Mansur bin Ammar hazretleri şahit olduğu bir hadiseyi şöyle anlatır:
“Benim tanıdığım bir kimse vardı. İbadetini yapar, geceleri teheccüd namazı kılar, gözünden yaş eksik olmazdı. Epey bir zaman onu görememiştim. Araştırdığımda hasta olduğunu öğrendim ve evine gittim. Evinde perişan bir halde yatıyordu. Yüzü siyahlaşmış, dudakları şişmiş, gözleri masmavi olmuştu. Kendisine;
-Ey kardeşim! La ilahe illallah, de. Bunu dilinden bırakma dedim. Gözlerini bana dikip kızgın kızgın baktı. Sonra gene kapattı. Tekrar aynı sözü söyledim ve;
-Eğer La ilahe illallah demezsen, senin cenazeni yıkamam, namazını kılmam dedim.
Tekrar gözlerini açıp;
-Ey Mansur, bu Kelime-i tevhid ile benim arama bir engel kondu, deyince, La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim, dedim. Sonra ona;
-Ey arkadaş! Sen namaz kılıyordun, oruç tutuyordun, geceleri teheccüd namazı kıldığını söylüyordun ne oldu bu ibadetlerin? diye sorunca;
-Evet bunları yapıyordum. Fakat
Allah için değil, insanlar görsün diye, gösteriş olarak yapıyordum. Kendi başıma evime çekilince, kapıyı kapatıp, perdeyi çeker içki içer, Rabbime isyan edip, günah işlerdim. Bu halde iken, bir hastalığa yakalandım. Rabbime, şifa ihsan ederse, bir daha günah işlemeyeceğime, ibadetlerimi de
Allah rızası için yapacağıma dair söz verdim, tevbe ettim. İyi olunca yine isyana devam ettim. Bu hâl, birkaç kere tekrar etti. Ama ben her iyi oluşumda yine isyana devam ettim ve şimdi gördüğün haldeyim ve bana tevbemin de artık kabul edilmeyeceği söyleniyor, dedi.
Bunları anlatınca, ibret ve dehşet içinde yanından ayrıldım. Evinden biraz uzaklaşınca, öldü haberini aldım. Allahü teâlâdan sonumuzu hayır eylemesini dileriz. Nice kimseler çok namaz kılıp, oruç tuttuğu halde şeytana ve nefsine uyup sapıtmıştır!”