İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 03.06.2007, 22:28

 
muhkem_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.08.2003
Mesajlar: 264
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Risale-i Nur Mutalaaları 001

RİSALE-İ NUR'UN BİR NEVİ ARABİ MESNEVİ-İ ŞERİF’İ HÜKMÜNDE OLAN BU MECMUANIN MUKADDEMESİ “BEŞ NOKTA”DIR.

BİRİNCİ NOKTA: Kırk elli sene evvel Eski Said, ziyade ulûm-u akliye ve felsefiyede hareket ettiği için, hakikat-ül hakaika karşı ehl-i tarîkat ve ehl-i hakikat gibi bir meslek aradı. Ekser ehl-i tarîkat gibi yalnız kalben harekete kanaat edemedi. Çünki aklı, fikri hikmet-i felsefiye ile bir derece yaralı idi; tedavi lâzımdı. Sonra hem kalben, hem aklen hakikata giden bazı büyük ehl-i hakikatın arkasında gitmek istedi. Baktı, onların herbirinin ayrı cazibedar bir hassası var. Hangisinin arkasından gideceğine tahayyürde kaldı. İmam-ı Râbbanî de ona gaybî bir tarzda “Tevhid-i kıble et!” demiş; yani “Yalnız bir üstadın arkasından git!” O çok yaralı Eski Said'in kalbine geldi ki:

“Üstad-ı hakikî Kur'an'dır. Tevhid-i kıble bu üstadla olur.” diye, yalnız o üstad-ı kudsînin irşadıyla hem kalbi, hem ruhu gayet garib bir tarzda sülûke başladılar. Nefs-i emmaresi de şükûk ve şübehatıyla onu manevî ve ilmî mücahedeye mecbur etti. Gözü kapalı olarak değil; belki İmam-ı Gazalî (R.A.), Mevlâna Celaleddin (R.A.) ve İmam-ı Rabbanî (R.A.) gibi kalb, ruh, akıl gözleri açık olarak, ehl-i istiğrakın akıl gözünü kapadığı yerlerde, o makamlarda gözü açık olarak gezmiş. Cenab-ı Hakk'a hadsiz şükür olsun ki, Kur'an'ın dersiyle, irşadıyla hakikata bir yol bulmuş, girmiş. Hattâ “Herbir şeyde Onun bir olduğuna delâlet eden bir delil vardır." (İbnü'l-Mu'tez'in bir şiirinden alınmıştır.) hakikatına mazhar olduğunu, Yeni Said'in Risale-i Nur'uyla göstermiş.



Hakaika : Hakikatler
Hassa : özellik, duygu.
TahayyÜr : Beğenip seçmek, muhayyer olmak.
Sülûk : bir yola girmek, manen yükselmek.
şükûk : şüpheler.
şübehât : şüpheler.
Mücâhede : din için savaşma.
Ehl-i İstiğrak : Manevi bir coşkunlukla kendinden geçmiş hâle giren zatlar.
Ulum : Alimler


Anla(maya çalış)dıklarım;

Bediuzzaman bu sözde kendisi ile alakalı bir takım bilgiler vermektedir.

- Bediuzzaman sadece tarikat ehli olmakla yetinmemiş, ehli felsefiye ile ilgilenmek istemiştir.
- Bunu kendisinde bir eksiklik olarak görmüş ve tedavi etme yoluna gitmiştir.
- Bu konuda kendisinden daha iyi bilenleri örnek almak istemiştir.
- Belli ki Bediuzzaman manevi olarak büyük zatlar ile temasta idi.
- Bediuzzaman kendisine manen yapılan bu tavsiyenin etkisiyle, kendisi de tafekkür ederek Kur’an yolundan gitmeye başladı.


Mütalaa etmek istediklerim ;

- Gözü kapalı olarak değil; belki İmam-ı Gazalî (R.A.), Mevlâna Celaleddin (R.A.) ve İmam-ı Rabbanî (R.A.) gibi kalb, ruh, akıl gözleri açık olarak, ehl-i istiğrakın akıl gözünü kapadığı yerlerde, o makamlarda gözü açık olarak gezmiş.

- Herbir şeyde Onun bir olduğuna delâlet eden bir delil vardır."
__________________
Ayağına batan diken; Ya ektiğin, yada sökmediğindir.
muhkem_ isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 03.06.2007, 22:40

 
kutayre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.07.2006
Mesajlar: 1.145
Teşekkür etti: 1
48 Teşekkür 22 Mesaja aldı
- Bediuzzaman sadece tarikat ehli olmakla yetinmemiş, ehli felsefiye ile ilgilenmek istemiştir.
- Bunu kendisinde bir eksiklik olarak görmüş ve tedavi etme yoluna gitmiştir.

yukarıdaki cümlelerden felsefeyle meşkul olmamasını bir eksiklik olarak gördüğü değil, felsefeyle meşkul olduğu için aklı ve kalbinin ziyade olarak yaralı olduğu anlaşılmakta ve bundan kurtulmak için tedavi gerektiği bunun için de yol aradığını anlamaktayım ve üstad-ı hakiki olarak kur'anı kerimi görmüş ve yaralarını bununla çözmüştür.

sevgi ve muhabbetle.
__________________

İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.

(Kişisel Sayfam)


kutayre isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 04.06.2007, 23:21

 
Üyelik tarihi: 20.06.2006
Mesajlar: 4.927
Teşekkür etti: 4
132 Teşekkür 91 Mesaja aldı
Bismillah...

muhterem kardeşim israf-ı kelamın rutin olduğu, devenin ayak izindeki suya düşmüş sineğin kendisini deryada zannetmesi gibi bir-iki kitap okuyup birkaç zihin jimnastiği ile kendisini ilim deryasında zanneden, hakikatte cehl-i mürekkeb olan fakat kendisini allame-i cihan zanneden insanların ahkamlar savurduğu bir zaman ve zeminde "mütalaa" amaçlı böyle güzel ve faideli bir konu açtığınız için Rabbim sizlerden razı olsun.

Acizane mütalaaya katılacak olursak;

kuteyre kardeşimiz önemli bir yanlış anlaşılmayı tashih etmiştir. Allah kendilerinden razı olsun. Anlamaya çalıştıklarınızdan ikincisi hatalıdır. Ve doğrusu kutayre kardeşimizin beyan ettiği gibidir. Tekrar okursanız zaten bunu göreceksiniz.

mütalaa noktalarında birinciye dair;

Tarikatlarda seyr-u süluk sadece kalp ayağı ile yapılır. Tarikata giren mürid, mürşidinin elinde gassalın elindeki meyyit gibidir. Böyle olmazsa ya yolunda çok yavaş ilerler yada girdiği yoldan zarar görür. Kişi Aziz Mahmud olursa 4 senede icazet alabilir. Lakin mürşidine teslim olmamış kişi aradan 40 yıl geçerde arpa boyu kadar yol ancak alabilir. Tarikatlarde sadece kalp ile süluk yapılması ve aklın devre dışı olması meselenin birinci yönü.

Meselenin ikinci yönü yanlış anladığınız ve kutayre kardeşimizin tashih ettiği kısım ile ilgilidir. Bediüzzaman hzleri felsefe ile daha genel manada fünun ile de uğraşmıştır. Bu konuda birçok münazaralara girmiş akıl ve mantıkta münazarada bulunduğu herkesi ilzam etmiştir. Hatta bir defasında bir gecede eline geçirdiği organik kimya kitabını okuyarak,gecenin gündüzünde bir kimya muallimini organik kimya konusunda ilzam etmiştir. İşte fünun ile bu derece uğraşan Üstad yukarıda ifade ettiği gibi "aklı, fikri hikmet-i felsefiye ile bir derece yaralı idi; "....

Bu iki noktayı birleştirince;sadece kalb ile süluk etmek yukarıdaki sebebe binaen Üstada kafi gelmiyordu. Bu nedenle hem akıl hemde kalb ile süluk eden zatlarında arkasından gitmek istemiş.Bu mevzuda ise herbirinin ayrı bir çekici yönü olduğundan hangisinin arkasından gideceği konusunda muallakta kalıyor. Ve bu noktada İmam Rabbaninin gayb-i bir tavsiyesine binaen "kalbime geldiki" diyerek kalbine ilham olanları beyan ediyor.

Risale-i Nura bakıldığında bunun tecellileri açıkca görülmektedir. Adeta teklif sırrını ortadan kaldırıp insanı iman etmeye mecbur etmektedir. İnsanın,Risale-i Nuru okuduktan sonra iman etmesine mani olacak tek unsur inadıdır.

Akıl ve kalb ile birlikte süluka dair bir örnek zannedersek yeterli olacaktır. Örnek olarak ele alacağımız Haşir bahsidir. Haşir bahsi ulema tarafından avama açılmamış bir mevzudur. Bir kısım alimler haşir hakkında kitaplar yazmış ancak bu kitaplar belli bir ilme sahip havvasın anlayabileceği kitaplardı. Ehl-i istiğrakın kalb ile sülukunun neticesinde haşre iman kalbine inkişaf ediyordu. Kalb ile bu tasdik ediliyordu. Amma ve lakin ya akıl???Evet, akıl ile kimse haşri izah edemiyordu. Bu konuda İbn-i Sina gibi mantık ve felsefede uç nokta olmuş bir insan dahi "Haşir nakildir. Akıl buna yol bulamaz." diyebilmiştir.

İbn-i Sina,Farabi gibi felsefeciler sülukun kalb ayağını ihmal ettiklerinde gittikleri yolda belli bir mesafe aldıktan sonra akıl girdabında boğulmuşlardır. Ehl-i istiğrak ise kalben hissettiğini aklen izah edemiyordu. Birincilerin kalb gözü,ikincilerin akıl gözü kapalıydı. İşte Üstad bu noktada çıkıp akıl ve kalbin izdivacını sağlamıştır. Yüzyıllardır izah edilemeyen haşir gibi bir mevzuyu birkaç sayfada en avam insanın dahi kati surette anlayıp iman edebileceği surette izah etmiştir. Hem de birkaç farklı zaviyeden:

Hem kalbi olarak Allah'ın Cemal,Celal gibi esmalarının haşri gerektirdiğini izah ediyor. Hem akli olarak "nasıl ki açlık duygusu yiyecek birşeylerin var olduğunu gösterir...insanın içindeki sonsuzluk duygusu dahi insanın sonsuz kalacağı bir yerin varlığını gösterir" diyerek...veya "nasıl ki her kışta nebatat ölüyor ve her baharda diriliyor...adeta küçük bir haşri gösteriyor" gibi beyanlarla aklende haşri ispat ediyordu. Ne akla dalıp kalbi ihmal etmiş, ne kalben süluk edip aklı atmış.

Risale-i Nur insanın hem aklını hem kalbini tatmin etmektedir. Okuyanı hem aklen hem kalben süluk ettirmektedir.

İkinci mütalaa noktanıza inşaallah uygun bir zamanda değinilecektir. Bir tek cümle fakat muhtevası geniştir.

Allah tekrar razı olsun.Kardeşlerimiz katkıda bulunursa birbirimizden istifade etmiş oluruz.

vesselam
Ninja-Kedi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
english pdf risale-i nur collection www.risale-i-nur.org nurdersi Muhabbet Olsun 0 26.12.2007 07:28
Risale-i Nur medresesi... Ninja-Kedi Dini Bilgi ve Eğitim 108 10.11.2007 00:04
Risale-i Nur Mutalaaları 002 muhkem_ Dini Bilgi ve Eğitim 0 24.06.2007 19:02
Tevekkül ( Risale-i Nur) Osmanli-Torunu Dini Bilgi ve Eğitim 1 04.01.2007 18:06
Mevlana hz. ve Risale-i Nur ruveyda1 Dini Bilgi ve Eğitim 2 08.09.2004 14:14


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:18 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50