bismillehirrahmenirrahim.
Meshep hakkinda.
ikinci binin müceddidi Imam-i Rabbani hazretleri, Mektubat ismindeki kitabinin 2. cildinin 55. mektubunda buyuruyor ki:
Imam-i a’zam Ebu Hanife, Isa aleyhisselama benzemektedir. Vera ve takva nimetine kavustugu için ve Sünneti seniyyeye uydugu için, nasslardan ahkam çikarmakta ve ictihad yapmakta, çok yüksek dereceye ulasmistir. Bazi âlimler, Onun bu derecesini anlayamadilar. Onun ictihad ile buldugu seyler, çok ince bilgiler olduklari için, Kitaba ve Sünnete uymuyor sandilar. Bu yüce imama, re’y sahibi dediler. Onun ilminin hakikatine yetisemedikleri, Onun anladigini anlayamadiklari için, böyle yanildilar. Halbuki, Imam-i Safi’i, Onun anladigi bilgilerden, az bir sey sezerek, (Fikih âlimlerinin hepsi, fikih ilminde, Ebu Hanife’nin talebesidir) dedi.
Imam-i Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
(Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdigine uymayan, her mana yanlistir. Çünkü her sapik, Kur'an-i kerime ve hadis-i seriflere uydugunu sanir ve iddia eder. Kisa görüsü ile, bu kaynaklardan yanlis manalar çikarir, dogru yoldan kayar. Felakete gider. Allahü teâlâ, Kur'an-i kerimde mealen, (Kur'an-i kerimde bildirilen misaller, çoklarini küfre sürükler, çoklarini da hidayete, dogru yola ulastirir) buyurdu. (Bekara 26)
Ehl-i sünnet âlimlerinin anladiklari mana dogrudur. Çünkü, bu manalari, Selef-i salihinin eserlerini inceleyerek elde etmislerdir. Dogru bilgileri bizlere ulastiran bunlardir. Kurtulus yolunu, yanlis yollardan ayiran onlardir. Onlarin hidayet isiklari olmasaydi, bizler dogru yolu bulamazdik. Dogruyu bozuk olanlardan ayirmasalardi, dalalete yuvarlanirdik. Islamiyet’i bozulmaktan koruyan onlarin çalismasidir. Onlara uyan kurtulur. Onlara uymayan sapitir, herkesi de sapitmaya çalisir.) [Müj.Mekt. 286]
Imam-i Rabbani hazretleri de buyurdu ki:
(Bazilari, yapacaklari degisikliklerle, dini olgunlastiracaklarini zannediyorlar. Ortaya bid'atler çikariyorlar. Bid'atlerin zulmetleri ile sünnetin nurunu örtmeye çalisiyorlar. Bunlar, dinin noksanliklarini tamamladiklarini iddia ediyorlar. Bilmiyorlar ki din noksan degildir. Kur'an-i kerimde, mealen, (Bugün dininizi tamamladim, size din olarak Islamiyet’i verdim) buyuruluyor. Dini noksan sanip, tamamlamaya [dinde reform yapmaya] çalismak, bu âyete inanmamak olur.) [m.260]
Imam-i Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Namazda kiraat farzdir ve hadis-i serifte (Fatihasiz namaz olmaz) buyuruluyor. Neden Hanefilerin, hakiki kiraati [cemaatin hepsinin okumasini] birakip, kiraat-i hükmiye [Imamin okuyup, cemaatin susmasina] karar vermelerinin sebebini tam anlayamadim.
Imam arkasinda sükut etmeye dair açik bir delil bulamadim. Buna ragmen, mezhebime uyarak imam arkasinda Fatiha okumadim. Çünkü, delili zayif diye, mezhebimin hükmü ile amel etmemenin ilhad ( ilhad, hak'tan ve dogru olandan sapmak ) oldugunu biliyordum.
Nihayet Allahü teâlâ, mezhebe uymanin bereketi ile, Hanefi mezhebinde imama uyan cemaatin kiraati terk etmelerindeki hakikati izhar eyledi. Imam, sanki cemaatin dilinden okuyor. Bu suna benzer:
Bir köy halki, köyün ortak bir meselesi için, köylünün tamami kaymakama gitmez. Birkaç kisilik bir heyet seçerler. Bu heyetin hep bir agizdan meseleyi anlatmalari da dogru olmaz. Içlerinden birini, temsilci seçerler. Temsilci, istekler ayni oldugu için, hepsinin dili ile ihtiyaçlarini arz eder.
Kendilerine temsilci kabul ettikleri bu kimse, onlarin adina konusur. Seçilen bu temsilcinin hepsinin adina ihtiyaçlarini arz etmesi seklinde olan, cemaatin hükmi konusmasi, onlarin hakiki konusmalarindan daha iyidir. Imam ile cemaatin hali de böyledir. (Mebde ve Mead f.30)
Imam-i Rabbani hazretleri, Bir mezhebe tâbi olmayan mülhid ( Mülhid, dine çatan, sapik olan, kâfir demektir. ) olur buyuruyor. (Mebde ve Mead).
Hanefi âlimlerinden ibni Abidin, Redd-ül-muhtar kitabinin önsözünde diyor ki:
Imam-i a’zamin, büyüklügünün sahidi, diger mezhep imamlari, Onun bütün sözlerini senet olarak almislardir. Mezhebinin âlimleri, Onun zamanindan, bu zamana kadar, her yerde Onun sözleri ile fetva verdiler. Evliyadan çogu, Onun mezhebine göre çalisarak kemale geldiler. Anadolu, Balkan müslümanlari, Hind, Sind ve Türkistan, yalniz Onun mezhebini bilirler. Abbasi devleti, her ne kadar, cedlerinin mezhebinde idi ise de, kadilarinin, hakimlerinin, âlimlerinin çogu Hanefi mezhebinde idi. Besyüz seneye yakin bu mezhebe göre amel ettiler. Bu devletin yerine kurulmus olan Selçuki ve sonra Harezmi melikleri ve büyük Osmanli devleti hep hanefi idi.
Yusuf Nebhani hazretleri, Simdi her müslümanin, dört mezhepten birine uymasi gerekir buyurdugu gibi, imam-i Sarani, S.Ahmed Tahtavi hazretleri gibi birçok âlim de, ayni seyi bildirmislerdir.
Kur’an-i kerimdeki; (Allah’in ipine sarilin!) emri, (Fikih âlimlerinin, mezhep imamlarinin bildirdigine uyun!) demektir. [Tahtavi (Dürr-ül muhtar) hasiyesi, zebayih kismi].
imam i rabbani hazretleri kendisi buyuruyor meshebinin hangisi oldugunu---( mezhebimin hükmü ile amel etmemenin ilhad ( ilhad, hak'tan ve dogru olandan sapmak ) oldugunu biliyordum.)
seyyid abdulkadir geylani hz de hanbeli meshebine tabi olmu$tur.



saygi ve dua ile.