İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 01.06.2007, 11:33
Arife Her Gün Kadir Gecesidir

 
elmnightmare - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 11.112
Teşekkür etti: 779
825 Teşekkür 465 Mesaja aldı
Cevşen-ül Kebir nedir ? Kaynakları Sahih midir ?

Cevşen-ül Kebir nedir ? Kaynakları Sahih midir ?


Yazar Prof.Dr.Davut Aydüz



Arapça bir kelime olan Cevşen, sözlükte "bir tür zırh, savaş; elbisesi" anlamına gelmektedir.Terim olarak Şiî kaynaklarında Ehl-i Beyt tarîkıyle Hz. Peygamber’e isnad edilip Cevşen-i Kebîr ve Cevşen-i Sagîr diye bilinen, metinleri birbirinden farklı uzun bir duânın adıdır.

Cevşen-i Kebir: Diğerine nisbetle çok daha meşhûr olup (Cevşen) denilince genellikle bu duâ akla gelir. Musâ el-Kâzım - Ca’fer es-Sâdık - Muhammed el-Bâkır - Zeynelâbidîn - Hz. Hüseyin ve Hz. Ali tarîkıyle Hz. Peygamber’e isnâd edilir.


Anlatıldığına göre Asr-ı saâdet’te cereyan eden savaşların birinde (bir rivâyette Uhud’da) muharebenin kızıştığı ve üzerindeki zırhın kendisini fazlasıyla sıktığı bir sırada Hz. Peygamber ellerini açarak Allah’a duâ etmiş, bunun üzerine gök kapıları açılarak Cebrâil gelmiş ve "Ey Muhammed! Rabbin sana selâm ediyor ve üzerindeki zırhı çıkarıp bu duâyı okumanı istiyor. Bu duâ hem sana hem de ümmetine zırhtan daha sağlam bir emniyet sağlayacak." demiştir. Olayla ilgili Şiî kaynakları, Cebrâil’in Hz. Peygamber’e söz konusu duânın önemi ve fazîletiyle ilgili geniş bilgi verdiğini de kaydeder.
Cevşen-i Kebîr, her biri Allah’ın isim ve sıfatlarından on tanesini ihtivâ eden yüz bölümden ibaret uzunca bir duâdır. Her bölümün sonunda "Sübhâneke yâ lâ ilâhe illâ ente’l-emâne’l-emân hallisnâ/ecirnâ/neccinâ mine’n-nâr" (Sübhânsın yâ Rab! Sen’den başka yoktur ilâh! Emân diliyoruz Sen’den, Koru bizi Cehennem’den!) ibaresi tekrarlanmaktadır. Bu yüz bölümden yirmi beşinin başında "ve es’elüke bi-esmâik" ibaresi bulunmakta ve "yâ Allah, yâ Rahmân, yâ Rahîm" şeklinde Allah’a ait isimleri ihtiva etmektedir. Bu ifade ile başlayan her bölüm arasında ise genellikle üç paragraf hâlinde "Yâ hayra’l-Gâfirîn" ibaresiyle başlayıp devam eden değişik münâcatlar şeklinde duâlar yer alır. Böylece duânın tamamı Allah’a ait iki yüz elli isim ile yedi yüz elli sıfat ve münâcâtı kapsamış olur. Bütün bu münâcatların ana gayesi, duânın muhtevasından ve her faslın sonunda tekrarlanan "el-Emân el-Emân hallisnâ mine’n-nâr" ifadesinden de anlaşılacağı gibi, dünya âfetlerinden ve âhiret azabından kurtuluş niyaz edilmektedir.

Cevşen-i Kebîr özellikle Şiî dünyasında oldukça rağbet görmüş, gerek müstakil olarak, gerekse çeşitli duâ mecmuaları içinde birçok defa basılmış ve şerhleri yapılmıştır. Muhtevasının güzelliği, ifadelerinin akıcılığı ve okunduğunda elde edilebilecek dünyevî ve uhrevî iyi sonuçlara dair rivayetlerin çokluğu sebebiyle olacaktır ki Cevşen-i Kebîr Türkiye’de bazı Sünnî müslümanlar arasında da ilgiyle karşılanmıştır. Duâyı Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî, tarikata dair birçok evrâd ve ezkârı derlediği Mecmûatü’l-Ahzâb adlı eserinde nakletmiş, daha sonra özellikle Risâle-i Nûr talebeleri tarafından müstakil olarak birçok defa basılmış ve Türkçe’ye de tercümeleri yapılmıştır.

Şiî kaynaklarında zikredilen metinle bu eserlerdeki metin arasında bazı bölümler ile isim ve sıfatların sıralanışında takdim ve tehirler, bazı kelime ve harflerde değişiklikler, özellikle bölümlerin başlangıç ve bitimlerinde tekrarlanan cümlelerde eksiklik veya fazlalıklar göze çarpmaktadır. Yine bu kitaplarda 100. bölümden sonra zikredilen ve "Allahümme rabbenâ" diye başlayan kısım da rivâyetin aslında mevcut değildir. Bu farklılıklar, Türkiye’de basılan kitapların duâyı Şiî kaynaklarından değil, Mecmûatü’l-Ahzâb’da rivâyetin aslına ve kaynağına işaret edilmeden nakledilen metinden almalarından kaynaklanmaktadır. Cevşen-i Kebîr’in Süleymaniye Kütüphanesi’nde müstensihi ve istinsah tarihi bilinmeyen bir nüshası mevcuttur(el-Cevşenü’l-Kebîr, Hacı Mahmud Efendi, nr.1986/4, vr.62a-77b).1
a. Rivâyet yönüyle yapılan tenkit:
Bu konudaki tenkit: "Cevşen’in Sünnî kaynaklarda bulunmaması, Şiîler’ce muteber kabul edilen Kütüb-ü Erbaa’da bulunması, bunun uydurma olduğunu gösterir"2 şeklindeki iddiadır.

Cevşen ile ilgili rivâyetlerin, hadîs usûlünde kabul edilen rivayet usulleri ve özellikle hadîsin kabulünü gerektiren mütevâtir, sahih, hasen kategorileri içerisinde olmaması, Cevşen’in sıhhatine gölge düşürmüştür. Üstelik bunun Musâ el-Kâzım - Ca’fer es-Sâdık - Muhammed el-Bâkır - Zeynelâbidîn - Hz. Hüseyin ve Hz. Ali tarîkıyle Hz. Peygamber’e isnâd edilmesi, yani hep Şiâ’nın sahip çıktığı şahsiyetler yoluyla intikali, Sünnî dünyanın bu rivayeti göz ardı etme neticesini vermiştir. Yalnız bu husus, sened tenkidi açısından yapılan bir değerlendirmedir. Bunun ise Cevşen’in mana ve muhtevasına menfî yönden bir tesirinin olması düşünülemez. Ayrıca, Hz. Ali veya ondan sonraki dönemler içinde çıkan Sünnî-Şiî ihtilâfı sadece Cevşen değil, sayılamayacak kadar çok sahih hadislerin gerek Sünnî, gerekse Şiî kaynaklarında yer almamasına neden olmuştur. Öyleyse bazılarının ortaya çıkıp "Cevşen’in Sünnî kaynaklarda bulunmayıp, sadece, Şiîler’ce muteber kabul edilen Kütüb-ü Erbaa’da bulunması, bunun uydurma olduğunu gösterir"3 demelerinin aklî, mantıkî ve islâmî bir temeli olmasa gerektir. Bu konuda Sünnî ve Şiî dünyasının hadîs usûl kitapları, hadîsi kabul (ahz-ı hadîs) şartları açısından incelense ve elde edilen bilgiler ışığında hadîs kitapları mukâyese edilse, karşımızda Cevşen örneğinde olduğu gibi birçok sahih hadîsin çıkacağı muhakkaktır. Fakat ne yazık ki, Şünnî-Şiî ihtilâfı ve mezhep taassubu bu tür bilgilerin sadece Sünnî veya sadece Şiîler’in malı olmasını sağlamıştır.

Bu konuda son olarak şunu söyleyebiliriz; Gümüşhanevî hazretlerinin Mecmûatü’l-Ahzâb adlı eserinde Cevşen’i nakletmesi ve Bediüzzaman hazretlerinin de bu duâyı Mecmûatü’l-Ahzâb’ın içinden çıkartıp talebelerine vird ü zebân etmelerini emretmesi, bu zatların senet açısından yukarıda ifade edilen olumsuzluklara rağmen, bunu kabullendiklerini gösterir.4
Metin tenkidinde bulunanlara da kısaca şöyle diyebiliriz; acaba Cevşen’in metninde Kur’an’a zıt birşey var mıdır? Hayır, bilâkis, Bediüzzaman’ın ifadesiyle Cevşen’in Kur’an’a zıt olması bir yana, o bizzat Kur’an’dan alınmış bir duâdır. "Yani, bin bir esmâ-i ilâhiyeye sarîhan ve işâreten bakan ve bir cihette Kur’an’dan çıkan bir hârika münâcat olan ve marifetullahta terakkî eden bütün âriflerin münâcâtlarının fevkinde bulunan...(bir duadır)."5

b. Fazîletiyle ilgili Uydurma Rivâyetler Yönünden Tenkit:
Şiî kaynaklarına dayalı olarak rivâyet edilen Cevşen’in faziletine dair bazı hadisler, ehl-i sünnet’in prensipleri doğrultusunda kabule şâyan değildir. Meselâ, "Cevşen’i okuyan dört semavî kitabı okumuş gibi olur", "Bunu okuyan asla Cehennem’e girmez" veya "Üzerinde Cevşen yazılı kefenle gömülen kişi kabir azabı görmez"... gibi. Yalnız bu ve benzeri rivayetlerin hepsinin Allah Rasûlü’ne isnad edilmemekte olduğunu da bilmekte fayda vardır. ihtimal bunları bu duâya kudsiyet kazandırma düşüncesiyle -ehl-i beyt imamları kanalıyla geldiği için- bazı ifratkâr kişiler uydurmuş olabilir. Fakat Cevşen’in fazîletine ait aşırı dozda kabul edilebilecek bu şeyler Cevşen’in aslına, mahiyet ve muhtevasına yani onun hâlis duâ olma özelliğine halel verecek değildir. Bir diğer ifadeyle fazileti hakkında söylenen bu sözler dolayısıyla "Cevşen uydurmadır" demenin hiçbir mantıkî ve islâmî dayanağı yoktur.6

c. Bu Kadar Uzun Bir Duânın Ezberlenerek Rivâyet Edilmesi Mümkün Değildir iddiası:
Bu husustaki tenkit ise: "Hz. Peygamber (s.a.s.)’e nisbet edilmiş bir hadîs olarak rivayet edilen yaklaşık on beş sayfalık metnin sahih olması mümkün görünmemektedir. Zira bu metin, bilinen bir olayı, bir kıssayı veya tarihî bir vakayı anlatan, hafızada tutulması kolay metinlerden farklı olarak her kelime ve cümlesinin büyük bir titizlikle zaptedilip tekrarlanması, Hz. Peygamber’den alınıp rivayet edilmesi imkânsız denecek kadar güçtür"7 şeklindeki iddiadır.

Bu konu ile alâkalı uzun açıklamalarda bulunulabilir. Ezcümle: Hadîs rivayetinde kabullenilen prensipler açısından, sahabe-i kirâm’ın öncelikle hassasiyeti, öte yandan hepsinin birer hafıza dahisi olduğu, şifahî kültür diye adlandırabileceğimiz bir şekilde, metinlerin aynıyla nesilden nesile intikali -ki bunların hepsi en ince ayrıntılarına kadar hadîs usûlü kitaplarında ele alınmış ve anlatılmıştır- açısından Cevşen ilmî bir incelemeye tabi tutulabilir. Buna göre Cevşen’in metin yönüyle sahih olamayacağına gerekçe olarak getirilen bu sözlerin, islâmî bir temeli yoktur. Bu konuda vak’alar kendi dilleriyle bu gerekçeyi yalanlamaktadır. Zira hadis kitaplarında, kelimesi kelimesine aynı çıkan nice farklı ravilerin rivayet ettikleri hadisler vardır. Bunlardan hareketle Cevşen’i de içine alacak şekilde bir genelleme yapmak elbette doğru olmaz. Fakat bu durum meseleye en azından ihtiyatlı bir şekilde yaklaşmamızı icab ettirir. Ezbere yapılacak olan bu tür indî ve şahsî yorumlar, tahminler, kanaatler ilmî usûl ve adaba yaraşmayan şeylerdir.8

Ayrıca, hadisleri bize rivayet eden devâsâ kametler, aynı zamanda maneviyat âlemlerinin sultanları -derece farkı mahfuz- hükmündedirler. islâm’ın derunî hayat adına getirdiği prensipleri, hiç ödün vermeden tatbîk eden bu insanların "geceleri gündüz" kadar aydındır. Bizim idrak ufkumuzun çok ötesinde bu büyük insanlar, Allah Resûlü ile manevî bağlarını daima muhafaza etmişlerdir. Değil rüyada, yakazaten Nebiler Sultanı ile defaatla görüştüklerini, sıhhati üzerinde şüphe edilen bir hadîsi Efendimiz’e arz edip, cevap aldıklarını bizatihi kendileri bizlere ifade etmişlerdir. Yalnız hemen belirtelim, bu tür bilgiler, islâm’ın genel geçer kaidelerine göre objektif değil, sübjektiftir. Yani bunların inanç ve amel platformunda bağlayıcılıkları bahis mevzuu değildir. inanan inanır, gereğine göre amel eder; inanmayan da günaha girmez ama büyük bir hayır kapısını kendi elleriyle kendi hakkında kapatmış olur.9

Cevşen’in uzunluğundan dolayı kelimesi kelimesine ezberlenip rivayetini uzak görenlerin gözden kaçırdıkları bir konu da; Cevşen’den çok daha uzun olan ve genellikle küçük yaşta Kur’an’ın ezberlenmesi meselesidir. Bu kadar uzun bir metni âdeta noktası ve virgülüne kadar, bir harekesini dahi yanlış okumadan -hatta kurrâ olanlarının kıraât farklılıklarına varıncaya kadar- ezberlemeleri ve genellikle unutmamaları; bir çok yeri itibariyle Kur’an metnine benzerlik arz eden ve Kur’an’dan âyetler olan Cevşen gibi uzunca bir duânın da rahatlıkla ve daha kolay bir şekilde ezberlenebileceğinin açık bir delilidir.
__________________
ÖLENLE ÖLÜNMEZ MİRASINA KONULUR:)
elmnightmare isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 01.06.2007, 11:37
Arife Her Gün Kadir Gecesidir

 
elmnightmare - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 11.112
Teşekkür etti: 779
825 Teşekkür 465 Mesaja aldı
Bediüzzaman Said Nursî’nin Cevşen ile ilgili Görüşleri

a. Bediüzzaman, el-Cevşenü’l-Kebîr’in öncelikle Hz. Peygamber (s.a.s.)’in duâsı olduğunu ve onu okuduğundan kısaca şöyle bahseder:

"Öyle de, çok esmâya mazhar ve çok vazifelerle mükellef ve çok düşmanlara müptelâ olan insan, münâcâtında, istiâzesinde çok isimleri zikreder. Nasıl ki, nev-i insanın medâr-ı fahri ve elhak en hakikî insan-ı kâmil olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, el-Cevşenü’I-Kebîr namındaki münâcâtında bin bir ismiyle duâ ediyor, ateşten istiâze ediyor".10
-

"(Hz. Peygamber Aleyhisselâm’ın), hem binler dua ve münâcâtlarından el-Cevşenü’l-Kebîr ile, öyle bir marifet-i Rabbaniye ile, öyle bir derecede Rabbini tavsif ediyor ki, o zamandan beri gelen ehl-i marifet ve ehl-i velâyet, telâhuk-u efkârla beraber, ne o mertebe-i marifete ve ne de o derece-i tavsîfe yetişememeleri gösteriyor ki, duâda dahi onun misli yoktur. Risâle-i münâcâtın başında el-Cevşenü’l-Kebîr’in doksan dokuz fıkrasından bir fıkrasının kısacık bir meâlinin beyan edildiği yere bakan adam, "Cevşen"in dahi misli yoktur diyecek."11 Böylece Bediüzzaman Cevşen’in rivayet olarak Hz.Peygamber’e isnadının sahih olduğunu kabul etmiş olmaktadır.
-
b. Bediüzzaman, el-Cevşenü’l-Kebîr’in, Kur’an’dan çıkan bir münâcât olduğunu belirterek, muhtevasının Kur’an’a uygun olduğuna işaret etmiştir. O, bu konuda şöyle demektedir:

"Yani, bin bir esmâ-i ilâhiyeye sarîhan ve işâreten bakan ve bir cihette Kur’an’dan çıkan bir hârika münâcât olan ve marifetullahta terakkî eden bütün âriflerin münâcâtlarının fevkinde bulunan ve bir gazvede: "Zırhı çıkar, onun yerine bu Cevşen’i oku" diye Cebrâîl vahiy getiren el-Cevşenü’l-Kebîr Münâcâtı içindeki hakîkatler ve tam tamına Rabbine karşı tavsifler, Muhammed’in (s.a.s.) Risâletine ve hakkaniyetine şehâdet ettiği gibi..."12

1- T.D.V. İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1993, Cevşen maddesi.
2- İslâm Ansk, Cevşen md.
3- İslâm Ansk, Cevşen md.
4- Ahmet Kurucan, Duâ İkliminde CEVŞEN, Zaman Gazetesi, 2 Ağ. 1996.
5- Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, İstanbul 1996, I,872 (3.Şua, son paragraf); I,973 (11.Şua, Onuncu Mesele); I,1128 (15.Şua, Beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci küllî şehadetler);
6- Ahmet Kurucan, agm.
7- T.D.V. İslâm Ansk, Cevşen md.
8- Ahmet Kurucan, agm.
9- Ahmet Kurucan, agm.

10- Risale-i Nur Külliyatı, I,144 (24.Söz, Birinci Dal’ın sonu); I,817 (30.Lem’a, Beşinci Nükte’nin Hatimesi); I,872 (3.Şua’nın son paragrafı); I,973 (11.Şua, Onuncu Mesele).
11- R.N. Külliyatı, I,908-909 (7.Şua, Ayetü’l-Kübra, Birinci Makamın Onaltıncı Mertebesi); I,1131 (15.Şua, Onbeşinci Şehadet); II,1389 (Mesnevi-i Nuriye, Nokta,Onuncu Ders).
12- R.N. Külliyatı, I,1128 (15.Şua, Beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci küllî şehadetler); I,872 (3.Şua, son paragraf), I,973(11.Şua, Onuncu Mesele).
__________________
ÖLENLE ÖLÜNMEZ MİRASINA KONULUR:)
elmnightmare isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 01.06.2007, 11:41
Arife Her Gün Kadir Gecesidir

 
elmnightmare - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 11.112
Teşekkür etti: 779
825 Teşekkür 465 Mesaja aldı
Detaylı kaynak olarak :


Sual: Cevşenü'l-Kebîr duâsının kaynakları hakkında bilgi verir misiniz. Bu duânın Hadis kaynaklarında geçmediği söyleniyor ve ilişilmek isteniyor. Doğru mu?

Cevşenü'l-Kebîr "Amelî hüküm" içeren bir metin değil; feyizli bir münâcâttır. Vahye dayanan eşsiz bir tefekkür ve zikir kaynağıdır. Allah'ın bin bir ism-i şerifiyle Cehennemden, ateşten, azaptan, gazap ve kahr-ı İlâhî'den, âfetlerden, musîbetlerden Allah'a (cc) sığınma mânâsını ifâde eden tevhid cümlelerinden müteşekkildir.

Hazret-i Cebrâil (as) tarafından Peygamber Efendimiz'e (asm) "vahy-i zımnî" tarzında tâlim ve tebliğ edilen ve "zırhı çıkar, onun yerine bu Cevşeni oku!" buyurulan (1) bu kuvvetli münâcâtı—Cevşenin, kelime mânâsı da "zırh" demektir.— Hazret-i Ali (ra), bizzat Peygamber Efendimiz'in (asm) mübârek dilinden yazmış ve rivâyet etmiştir. Böylece Peygamber Efendimiz (asm) vahiyle aldığı bu mânevî zırhı, ümmete hediye bırakmıştır.

Hadis kitaplarının her birinin, bütün sahih hadislerin ve sıhhatli rivayetlerin hepsine yer vermesi teknik olarak mümkün değildir. Zaten hiçbir Muhaddisin, kitabında her sahih hadise yer verdiği şeklinde bir iddiası da yoktur. Böyle bir iddiâ gerçekçi de ollmaz. Peygamber Efendimiz'in (asm) dâr-ı bekâya irtihalinden sonra ümmet haklı olarak topyekûn hadis toplama seferberliğine girişmiş, genelde "amelî hüküm" içeren ve kaybolmak tehlikesi arz eden hadislerin rivayetine ehemmiyet verilmiş ve kitaplarda toplanmış; Cevşen gibi veya Peygamber Efendimiz'in (asm) mağarada Hazret-i Ebu Bekir'e (ra) talim buyurduğu hafi zikir gibi ya da buna benzer muhtelif duâ ve münâcâtlar ise zaten büyük kutupların ve güvenilir evliyanın uhdesinde mevsuk bir şekilde bulunmakta ve tâlim edilmekte olduğundan, ayrıca rivayet edilmesine ve meşhur kitaplara alınmasına ihtiyaç duyulmamıştır. Hazret-i Ali'ye (ra) hususî bir emanet olarak bırakılan Cevşen ise o esnada, evlâd-ı Resûl'ün (asm), yani ehl-i beytin elinde bulunuyordu ve mütevâtir hükmündeydi.

Bununla beraber Cevşen'de geçen duâlar, hadis kitaplarında elbette vardır. Et-Terğîb ve't-Terhîb'de, Kenzü'l-Ummal'da, Mecmû'atü'd-Daavât'da ve Mecmû'atü'l-Ahzâb'ta bu rivayetlerin bir kısmı veya tamamı yer almaktadır. Kenzü'l-Ummal'da İbn-i Abbas (ra) ve Ubey İbn-i Ka'b (ra) rivâyetleri ile Peygamber Efendimiz'in (asm): "Cebrail geldi ve bana dedi ki: Ya Muhammed! Sana birkaç kelime getirdim. Bunları senden önce hiçbir Nebi'ye getirmedim" sözüyle birlikte Cevşen'deki münâcâtın bir kısmı zikredilmiştir. (2) Ayrıca yine Kenzü'l-Ummâl'da Enes Bin Mâlik (ra) rivayetiyle Cevşenin bir kısmı daha rivayet edilmiştir. Ahmed Ziyâeddin Gümüş hânevî Hazretlerinin Mecmû'atü'l-Ahzab'ında ise Hazret-i Zeyne'l-Abidin'den (ra) Hazret-i Ali'ye (ra) dayanan sağlam bir senetle Cevşenü'l-Kebir'in tamamı rivayet edilmiştir. (3)

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin gayet kesin ve net ifadelerle Cevşenü'l-Kebîr'in Resûl-i Ekrem Efendimiz'in (asm) kudsî bir münâcâtı olduğunu (4), Kur'ân'dan sonra eşsiz ve misilsiz bir eser olduğunu (5) ve Kur'ân'ın bir çeşit özü ve hülasası bulunduğunu (6) beyan etmesi ve Cevşeni kendisine mühim bir vird kabul ederek her gün okuması, ondan feyiz, nur ve bereket alması Cevşenin sıhhati konusunda en son ve en sahih şahidimizdir. Bediüzzaman gibi bir allâmeye feyiz veren bir münâcât-ı Resûl (asm), kanaat ettiğimiz takdirde her halde bize de kifayet edecektir.

Binâenaleyh, Cevşenü'l-Kebîr'in sıhhati konusunda münakaşaya girmek gayet lüzumsuzdur, hatta zararlıdır.

Uhuvvet bağlarını veya îmânın halâvetini rencide edecek tartışmalardan uzak durmak daha isabetli olur. Nihayet, Cevşenü'l-Kebir'i okuyan feyizdâr olur, okumayan feyzinden mahrum kalır ve kendisi bilir.

Dipnot:
1- Şuâlar, s. 541
2- Kenzü'l-Ummâl, 2/691,
3- Mecmû'atü'l-Ahzab, 1/231,
4- Lem'alar, s. 363, Şuâlar, s. 96,
5- Şuâlar, s. 119, Sözler, s. 302;
6- Sözler, . 419
__________________
ÖLENLE ÖLÜNMEZ MİRASINA KONULUR:)
elmnightmare isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 01.06.2007, 16:22

 
Tevhid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 13.11.2006
Yaş: 32
Mesajlar: 428
Teşekkür etti: 1
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Verdiğin kaybaklara bir baktınmı ?

Alıntı:
Dipnot:
1- Şuâlar, s. 541
2- Kenzü'l-Ummâl, 2/691,
3- Mecmû'atü'l-Ahzab, 1/231,
4- Lem'alar, s. 363, Şuâlar, s. 96,
5- Şuâlar, s. 119, Sözler, s. 302;
6- Sözler, . 419
Alıntı:
1- T.D.V. İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1993, Cevşen maddesi.
2- İslâm Ansk, Cevşen md.
3- İslâm Ansk, Cevşen md.
4- Ahmet Kurucan, Duâ İkliminde CEVŞEN, Zaman Gazetesi, 2 Ağ. 1996.
5- Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, İstanbul 1996, I,872 (3.Şua, son paragraf); I,973 (11.Şua, Onuncu Mesele); I,1128 (15.Şua, Beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci küllî şehadetler);
6- Ahmet Kurucan, agm.
7- T.D.V. İslâm Ansk, Cevşen md.
8- Ahmet Kurucan, agm.
9- Ahmet Kurucan, agm.

10- Risale-i Nur Külliyatı, I,144 (24.Söz, Birinci Dal’ın sonu); I,817 (30.Lem’a, Beşinci Nükte’nin Hatimesi); I,872 (3.Şua’nın son paragrafı); I,973 (11.Şua, Onuncu Mesele).
11- R.N. Külliyatı, I,908-909 (7.Şua, Ayetü’l-Kübra, Birinci Makamın Onaltıncı Mertebesi); I,1131 (15.Şua, Onbeşinci Şehadet); II,1389 (Mesnevi-i Nuriye, Nokta,Onuncu Ders).
12- R.N. Külliyatı, I,1128 (15.Şua, Beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci küllî şehadetler); I,872 (3.Şua, son paragraf), I,973(11.Şua, Onuncu Mesele).
BU kaynakların 90% zaten Bediüzzaman`nın kaynakları ben delil değince Kuran veya sahih hadis demiştim
__________________
Ben şüphesiz müslümanlardanım. deyip dürrüstlükle çalışarak Allah'a davet eden kimseden daha güzel sözlü de kim olabilir? FUSSİLET(41) suresi 33. ayet
Tevhid isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 01.06.2007, 16:35

 
M. Ali Saral - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 31.08.2002
Mesajlar: 5.591
Teşekkür etti: 25
146 Teşekkür 76 Mesaja aldı
Cevşen ilk Saidi Nursi ile bilinmiş değildir. Cevşen aslında Şia'da meşhur iken ilk olarak Nakşi şeyhi Ahmed Ziaüddin Gümüşhanevi Hz.leri tarafından ehlisünnette de meşhur edilmişdir. Dolayısyla mese nur cemaatinin bir icadı gibi algılanmamlı. Kusur veya faydası bu cemaatin mesuliyetinde değildir.
__________________
" M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . "
M. Ali Saral isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 01.06.2007, 16:42

 
Tevhid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 13.11.2006
Yaş: 32
Mesajlar: 428
Teşekkür etti: 1
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
5.1.13. CEV
SEN-ÜL-KEBÎR

Cevsenü’l-Kebir; siyah, kırmızı ve mavi mürekkeple basılmıs, ayrıca cümlelerin

sonları da numaralandırılmıstır.

Said Nursî, bu münacatın (duanın) Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ait oldugunda

ısrarlıdır:
Hem meselâ, Kur'ân’ın hakikî ve tam bir nevi münâcâtı ve Kur'an’dan çıkan bir
çesit hulâsası olan Cevsen-ül-Kebir namındaki münâcat-ı Peygamberî’de (A.S.M.)
(...)890
(...) hem "Cevsen-ül-Kebîr" münâcâtının seksenaltıncı ukdesinde: (...) diye


olan gayet ârifâne münâcât-ı Ahmediyenin (A.S.M.) beyanı gösteriyor ki; (...)891
Kur'an’dan ve münâcât-ı nebeviye olan Cevsen-ül-Kebîr’den aldıgım bu dersimi, bir ibadet-i tefekküriye olarak, Rabb-ı Rahîmimin dergâhına arzetmekte kusur etmissem; kusurumun affı için Kur'an’ı ve Cevsen-ül-Kebîr’i sefaatçi ederek rahmetinden niyaz ediyorum.892

(...) Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Cevsen-ül-Kebîr namındaki


münâcat-ı âzamında mârifetullahda gayet yüksek ve gayet câmi’ derecede mârifetini
göstererek böyle demistir; biz de, hayâlen o zamana gidip Resul-i Ekrem
Aleyhissalâtü Vesselâmın dedigine "Âmin" diyerek, (...)893

Said Nursî, bu ısrarına ragmen, maalesef hiçbir kaynak göstermemistir.


Cevsenü’l-Kebir894, cep kitapçıgı seklinde basıldıgı hâlde, bunda da herhangi bir
kaynaga yer verilmemistir. Bu duanın Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ait oldugu iddia
edildigine göre, hadis kitaplarında yer alması gerekirdi. Oysa, hadis kitaplarında


böyle bir duaya rastlanmamaktadır. Su hâlde, bu duanın Hz. Peygamber’e isnadı
yalandır. Maalesef, Nur Risaleleri’ndeki mevzu hadislere uzunca bir tanesi daha
eklenmistir.
Said Nursî’nin asagıdaki ifadelerinden, bu rivayetin de "Celcelûtiye, Ercüze,
vb." gibi Siî kaynaklı oldugu anlasılmaktadır895:

(...) Al-i Beyt’in manevi ve gayet mühim bir mirası ve maden-i feyzi olan
Cevsen-ül-Kebîr’i kendine üstad eden ve bidayette her günde bir defa bazan üç defa tamamını okuyan ve talebesine tavsiye eden adam, Risale-i Nur müellifidir.896

Binbir Esma-i



lâhiyyeye sarîhan ve isareten bakan ve bir cihetle Kur'an’dan



çıkan bir hârika münâcât olan ve mârifetullahda terakki eden bütün âriflerin

münâcâtlarının fevkınde bulunan ve bir gazvede "Zırhını çıkar onun yerine bu
Cevseni oku" diye Cebrail vahy getiren "Cevsen-ül-Kebîr" münâcâtı içindeki
hakikatlar ve tam tamına Rabbine karsı tavsifler, (...)897

Said Nursî, Cebrail (a.s.)’in Hz. Peygamber (s.a.v.)’e bir gazvede zırhını
çıkarmasını ve Cevsen’i okumasını emreden bir vahiy getirdigini de iddia etmektedir.
Bu haberin de ne bir kaynagı ve ne de bir mesnedi vardır. içinde aynı iddiaların yer
aldıgı Sözler Yayınevi’nce basılan Cevsen-ül Kebir adlı kitap, Vahye Göre Büyük
Zulüm







adlı eserde Said Çekmegil tarafından haklı olarak "zulüm karıss kitap"
olarak tavsif edilmistir.898



Sonra, söz konusu vahiy hangi gazvede gelmistir? Resulullah’ın herhangi bir

gazvede zırhını çıkardıgına dair hiçbir rivayet yoktur. Bilâkis, Hz. Peygamber’in söyle


buyurdugu sabittir:

"Bir peygambere, zırhını giydikten sonra, onunla düsmanları arasında Allah
Tealâ hükmünü vermedikçe zırhını çıkarması yarasmaz."899
Üstelik Cebrail (a.s.), Hz. Peygamber’e zırhını çıkarmasını degil,


çıkarmamasını emretmistir. Hendek Harbi’nde kâfirlerin dagıldıgı gecenin sabahı
Müslümanlar Medine’ye dönüp silâhlarını bıraktıkları sırada, Cebrail, Resulullah’a
gelmis ve "Zırhını çıkarıyor musun? Melekler, henüz silâhı bırakmadılar. Allah Tealâ,
sana Benî Kurayza üzerine yürümeni emrediyor; ben de onlara gidiyorum."
demisti.900
Savasta zırhı çıkarmak söyle dursun, Hz. Peygamber (s.a.v.) Uhud Günü iki


zırhı üst üste giymistir.901 Yine aynı savasta Resulullah’ın basında migferi de vardı ve
aldıgı darbe ile migfer kırılmıs; Peygamberimiz de yaralanmıstı.902 Resulullah’ın
savaslarda kullanmak üzere 9 kılıcı, 7 zırhı, 6 yayı, 2 kalkanı, 5 mızragı, 2 migferi vb.


silâh ve teçhizatı vardı.903 Herhâlde, bu Cevsen’den sonra hepsini kaldırıp
atmıstır!...904

ibn Kayyım söyle der:


Allah’a tevekkülün tam anlamıyla gerçeklesebilmesi için, o konuda yapılması gereken
her isi yapmak ve bütün sebeplere sarılmak lâzımdır. Hz. Peygamber (s.a.v.) ve ashabı,
tevekkül bakımından da insanların en mükemmeli oldukları hâlde, bütün silâhlarla donatılmıs
olarak düsmanlarının karsısına çıkıyorlardı. Resulullah (s.a.v.), "Allah, seni insanlardan koruyacaktır." (Mâide, 5/67) seklinde Allah Tealâ’nın teminatına ragmen Mekke fethinde oraya girerken basına migferini koymayı ihmal etmemistir (Buharî, Libâs, 17/26).
islâmî ilimlerin künhüne vâkıf olamayan bazı sathî âlimler bu konuyu çesitli yorumlara bogmuslar; bazen Resulullah’ın bu davranısının yalnızca ümmetini egitmeye yönelik oldugunu, bazen de yukarıda zikri geçen ayet-i kerimenin o zaman henüz nazil olmadıgını söylemislerdir. Hâlbuki bir ülkede emîrlerden birinin sormus oldugu bir meseleye cevap verilirken, Ebu Kasım b. Asakir’in et-Tarihu’l-Kebir adlı eserinde su hadis zikredilmistir:
"Resulullah (s.a.v.), bir Yahudi kadının kendisine zehirli koyun ikram etmesinden sonra, ev sahibi yemege baslamadan o yemekten yemezdi."
Bazı âlimler, bu hadiste, sultanlar için güzel bir örnek bulundugunu söylemislerdir.
Bu konuya söyle bir itirazda bulunulmustur: Allah Tealâ’nın: "Allah, seni insanlardan koruyacaktır." (Mâide, 5/67) ayetiyle sizin söylediklerinizi bir arada nasıl düsünebiliriz? Allah Tealâ, onu korumayı garanti etmisse, o da hiç kimsenin kılına bile dokunamayacagını kesinlikle bilir.
Bu itiraza cevaplar aranırken bazıları yukarıdaki hadisin zayıf oldugunu, bazıları da bu ayet ininceye kadar Resulullah (s.a.v.)’ın öyle davrandıgını, bu ayet-i kerimenin inmesinden sonra o âdetini terk ettigini söylemislerdir. Hâlbuki onlar, Allah Tealâ’nın teminat vermesi ile Resulullah (s.a.v.)’ın sebeplere sarılmasının birbirine zıt seyler olmadıgını düsünselerdi, zorlama sonucu yaptıkları açıklamalara hiç gerek kalmayacaktı. Allah Tealâ, islâm dinini bütün dinlere üstün kılacagını haber verdigi hâlde; Resulüne de savasmayı, düsmanına karsı
kuvvet ve mühimmat hazırlamayı, onlara karsı uyanık olmayı, harp sanatının gerektirdigi bütün tedbir, dikkat, ciddiyet ve gizlilik prensiplerine uygun hareket etmeyi emretmekten de geri durmamıstır. Çünkü bütün bunlar, Allah Tealâ’nın hangi sebeplere yapısılırsa hangi sonuçlara varılacagı hususunda haber vermesi demektir. Resulullah (s.a.v.), Rabbini en iyi bilen, onun emirlerine en sıkı sarılan bir kimse olarak, Allah Tealâ’nın hikmeti icabı, zafer
kazanmayı, dinini diger dinlerin üzerine çıkarmayı ve düsmanına galip gelmeyi kendisine dayandırdıgı sebeplere yapısmayı ihmal etmemistir. Aynen bu konuda oldugu gibi, Allah Tealâ tebligini tamamlayabilmesi ve dinini açıga çıkarmak için Resulünün hayatını garanti etmistir.

Ama Resulullah (s.a.v.), normal bir insanın hayatını sürdürebilmesi için muhtaç oldugu yemek, içmek, giyinmek ve barınmak gibi tedbirlerin hepsini almıstır.
Bu husus birçok kimseyi yanıltmaktadır. Hatta, bazı kimseler duayı bile terk etme noktasına gelmistir. Çünkü, onlara göre sayet istenen sey ezelde takdir edilmisse, zaten kendiliginden olacaktır; yoksa dua etmek sonucu degistirmeyecektir. "Öyleyse dua ile ugrasmanın faydası nedir?" diye bir soru yöneltmisler, sonra da akılâne bir cevapla: "Dua etmek ibadettir." demislerdir. O zaman yanlısı dogruya karıstıran bu adama denir ki: Bir kısım daha kaldı. O da sudur: Bir kimseye, belli bir sebebe yapısması sonucu istegine ulasması
takdir edilmisse, bu demektir ki, söz konusu sebebe yapısırsa arzusuna nail olacak, yoksa olmayacaktır. Yanılgı içindeki bu adam aynen: "Karnımın doyması takdirde varsa, yemek yesem de yemesem de doyarım. Sayet doymam takdir edilmediyse, yemek yesem de yemesem de doyamam. O hâlde yemek yemenin ne faydası var?" diyen kimseye benzer.
Bütün bunlar ve bunun gibi düsünceler, Allah’ın hikmetini ve seriatının ruhunu yok etmektir.
Basarı Allah’tandır.905


Sözler ve Yeni Asya Yayınevlerince hazırlanan







Cevsen-ül-Kebir’lerin
takdiminde yer alan "kim bu duayı su kadar okursa, evine hırsız girmez, evi yanmaz, hastalıklardan sifa bulur, cennetlik olur..." gibi ifadeleri buraya nakletmek istemiyoruz. Vadedilen bu seylerin okundugunda gerçeklesmeyecegini bilen Said Nursî’nin bastan aldıgı tedbiri (!) de gösterelim:


Aziz sıddık karde



slerim! Evvelâ Cevsen’in teksiri gayet büyük bir sevaptır.


Ruh-u canımla sizleri tebrik ederim. Fakat sizin tercüme ettiginiz sevabına dair olan

parçanın aynını yazmayınız. Çünkü böyle sevaplar hakkındaki rivayetler mütesabih
nev'indendir, hakiki mahiyetleri bilinmez. Dinsizler veya mu’teriz feylesoflar ya
mübalâgadır derler veyahut, neuzubillah hurafedir diye tevehhüme düserler. (...)
Hatta kendim 35 seneden beri Cevsen’i hergün okudugum hâlde ve avsiyemle de çok sakirdler vird gibi okudukları hâlde sevabına dair olan o parçayı 3-4 defa okumamısım. Çünkü sevap noktasında o mümkün ferde mazhar olmadıgı kendim gayet yüksek gördügümden o haddimden hadsiz derecede yüksek makama elimi uzatamadım (...) (Hizbu Envâr el-Hakaik en-Nûriyye, 39-41, "Said Nursî" imzalı yazı. Yazı, Osmanlıca harfleri ile yazılmıstır.)




Eger o dünyaya ait faideler ve menfaatlar, o ubûdiyete, o virde veya o zikre

illet veya illetin bir cüz'ü olsa, o ubûdiyeti kısmen ibtal eder. Belki o hâsiyetli virdi
akîm bırakır, netice vermez. iste bu sırrı anlamayanlar, -meselâ, yüz hâsiyeti bulunan
Evrâd-ı Kudsiye-i Sâh-ı Naksibendî’yi veya bin hâsiyeti bulunan Cevsen-ül-Kebîri, o
faidelerin bâzılarını maksûd-u bizzat niyet ederek okuyorlar.- O fâideleri göremiyorlar
ve göremiyecekler ve görmeye de hakları yoktur. Çünki, o fâideler, o evrâdların illeti
olamaz; ve ondan, onlar kasden ve bizzat istenilmeyecek. Çünki onlar fazlî bir sûrette
o hâlis virde talebsiz terettüb eder. Onları niyet etse, ihlâsı bir derece bozulur. Belki
ubûdiyetten çıkar ve kıymetten düser. Yalnız bu kadar var ki; böyle hâsiyetli evradı
okumak için, zaif insanlar bir müsevvik ve müreccihe muhtaçtırlar. O fâideleri
sünüp, sevke gelip, evrâdı sırf rızâ-yı ilâhî için, âhiret için okusa zarar vermez.
Hem de makbuldür. Bu hikmet anlasılmadıgından, çoklar, aktabdan ve selef-i
salihînden mervî olan fâideleri görmediklerinden






süpheye düser, hatta inkâr da eder.906



Yine Cevsen’le ilgili bir iddia da, onun dua olarak ve hatta kendisinin misli olmadıgı iddiasıdır:


Hem binler dua ve münâcâtlarından Cevsen-ül-Kebîr ile, öyle bir mârifet-i



rabbaniye ile, öyle bir derecede Rabbini tavsif ediyor ki; o zamandanberi gelen ehl-i

mârifet ve ehl-i velâyet, tahkîk-i efkâr ile beraber, ne o mertebe-i mârifete ve ne de o derece-i tavsife yetisemedikleri gösteriyor ki; duada dahi onun misli yoktur. Risale-i Münâcâtın basında, Cevsen-ül-Kebîrin doksandokuz fıkrasından bir fıkrasının kısacık bir mealinin beyan edildigi yere bakan adam, Cevsen’in dahi misli yoktur diyecek.907

Allah Tealâ, Kitabında kendisini nasıl tavsif, kendisine nasıl ve hangi sözlerle
dua edecegimizin örneklerini göstermistir. Hadis kitaplarında da Resulullah
(s.a.v.)’tan sahih olarak rivayet edilen yüzlerce dua varken, böyle mesnetsiz bir
münacatın dua olarak mislinin olmadıgı iddiası, çürütülmeye bile gerek olmayan bir

iddiadan öteye geçemez. Cevsen’in dahi misli olmadıgı iddiası da bostur...

Dipnotlar:
890


Sözler, 424, Onbirinci Sua Olan Meyve Risalesi’nin Onuncu Mes'elesi Emirdag Çiçegi/Aziz sıddık kardeslerim;
S


uâlar, 213, Onbirinci Sua/Onuncu Mes'ele Emirdag Çiçegi/Aziz sıddık kardeslerim; Âsâ-yı Mûsa, 59, Onuncu
Mes'ele Emirdag Çiçegi/Aziz sıddık kardeslerim.
891


Suâlar, 88, Yedinci Sua/Âyetü’l-Kübra/Mukaddime.
892


Suâlar, 48, Üçüncü Sua/Münâcat; Lem'alar, 445, Münâcat; Âsâ-yı Mûsa, 187, Sekizinci Hüccet-i îmaniye
Münâcât.
893


Lem'alar, 415, Otuzuncu Lem'a/Hâtime.
894


Cevsen, "örme zırh" anlamında Farsça bir isimdir. (Meydan Larousse Büyük Lûgat ve Ansiklopedisi, Sabah
Gazetesi, 1992, 4/130.) Cevsen-i Kebir ise, büyük zırh demektir. Efendimiz’e vahyen gelmis kendisi Arapça, ismi
Farsça olan bir baska metin var mıdır?...






895


M. Fethullah Güven, Cevsen hakkındaki bir soruya verdigi cevapta söyle demektedir: "Daha çok S
kaynaklardan gelmis olması, Ehl-i Sünnet’in Cevsen’e karsı soguk davranmasına sebep olmustur. (...) Sünnî
kaynaklar Cevsen’e yer vermezler. Sadece Hâkim’in Müstedrek’inde Cevsen’den birkaç fıkrayı görebiliriz. Onun
sındaki eserlerde ben simdiye kadar, Cevsen’e ait ibare ve ifadelerin birkaçının bile nakledildigini görmedim.
Ancak bu tamamen senede ait bir hususiyete dayanılarak alınmıs sterek tavrın tezahüründen baska bir sey
degildir ve Cevsen’in degerine menfî yönde etki edecek bir agırlıgı da yoktur. Nitekim Buharî ve Müslim’in rivayet
ettigi pek çok hadis var ki; aynı hadisleri çok küçük farklarla, hatta bazen aynı sekilde Küleynî’nin el-Kafî’sinde yer
almaktadır. Ne var ki Ehli Sünnet alimleri Küleynî’den tek bir nakilde dahi bulunmamıslardır. Halbuki onda yer alan
hadisler, Buharî ve Müslim’de de yer aldıklarına göre hem senet, hem de lafız itibariyle cerhi söz konusu olmayan
hadislerdir. Ancak, el-Kafî’de yer alan hadisleri daha çok Siî imamlar nakletmisler ve bu sebeple de Sünnîlerce,
daha isin basında endiseyle karsılanmıslardır. Cevsen için de aynı durum söz konusu olmustur. (...)"(M. Fethullah
Gülen, Prizma I, Nil Yayınları, zmir 2002, 119-120.)
S


iî Kuleynî’nin el-Kâfî’sine daha önce deginmistik ve onun ne menem bir "hadis kitabı" oldugu hakkında bir bilgi
vermesi için bir-iki nakilde de bulunmustuk. Gülen de, tıpkı üstadı gibi, hatta üstadından daha mahirce, safdil
Sünnîleri kandırmak ve onları Siîlige ve Siî kaynaklarına alıstırmak için demagoji yapmaktadır. Biz ise, yalancı
S


iîlerin degil, isnadı "din" bilen ve bizi bu konuda ikaz eden selef-i salihînin izindeyiz. mam Müslim, Sahih’in
Mukaddimesinde "snadın Dinden Oldugunu Beyan Babı" açar ve söyle der: "Bu babta, rivayetin ancak mevsuk
ravilerden kabul edilmesi lâzım geldigi; ravilerde bulunan kusurlar sebebiyle onları cerh etmenin caiz, hatta vacip
oldugu; bunun haram olan gıybet degil, bilâkis ser'-i serifi müdafaa manasına geldigi görülecektir." (Müslim,
Mukaddime, 5. Bab.) Muhammed b. Sirin demistir ki: "Süphesiz ki bu ilim (isnad) dindir. Öyle ise, dininizi
kimlerden aldıgınıza dikk