İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack (1) Seçenekler Arama

  #41
Alt 19.07.2007, 22:43

 
islam davetcisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.02.2007
Mesajlar: 429
Teşekkür etti: 0
4 Teşekkür 3 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız derinsular
Mesajı göster


müctehit i$tihat eder yanilirsa bir isabet ederse iki sevap alir degilmi.

4 meshebinde i$tihatina göre amel etmek dogru olduguna göre sorun nerde.

her i$tihat eden mutlaka bir delile dayanmi$tir degilmi sorun nerde.

mü$tehit imamlarinin yanildigini kimler tesbit edebilir hic dü$ündünüzmü.



rabitayi $erif kurana ,tevessüle yapi$ana,vefat etmi$ evliyalarin mür$idi kamillerin ruhlarindan Allahin izni ile yardim isteyene ,türbelerde ibadet edene , zindik diyen dikkat esinde kendisi ZINDIK olmasin .

ya zaten bizde bir sorun yok sorun sizde. ben diyorum ki .ben ebu hanifeninde..şafiininde..hanbelinde..malikide ..allah rahmetiyle kuşatsın ve allah ecirlerini kat kat versin...bende onların fetvalarına uyarım..lakin delillerine bakarak uyarım..bu dört imam dışında başka bir alimin daha açık delilli bir fetvası olursa ona da uyarım..benim bunu yapmam mezhebleri ve mezheb imamlarını inkar ettiğpim anlamına gelmez..çünkü ictihad sadece bu dört imama has bir özellik değildir..kjuran ve sünnet i esas alarak içtihad eden başka bir alimin fetvasıda alınabilir . b u konuda ki son sözüm budur...vesselam..

rabıta ya değil...şeyhe yapılan rabıtaya şirk dedim... kuran sünnet -sahabe sevgisi gibi meşru tevessülü birakıp şirk olan tevessüle inanlar için ..bu türlü tevessüle şirk dedim..allahı bırakıp ölülerden yardım isteyen kişinin uluhiyette şirke düştüpüğü için buna şirk dedim..türbelerde ibadet edene bidatçı...türbelere ibadet edene şirkçi dedim.bu konu hakkında ki son sözümde budur...vesselam...

bu konuları 7 -8 aydır konuşuyoruz..hala bizi yanlış anlamaya devam ediyorsunuz..bu terimleri devamlı kullandığımız için bazen yuvarlak yazılar yazıyoruz..anlarsınız diye..ama siz anlamak yerine yanlış anlamayı tercih ediyorsunuz..gerçi siz bunların da çoğuna şirk demiyorsunuz..
velhamdülillahirrab bilalemin..
islam davetcisi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #42
Alt 19.07.2007, 23:24

 
derinsular - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.06.2007
Mesajlar: 871
Teşekkür etti: 0
3 Teşekkür 2 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız islam davetcisi
Mesajı göster

rabıta ya değil...şeyhe yapılan rabıtaya şirk dedim... kuran sünnet -sahabe sevgisi gibi meşru tevessülü birakıp şirk olan tevessüle inanlar için ..bu türlü tevessüle şirk dedim..allahı bırakıp ölülerden yardım isteyen kişinin uluhiyette şirke düştüpüğü için buna şirk dedim..türbelerde ibadet edene bidatçı...türbelere ibadet edene şirkçi dedim.bu konu hakkında ki son sözümde budur...vesselam...

bu konuları 7 -8 aydır konuşuyoruz..hala bizi yanlış anlamaya devam ediyorsunuz..bu terimleri devamlı kullandığımız için bazen yuvarlak yazılar yazıyoruz..anlarsınız diye..ama siz anlamak yerine yanlış anlamayı tercih ediyorsunuz..gerçi siz bunların da çoğuna şirk demiyorsunuz..
velhamdülillahirrab bilalemin..
.


bakin bu konular 7-8 aydir yok asirlardir var ve hep itiraz eden $irk diyen ZINDIK diyen olmu$ sen ilk ve son degilsin,bir mür$idi kamil ile kar$ila$madan bu meseleye heralde vukuf olamiyacaksin.


sen mür$idi kamile yapilan Rabitayi $irk sayarsan cok büyük yanilgidasin ve cok zarar görürsün nedenmi.


binlerce yüz binlerce evliya kendi mürsidlerine kendi seyh lerine rabita yaparak bazi makamlara gelmisler ,sana binlerce örnek ve delil gösterebiliriz ins.

sen mürside rabita yapana $irk yapiyor ZINDIK oluyor derken nerelere ve kimlere dil uzattiginin farkindamisin.

$ahi naksibend (ks) gibi, abdulkadir geylani (ks) gibi,imam i rabbani (ks) gibi

büyük zatlara $irk yaptilar ZINDIK oldularmi demek istiyorsun ha$a.

bu zatlarda kendi $eyhlerine rabita yaparak bazi makamlara kavusmadilarmi.



sana imami rabbani hazretlerinin mektubatindan bir kac yazi aktarayidmda gör bakalim rabita $irkmiymi$.belkide haberin vardir bu mektuplardan.








Imam-i Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

(Velinin kalbindeki feyzler, nurlar, günesin ziyasi gibi yayilir. Onu seven müslümanlarin kalblerine akar. Onlarin bu feyzleri aldiklarindan haberleri olmaz. Kalblerinin temizlendigini anlarlar. Karpuzun günes karsisinda olgunlastigi gibi, kemale gelirler. Eshab-i kiram, Resulullahin sohbetinde, böyle kemale geldi.) [M.260].




Imam-i Gazali hazretleri buyuruyor ki:
(Her müslüman, terbiye edici bir üstada muhtaçtir. Üstad onu terbiye ederek, kötü huylardan kurtarir. Allahü teâlâ, insanlara dogru yolu göstermek için, Peygamber gönderdi. Peygamberden sonra ona vekil olarak evliyayi yaratti.) [Eyyühel-veled].








187 mektup.

Bu mektûb, hâce Muhammed Esref-i Kâbilîye yazilmisdir. Kavusduran yollarin en kisasi, râbita yapmak oldugu bildirilmekdedir:

Sevdiklerinize yazdiginiz mektûbu okuduk. Içinde bildirilen hâlleriniz anlasildi. Kendini zorlamadan, ugrasmadan, üstâdin râbitasinin kendiliginden hâsil olmasi, üstâd ile talebesi arasinda tâm bir yakinlik oldugunu açikça gösterir. Bu yakinlik, fâide vermege ve istifâde etmege yarar. Kavusdurucu yollar içinde râbitadan dahâ çabuk kavusdurani yokdur. Hangi tâli’li kimseye bu ni’meti ihsân ederler? Hâce-i Ahrâr “kaddesallahü teâlâ sirreh” hazretleri (Fikarât) risâlesinde buyuruyor ki: Fârisî misra’ tercemesi:

Önderin görüntüsü, Hakkin zikrinden dahâ fâidelidir!

Ya’nî rehberin hayâli, talebesine [kalbin tasfiyesinde] zikr etmesinden dahâ çok fâide verir. Çünki baslangicda, tâlibin Hak teâlâ ile tâm yakinligi yokdur. Bunun için zikr etmekle, çok fâidelenemez. Önceniz, sonraniz selâmetde olsun!.






Abdurrahmân-i Tâgî (k.s) Hazretleri yine bir gün


Imam-i Rabbani (k.s) Hazretlerinden naklen sunlari söyledi:


- Rabita, kanin damarlarda dolastigi gibi damarlarda akmadikça terkedilmez.
Baska bir sefer söyle buyurdular:
-Rabita manevî hale gelmedikçe rabitanin ne kendisi belirir ne de faydasi ortaya çikar. Rabita yapilacak olan seyh seyr-i sülukunu tamamlamis ve "mercû" (geri dönüs) haline ermis olmali-di.





Seyyid Sibgatullah-il Arvasi hz(k.s.)buyurdular:

Rabita olmadan fenafis seyh olmaz, fenafis seyh olmadan fena firrasul olmaz, fena firrasul olmadan fena fillah olmaz.




Muhammed Rasid(k.s.) hz buyurdular:

Tarikati naksibendide mürsid rabitasi çok önemlidir. Çünkü müride en fazla fayda veren seyh rabitasidir. Bir mürid seyhinin ruhaniyetini manevi tasarruf ve yardimini her an yaninda düsünmelidir. Hatta attigi her adimi seyhinin ayak izlerine bastigini düsünerek onda(onun haline) fani olmaya bakmalidir. Rabita manevi bir hattir, müridi mürsidine ve geçmis Sadatlara baglar. Rabitaya simsiki devam ediniz. Islami hizmetleri birakmayiniz. Virtlerinize devam ediniz, sulugunuzu ilerletiniz.






Rabbil âlemine ulasma yoluna giren talibin yolu nihayetinde rabitadan geçer.

Imami Rabbani(k.s.) hazretleri buyurdular:

Bu tarikat-i âliyeye suluk etmek, kendisine uyulan seyhe karsi muhabbet rabitasi iledir ki bu zat, bu yolda murad olarak seyretmis, bu kamalat ile kuvvet cezbesine boyanmistir.





derinsular isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #43
Alt 19.07.2007, 23:28

 
derinsular - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.06.2007
Mesajlar: 871
Teşekkür etti: 0
3 Teşekkür 2 Mesaja aldı
RABITA NASIL YAPILIR ve RABITA NEDiR

bismillehirrahmenirrahim.




“Içinizden hayra çagiran, iyiligi emredip kötülükten men eden bir sinif bulunsun. Iste kurtulusa eren onlardir.” (Al-i Imran, 104)



Rasulullah (A.S.) Efendimiz söyle ifade buyuruyor: “Asil veren ALLAH’tir, ben ise verileni taksim edip yerine ulastirmakla görevliyim.” (Buhari, Müslim)

Rabitanin lügat karsiligi, bag, kurmak alaka saglamlastirma, vuslat ve muhabbet demektir. Rabita müridin mürsidine sevgiyle gönülden düsünmesi onu hayal etmesidir. Insan olarak hiçbir animiz yoktur ki bir seyleri ya da birilerini düsünmeden duralim. Bu, insanda var olan fitri bir özelliktir. Kimi arkadasini, kimi esini, kimi dostunu, kimi sevdigini düsünür. Iste tam da bu noktada tasavvuf bize, tüm bu bos ve malayani düsüncelerin disinda, düsünülmesi ile beraber içerisinde birçok faydalari barindiran mürsidi rabitayi tavsiye eder ki bir müridin en önemli ihtiyaçlarindan biriside hiç süphesiz mürsidi ile olan bagini her daim saglayabilmesidir.



Kamil bir mürside intisap eden her kisiye ALLAHû teâla o mürsidin bir ervahini yaratir. Artik o ervah her daim onunla beraberdir. Kisi rabitayla beraber bu bagi kuvvetlendirir nihayetinde öyle bir hale gelir ki artik mürsidinin boyasi ile boyanir. Her hali ona benzer: yürüyüsü bakisi konusmasi yemesi içmesi vs… bu hal ona dinini yasamasi açisindan da bulunmaz bir nimettir. Bunun yaninda rabita asikin masukuyla bulusma vesilesi olur. Uzaktadir ama aslinda O’na yakindir. Göz görmez ama kalbi görür. Sesini duyamaz ama hep onun bestesiyle dilbeste olmustur. Zahiresine gücü yetmez takati kalmaz ama hep onunla olmanin mutlulugunu yasamaktadir. Iste tüm bu haller rabitayla mümkündür.



Rabbil âlemine ulasma yoluna giren talibin yolu nihayetinde rabitadan geçer.

Imami Rabbani(k.s.) hazretleri buyurdular: Bu tarikat-i âliyeye suluk etmek, kendisine uyulan seyhe karsi muhabbet rabitasi iledir ki bu zat, bu yolda murad olarak seyretmis, bu kamalat ile kuvvet cezbesine boyanmistir.

Muhammed Rasid(k.s.) hz buyurdular: Tarikati naksibendide mürsid rabitasi çok önemlidir. Çünkü müride en fazla fayda veren seyh rabitasidir. Bir mürid seyhinin ruhaniyetini manevi tasarruf ve yardimini her an yaninda düsünmelidir. Hatta attigi her adimi seyhinin ayak izlerine bastigini düsünerek onda(onun haline) fani olmaya bakmalidir. Rabita manevi bir hattir, müridi mürsidine ve geçmis Sadatlara baglar. Rabitaya simsiki devam ediniz. Islami hizmetleri birakmayiniz. Virtlerinize devam ediniz, sulugunuzu ilerletiniz.

Seyyid Sibgatullah-il Arvasi hz(k.s.)buyurdular: Rabita olmadan fenafis seyh olmaz, fenafis seyh olmadan fena firrasul olmaz, fena firrasul olmadan fena fillah olmaz.




Yalniz bu noktada dikkat edilmesi gereken bir noktada mürsidin her zaman vesile oldugunu unutmamaktir. Mevlana halid hz(k.s.): Rabitada bizzat vesilelerin maksat kabul edilmeleri caiz degildir.(mürsid vesile, maksat rabbil âlemindir) buyurdular.

Üstadin huzurunda sofi kendini bir dilencinin bir sultanin huzurunda el açtigi gibi kalbini üstadina açar ona yalvarir. Bir seyler verilirse o hali tutarak talebine devam eder. Bir sey verilmezse bunu nefsinden bilmeli ve ümitsizlige düsmemelidir.

Üstadin giyabinda ise sofi, her an mürsidinin yani basinda oldugunu tasavvur etmeli, yemek yerken oturup kalkarken, birileri ile sohbet ederken vs… tüm bu durumlarda kisinin rabitaya sarilmasi gaflete düsmesini engelledigi gibi her türlü zarardan da onu korumaya vesile olur.





Bu ahir zamanda ALLAH’a kulluk çok zordur. Öyle bir hale gelinmis ki insanlar içindeyken harama girmemek neredeyse imkânsiz hale gelmistir. Kisinin kendini her daim muhafaza etmesi çok güç olmustur. Nefsimizi galebe çalacak o kadar vesileler var ki bunlarda kurtulmak çok zor olmustur. Iste tam bu noktada da mürsid rabitasi bizim bu gibi durumlardan kurtulmamiz için bir vesiledir. Örnegin evinden çikarken bir mürit, mürsidinin önde kendinin de arkadan geldigini düsünse yolda nazar ber kademi terk edemez yani sürekli ayakuçlarina bakarak yürür bu sayede gözleri ile harama bakamaz. Unutmayalim ki göz kalbin dünyaya açilan penceresidir. Göz neyi görürse kalpte ona meyleder. Kalbimizin gönlümüzün bu gibi durumlara maruz kalmasini istemiyorsak rabitaya çokça devam etmek lazim gelir.


Yazar Adi: S.ABDULHALIM EROL.



(f)
derinsular isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #44
Alt 19.07.2007, 23:45

 
derinsular - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.06.2007
Mesajlar: 871
Teşekkür etti: 0
3 Teşekkür 2 Mesaja aldı
.

bir zavallinin kaynak tek kurandir diyen arkada$lariyla tani$tiktan sonra dü$tügü hale bakin.


xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Selam Hances

Ismini verdigin sahislarin kitaplarini çok okudum. Hele Imami Rabbaninin. Onun Mektubat isimli kitabinin ilgili bölümlerini fotokopi çektirmistim üniversite yillarimda. Çünkü rabita karsiti elemanlar vardi bizim yurtta.

Yillarca savundum bu görüsleri. Üniversiteye gittigimde çantamda cübbem, salvarim, sarigim ve besyüzlük tesbihim vardi. Birkaç saatlik tarikat sohbeti için sehirlerarasi yolculuk yapardim.

Bunlari su yüzden anlatiyorum. Bu yollardan geçtim/geçtik. Bizlere delil olarak sunacaginiz ayetleri (malzeme edilen ayetleri) ve görüsleri adimiz gibi biliyoruz. Zira dün ben/bazilarimiz onlarin atesli savunuculariydik. Bunlarin büyük bir çogunlugu bu forumda cevaplandi. Lütfen okuyunuz. Bir önceki iletimde verdigim kitapçiklari da okuyunuz.

Gerçek zannettiginiz gibi degil. Aldatildik, kandirildik. Yüce Allah'a yakinlasalim derken fersah fersah uzaklastirildik. Dindarlik adina dindisi isler yaptik.

Yillarca seyhlere müritlik yapmis tövbekar bir hanif müslüman olarak söylüyorum ki Imam Rabbaninin, Imami Gazalinin, Abdülkadir Geylaninin vd. görüslerine iman etmeyi birakin lütfen. Ölçümüz bunlar degil.

Kur'an ne diyor buna bakalim. Fakat siz bana "Gazali, Rabbani ne diyor ona bakin" diyorsunuz. Yakisiyor mu bu bir mümine?

Itibar ettiginiz hadis kitaplarinda da yok bu rabita. Uydurma da olsa birtek hadis bile yok. Bir kirinti siyer bilgisi de yok. Bu da mi uyandirmiyor sizleri?

Tarikatçilik türedi bir olgudur, bir sapmadir. Tarikatçilik Hanif Dinin yani islamiyetin önünde bir barikattir.

Tarikatlarda akli isletmek, arastirmak, sorusturmak, elestirmek en büyük haramdir. Seyh'in dedigi Allah buyrugu gibi kabul edilir, itibar görür. (Hiçbir tarikatçi arkadas bana bunun böyle olmadigini söylemesin, gözgöre göre yalana sapmasin)

Bu sapkin tavir insana da hakarettir, müslümanliga da.

Akli isletmek ve Kur'an odakli müslümanlik, iste tek çikar yol bu. Çünkü hesaba çekilecegimiz tek kitap Kur'an.



XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX



davasinda ve yolunda samimi olsaydi bu hale dü$mezdi heralde.

derinsular isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #45
Alt 20.07.2007, 20:29

 
islam davetcisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.02.2007
Mesajlar: 429
Teşekkür etti: 0
4 Teşekkür 3 Mesaja aldı
açıklamalar yapmışsın..tasavvuf alimlerinin dilinden..sahabeden..ve tabiinden bu açıklamaları destekler nitelikte sözler sarfedebilirmisin?
rabıtanın meşruluğunu sünnetten delillerle AÇIKLAYABİLİRMİSİN..?
sahabelerin birbirlerine rabıta yaptıklarını kanıtlayabilirmisin?

ama kanıtlarken açık lafızları kullan..kapalı lafızları tevil yolu ile rabıtaya delil olarak getirme..zira size göre bu çok önemli bir konu..böyle önemli bir kopnunun delillerini bulurken zorlaqnmaman gerekir...bu kadar önemli konu hakkında açık ve seçik bir çok söz ve amel olsa gerekir.....

yukarıda tasavvufculardan yaptığın nakillere karşılık bende tasavvuıfçulardan nakiller hazırlayıp sana suınacağım...karşılaştıracağız..rabıta adı altında tasavvuf şeyhlerinin neler söylediğini göreceğiz. inşaallah...

rabıta insanın kalbinin allah sevgisiyle dolu olması..ve rabbinin huzurunda hesap vereceğini..sorumluluğunu..allahın emir ve yasaklarını..yaratılış gayesini vs vs..insanın devamlı hatırda tutma çabasıdır.. vesselam..
islam davetcisi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #46
Alt 20.07.2007, 20:51
Arife Her Gün Kadir Gecesidir

 
elmnightmare - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 12.242
Teşekkür etti: 999
1.064 Teşekkür 611 Mesaja aldı
http://www.delikanforum.net/showpost...5&postcount=17

http://www.alperen2000.net/sorucevap/rabita.htm#01

http://www.hakikat.com/nur/tsvf/tsvf11.html

http://www.gavsulazam.de/turk/tasavvuf/rabita.htm

İbn Teymiyye ve talebesinin rabıta hakkındaki görüşleri ise burada
http://www.delikanforum.net/showpost...2&postcount=39

Buralarda bu bahisler vardır defalarca işlendi ayetler hadisler de var okuyan okusun okumayan da bu bahsi kapatsın...


İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
elmnightmare isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #47
Alt 21.07.2007, 00:48

 
derinsular - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.06.2007
Mesajlar: 871
Teşekkür etti: 0
3 Teşekkür 2 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız islam davetcisi
Mesajı göster
açıklamalar yapmışsın..tasavvuf alimlerinin dilinden..sahabeden..ve tabiinden bu açıklamaları destekler nitelikte sözler sarfedebilirmisin?
rabıtanın meşruluğunu sünnetten delillerle AÇIKLAYABİLİRMİSİN..?
sahabelerin birbirlerine rabıta yaptıklarını kanıtlayabilirmisin?

ama kanıtlarken açık lafızları kullan..kapalı lafızları tevil yolu ile rabıtaya delil olarak getirme..zira size göre bu çok önemli bir konu..böyle önemli bir kopnunun delillerini bulurken zorlaqnmaman gerekir...bu kadar önemli konu hakkında açık ve seçik bir çok söz ve amel olsa gerekir.....

yukarıda tasavvufculardan yaptığın nakillere karşılık bende tasavvuıfçulardan nakiller hazırlayıp sana suınacağım...karşılaştıracağız..rabıta adı altında tasavvuf şeyhlerinin neler söylediğini göreceğiz. inşaallah...

rabıta insanın kalbinin allah sevgisiyle dolu olması..ve rabbinin huzurunda hesap vereceğini..sorumluluğunu..allahın emir ve yasaklarını..yaratılış gayesini vs vs..insanın devamlı hatırda tutma çabasıdır.. vesselam..
.










islâm'da Râbitanin $er?î Deliller ile isbâti


I. KITAP ILE ISBATI

Hiçbir seyin Kur?an-i Kerim?in disinda kalmasi mümkün olmadigina göre, elbette ki râbita-i serifenin hükmü de onda vardir. Bazi âyet-i kerimelerin ibâre, bazilarinin da isâre mânâlarinda râbita-i serifenin hükmünü bulmak mümkün. Yani bazilarinda açikça, bazilarinda da isâret ve delâlet yoluyla râbita-i serife ifade edilmistir.

Meselâ bu cümleden olarak, ?Ey iman edenler! Allah?tan korkun, ona (kurbiyete-yaklasmaya) vesîle arayin ve onun yolunda mücâhede edin ki, felâha erebilesiniz?(1) âyet-i celilesini zikredebiliriz.

Bilindigi gibi lisânimizda ?vesîle?, kendisi ile maksada-hedefe ulasilan vâsitadir. Müfessirler, burada geçen ?vesîle?ye çesitli mânâlar vermisler... Bunlardan Fahr-i Râzî hazretleri, ?vesîle?yi ?mürsid-i kâmil? ile tefsir etmistir.

Ismail Hakki Bursevî (k.s.) de bu âyet-i kerimeyi tefsir ederken, ?Vesîle?den murad, sâlih ameller oldugu gibi, Allâh?a yakin olmak için kendisiyle tevessül edilen her seydir, diyor. Sonra da Te?vîlât-i Necmiye?den sunlari naklediyor:

Bu âyet-i kerime, ?vesîleyi arama? emrini açiklamaktadir; bu, elbette ki lâzimdir. Çünkü Allah Teâlâ?ya vusûl yani Hakk?a ermek, seyr u sülûkü tamamlamak, ancak vesîle ile elde edilir. Bu vesîle de, hakîkat âlimleri ve tarîkat seyhleridir.(2)

Hz. Ömer?den (r.a.) rivâyet edilen bir hadîs-i serifte de meâlen söyle buyrulmaktadir:

?Ne zaman ki Âdem (a.s.) hatâsini anlayip,
? Yâ Rabbî, eger beni (hâlen) magfiret etmemis isen, Muhammed (s.a.v.) hakki için afvimi diliyorum, demisti.
Allah Teâlâ ona,
? Ey Âdem! Ben onu henüz yaratmadigim halde, sen Muhammed?i(n kadrini-kiymetini, nezdimizdeki sân ve serefinin yüceligini) nereden ve nasil bildin? diye sordu.
O da,
? Yâ Rabbi, sen beni yed-i kudretinle yarattigin ve rûhundan bana nefhettigin zaman, basimi kaldirip baktigimda, Ars-i A?lâ?nin ayaklarinda, ?Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlüllah? yazilmis oldugunu gördüm... Zâtinin ismine, ancak yaratilmislarin en sevimlisini izâfe edecegini (düsündüm ve bu yolla) bildim, dedi. Cenâb-i Hak ona,
? Ey Âdem, dogru söyledin. Hakîkaten o, benim nezdimde yaratilmislarin en sevimlisidir. Onun hürmetine benden (afvini) dilediginde, ben de seni affettim. Sayet Muhammed olmasaydi seni yaratmazdim? buyurdu.(3)

Iste bu hadîs-i serifte de açikça görüldügü üzere, dînimizde vesîle vardir... Ve bunlar da, basta Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz olmak üzere, onun vârisi olan hakîkat âlimleridir.

Yukarida zikrolunan âyet-i kerîmede mü?minlere, kurtulus ve selâmet için, üç seye riâyet etmeleri emredilmistir:

1) Allah?tan korkmak,

2) Ona yaklasmaya vesîle aramak,

3) Onun yolunda mücâhede etmek...

Vesîle?den murad ise, mürsid-i kâmiller olduguna göre, onlarin târif ettikleri râbita-i serifenin câiz olmasi bir tarafa, me?mûrun bih yani farz olmasi gerekir.

Ayrica yukarida geçtigi üzere, ?vesîle?nin tefsirinde ?râbita?ya da yer veren müfessirler olmustur. Çünkü mefhum umûmidir; mutlak olarak vesîleyi aramamiz emrolunuyor... Karîneden mücerret emirler ise vücub ifade eder ki, ?vesîle?yi arayip bulmamiz vâcip oluyor. Râbita-i serife ise, vesîlelerin en faziletli ve serefli olanidir. Zira râbita-i serife; müridi, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz?in hakîki vârisleri olan mürsidân-i kirâmdan zât-i âlîlerine; ondan da, Allah Teâlâ?ya ulastiran bir vâsitadir. Nitekim, Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) hazretleri, ?Ism-i zât ile mesgul olmanin keyfiyeti?ni anlatirlarken, su îzahlarda bulunurlar:

?Tâlib; hâlî ve tâhir bir mekânda (bos ve temiz bir yerde) oturur; gözlerini yumup agzini kapayarak dilini damagina ilsak eder (bitistirir). Istigfar ile kalbini havâtir ve mâsivâdan hâlî kilar (iyi-kötü bütün düsüncelerden ve Allah?tan gayri her seyden kalbini uzak tutar); bu hususta mürsidine râbita-i muhabbetle râbita eyleyerek rûhâniyetinden istimdât eyler (yardim taleb eder). Ki, bu istimdâd-i hâs, mürsidi vâsitasiyla bütün ervâh-i silsile-i sâdâta ve ruhâniyet-i Muhammediye?ye ve Hak sübhânehû ve teâlâ?ya râci? ve müntehîdir.?(4) Yani müridin bu hususi istimdâdi, mürsidi vâsitasiyla bütün silsile-i sâdât hazerâtinin ve Resûlüllah Efendimiz?in rûhâniyetine ve oradan da nihâyet Cenâb-i Hakk?a ulasir.

Ve yine, ?(Habîbim) söyle: Eger siz Allâh?i seviyorsaniz, hemen bana ittibâ edin ki, Allah da sizleri sevsin?(5 âyet-i kerimesinde de râbita-i serifeye isâret vardir. Zira tâbi olan kisinin metbûunu, yani uydugu zâti görmesi, yahut da hayâlinde canlandirmasi îcap eder. Böyle olmadigi takdirde ise, ona ittibâ denilmez. Râbita-i serifede de, yukaridan beri anlatildigi üzere, baglanilan zâti hayâlinde tasavvur etmek esastir.(6)

Hâsili; her sey Kur?an-i Kerim?de mevcut olmakla birlikte bunlardan bir kismi avâma teblig edilmemistir. Ancak havâs zümresine mensup olan zevât-i kirâm; âyet-i kerimelerdeki bâtinî hükümlere âit isâret ve delâletleri, meselâ râbita-i serife, zikr-i kalbî ve benzeri ibâdetlerin varligini bizlere haber vermislerdir.

Daha önce de ifade olundugu üzere, mürsid-i kâmiller, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz?in hakîki vârisleridir. Vâris, mûrisinin terekesinin (mirasçisi oldugu zâtin biraktigi mallarin) tamaminda hakki ve nasîbi olan kisidir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), serîat ilimlerinin hem zâhirine, hem de bâtinina mâlik bulunduguna göre, ser?-i serîfin bilhassa bâtini ile alâkali hususlarda söz söyleyebilmek için, onun hakîki vârisi olmak îcab eder.
Bu sebeple, zâhirî ilimlerden bir nebze bilgiye sahip olup da, bâtinî ilimlerden nasîbi olmayanlarin, mânâ âlemine taalluk eden hususlarda söz söylemeleri dogru olmaz. Zira bu gibi kimselerin, gerek âyet-i kerimelerin ve gerekse hadîs-i seriflerin ihtivâ ettigi mânâlarin, bâtin ile alâkali kisimlarini anlamalari mümkün degildir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz, bir hadis-i seriflerinde buyurmuslardir ki:

?Rabb?im bana sordu; cevap vermeye kaadir olamadim... Yed-i kudretini, hudutsuz ve keyfiyetsiz bir halde, iki omuzum arasina koydu. (...) Beni evvelînin ve ahirînin (öncekilerin ve sonrakilerin) ilmine vâris kildi... Çesitli ilimleri ögretti... Bunlardan birisi; kimseye söylememem üzere verilen ve benden baskasinin tahammül etmesine imkân olmayan ilimdir. Digeri; gizlenmesi ve söylenmesi hususunda, Rabb?imin beni muhayyer kildigi (serbest biraktigi) ilimdir. Öbürü de; havâs ve avâmdan herkese teblig etmekle memur bulundugum ilimdir...?

Imâm-i Rabbânî?nin (k.s.) Mektûbât?ini Farsça aslindan Arapçaya terceme eden Muhammed Murâdü?l-Kazânî hazretleri, Mukaddime?de bu hadîs-i serifi naklettikten sonra söyle diyor:

Peygamberimiz?in (s.a.v.), havâs ve avâmdan herkese teblige memur edildigi ilim, serîat ve ahkâm ilmi ile diger muhtelif ilimlerdir. Gizlemekle memur oldugu ilim, nübüvvet ilmidir. Çünkü, ondan sonra peygamber yoktur. Nübüvvet ilmini ise, peygambelerden baskasi bilemez ve tahammül edemez. Tebligde muhayyer birakildiklari ilim ise, velâyet ilmidir. Bu ilim; serîatin bâtin ilmidir, hakîkat ve esrâr ilmidir... Fahr-i Kâinat (s.a.v.) bu ilmi, ashabtan bazilarina bildirmislerdir... Nitekim muhakkikînden seyh Abdü?l-Ganiyy-i Nablûsî (rh.), Sahîh-i Buhârî?de rivâyet edilen bir hadis-i serifte, Ebû Hüreyre?nin (r.a.) söyle dedigini nakletmektedir:

?Peygamberimiz?den (s.a.v.), muhâfaza edilmesi îcab eden iki sey hifzettim, ezberledim... Bunlardan biri, size nesrettigim (yani söyleyip anlattiklarimdir). Digerine gelince; sayet onu nesredip yaymis olsaydim, (insanlar) küfrüme hükmedip (beni) katlederlerdi.?(7)

Müfessirlerden birçogu da, yukarida zikri geçen âyet-i kerimedeki ?vesîle?yi, ?sâlih ameller? diye tefsir etmislerdir... Bu sekildeki tefsir ile de buradan râbita-i serifeyi anlamak ve isbat etmek mümkündür. Söyle ki:

Ameller, ancak ihlâs ile ?sâlih (güzel)? olur. Ihlâs ise, gafletten uzaklasmak, Mevlâ?dan gayriyi nefyetmekle yani kalbten sürüp atmakla mümkündür. Yine tecrübeyle sâbittir ki, râbita-i serife ile mesgul oldugumuz zaman, ibâdetlerimiz gafletten uzak, amellerimizin zevkine ermek mümkün olmaktadir. Gaflet içinde yapilan ibâdetlerin ise zevkine varmak mümkün olmadigi gibi, makbul de degildir.

Görülüyor ki râbita-i serife, gafletin izâlesini mûcip olan, onu gideren ?vesîleler?in en serefli ve en üstün olanidir. Âbid için gafletten kurtulmak maksud olunca; bu maksada ulastiran sey?in de maksud olmasi lâzim gelir. Bizi bu mühim maksada götüren, gâyeye-hedefe ulastiran en büyük vesîle, râbita-i serife olduguna göre, onun da maksud ve me?mûrun bih oldugu (dînen emredildigi) hakikati ortaya çikmis olur.(8)

Bu bahsi bir hadîs-i serifle noktalayalim. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz söyle buyurmuslardir:

?Ümmetimin hayirlilarindan bir topluluk vardir ki, Allâh?in rahmetinin genisliginden dolayi, açiktan gülerlerse de, azâbinin korkusundan dolayi, gizli gizli aglarlar. Onlarin vücutlari yerde, kalbleri semâdadir. Ruhlari dünyada, akillari âhirettedir. (Yeryüzünde) sekîne(9) ile yürürler, vesîle ile Allâh?a yaklasirlar.?(10)









II. SÜNNET ILE ISBATI

Râbita-i serifenin sünnet ile isbâtina gelince...
Bu hususta birçok hadîs-i seriften câiz oldugu hükmünü çok açik bir sekilde çikarmak mümkündür. Meselâ, ?Ameller niyetlere göredir; herkes için niyet ettigi sey vardir? meâlindeki hadis-i serif, bunlardan biridir. Bilindigi gibi ameller, bedenî ve kalbî olmak üzere iki kisma ayrilir. Buna göre kisi, mubah olan hareket ve tasavvurlardan herhangi birine tâat olarak niyet etse, o hareket ve tasavvurun tâat olacagi bedîhîdir; yani, îzah ve isbâta ihtiyaç olmayacak derecede açiktir.(11)

Kezâ, Sahîh-i Buhârî?de zikrolunan bir hadis-i serifte geçen su cümleler de delildir. Söyle ki:
Hz. Ebû Bekir (r.a.) bir gün, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz?e, ?Yâ Resûlallah! Rûhâniyet cihetinizle, halâ?da bile hayâlimden ayrilmiyorsunuz? diyor. Nitekim Siddîk-i Ekber radiyallâhü an zâtihi?l-athar hazretleri, bu sebeple Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz?den son derece hayâ ederlerdi.(12

Kisaca, aç bir kimsenin tok olan birine, ?Sen de açsin!? demesi, tok olanin da aç olmasini gerektirmedigi gibi, itiraz eden kimsenin, ?râbitayi sahih görmüyorum, dogru bulmuyorum? demesi de, râbita-i serifenin sahih olmamasini îcab ettirmez.

Ayrica mânevî bir ibâbetin, daha çok edille-i ser?iyenin bâtinî ve mânevî taraflari ile sâbit olmasinin gerektigi de mâlumdur. Hâl böyle olunca, âyet-i kerimelerin ve ehâdîs-i nebeviyenin bâtinî mânâlarina âsinâ olmayan, hatta bu sâhada hiçbir nasîbi bulunmayan kimselerin râbitâ-i serifeyi dogru kabul etmemeleri yersizdir. O bakimdan onlarin, en insafli sekliyle râbita ehline, ?Hak oldugunu iddia ettiklerinizle beraber olunuz? demeleri îcab eder. Aksi hâl, yani râbita-i serifenin dînen sâbit oldugunu inkâr ve hatta Islâm?in disinda bir sey oldugunu iddia etmeleri, hem kendilerini hem de diger insanlari dalâlete düsürmekten baska bir ise yaramaz.(13)
Hele hele râbitaya, ?Kaynagini Budizm?den aldigi ve Islâm?a zaman içinde yamandigi bütün çiplakligiyla ortada bulunan, üstelik bir Hind meditasyonundan asla baska bir sey degil?(14) diyerek, âdeta Günes gibi ortada apaçik duran nasslari ilmî usûl çerçevesinde degerlendirmeyip sadece zâhirine göre hükmetmek, ya da kendi keyfince, nefsinin hevâ ve hevesine göre yorumlamak insani nereye götürür, hangi hükmün altina sokar çok iyi düsünmek lâzim.










III. ICMA? ILE SÜBÛTU

Râbita-i serifenin icma? ile isbâtina gelince; surasi muhakkaktir ki, tasavvufla mesgul olan âlimler, râbitanin mesru? oldugu hususunda icma? etmisler... Bunlardan kalabalik bir cemaat da bu icma?i tesbit edip üzerinde ittifak etmistir. Ve bu husus, yani râbitanin dînen mesru?lugu, onlarin nezdinde çok meshur olan bir hükümdür. Muglak ve kapali bir yani, süphe ve tereddüde mahal olacak bir tarafi yoktur.

Tasavvuf ehlinin râbita ameli üzerindeki bu icma?i, kendi mezheplerinde delildir ve bu yolda olanlarin da bunu kabûl etmeleri vâciptir. Bu gibi mânevî meseleleri kusatici bir ilmî yeterlilige sahip bulunmayan kimselerin ise, onlara itiraz etmeleri câiz olmaz.(15)








IV. KIYÂS-I FUKAHÂ ILE SÜBÛTU

Râbita-i serife, edille-i ser?iyenin dördüncüsü olan kiyas ile de sâbittir. Söyle ki:

Bütün fukahâ, namazda huzûru celbetmek için, namaz kilanin, isâret edilen yerlerin hâricine bakmamasinin sünnet oldugunu söylemislerdir. Çünkü bu hâl, kiside himmet ve gayreti toparlar, daginikligi giderir. Râbita da iste böyledir; o da, Allâh?in gayrindeki her seyi kalbten kovmak ve huzûru celb etmek için yapilir. (16)

Yine âlimler, namazda kalb huzûrunun sart oldugunu, sayet tamaminda mümkün olmazsa tamamen de terk edilemeyecegini; hiç degilse cüz?î bir miktarinda kalbî huzûrun bulunmasinin zarûrî oldugunu ifade etmisler... Bunun için de en müsâit yerin, iftitah tekbiri oldugunu söylemislerdir.
Ayrica kiyâmda, ?Iyyâke na?büdü ve iyyâke nesteiyn (Ancak sana ibâdet eder, senden yardim dileriz)?(17) âyetini okurken, kalbî huzûr üzere bulunmak yani kalben Allâh?in huzûrunda oldugunun suurunda olup gaflette olmamak... Ilk ve son ka?dede, Tahiyyât?ta, ?... es-selâmü aleyke eyyühe?n-Nebiyyü ve rahmetullâhi? derken de, kendisini Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz?in huzûrlarindaymis gibi tahayyül ve tasavvur etmek îcab ettigini beyân etmislerdir.

Bütün bu anlatilanlar ise, râbitadan baska bir sey degildir. Zira râbita, mâsivâyi kalbten atmak ve huzûru temin etmek maksadiyla yapilir; huzûru temin ettigi ise tecrübe ile sâbittir. Binâenaleyh, kiyâsa da uygun olmadigini söylemek isabetli bir görüs olmaz.

Bütün bu senetlere ragmen yine de itiraz eden bazilari, ?Bu hususta bir delil olsaydi, bize de ulasirdi? derlerse, söyle cevap verilir:
Bu mevzûdaki delillerin size ulasmamasi, o delillerin olmamasini iktiza etmez. Sizin bu delilleri bilmemeniz, baskalarinin da bilmemelerini îcap ettirmez.

Sonra, bir sahsin sûretini kalbte hazirlamak, niçin yasak ve küfür olsun. Zira sohbet dedigimiz ibâdet de, Resûlüllah?in (s.a.v.) sûretini kalb aynasina tab?etmek için yapilmiyor mu? Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimizi hatirindan çikarmayan insan, onu kalbine tab?eden insandir. Râbita ehli olan mürid de, Resûlüllah Efendimiz?in hakîki vârisi olan mürsidinin sûretini tasavvur ile kalbine tab?etmeye çalisan insandir.
Ayrica, bu itirazlara mukabil râbita ehli, ?Râbita-i serife için hiçbir delilin bulunmadigini ve bizden evvel de hiçbir kimsenin bu ibâdeti yapmamis oldugunu farzetsek bile, biz faydasini gördügümüz için yapiyoruz... Kisinin; sevdigini tasavvur, onun elini-ayagini öptügünü tahayyül veya sevdiginin kalbine konuldugunu mülâhaza etmesini; Kitap, sünnet, icmâ? ve kiyas nehyetmis midir ki, râbitanin dinde olmadigini iddiâ ediyor, mesru?iyetini kabul etmiyorsunuz??(18) derse, acaba itiraz edenlerin cevabi ne olabilir?

Elbette ki ilmî, mâkul ve mantikli bir cevaplari olamaz. O halde râbita-i serifenin, kiyas yoluyla Islâm?a aykiri bir amel oldugunu iddia etmek de dogru olmaz.





...DIPNOTLAR


(1) Kur’ân-i Kerim, Mâide sûresi, 5/35.
(2) Tefsîru Rûhu’l-Beyan, 2, 387-388.
(3) Taberânî, Mu‘cemü’s-Sagîr, 2, 82-83; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 8, 253; Beyhakî, Delâil, 5, 488-489; Sevâhidü’l-Hak’tan Vehhâbîlere Cevaplar, Mehmed Emre, Fazilet Nesriyat, Ist., s. 134.
(4) Risâle-i Kibrît-i Ahmer, Li-Muharrihî, s. 6.
(5) Kur’ân-i Kerim, Âl-i Imrân sûresi, 3/ 31.
(6) Âdâb-i Tarîkat-i Aliyye-i Naksibendiyye Risâlesi, s. 11.
(7) el-Mektûbât, Fazilet Nesriyat, Istanbul, 1, 3.
(8) Hüseyin ed-Devserî, er-Rahmetü’l-Hâbita…, Mektûbât-i Imâm-i Rabbâni hâsiyesi, 1, 223.
(9) Sekîne; kelime olarak vakar, agirbaslilik ve sükûnet mânâlarinadir. Tasavvufta ise sekîne, kalbte bir nûrdur ki, kalb onunla müsâhede ettiklerine karsi sükûnet bulur, mutmain olur. (Bursevî, Ismîl Hakki, a.g.e., 9, 12) Baska bir ifadeyle, gaybla ilgili hususlarin gelisi esnasinda kalbin bulundugu itmi’nân ve huzûr hâlidir. Sekîne; nûr, kuvvet ve ruhtan meydana gelir, korkan kisi o sayede sükûnete erer, mahzûn olan da tesellî bulur. Günahkâr-isyankâr ve cür’etkârlar ona siginir. (Herevî, Menâzilü’s-Sâirîn, s. 29; Ibnü Arabî, Istilâhâtü’s-Sûfiyye)
(10) el-Gazâlî, Ihyâu Ulûm, 1, 57’de, Imam Hâkim ve Beyhakî’den rivâyet etmistir; ayrica bkz. Rûhu’s-Salât Aynü’l-Hayat.
(11) Hüseyin ed-Devserî, a.g.e., 1, 223.
(12) Âdâb-i Tarîkat-i Aliyye-i Naksibendiyye, s. 10.
(13) Hüseyin ed-Devserî, a.g.e. c.1, s. 233-234.
(14) Ferit Aydin, Tarîkatta Râbita ve Naksibendîlik, Süleymaniye Vakfi Yayinlari, Istanbul, 2000, s. 66.
(15) Hüseyin ed-Devserî, a.g.e., 1, 224.
(16) Hüseyin ed-Devserî, a.g.e., 1, 224.
(17) Kur’ân-i Kerim, Fâtiha sûresi, 1/ 4.
(18) Hüseyin ed-Devserî, a.g.e., 1, 225-226.
derinsular isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #48
Alt 24.07.2007, 11:53

 
@flok@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 08.04.2006
Mesajlar: 1.217
Teşekkür etti: 3
8 Teşekkür 6 Mesaja aldı
Yukarda Linkler Verilmiştir.Samimi Olan Okur-Öğrenir..

( Şüphesiz İnsan Aldandı)
@flok@ isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #49
Alt 29.07.2007, 11:47

 
RIBAT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 21.02.2007
Mesajlar: 116
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız derinsular
Mesajı göster
.
SORU: Rabitaya delil olarak Peygamber (SAS)'in zamanindan bir örnek verir misiniz?

CEVAP: Peygamber (SAS) Efendimiz, Ebûbekir Siddîk Efendimiz'in gözünden hiç gitmezmis. Evde yalniz oldugu zamanda bile... Hattâ onun hayalinin gözünün önünde devamli olmasindan dolayi, ayagini uzatmaya utanirmis, helâya gitmeye utanirmis. Bu bagliligin bir misâlidir, fenâ fir rasul olmanin alâmetidir. Rabita da zâten, o olsun diye yapilan bir çalismadir.
Rasulullaha ve Hz. Ebubekire iftira atmaktan Allahtan kork ? Rasulullahtan haber verdiğine göre hadis nosunu zikret .

İkincisi bir insanın bir insanı sevdiğini , anasını babasını düşünmesi normaldir. Bu hatırlamaktır . Bu tasavvuftaki düşünülenin düşünenden haberdar olup düşünülenin de düşüneni düşünüp , aynı anda nerde olduğunu bilip yardım etmesi inancına dayandırılılan RABITA ŞİRKTİR .

http://www.filistininsesi.com/forum/...p?topic=1144.0
RIBAT isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #50
Alt 29.07.2007, 15:41

 
derinsular - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.06.2007
Mesajlar: 871
Teşekkür etti: 0
3 Teşekkür 2 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız RIBAT
Mesajı göster
Rasulullaha ve Hz. Ebubekire iftira atmaktan Allahtan kork ? Rasulullahtan haber verdiğine göre hadis nosunu zikret .

İkincisi bir insanın bir insanı sevdiğini , anasını babasını düşünmesi normaldir. Bu hatırlamaktır . Bu tasavvuftaki düşünülenin düşünenden haberdar olup düşünülenin de düşüneni düşünüp , aynı anda nerde olduğunu bilip yardım etmesi inancına dayandırılılan RABITA ŞİRKTİR



Hz. Ebu Bekir radıyal*lahu anh kaza-i hacet[1] için Efendimiz sallallahu aleyhi ve sel*lemden hali bir yer bula*madığından, bu durumu Efendimize şi*ka*yet etti. Efendimiz de ona ruhsat verdi[2].






Ubeydullah el-Ahrâr es-Semerkandî hazretleri "Sadıklarla beraber olun." (Tevbe 9/119) âyetinin tefsirinde şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz sadıklarla beraber ol*mak, surette ve manada onlarla beraber ol*maktır." Sonra da ma*nevi beraberliği rabıta ve huzurla tefsir etmiştir ki, bu ehlince malum olan meşru bir iştir

( Ruhu'l-Furkan, c. II, s.66.).






[1]- Tuvalet ihtiyacını gidermek.

[2]- Ruhu'l-Furkan, c.II, s.76.

...
derinsular isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #51
Alt 30.07.2007, 00:09

 
Orduyevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.04.2007
Mesajlar: 141
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Tirmizi'nin Şemaili'ndeki rivayete göre Ribat rumuzlu arkadaşımız bütün Sahabe-i Kiram'ı ve Ehl-i Beyt-i Şirk ile itham ediyor. Yolu açık olsun.

Bir meseleyi reddetmezden evvel o kimselerin delillerini gözden geçirmek gerekir, işkembeden sallamakla inanç muhafazası olmaz.

Yukarıdaki Hazreti Ebubekir'in (Radıyallahu Anhuma) durumuyla ilgili rivayet de rabıtaya delil olması açısından oldukça çarpıcı bir
rivayettir. ALLAH Teala hakkı göstersin, bu işler delille vs... olmuyor...
Orduyevi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #52
Alt 30.07.2007, 00:11

 
Orduyevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.04.2007
Mesajlar: 141
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Bir de 1. sayfada Rical-i Gayb ile ilgili nakil yapılan eser sağlam mıdır? Bir kimse Rical'den ise bu mevzuları görmüş ise ve kitap yazmışsa muhakkak irdelemek gerekiyor, elbette irdelemek derken böyle bir şey olamaz ya da Rical-i Gayb'ı tenkit, red maksadıyla değil, yazan kişi ne amaçla yazmıştır, böyle bir şeyi zahire vurma gerekçeleri nelerdir vs...

Rİcal-i Gayb'e dair, Ebdâl ve Evtâd ile ilgili rivayetleri nakledenlerden de ALLAH Teala Ve Tekaddes Râzı olsun. Âmin.
Orduyevi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #53
Alt 30.07.2007, 00:16
Arife Her Gün Kadir Gecesidir

 
elmnightmare - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 12.242
Teşekkür etti: 999
1.064 Teşekkür 611 Mesaja aldı
Ribat ı adam yerine kimse koymasın...
Böyle şeyleri açıp kaçar hiç bir şeye de cevap veremez.
O yüzden kaale almayın...
Geçen gün böyle bir şey yok dedi..
HAdisi önüne seriverince işi anlamazlığa vurup bir daha da gelmedi..


İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
elmnightmare isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #54
Alt 30.07.2007, 00:17

 
Orduyevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.04.2007
Mesajlar: 141
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Anladım. Peki bu ilk sayfada kitabından nakil yapılan zât hakkında bilginiz var mı acaba?
Orduyevi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #55
Alt 30.07.2007, 00:22
Arife Her Gün Kadir Gecesidir

 
elmnightmare - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 12.242
Teşekkür etti: 999
1.064 Teşekkür 611 Mesaja aldı
İslam DAvetçisi
hanefi mezhebine mensub İbn Teymiyyesi koyu bir vehhabidir.
O kitabı kendi kafasıyla okuduğu için sözüm ona reddiye yazmıştır.
Geçen gün Allah'a organ isnad ediyordu eli var ayağı var yüzü var ama biz bilemeyiz diyordu...


İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
elmnightmare isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #56
Alt 27.11.2007, 06:03

 
nihan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 13.03.2007
Yaş: 30
Mesajlar: 107
Teşekkür etti: 11
4 Teşekkür 4 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız GolgeleR
Mesajı göster