Bismillah...
muhterem kardeşim israf-ı kelamın rutin olduğu, devenin ayak izindeki suya düşmüş sineğin kendisini deryada zannetmesi gibi bir-iki kitap okuyup birkaç zihin jimnastiği ile kendisini ilim deryasında zanneden, hakikatte cehl-i mürekkeb olan fakat kendisini allame-i cihan zanneden insanların ahkamlar savurduğu bir zaman ve zeminde "mütalaa" amaçlı böyle güzel ve faideli bir konu açtığınız için Rabbim sizlerden razı olsun.
Acizane mütalaaya katılacak olursak;
kuteyre kardeşimiz önemli bir yanlış anlaşılmayı tashih etmiştir.
Allah kendilerinden razı olsun. Anlamaya çalıştıklarınızdan ikincisi hatalıdır. Ve doğrusu kutayre kardeşimizin beyan ettiği gibidir. Tekrar okursanız zaten bunu göreceksiniz.
mütalaa noktalarında birinciye dair;
Tarikatlarda seyr-u süluk sadece kalp ayağı ile yapılır. Tarikata giren mürid, mürşidinin elinde gassalın elindeki meyyit gibidir. Böyle olmazsa ya yolunda çok yavaş ilerler yada girdiği yoldan zarar görür. Kişi Aziz Mahmud olursa 4 senede icazet alabilir. Lakin mürşidine teslim olmamış kişi aradan 40 yıl geçerde arpa boyu kadar yol ancak alabilir. Tarikatlarde sadece kalp ile süluk yapılması ve aklın devre dışı olması meselenin birinci yönü.
Meselenin ikinci yönü yanlış anladığınız ve kutayre kardeşimizin tashih ettiği kısım ile ilgilidir. Bediüzzaman hzleri felsefe ile daha genel manada fünun ile de uğraşmıştır. Bu konuda birçok münazaralara girmiş akıl ve mantıkta münazarada bulunduğu herkesi ilzam etmiştir. Hatta bir defasında bir gecede eline geçirdiği organik kimya kitabını okuyarak,gecenin gündüzünde bir kimya muallimini organik kimya konusunda ilzam etmiştir. İşte fünun ile bu derece uğraşan Üstad yukarıda ifade ettiği gibi "aklı, fikri hikmet-i felsefiye ile bir derece yaralı idi; "....
Bu iki noktayı birleştirince;sadece kalb ile süluk etmek yukarıdaki sebebe binaen Üstada kafi gelmiyordu. Bu nedenle hem akıl hemde kalb ile süluk eden zatlarında arkasından gitmek istemiş.Bu mevzuda ise herbirinin ayrı bir çekici yönü olduğundan hangisinin arkasından gideceği konusunda muallakta kalıyor. Ve bu noktada İmam Rabbaninin gayb-i bir tavsiyesine binaen "kalbime geldiki" diyerek kalbine ilham olanları beyan ediyor.
Risale-i Nura bakıldığında bunun tecellileri açıkca görülmektedir. Adeta teklif sırrını ortadan kaldırıp insanı iman etmeye mecbur etmektedir. İnsanın,Risale-i Nuru okuduktan sonra iman etmesine mani olacak tek unsur inadıdır.
Akıl ve kalb ile birlikte süluka dair bir örnek zannedersek yeterli olacaktır. Örnek olarak ele alacağımız Haşir bahsidir. Haşir bahsi ulema tarafından avama açılmamış bir mevzudur. Bir kısım alimler haşir hakkında kitaplar yazmış ancak bu kitaplar belli bir ilme sahip havvasın anlayabileceği kitaplardı. Ehl-i istiğrakın kalb ile sülukunun neticesinde haşre iman kalbine inkişaf ediyordu. Kalb ile bu tasdik ediliyordu. Amma ve lakin ya akıl???Evet, akıl ile kimse haşri izah edemiyordu. Bu konuda İbn-i Sina gibi mantık ve felsefede uç nokta olmuş bir insan dahi "Haşir nakildir. Akıl buna yol bulamaz." diyebilmiştir.
İbn-i Sina,Farabi gibi felsefeciler sülukun kalb ayağını ihmal ettiklerinde gittikleri yolda belli bir mesafe aldıktan sonra akıl girdabında boğulmuşlardır. Ehl-i istiğrak ise kalben hissettiğini aklen izah edemiyordu. Birincilerin kalb gözü,ikincilerin akıl gözü kapalıydı. İşte Üstad bu noktada çıkıp akıl ve kalbin izdivacını sağlamıştır. Yüzyıllardır izah edilemeyen haşir gibi bir mevzuyu birkaç sayfada en avam insanın dahi kati surette anlayıp iman edebileceği surette izah etmiştir. Hem de birkaç farklı zaviyeden:
Hem kalbi olarak Allah'ın Cemal,Celal gibi esmalarının haşri gerektirdiğini izah ediyor. Hem akli olarak "nasıl ki açlık duygusu yiyecek birşeylerin var olduğunu gösterir...insanın içindeki sonsuzluk duygusu dahi insanın sonsuz kalacağı bir yerin varlığını gösterir" diyerek...veya "nasıl ki her kışta nebatat ölüyor ve her baharda diriliyor...adeta küçük bir haşri gösteriyor" gibi beyanlarla aklende haşri ispat ediyordu. Ne akla dalıp kalbi ihmal etmiş, ne kalben süluk edip aklı atmış.
Risale-i Nur insanın hem aklını hem kalbini tatmin etmektedir. Okuyanı hem aklen hem kalben süluk ettirmektedir.
İkinci mütalaa noktanıza inşaallah uygun bir zamanda değinilecektir. Bir tek cümle fakat muhtevası geniştir.
Allah tekrar razı olsun.Kardeşlerimiz katkıda bulunursa birbirimizden istifade etmiş oluruz.
vesselam