İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 13.08.2007, 12:32
 
Üyelik tarihi: 28.06.2007
Mesajlar: 876
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Wink TARiKATIN (tasavvuf) AYET VE HADiS LE delili

Bismilehirrahmenirrahim.

TASAVVUFUN KUR AN DA DEL i L i


Tasavvuf kendini, “cami-i ahkâm-i Kur’an olmak”, “Kitab ve sünnete dört elle sarilmak”, “Seriatin zahir ve batinini, ahkâm ve adabini iyi bilip yasamak.” gibi sekillerde tarif ederken, Kur’an ve Sünnet dairesinde oldugunu, gayesinin bu ikisini, yani Islâm’i samimi bir tarzda hayata geçirmek oldugunu vurgulamaktadir. Kur’an’in ve onun vasitasiyla Rabbimiz’in istedigi de budur.

Tasavvufun ısrarla üzerinde durduğu bâtınî amellerle ilgili ayet-i kerime var mıdır, diye bir soru gelebilir akla. Evet açıkça bâtınî niyet ve amellere işaret eden ayet-i kerimeler vardır. Bir örnek vermek gerekirse; Allah-u Zülcelal şöyle buyurmuştur:

"De ki: Ancak bizim Rabbimiz gizli ve açık olan fevahiş (kötü) davranışları haram kılmıştır." (A’raf; 33)


Diğer bir ayet-i kerimede de:
"Açık ve gizli olan kötülüklere yaklaşmayın." (En'am; 151) buyurmuştur.

Allah Zülcelal nasıl zâhirî âzâlarımızla yaptığımız kötü hareketleri haram kılmışsa, bâtınî olan; kin tutmak, riya (gösteriş) da bulunmak, hased etmek gibi kötü hareketleri de haram kılmıştır. Öyle ise bu bâtınî olan kötü sıfatları da izale etme çabasına girmemiz gerekir. Bunun yegâne yolu da şânı büyük olan tasavvuf yoluna girmektir.


Her insan manevi olarak mezmum (kötü) olan gurur, kibir, riya, hased, gıybet gibi hastalıklara müpteladır. Bunların temizlenmesi için de bir mürşid-i kâmilin manevi terbiyesine girmek şarttır.

Bazı insanlar bu türlü hastalıklara müptela odukları halde, kendilerinin hastalıklarını bilmezler ve tedavi etmek için de herhangi bir çaba göstermezler. Bunlar cehl-i mükerrep (kendilerini alim olarak gören cahiller) içindedir. Şeriat zahirdir, ancak bu hastalıklar manevidir.

“Andolsun ki Allah’in Peygamberi’nde sizin için, (yani) Allah’a ve ahiret gününe kavusmaya inanan ve Allah’i çok anan kimseler için, en güzel bir örnek vardir.” (Ahzab, 21) buyurur.

Bu âyet-i kerimede Allah-u Zülcelâl, Peygamber Efendimiz (s.a.v)'e tabi olmayı ve ona ittiba etmeyi Ashab-ı Kiram'a öğretmektedir. Nasıl Asr-ı Saadet'te Peygamber Efendimize (s.a.v) iktida edip tabi olunmuş ise aynı şekilde O'nun varislerinin yanında olup, onlara uymak suretiyle Allah-u Zülcelâl'e yönelmek icab etmektedir. Allah-u Zülcelâl'in işareti ve emri bu yöndedir.

Bundan dolayı hakiki varislerle beraber olmak, sohbetle-rine devam etmek ve irşadları altına girmek şarttır. Böylelikle imanımız kuvvetlendiği gibi, emraz-i kalbiye (kalbi hastalıklar) ve nefsimizin kusurları kaybolmaya yüz tutarak güzel sıfatlarla bezenmeye başlarız.

Bütün bunlardan sonra ortaya çıkan şudur. Nefsi tezkiye etmek ayrı bir şeydir, Kur'an okumak ayrı bir şeydir.

Nasıl bir kimse tıp kitaplarını okuyup öğrenmekle kendi hastalığını tedavi edemiyor da mutlaka bir doktora ihtiyaç duyu-yor ve de o doktorun vereceği ilaç ve perhizleri uygulaması gerekiyorsa; kalbî hastalıklar da bir manevî dokturun vereceği ilaç ve perhizleri uygulayarak, yapmış olduğu tavsiyeleri tutarak kendini tedavi edip, hastalıklardan temizlenebilir.

Mürşid-i kâmil ile beraber olmak ve onların sohbetlerinde bulunmanın ehemmiyeti ve fazileti anlatılamayacak kadar çoktur.

Nitekim Allah-u Zülcelâl âyet-i kerimede;

"Müminlerden bazı erkekler vardır ki Allah'a söz verdikleri şeylerde sadıktırlar." (Ahzap,23) buyurmuştur.


Yani "ahd-i misakta" verdikleri söze, Allah-u Zülcelâlin emir ve nehiylerine uymakta sadıktırlar.

Başka bir âyet-i keri-mede de şöyle buyurulmuştur:

"Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O'na dua eden kimselerle sabret. Sen dünya süsünü arzu ederek onlardan gözlerini ayırma. Bizi anmak konusunda kalbini zikrimizden gafil bıraktığımız, keyfinin ardına düşmüş, işi haddi aşmak olan kimseye uyma." (Kehf,28)

Bazı müfessirler, ayetin ilk kısmında geçen "O'na dua eden kimselerle sabret" cümlesinde kast edilenlerin Sahabe-i Kiram olduğunu belirtmişlerdir. Bunun için Peygamber Efendimiz (s.a.v):

"Allah-u Zülcelâl'e hamd ediyorum ki benim ümetimden öyle kimseler vardır, Rabbim bana, nefsini onlarla beraber hapset diye emirde bulundu" buyurmuştur.

Başka bir ayet-i celilede Allah-u Zülcelâl şöyle buyurmuştur.

"Hem o gün zalim, ellerini ısırarak; "Eyvah bana! Keşke peygamberlerle birlikte bir yol tutsaydım" der. "Vay şu başıma gelene! Keşke filanı dost edinmeseydim. And olsun o gerçekten bana gelmişken, beni zikirden (zikrullah/ Allah'ın kitabı, peygamberin vaazı, nasihatı) alıkoydu." Öyle ya şeytan, insana çok hızlankör (yardımsız bırakan) dır." (Furkan; 27, 28, 29)

Yine bir başka Ayet-i Kerimede:

"Kıyamet gününde dostlar birbirine düşmandır. Ancak muttaki (Allah dostları, onların dostları) kullar müstesnadır." (Zuhruf, 67) Buyurulmuştur. Demek ki onların dostlukları kıyamette de devam etmektedir.

Aklı olan herkes, şuurlu bir sekilde düşündüğü zaman, Allah-u Zülcelâl'in dostları ile beraber olmayı, onlarla sohbet etmeyi ve mü'min kardeşleriyle yardımlaşmanın faydalı olduğunu itiraf edip, bunun Allah-u Zülcelâl'e ulaşmak ve rızasına nail olmak için şart olduğunu kabul edecektir
.

Mürşid-i kamile intisabın gerekliliği konusuna işaret bir ayet-i kerime şöyledir:

"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun." (Tövbe, 119)

Sadıklarla beraber olmak nefsin temizlenmesi ve güzel sıfatlarla bezenmesidir. Bu sayede takvada muvaffak olmak mümkündür. Bunu başarabilmek için de bir mürşidİ kâmile intisab etmek ve onların sohbetlerinde bulunmak şarttır. Çünkü sadıklarla beraberlik cismani olarak sohbetle, ruhani (manevi) beraberlik ise rabıta ile olur.

Sadıklarla beraber olmanın ve bir mürşid-i kâmile intisab etmenin faydası ve tesiri; hem ameli olarak zahire iktida etmesiyle, hem de ruhi olarak kendisine tesir etmesiyle meydana gelmektedir.
derinsular isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 13.08.2007, 12:33
 
Üyelik tarihi: 28.06.2007
Mesajlar: 876
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Tasavvufun Hadislerle Delili

Bismillehirrahmenirrahim.
-
TASAVVUFUN HADİSLERLE DELİLİ



Peygamber Efendimiz (s.a.v) Ashab-ı Kiram'ı, Adab-ı Ders ve Adab-ı Nefs olmak üzere iki şekilde terbiye etmişlerdir. Allah-u Zülcelâl Habibini bu iki adab ile adablandırmıştır. 0 da ashabını böylece adablandırmıştır.

Adab-ı Ders; zâhirî olarak yapılan bütün ibadetlerin Allah-u Zülcelâl'in istediği şekilde yapılmasıdır.
Adab-ı Nefs; nefsin ve ruhun kötü sıfatlardan temizlenmesi ve güzel sıfatlarla muttasıf (bezenmiş) olmasıdır.

Allah-u Zülcelâl'in veli kulları da bu iki Adabla Adablanmışlar ve kendilerine tâbi olanları da bu şekilde adablandırmaktadırlar. Çünkü mürşid-i kâmiller, bir silsileye dayalı olarak günümüze kadar gelmişlerdir. İşte bu sebeple, Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in gerçek manada varisleri olan mürşid-i kâmillere intisab etmek ve onlardan istifade etmeye çalışmak son derece faydalı ve gereklidir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Ashab-ı Kiram-ı sadece zâhirî bilgi vermek yoluyla değil, aynı zamanda onların manevi hastalıklarıyla bizzat ilgilenerek çeşitli tavsiyelerde bulunarak ve manevi tedavi usulünü kullanarak yetiştirmiştir. Bu durumlara bir kaç örnek verebiliriz.

Ubeyb bin Ka'b şöyle buyurmuştur: "Bir gün camide bulunduğum bir sırada adamın biri geldi ve Kur'an okudu. Ben onun okumasını beğenmedim. Başka bir adam gelerek yine Kur'an okudu. Onun kıraatı önceki adamın kıraatı gibi değildi. Namazlarımızı bitirdikten sonra hepimiz Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) yanına gittik.

Ben dedim ki: "Ya Resûlallah! Bu Kur'an okudu, ben onun okumasını beğenmedim. Bu da okudu daha çok beğendim. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ikisine de Kur'an okuyun buyurdu. Onlar Kur'an okudular, ikisinin kıraatını da güzel buldu. O zaman nefsime, önce okuyan kişinin okuması yanlış geldi. Cahiliye buğzu kalbime geldi. Peygamber Efendimiz (s.a.v) kalbime vurdu ve bende şiddetli bir terleme oldu. Sanki Allah-u Zülcelâl'in tecelliyatını görüyor gibi oldum ve o düşünce benden gitti." ( Muslim; fi Beyan'il Kur'an.)

Görüldüğü gibi Ashab-ı Kiram zâhiri ilimle kendilerini tedavi edemiyorlardı. Peygamber Efendimiz (s.a.v) doktorluğundan istifade etmek, eczanesinden ilaç alıp kullanmak suretiyle kendilerini tedavi edebiliyorlardı. Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in ashabının kalbine vurması O'nun manevi tasarrufudur. Allah-u Zülcelâl âyet-i kerimede:

"O'dur ümmiler içinde kendilerinden olup onlara ayetlerini okuyan, onları temize çıkarıp parlatan, onlara kitap ve hikmet öğreten.." (Cuma;2) buyurmuştur.


İbn Abidin kuddise sırruh şöyle buyurmuştur:


"İhlas ilmini okumak; ucub, riya, hased gibi manevi hastalıkları bilmek ve bunlardan muhafaza olmaya çalışmak farzı ayndır. (her müslümana farzdır.) İnsanın nefsi için her birisi birer afet olan kibir, gazap, cimrilik, ihanet gibi hastalıkları bilmek ve kendini bunlardan muhafaza etmek de farz-ı ayndır." (İbn-i Abidin; I/42)


Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


"Kalbinde zerre kadar kibir bulunan, cennete giremez" (Muslim, İman:147)


Tüm bunlardan sonra bizim için en önemli görev, kendimizi bu çirkin hastalıklardan temizleyip, halis bir kalple Allah cc. yönelmektir. Bu da ancak tasavvuf ile mümkündür.

Allah-u Zülcelâl nasıl zâhirî azalarımızla yaptığımız kötü hareketleri haram kılmışsa, bâtınî olan; kin tutmak, riya (gösteriş) da bulunmak, hased etmek gibi kötü hareketleri de haram kılmıştır. Öyle ise bu bâtınî olan kötü sıfatları da izale etme çabasına girmemiz gerekir. Bunun yegâne yolu da şânı büyük olan tasavvuf yoluna girmektir.

Tarih ve fıkıh alimi, İbn-i Haldun (ks) şöyle demiştir: "İhlas ilmini okumak; ucub, riya, hased gibi manevi hastalıkları bilmek ve bunlardan muhafaza olmaya çalışmak farz-ı ayndır (her müslümana farzdır). İnsanın nefsi için her birisi birer afet olan kibir, gazap, cimrilik, ihanet gibi hastalıkları bilmek ve kendini bunlardan muhafaza etmek de farz-ı ayndır."

Peygamber Efendimiz (s.a.v):

"Kalbinde zerre kadar kibir bulunan, cennete giremez." (Muslim; Kitab'ul İman ) buyurmustur.

Tüm bunlardan sonra bizim için en önemli görev, kendimizi bu kabih (çirkin) hastalıklardan temizleyip, halis bir kalble Allah-u Zülcelâle yönelmektir. Bu da ancak tasavvuf ile mümkündür.


imam-i rabbani (ks) söyle buyuruyor:

iNSANA LAZIM OLAN ÖNCE EHL-i SÜNNETE UYGUN iNANMAK,SONRA ALLAHÜ TEALANIN EMiR VE YASAKLARINA UYMAK,DAHA SONRA TASAVVUF YOLUNDA iLERLEMEKTiR.


Sonuç olarak tasavvufun aslı; Kur'an ve Sünnet yolunda yürümektir. Tasavvuf üstadlarının tarif ettiği yoldan, ne olursa olsun ayrılmamaktır. Bidatleri, boş arzuları, nefsanî istekleri terk etmektir. Hürmet gösterilmesi gereken mübarek zatlara ve diğer mahlukata karşı saygıda kusur etmemektir.
derinsular isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 13.08.2007, 12:36
 
Üyelik tarihi: 28.06.2007
Mesajlar: 876
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Allah”a (yakinlasmaya) vesile arayin.(maide5/35)

bismillehirrahmenirrahim.


Allah”a (yakinlasmaya) vesile arayin.(maide5/35)

Rabbimiz, kâinati yarattigi ilk andan itibaren insanlarin islahi için kurtulus vesileleri halk etmis ve bu kiyamete kadar devam edecektir. Bu ilk vesileler Allahin seçkin kullari olan peygamberlerdir. Efendimiz(s.a.v.)in vefatindan sonra ise peygamber varisleri olan Allah dostlari mürsidi kâmiller bu vazifeyi yerine getirmislerdir. Allah dostlari her devirde bulunup kiyamete kadar dini ihya ve ikame ederler.

Efendimiz (s.a.v)buyurmustur ki: ümmetimden bir topluluk kiyamete kadar Allah’in emrini ayakta tutmaya devam ederler. Onlari terk edenler ve kendilerine karsi çikanlar onlara bir zarar veremez. Bu durum Allah’in kiyamet emri gelinceye kadar devam eder. (buhari,i’tisam,10;Müslim,imaret, 53;tirmizi fiten, 27, ibnu mace, mukaddime,9;Ahmet, müsned,5,34,269,278)

Her devirde ilahi emirleri ayakta tutacak ve dini ihya edecek bu kimseleri Hz Ali (r.a.) söyle tanitmistir. Yeryüzü kiyamete kadar Allahu teala’nin dinini ayakta tutacak ayetlerini ibtalden koruyacak kimselerden bos kalmaz. Bize düsen bu Allah dostlarini bulup onlarin dizlerinin dibinden ayrilmamaktir. Onlarin verecegi reçeteleri kullanarak Allah’a hakkiyla kulluk yapmaya çalismaktir.

Menevi hastaliklarimizin tedavisini manevi tabib olan kâmil mürsitle tedavi etmek lazimdir. Dünya muhabbetinin kalbimizden çikip rabbimizin muhabbetiyle dolmasini istiyorsak verilen reçeteleri yerine getirmemiz gerekir.

Sadati kiramdan Seyh Fetullah Hz.’nin çok zengin bir kardesi vardi. Hesapsiz mali ve altini vardi. Bir gün kitlik bas gösterdi ve bütün mali ve serveti yok oldu. Vefat ettiginde üzerine kefen saracak bez bulamadilar. Ama Seyh Fethullah Hz. Allah’a güvendi Abdurrahman-i tagi hazretlerinin elinde kendini terbiye ettirdi. Nefsini Allah’a tevekkül ve teslim etti. Onun içindir ki hala her gün binlerce fatihayla yâd ediliyor ama kardesi Sehmuz’un ise Bitlis kabirlerinde tasi dahi kalmadi.

Yani dünyaliga degil Allah’a teslim olmak lazim gelir. Bu ise mürsidi kâmille olur. Beyazit-i bistam-i hazretleri: “- Mürsidi olmayanin mürsidi seytandir buyurmus”. O mübarekler dahi bizleri uyariyorlar ki Allah’a ulasmanin yolu mürsidden geçer. Mürsidi olmayani seytan çabuk kandirir. Gavs hazretleri bir sohbetinde buyurdular: Naksibendîler çözer baglar yani müridin kalbini dünyadan çözer Allah’a baglar.

Sah-i Naksibend hazretlerinin en büyük halifesi Alaaddin-i Attar hazretleri buyuruyor: “- Yemin ederim, kim taklid ile seyhinin emirlerine ram olursa tahkike geçecegine ben kefilim.” Sebebini söyle açikliyor: “- Benim seyhim Sah-i Naksibend hazretlerinin elini taklit ile tuttum. Taklit ede ede tahkike geçtim. Bu yol taklitten geçiyor.

Selim bir kalple Allah’a ulasmak istiyor isek mürsidimizin emirlerine muhabbetle askla sarilmamiz gerekir ki maksadimiza erelim. Rabbimizin rizasina muvaffak olalim.

Mürsidimizin emirlerini gevseklikle yaparsak muhabbet olmaz. Insan ameli ancak muhabbetle yapmalidir Gavs-i Sani Hazretleri buyurdular: “- Insan daha çok askla muhabbetle amel yapar. Gafletle olursa lezzet almaz feyz almaz. Gevseklik olur. Sidk ile yaparsa büyük muhabbet gelir. Hem Allah’i(c.c.) zikir yapiyor hem Allah’a sirtini veriyor.”

Su halde amel yapabilmek için amele mani haller vardir. Biz Allah’a hakkiyla kulluk edemiyorsak namazi sevkle kilamiyorsak orucu askla tutamiyorsak bu muhabbet degil meyildir. Iste tasavvuf, tarikat meyli muhabbete çevirmek içindir. Muhabbet tarikatin kendisidir. Islamiyet’in izzetinin, disi takva içi ihlâstir. Ihlâsi kazanmak gayedir. Ihlâsi kazanabilmenin yolu tarikattir. Seyh Fethullah hazretleri: ”- Tarikat ihlâsi kazanabilmek için muhabbeti ilahiye tafsilidir, ihlâsi kazanmak esastir, muhabbeti ilahiye vesiledir.” buyurmustur.

Bilelim ki nefsini islah etmis bir insanin ameli nefsini terbiye edemeyen kisiden belki bin derce daha faziletlidir. Çünkü bu kisi attigi her adimi Allah adina atar yaptigi amelleri insanlar için degil safi bir niyetle Allah için yapar. Bizler hastayiz ve eger bir tabibin yaninda isek ona ölü yikayicisinin elindeki ölü gibi olmaliyiz. O’na karsi samimi ve sadik olmaliyiz baska türlü islerle kalbimizi gönlümüzü mesgul etmemeliyiz ki maksadimiza erelim maksudumuza ulasalim. Yol bilenlerle yola çikalim ki yolda kalmayalim ve menzilimize ulasalim. Rabbimiz bizleri affeylesin magfiret buyursun.. Âmin..
derinsular isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 13.08.2007, 12:37
 
Üyelik tarihi: 28.06.2007
Mesajlar: 876
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Tasavvuf takva yoludur ,takla atma yolu degildir.

Nakşibendî yolunun büyüklerinden Ahmed el-Hıznevî [k.s], demiştir ki:

“Bu yolun esası tamamen sünnet üzere kurulmuştur. Bu yolda bidatlardan kaçmak, hatta evlânın dışındaki zayıf sözlerden dahi uzaklaşmak şarttır. Azimetin dışında amel etmek, ancak takvası zayıf kimselerin işidir.“ [Ahmed el-Hiznevî, Mektûbât, 273.[İst, 1977].]

Bu derece edep ve takva ile süslenen bir insan, Allah yolunda emin bir rehber olma özelliğine sahiptir. Onlar, sadık kimselerdir, Cenab-ı Hakk bu sadık kullarının rehberliğini tasdik ediyor ve kendisine gelmek isteyenlere:

“Bana yönelenlere tabi ol !“ (Lokman 31/15.) emrini veriyor.

Kısaca kendisine uyulacak kimse, içi ve dışıyla Allah‘a yönelmiş, Allah‘ın dostluğunu elde etmiş, dini bütün, ahlakı güzel, nur ve feyiz sahibi, edepli, iffetli, akıllı, ferasetli bir kimse olmalıdır. Ona uyan Yüce Allah‘a gitmelidir. Bütün ariflerin ortak görüşü şudur:

Bir kimsenin havada uçtuğunu, suda yürüdüğünü, ateşi yuttuğunu görseniz, buna aldanmayın. O kimsenin dinin emir ve hükümlerine nasıl uyduğuna bakın. Eğer o, dinin farz kıldığı bir hükmü yerine getirmiyor, vacibi terk ediyor, sünneti hafife alıyor, edebi çiğniyorsa o kimseden kaçın.

Bu ölçüye dikkat ettikten sonra, hiç kimse zarar etmez. Nevarki insanlar, her zaman Yüce Allah‘ın ve Rasülünün (s.a.v) koyduğu ölçüleri korumuyor, acı tecrübeleri tekrar tekrar yaşıyor, önceki yaşayanlardan ibret almıyorlar.

Ne tuhaftır ki, her devirde çokları alim ve arifleri bırakıp cahillere yönelmişlerdir.
derinsular isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 13.08.2007, 12:38
 
Üyelik tarihi: 28.06.2007
Mesajlar: 876
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
imam i gazali hz ve tasavvuf

imam-ı Gazali hz nin kardeşi ise tasavvuf ehli veli bir zat idi.

İmam-ı Gazali'ye ilminden dolayı, her müşkülü olan fetva almaya geldiği halde, kardeşi arkasında namaz bile kılmıyordu. İmam-ı Gazali arkasında namaz kılmadığı için kardeşini annesine şikayet etti. Annesi kardeşini camiye cemaate gitmesi için ısrar etti. Gayesi İmam-ı Gazali'nin gönlünü almaktı. Gazali'nin kardeşi annesine; -Anne, onun arkasında benim namazım olmaz, dedi. Bunun üzerine annesi fazla ısrar etti: "Bak oğlum, o senin büyüğün, sen cahilsin, ağabeyin alim kişidir, herkes ona geliyor, müşkülünü halledip gidiyor, herkesin namazı kabul oluyor da seninki neden kabul olmasın? Mutlaka gidip arkasında namaz kılacaksın" diye çok ısrar edince İmam-ı Gazali'nin kardeşi camiye gidiyor. O gün İmam-ı Gazali'ye namazdan önce bir kişi geliyor ve hayız (kadınlık hali) hakkında bir soru soruyor, İmam-ı Gazali de "Namazdan sonra gel, cevabını vereyim" diyor. Namaza başlayınca İmam-ı Gazali sürekli hayız (kadınlık hali) ile ilgili soruyu düşünüyor ve namazın tamamını cevap hazırlamakla geçiriyor, bu arada İmam-ı Gazali'nin kardeşi sürekli tekbir alıyor, sonunda namazı bozuyor ve yeniden kılıyor. İmam-ı Gazali, kardeşinin iki de bir tekbir almasına ve namazı bozup, tekrar kılmasına çok üzülüyor ve annesine şikayette bulunuyor.

Annesi, "Oğlum, neden ağabeyinin namazına müdahale ettin, cemaatın içinde mahçup duruma düşürecek hareket yaptın, hani bana söz vermiştin, Namazı kılıp gelecektin? deyince, İmam-ı Gazali'nin kardeşi annesine; -Anne, bir insan göbeğine kadar kana bulanırsa onun arkasında kılınan namaz kabul olur mu? diye soruyor ve "Bu soruyu abime de sor" diyor. Annesi, İmam-ı Gazali'ye bu soruyu aynen aktarıyor. İmam-ı Gazali namazdaki durumunu hatırlıyor, namazı hayızla uğraşmaktan tam olarak kıldıramadığını ve kardeşinin de keşif sahibi olduğu için haline vakıf olduğunu anlıyor. Gerçekleri görüyor ve daha önce inkar ettiği tasavvuf ve tarikat yoluna giriyor. Gerçekleri gördüğü ve alim de olduğu için çalışarak kısa zamanda Gavs oluyor. Bu nimete layık olmak için çok çalışalım, Hz. Muhammed (s.a.v.)'e hakiki ümmet olmaya gayret edelim.
derinsular isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Her gün bir hadis-i şerif veya ayet-i kerime muslim_mücahid Hadis Köşemiz 1672 Bugün 13:36
Hadis - Ayet sisterE Gençlik Lokali 26 11.04.2008 12:22
Bir ayet bir hadis gençüsküdar Hadis Köşemiz 5 02.01.2008 08:45
SMS (Ayet-i Kerime, Hadis-i Şerif, Özlü sözler...) Ebu Ömer Dini Bilgi ve Eğitim 10 19.08.2005 09:27
Bir Ayet & Bir Hadis & Bir Vecize Ebu Ömer Dini Bilgi ve Eğitim 0 07.06.2005 10:20


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:51 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git