ibni arabi hasllaç gibileri açıkça küfür olan lafızları söyleyi,pte bu akideyi bütün eserlerinde anlattığı halde o kişilere hüznü zanla bakıpta ..yanlış görüşlerinden döndüğünü itiraf ettiği halde seyyid kutuba sui zanla bakman neden..???
şunuda belirteyim ki seyyid kutubun kuran ve sünnete uygun olmayan görüşleri, ortaya çıktığında o konuda onu takld edecek değiliz..ama cahiliye döneminde bazı hatalı görüşler serdetti diye..bu görüşlerden beri olduğunu açıkça söylemesine rağmen..seyyid kutuba sui zanla bakacakta değiliz...
ibni arabinin ..hallacın. vs kişilerinde tövbe edip eski görüşlerinden beri, oldup..islam akidesine bağlandığı hususunda da bilgiler günümüze gelseydi..emin ol ki onlarada hüsnü zanla bakardık.....
allah seyyid kutuba rahmet etsin...cennette resulüllahın yanı başında olmayı ona ve bütün müslümanlara nasib etsin...

velhamdülillahirabbilalemin..
islam davetcisi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #13
Alt 02.05.2007, 16:54

 
Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 768
Teşekkür etti: 12
207 Teşekkür 111 Mesaja aldı
Web'de, Seyyid Kutub'u müdafaa eden bir makalede şu ifadeler var:

Seyyid Kutub’un “İslam’da Sosyal Adalet” adlı eserinde Hz. Osman ve Hz. Muaviye hakkındaki bazı sözlerine de burada bir açıklık getirmek istiyoruz: Seyyid Kutub bu eserini 1946′da yazmaya başlayıp 1948 de bitirmiştir. Eseri çok rağbet görmüş zamanla, İngilizce, Fransızca, Almanca, Türkçe ve Farsça’ya tercüme edilmiştir. Bu eserin ilk baskılarında Hz. Muaviye ve onunla birlikte bulunan sahabe-i kiram ile Hz. Osman’ı tenkit eden sözler sarf edilmiştir. Bu sözlerinden dolayı Allame Mahmud Şakir ve diğer bazı ilim adamları tarafından tenkit edilmiştir. Kutub, sağlığında bu konudaki yanlışlarını bizzat kendisi düzeltmiş ve adı geçen kitabın altıncı baskısında tenkit konusu sözleri tamamen çıkarmıştır. Kitabın son şekli 1964′te basılmıştır. (11) Kitabın Türkçe tercümelerinde ilk baskılar esas alındığından hala bazı tercümelerde bu sözlere rastlamak mümkündür.

Başka bir yazıda ise şu bilgiler mevcut:

Hazret-i Osman radıyallahü anh aleyhine yazdığı bazı ifadeler şuradadır:

adalet ul ictimaiyyeti fil islam s.230, 231 basım h.1392 m.1974

yani ölümünden sonra... tevbe etse sözünden kitabından çıkarmaz mıydı?

turkiye'de merhum necib fazil'in siddetli tenkidleri uzerine dördüncü basımdan itibaren bu kitaptan o ibareleri çıkardılar.

Maksad bir kişiyi "kötü" ilan etmek değil; içinde yanlış ve zararlı yazılar da bulunan kitapları basılıp yayılıyor ve gençlerin önüne sürülüyorsa, insanları bu konuda ikaz etmek ve zarardan korumaktır.
Murat Yazıcı isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #14
Alt 02.05.2007, 17:34

 
Üyelik tarihi: 17.02.2007
Mesajlar: 429
Teşekkür etti: 0
4 Teşekkür 3 Mesaja aldı
maksad uyarmaksa neden ilk yazında seyyid kutubun bu görüşlerinden döndüğünü eklemedin..bizden gelen baskılardan sonra ekledin..açıktırki uyarmaktan çok yermek kasdı taşıyorsun bunuda müslümanlara karşı silah olarak kullanmak istiyorsun...insanın hata yapabilceğini ama aslolanın hatadan dönmek olduğu prensibini neden görmezden geliyorsun...insanlar içinde yayılan islamdışı düşüncelerin bir kısmıda tasavvufi çizgide yayılıyor..hatta gerçek islam tasavvufunun yerini neredeyse yunan felsefesi almış durumda neden hiç tenkid etmiyorsun...tenkid ederken objektif davranmıyor. ibni teymiye..seyyid kutub..vs hakkında yazılan yazılarda neden öncelikle fazilet .neş..hakikat neş.ebubekir sifil..vs gibilerinin yazılarını baz alarak tek kanattan hucuma geçiyorsun..iyi niyet dediğin bu mu:???

velhamdülillahirabbi,lalemin..
islam davetcisi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #15
Alt 02.05.2007, 18:18

 
Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 768
Teşekkür etti: 12
207 Teşekkür 111 Mesaja aldı
Seyyid Kutub'un tevbe ettiğine dair elimde bir delil yoktur; sadece yukarıda naklettiğim türden iddialar var. Naklettiğim ikinci yazı ise, ölümünden sonra basılan kitabında bile aynı çirkin ifadelerin mevcudiyetini açıklıyor. Sen okuduğunu anlamıyorsan ben ne yapayım?

Türkiye'de S. Kutub hakkındaki en sert bazı sözler Mehmed Şevket Eygi Bey tarafından sarfedilmiş diyebiliriz:

"Seyyid Kutub selefî ve mezhepsiz bir zihniyete sahiptir." (Büyük Gazete Sayı: 93)


"Mısırlı meşhur bir Müslüman fikir ve aksiyon adamı da tartışılabilir görüşlerle dolu bir kitabında Sünnîlerin kabul edemeyeceği aşırı ve uç fikirler ileri sürmüştür. Bu kitabın da dilimize çeşitli tercümeleri yapılmıştır. Bu tercümelerden birinde “Namazların ve duaların tembellik çağının ürünleri olduğu” iddia edilmekteydi (*). İkinci baskıda bu cümle “Salavatlar ve zikirler tembellik çağının ürünleri” olarak değiştirildi (**). İki tercüme de son derece yanlıştır. Namazların, duaların, salavatların, zikirlerin tembellik çağlarının ürünü olduğunu iddia etmek, küfre kadar gidecek bir sapıklık değil midir? ... (Milli Gazete, 15 Ekim 2005)

Eygi'nin verdiği bilgiye göre, kitabın 1. baskısında ifade şöyledir:

"Namazlar, dualar kişisel olup toplumsal karaktere sahip değildir. İster belli duaları okumak şeklinde...bütün bunlar tembellik çağının ürünleridir." (*)

(*) Seyyid Kutub, İslam-Kapitalizm Çatışması, Düşünce Yayınları, 1980; s.91
(**) Seyyid Kutub, İslam-Kapitalizm Çatışması, 2. baskı, Bir Yayıncılık, 1985; s.108.

Bunlar tabii M. Ş. Eygi'nin görüşleri; şahsıma ait değil. Bu hususlar konuyla ilgilenenler tarafından tahkik edilmeli diye düşünüyorum.
Murat Yazıcı isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #16
Alt 04.05.2007, 15:45

 
Üyelik tarihi: 17.02.2007
Mesajlar: 429
Teşekkür etti: 0
4 Teşekkür 3 Mesaja aldı
yukarıda alıntı yaptığın kişilerin seyyid kutubun namöazı hafife aldığını..zikiri hiçe saydığını...duayı önemsemediğini..falan iddia etmişler...sende hemen buraya yapıştırmışsın...seyyid kutub bunları söyledimi bilmiyorum..ama söylediyse bile cahiliye döneminde söylediği açıktır..çünkü o ilk dönemlerinde sosyalizmi savunan birisiydi..sosyalizmi savunanlarında böyle şeyler söylemesi normaldir.
fakat senin görmek istemediğin bir gerçek var ki seyyid kutub tevbe etmiş..eski dönemlerini tekfir etmiş..yazdığı kitablarla bir alakasının olmadfığını beyan etmiş..
sen ise bir kaç çapulcu pisliğin yazılarını delil gibi buraya asmışsın belliki onunla aynı zihniyete sahipsin...bu iddiaları kutubun kendi kitabından araştırma ihtiyacı hissetmedin..çünkü sen art niyetlisin..amacın insanların içine şüphe tohumları ekmek..
senin ve senin gibilerin her yazdığına cevap vermek istesem bilgisayarın başından kalkamam..ama yinede seyyid kutubun kendi dilinden cevaplar vereceğim....şunuda belirteyim ki benim hiç bir alime kayıtsız sartsız bağlılığım taassubum yok ama ehli sünnet olan hangi alime iftira atılırsa atılsın .o alimi elimden geldiğince savunurum..şafi..hanifi..seyyid kutup..ibni teymiye..ibn abbas..nehai..vs vs kim olursa olsun.ortasya atılan şüphelerin izalesi için küçük bir yazı yazıyorum..
malum yazıda şevki eygi denen şahsiyetsiz diyor ki :
Namazların ve duaların tembellik çağının ürünleri olduğu”