İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 30.09.2007, 17:14
 
elhamd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.02.2007
Mesajlar: 575
Teşekkür etti: 10
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
hilafet kurumuna yöneltilen sorular ve cevaplari

DARUL HARBDE HILAFET VE HALIFE



Müslümanlar, ALLAH’a ve Resul(s.a.v)üne itaat etmekle görevli olduklari gibi; kendilerinden olan ve kendilerini ALLAH(c.c)’in pak Seriat’ina göre sevk-ü idare eden Ulûl’emr’lerine (Halife’lerine) de itaat etmekle mükelleftirler.

ALLAH(c.c) bâki hayat rehberimiz Kur’ân-i Kerim’de söyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! ALLAH’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan Ulû’lemr’e itaat edin. Eger herhangi bir seyde cekisirseniz; ALLAH’a ve ahiret gününe iman ediyorsaniz o meselenizi ALLAH ve Resulüne havale edin. Bu sizin icin daha hayirli ve netice itibariyle daha güzeldir.” (Nisa/59)

Bu ayetin tefsirinde ulema’dan Sevkani (Rh.a) söyle diyor: “ALLAHu Teala burada Kadilara (hakimlere), idarecilere; insanlarin arasinda hükmettiklerinde, Hakla (Seriat üzere) hükmetmelerini emretti. ALLAH’a itaat; ALLAH(c.c)’in emir ve nehiyelerine imtisal etmektir. Resulullah(s.a.v)’e itaat; Onun emir ve nehiylerine uymaktir. Veliyy’ul Emr; kendileri icin Seriatca bir velayetleri olan imamlar, Amirler ve Kadi (hakim)lardir. Taguti Velayetleri olan imamlar, Kadi’lar Amirler degildir.”


Darul Harb’de Hilâfet

Safii ulemasinin görüsü: “Dar’ul Harb’de Hilâfet’in bütün ahkamlari zamanin en alimine intikal eder.”

Hanefî mezhebinde ise söyledir:
Hanefî Ulemasindan Ibn-i Abidin(Rh.a) söyle diyor:
“Eger görev verecek sultan (Halife) yoksa veya kendisinden görev alacak bir yetkili bulunmazsa ki bazi müslümanlarin yasadigi bölgeler oldugu gibi, o bölgelerde gayr-i müslimler hâkim olmuslar, müslümanlar bir bakima azinlikta kalmislar veya müslümanlar mahkûm durumda, gayri müslimler ise hâkim durumdadirlar. Kurtuba’da (Ispanya’da) bugün oldugu gibi!.. Bu durumda ne yapilmaldir? Gerekli olan müslümanlarin kendi aralarindan birine bu görevi (Hilâfet’i) vermeleridir. Onda ittifak etmeleri vaciptir. Onu kendilerine idareci olarak secerler, o da kadi tayin eder. Böylece kendi aralarinda vûkû bulan hadiselerin yargi organlarina (devletine) aktarilmasi saglanmis olur. Yine buralarda kendilerine Cum’a Namazi kildiracak bir imam nasbederler. Insanin mutmein oldugu, kabul edebilecegi görüs de bu olsa gerektir. Bu görüs istikametinde amel edilmelidir.”

Kurulacak bu devletin basinda „Halife“ vardir. Orada kendisini Halife ilan eder, yada müslümanlar tarafindan secilir.

Ibn-i Abidin(Rh.a) söyle diyor: „Sultanin tahti hükmünde (emir altinda) olmayan bir belde de bir emir bulunur ve orada kendi emirligini ilan eder veya müslümanlarin ittifakiyla emir olarak ilan edilmis ise, bu emir „Halife“ hükmünde oldugundan kadi tayin etmeye yetkisi vardir.“

Harb etmek icin Hilafet lazim’dir: Ebu Hüreyre'den rivayetle Nebi (s.a.v) dedi ki: "Muhakkak ki Halife kalkandır. Onunla savaşılır ve korunulur." (Müslim K. Imara Bab 9 H. No: 1841)



Alimlere göre emri dinlenmeye ve kendisine itaat olunmaya layik olan Halife’nin su vasiflari tasimasi lazimdir:
1- Emaneti bir bütün olarak eda edecek.
2- Insanlarin arasinda ALLAH(c.c)’in indirdigi hükümlerle hükmedecek.
3- Cekismeli hallerde Bati’nin hukukuna degil, ALLAH(c.c)’in kitabina ve Resulullah’in sünnetine müracaat edecek.

Maverdi(Rh.a) söyle diyor: „Sayet Halife olanda Halife olma sartlari varsa halifeliginin taninmasi kesinlik ifade eder, halkin itaat etmesi sarttir.“

Hz.Muhammed(s.a.v) söyle buyuruyor: ,,Dünyanin ücra bir kösesinde bile olsa, üc kisinin iclerinden birini kendilerine emir tayin etmeden yasamalari helal olmaz.”
Dünyanin ücra bir kösesinde emirsiz yasamak helal olmazsa, Dar’ul Harb’de nasil helal olsun?


DARUL HARB'DE BEY'AT

Imam-i Nesefi (Rh.a) söyle diyor: „Üzerimizde Islam devlet baskani olan imami görmeden bir günün gecmesi caiz degildir. Imam, devlet baskani olan halifedir. Hilâfet’in hak oldugunu kabul etmeyen kimse farzlari inkar etmis olur. Farzlari inkar edende kafir olur.”

Peygamberimiz(s.a.v) söyle buyuruyor: “Her kim Halife’ye itaatten bir el kadar ayrilirsa, kiyamet gününde ALLAH(c.c)’a ameli hususunda lehinde hicbir hücceti olmayarak kavusacaktir. Her kim de boynunda Halife’ye beyati olmayarak ölürse, cahiliye ölümü ile ölür.“ (Müslim)

Bey’at’in farz olmasi icin Dar’ul Islam’in olmasi mi lazimdir?

Sünen-i Nesai’de su aciklama geciyor: „Ensar’dan muhacir olanlar da vardi. Cünkü Medine Dar’us Sirk idi. Onlar da Akabe gecesi (Bey’at icin) Resulullah(s.a.v)’e geldiler.“
Demek oluyor ki; Islam’da ilk Bey’at’in gerceklestigi zamanda Mekke ve Medine birer Dar’us Sirk’tirler. Dolayisiyla ilk Bey’at, Dar’ul Islâm’da gerceklesmemistir. Bu nedenle Bey’at farizasinin ihyasi icin Islâm devletini sart kosanlar ve Islâm devletinin olmadigi yerde Bey’at’i reddedenler Peygamber’e, Sahabe’ye ve ulama’ya muhaliftirler.

Tevbe suresinin 111 âyetinin Akabe bey’atlari icin nazil oldugunu ve bugünkü müslümanlari kapsamadigini da iddia ederler. Bakiniz Imam-i Kurtubi(Rh.a) söyle der: „Âyet-i kerime her ne kadar Akabe bey’atlari hakkinda nazil olmussa da, Ümmet-i Muhammed(s.a.v) den kiyamete kadar, ALLAH yolunda olan her mücahid’e samildir.“ Sanli önderimiz Hz.Muhammed(s.a.v) söyle buyuruyor: „Her kim boynunda bir Bey’at olmadigi halde ölürse, cahiliyye ölümü üzere ölür.“ (Sahih-i Müslim) Bey’atsiz bir hayat, cahili bir hayattir. Öyleyse Bey’at farizasini sadece saadet asrina munhasir kilmak isteyenler, cahili hayati özleyenlerdir.


[color=green Hacc yapmak icin 73 kisilik bir cemaat Akabe yaninda Peygamberimiz’i beklemeye basladilar. Peygamber(s.a.v) de amcasi Abbas(r.a) ile birlikte onlarin yanina geldi. Hz.Abbas öne atildi ve söyle konustu:

„Ey Hazrec toplulugu! Sizler Muhammed(s.a.v)’e bey’at ederek neleri göze aldiginizin farkinda misiniz? Sizler bu bey’ati yaparak ve Muhammed(s.a.v)’e sadakat yemini vererek; Ey Yesribli’ler haberiniz var mi? Verdiginiz su sözün altinda yatan manayi biliyor musunuz? Bunun idraki icinde misiniz? Siz Muhammed(s.a.v)’e bu sözü vermekle cok cetin bir ise, cok tehlikeli bir ise girdiniz. Zira siz Peygamber’e bu sözü vermekle henüz müslüman olmayan akrabalarinizi karsiniza aldiniz, Medine’deki hristiyanlari ve yahudileri karsiniza aldiniz, Mekke’deki müsrikleri karsiniza aldiniz, tüm Arap yarimadasindaki müsrikleri karsiniza aldiniz ve bilakis doguda Sasani devletini batida Roma Imparatorlugu’nu karsiniza aldiniz, yani bütün bir dünya ile savasmayi göze aldiniz. Bundan haberiniz var mi? Bütün bir dünya size düsman olacak. Siz Muhammed(s.a.v)’e bey’at etmekle onu koruyacaginiza ve onun getirdigi Islam dinini muhafaza edeceginize söz vermekle bütün bir dünya sizin karsiniza cikacaktir, size düsman olacaktir. Bütün bir dünya ile carpismayi gözönüne aldiniz, bundan haberiniz var mi?“

Böyle konusma yapmisti. Simdi sizler Hilâfet Devleti’ni kabul ederek, bize bey’at ederek, bize bey’at etmekle ne yapmis oldunuz biliyor musunuz? Bunun idraki icinde misiniz? Akrabalariniz size düsman olacak, kemalistler size düsman olacak, yahudiler size düsman olacak, hristiyanlar size düsman olacak, güclü devlet olan Rusya size düsman olacak, Amerika size düsman olacak, Avrupa size düsman olacak; velhasil bütün bir dünya düsman olacak, bunu göze aliyor musunuz?“
Hic Kafir bir ülkede Hilafet Devleti bulunur mu!!?
El-Cevab:
Ibn-i Abidin(Rh.a): “Eger görev verecek sultan yoksa veya kendisinden görev alacak bir yetkili bulunmazsa ki bazi müslümanlarin yasadigi bölgeler oldugu gibi, o bölgelerde gayr-i müslimler hâkim olmuslar, müslümanlar bir bakima azinlikta kalmislar veya müslümanlar mahkûm durumda, gayri müslimler ise hâkim durumdadirlar. Kurtuba’da (Ispanya’da) bugün oldugu gibi!.. Bu durumda ne yapilmaldir? Gerekli olan müslümanlarin kendi aralarindan birine bu görevi vermeleridir. Onda ittifak etmeleri vaciptir. Onu kendilerine idareci olarak secerler, o da kadi tayin eder.

Böylece kendi aralarinda vûkû bulan hadiselerin yargi organlarina (mahkemeye) aktarilmasi saglanmis olur. Yine buralarda kendilerine Cum’a Namazi kildiracak bir imam nasbederler. Insanin mutmein oldugu, kabul edebilecegi görüs de bu olsa gerektir. Bu görüs istikametinde amel edilmelidir.” (Ibn-i Abidin)

Sultanin tahti hükmünde (emir altinda) olmayan bir belde de bir emir bulunur ve orada kendi emirligini ilan eder veya müslümanlarin ittifakiyla emir olarak ilan edilmis ise, bu emir Halife hükmünde oldugundan kadi tayin etmeye yetkisi vardir (Ibn-i Abidin)“.

Ibn-i Humam(Rh.a) söyle der: „Kadi tayin etmesi caiz olan bir kimsenin bulunmamasi halinde, müslümanlarin iclerinde bir kimse üzerinde ittifaka varip onu Vali yapmalari kendileri üzerine vacibtir.“

Ibn-i Nüceymi Misri(Rh.a) söyle diyor: „Kafirlerin valilerinin bulunduklari yerde, müslümanlarin bir müslüman vali taleb etmeleri vacibtir.“

Ve Vacib'leri uygulama da Farz'dir.

Bu konuda ebedi ve ezeli önderimiz Hz.Muhammed (s.a.s) söyle buyuruyor: Taguti düzeni devirme, Tevhid devleti kurma isinizi bir adam üzerinde toplu iken kim sizin asanizi yarmak veya cemaatinizi dagitmak isterse onu hemen öldürün.“



2.) Sual

Hic Kâfir bir ülkede Emirül Müminin ve Halifetül Müslimin bulunur mu!!?

El-Cevab:

Sultanin tahti hükmünde (emir altinda) olmayan bir belde de bir emir bulunur ve orada kendi emirligini ilan eder veya müslümanlarin ittifakiyla emir olarak ilan edilmis ise, bu emir Halife hükmünde oldugundan kadi tayin etmeye yetkisi vardir (Ibn-i Abidin)“.

3.) Sual

Siz kaba kuvvetle Türkiye Cumhuriyetini mi devirmek istiyorsunuz!!!?

El-Cevab:

Teblig devrinde ilmî ve fikrî zeminde kalip, kaba kuvvete basvurma, terörist bir hareket yapma yoktur. <H3 style="MARGIN: auto 0cm">(Emirül Müminin ve Halifetül Müslimin Cemaleddin Hocaoglu)

</H3>Hareketimizin Temel Prensipleri

4.) Sual

Siz diger müslümanlara neden kiziyorsunuz?!!

El-Cevab:

Ögüt verme kizma degildir. Biz onlari sevdigimizden uyariyoruz. (Cemaleddin Hocaoglu -Rha-)

5.) Sual

Partileriyle Türkiyeyi Seriat Devleti yapmak icin cabalayanlara neden kiziyorsunuz!!? Onlar da sizin gibi Türkiye'yi Seriat'a getirmeyi istiyor.

El-Cevab:

Rasulullah(sav) söyle buyuruyor: „ Müsrikleri arasinda ikamet eden her müslümandan beriyim.“ Sahabiler dediler ki: „Yâ Rasulullah! Nicin?“ Resulullah(s.a.v) dedi ki: „Ikisinin atesi birbirini görmez.“ (Sünen-i Tirmizi)Bu hadisin aciklamasinda Semsul Eimme Imam-i Serahsi (Rh.a) söyle der: “Yani müsriklerin sancagi altindaki müslümandan beriyim.”

Allamet’ul Alüsi (Rh.a) söyle diyor: “Seriat hükmüne göre icinde yasadigi mekanda dinini muhaliflerinin tarruzundan dolayi izhar edemeyen her müminin dinini izhar edebilecek bir mekana hicret etmesi vaciptir. Kisinin kendisini özürlü olan müsted’aflara benzeterek onlarla ikamet edip, dinini gizlemesi asla caiz degildir. Cünkü Allah’in arzi genistir. Evet hicreti terketmek icin sayet Ser’i bir mazareti varsa; örnegin cocuk, kadin, kör, habisli ve muhaliflerinin kendisini katl etmesinden korkmasi gibi veyahut evladlarinin babalarinin, annelerinin katl edilmesi zannin galib olmasi halinde ister bu katl edilme hadisesi boynu vurmak olsun ve gerekse siddetli habis olsun veyahutta bunlarin benzeri olsun musavidir. Süphesiz bu durumda zaruret miktari kadar muhaliflerle beraber ikamet etmesi caizdir. Ancak bununla beraber kisinin bir hile bulup ordan cikmaya veya dini ile beraber firar etmeye calismasi vaciptir. Velevki bu firar esnasinda menfatinin yok olacagindan veya tahammülü mümkün olan, kuvvetli hapis, helaki getirmeyen darbi kalil gibi, mesakketlere ugrayacagindan korksa bile. Bu durumda muhaliflerine muvafakat edip, onlarla beraber ikamet etmesi caiz degildir. Caiz olan durum yukarida izah edildigi sekildedir.”

6.) Sual

Siz neden Diyanet, Millî Görüs, Süleymanîyye camilerinde Cuma namazi kilmiyorsunuz ve oralara gitmiyorsunuz?

El-Cevab:

Dar'ul Harb'de Mescid-i Takva ve Mescid-i Dirar



7.) Sual



Bazi Islâm Cemaatlari var, kâfirlere hosgörü olsun diye, baska Cemaatlardan uzakmislar gibi gösteriyorlar. Bunun hükmü nedir?



El-Cevab:



“Ey iman edenler! Müminleri birakip kâfirleri müttefik (taraftar) edinmeyin! Böyle yaparak, Allah’a, aleyhinizde kesin bir belge mi vermek istiyorsunuz? Göz göre göre, Allah’in gazabini üzerinize cekmek mi istiyorsunuz?” (Nisâ/144)



8.) Sual



Zorlanmadigimiz halde kafirler bizi hosgörsün diye onlara "hazretleri, efendim, vs" diyebilirmiyiz?



El-Cevab:



Hz.Peygamber(s.a.v) buyuruyor: ,,Günahkar övülünce Rab gazaba gelir ve ars titrer."



9.) Sual

Siz neden Sakal birakiyorsunuz? Kesseniz de birsey olmaz. Cünkü biz Kâfir bir ülkede, yani Dar'ul Harb'de yasiyoruz!



El-Cevab:



Hanefî ulemasindan Ibn-i Abidin (Rh.a) söyle diyor: „Erkeklere sakal kesmek harâmdir.“ (Ibn-i Abidin. El- Fikh Alel-Mezabihil-Erbaa, Dürrül Muhtar, hasiyetü Reddül Muhtar)

Mâlikler söyle bildiriyor: „Sakalin kesilmesi haramdir. Biyigi kisaltmak ise sünnettir.“

Hanbelîler: „Sakalin tiras edilmesi haramdir. Sakaldan bir kabzeyi; bir avuc icini asan kismi almakda sakinca yoktur. Bu asan kismi kisaltmak mekrûh olmadigi gibi hali üzerinde birakmak da mekrûh olmaz. Biyigi iyice kisaltmak ise sünnete uygundur.”

Ibn-i Teymiyye’ye göre kâfirlere benzemenin her bir cesidi haram oldugu gibi sakal kesmek de haramdir. (Iktizâus-Siratil-Mustakim)



Ulemadan El uhistani (Rh.a) söyle diyor: "Dar'ul Harb; Kafirlerin reisinin emir ve idaresinin yürürlükte oldugu dar'dir."



Bazilari da Dar’ul Harbde Harb Emirine Bey’at etmekle kendilerine bircok haramin helal olacagi zehabina kapilmaktadirlar. Evvela sunu itiraf edelim; Harb Emiri, ne helali haram ve ne de harami helal yapabilir. Ancak Harb Emiri beraberindekilerle beraber Allah’in tayin ettigi helal ve haram hududlarina riayet eder. Harb Emirine bey’at etmekle helaller haram olmadigi gibi, haramlar da helal olmaz.





10.) Sual



Türkiye de Dar'ul Harb midir? Ama nüfusunun 100 de 99u müslüman diyorlar!



El-Cevab:

Sehid Abdulkadir Udeh (Rh.a) söyle diyor: "Dar'ul Harb deyince, müslümanlarin hakimiyeti altinda bulunmayan veya Islâm'in hükümlerinin acikca yapilmasi mümkün olmayan gayri islâmi ülkeler kasdolunur. Müslümanlar Islam'in hükümlerini izhar edemedikleri müddetce sürekli sakinleri arasinda müslümanlarin bulunup bulunmamasi farksizdir."



Evet bir Dar' da Islam uygulanmadikca isterse nüfusunun yüze yüzü müslüman olsun o dar yine Dar'ul Harb'dir.

__________________


Konu elhamd tarafından (13.04.2008 Saat 08:57 ) değiştirilmiştir..
elhamd isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 30.03.2008, 04:00
 
elhamd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.02.2007
Mesajlar: 575
Teşekkür etti: 10
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
evet allahin izniyle yaptigimiz hersey fetvaya baglidir bu vesile ile vicdanende rahatiz
NOT;asagidaki yazi internet ortaminda kendini selefi (vahhabi) olarak tanitan, birisiyle yaptigimiz karsilikli munazaradan yapilan alintidir.parantez icinde yazdigim dogrusu basligiyla baslayan aciklama sahsima aittir.

SELEFILERIN( VAHHABILER ) HAKKIMIZDA SUIZANLA BIZLERI NASIL TEKFIR ETTIKLERINE SAHIT OLUN!

GIRIS- 1
Bu yazı dizisinde sağlığında İslam ümmetinin halifesi (!) olma iddiasını ileri süren müteveffa Cemaleddin Hocaoğlu (Kaplan)'ın akidesini bizzat kendi sitelerinde yayınlanmış olan kasetlerinden aktaracağız inşALLAH. Amacımız bu şahısları hedef almak değil, bilakis hala bu gibi tevhidden habersiz kişileri alim olarak görüp itibar edenler varsa bir nevi şok tedavisi uygulayarak kendilerine gelmelerini sağlamaktır.
(ÖZELLIKLE ASAGIDAKI YAZIYI DIKKATLI OKUMANIZI TAVSIYE EDERIM)

Şimdi kasetlerden alıntılara başlayalım inşALLAH. Alıntılardan açıkça görüleceği üzere normalde bu cemaatin tabanında küfür olarak kabul edilen bir çok düşünce ve fiil kendi liderlerinde mevcuttur. Bu mevzudaki garipliklerden birisi de günümüzde kaplancı gelenekten gelen bazı kişilerin Metin Kaplanı okul, askerlik, taguta muhakeme vs konularında tekfir etmelerine rağmen aynı küfürlerin olduğu gibi hatta fazlasıyla cemalettin kaplan'da mevcut olması ve bu şahısların onun hakkında sükut etmesi hatta muvahhid alim olarak görmeye devam etmesidir. Halbuki METIN KAPLAN bu konularda yeni bir şey getirmemiş sadece babasının çizgisini devam ettirmiştir. hatta dikkatli bakıldığında bazı konularda C.Kaplan'dan daha radikal olduğu bile söylenebilir. Fakat ne hikmetse aynı illetler ikisinde de mevcut olduğu halde Metin'i çok rahat tekfir eden bu şahıslar CEMALETTIN'i tekfir etmemiştir. Bu da bu tiplerin dertlerinin akide olmadığını şahsi hesaplar veya başka işler peşinde olduklarını gösterir.

CEMALEDDIN KAPLANIN
"Sorulu cevaplı hanau konuşması" adlı kasetten:

*Dakika bir gol bir: Askerlik konusunda inciler!

1.dk: “mehmetçik” yani erler müslümandır, bizim evlatlarımızdır. Üst düzeyler kafirdir. Hatta onların içinde de namaz kılanlar vs istisnalar olabilir.Yakalanıp da götürüldüğünüz zaman silah eğitimi almak ve tebliğ etmek için askerlik yapın.

3.dk: Mahmut u.osmanoğlu’dan misal veriyor, referans gösteriyor. “Mahmud efendi” diye bahsedip gayrı resmi kurslar açmak konusunda misal olarak veriyor.

19.dk: Askerlikteki yemin töreninde yemini okumayıp ben bu rejimi yıkacam diye içinden söyler veya bağırırsan bir şey olmaz.

*Sözde çok hassas olduğu parti konusunda bile çelişkiler içersinde

27.dk: partici kardeşlere de fazla kızmayın, yakında düzelirler...

29.dk: Partici bir hoca! dan bahsederken “ne derse desin hürmet edin” talimatını vermiş...

44.dk: Afganistan pakistan vb ülkelerde parti caiz olabilir. Cemiyet statüsündeymiş. Onun öncesinde konfederasyon vb cemiyetlerin caiz olduğunu isbatlamaya çalışıyor.

46.dk: Müslümanlar (!) bölük pörçük, kimi parti diyor kimi başka bir şey... (yani particileri de müslüman kategorisinde değerlendiriyor)


Selam hidayete tabi olanların üzerine olsun.

Bir zamanlar karases olarak tanınan cemalettin kaplan türkiyeden ayrılmış ve almanyaya yerleşmiştir.Almanyada kurduğu salon devleti ve o devletin kürsüsünden yapmış olduğu sert vaizleri yüzünden türk toplumunun dikkatini çekmiş ve kenan evrene varıncaya kadar ismi dillerde dolaşmıştır. Cemalettin kaplan hakkında kısa bilgi vermeden önce almanya gibi bir yerde türkiyeden kaçan cemaatlerin liderlerinin nasıl yuvalandığını ve almanyada nasıl rahat harekat ettiklerini anlamak için siyasi alt yapısını çok iyi bilmemiz gerekiyor.Bizler şunu unutmamız lazımki türkiyede kimler ikdidar ise almanya veya başka yerlerdede o kişiler veya dostları ikdidardır. Bu çetelerin toplumları kullanması veya bir yerde düşman diğer yerde dost görünmesi sakın sizi aldatmasın onlara göre bunun bir önemi yok kazansınlar kasaları para dolsunda kim ne yapıyormuş bilmem hangi safta imiş pekte önemi yok. Çünkü silah icad edildi mertlik bozuldu eskiden savaşların bile bir onuru vardı artık o bile kalmadı herşey kalleşçe yürütülüyor ve masonlar ise beyfendi(!) olarak karşılanıyor elleri kanlı kanlı. Konumuza dönecek olursak acaba bu liderlermi çok cesaretli yoksa alman devletimi bunlardan korktu? Neden yıllardır ses çıkarmadılar?İşin içinde kimler vardı? Hangi pazarlıklar sürüyordu? Siz çok iyi bilirsiniz ki türkiyede bile bir zamanlar rejimi fadime şahinler kurtarmıştır yoksa rejim laiklerin ellerinden gidiyordu. Dolayısı ile tağutların ayakta kalmasını sağlayaçak fadime şahinler lazım olduğu gibi müslüm gündüzlerde mutlaka lazımdır ve her zaman olmalıdır. Dolayısı ile karases aslında bir anlamda tağutun emniyet sibobu olmuştur yılardır ve artık miladı dolduğu için izin verilen seneryoya bir son verilmişlerdir birileri!.
(VAHHABI KEMALIST IFTIRACI BIR YAZARIN YAZILARINI ASAGIYA KOYARAK AKLI SIRA HILAFET KURUMUNU DESiFRE EDIYOR)

Önce almanyanın isdihbarat teşkilatına bir zamanlar türkiyede gündemde olan ve faili meçhul bir cinayetle hayatına son verilen bir yazarın kaleminden onun bazı tesbitlerini aktaralım inş. Okuyucuların mutlaka bizim meseleleri şeri olarak değerlendirdiğimizi ve cemalettin kaplanın hayatını tevhide göre deşifre ettiğimizi unutmasınlar lütfen.

Almanya'nın birbirleriyle koordinasyonlu biçimde faaliyet gösteren, genel emniyet hizmet sınıfından ayrı üç grupta kümelenen farklı istihbarat örgütleri bulunmaktadır: Başbakanlığa bağlı Federal İstihbarat Servisi (Bundesnachrichtendienst-BND); İçişleri Bakanlığı'na bağlı Federal Anayasayı Koruma Teşkilâtı (Bundesamt für Verfassungsschutz-BfV) ile 16 ayrı Anayasayı Koruma Eyalet Teşkilâtı (Landesamt für Verfassungsschutz-LfV) ve ayrıca Enformasyon Teknolojisi Güvenliği Federal Teşkilâtı (Bundesamt für Sicherheit in der Informationstechnik-BSI); Savunma Bakanlığı'na bağlı Federal Silâhlı Kuvvetler İstihbarat Teşkilâtı (Amt für Nachrichtenwesen der Bundeswehr-ANBw), Federal Silâhlı Kuvvetler Radyo İzleme Teşkilâtı (Amt für Fernmeldwesen Bundeswehr-AFMBw), Askeri Güvenlik Servisi (Militaerischer Abschirmdienst-MAD). Federal Hükûmetçe yayınlanan 27.6.1973 tarihli İşbirliği Tüzüğü ile tüm bu örgütlerin işbirliği esasları belirlenmiş olup, bir de yetkili koordinatörlük tesis edilmiştir. Halihazırdaki Koordinatör, Nazi döneminde sivrilmiş bir aileden geldiği söylenen, Münih'deki Anayasayı Koruma Teşkilâtı'nın Eyalet Başkanlığı döneminde radikal Türkiye karşıtlığı ile tanınan Ernest Uhrlau'dur. Bu örgütlere ait binlerce sayfalık dokümanı özetlemek yerine, Türkiye'nin yanısıra, Almanya'daki Türkler ve ayrıca Avrupa ve Asya'daki Türk Toplulukları ile doğrudan işbirliği içinde faaliyet yürüten BND ve BfV örgütlerini kısaca tanıtmak, bu çalışmanın amacına daha uygun olacaktır.

Almanya'nın Federal İstihbarat Servisi olan BND (Bundesnachrichtendienst), doğrudan Başbakanlığa bağlıdır ve Almanya dışı Espiyonaj, K/Espiyonaj faaliyetlerini yürütmekle yükümlüdür. BND, Almanya'nın dış ülkelerdeki güç ve imajı ile doğru orantılı kadroya, ekipmana ve bütçeye sahip prestijli bir istihbarat servisidir. II. Dünya Savaşı sonrasında C.I.A. tarafından yeniden yapılandırılan BND, özellikle Sovyetler Birliği (KGB) ve Doğu Almanya'ya (STASI) karşı faaliyet gösterdiği "Soğuk Savaş" döneminde, 7.600 personele sahip, anti-komünist karakterde ancak Almanya'nın kısmen müttefik işgali altında bulunması nedeniyle bağımlı bir statüye sahiptir. A.B.D. tarafından Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı üyelerine yönelik espiyonaj-ajitasyon-propaganda amacıyla Alman topraklarında konuşlandırılan "Hür Avrupa Radyosu", "Özgürlük Radyosu", "Sovyetler Birliği'ni Öğrenme Enstitüsü" gibi kuruluşlar, BND için deneyim kazanılan "staj yeri" olarak önem taşımıştır. Bugün, çok iyi yetişmiş 6.300 kadrolu personele ve mükemmel ötesi teknolojik olanaklara sahip bulunmaktadır. 2000'li yıllarda personel sayısını 4.500'e çekmeyi planlayan BND'nin Almanya dışında 1500 kadrolu personeli mevcuttur. 2000'de yaklaşık 180 personelini re'sen emekliye ayıracak olan örgütte, halen toplam kadrolu personelinin yaklaşık 1/10'unu askeri istihbaratçılar oluşturmaktadır (askeri haberalma, izleme, ANBw-AFMBw ve MAD ile koordinasyonu sağlamak üzere). Toplam kadrolu personelinin yarısına yakın sözleşmeli personel de çalıştıran BND'nin merkezi Münih - Pullach'tadır. Federal Hükûmetin tüm organları ile Berlin'e taşınmasına karşılık, BND'nin kısa vadede taşınması pek olanaklı görünmemektedir. Münih-Pullach'daki bina kompleksi içinde yer alan Bilgi Merkezi'nin (LIZ) yapımına 100.000.000 DM harcandığı dikkate alınarak, bu nakil işleminin uzunca bir süre daha gerçekleşemeyeceği tahmin edilmektedir.""""

"""BfV'nin bir diğer asli görevi, ülkedeki yabancı işçileri -Alman vatandaşı olsalar da Alman ırkından olmadıkları için sonsuza kadar yabancı olarak anılacaklardır- izlerken, örgütsel faaliyetlerini de kontrol altında tutmaktır. 80 Milyonluk Almanya'da bu kapsama giren "yabancı" sayısı sadece 7 milyondur. Bunların 2.5 milyonu müslüman(ım diyenler) olup ezici çoğunluğunu (2.400.000'den fazlasını) Türkler oluşturmaktadır. BfV raporlarına göre, 7 milyon yabancının % 0.7'sinin sağ ya da sol uç örgütlerin üyesi-sempatizanı oldukları iddia edilmektedir. Yine raporlara göre bunlar Almanya içinde 1984'den günümüze 638 politik nitelikli terör olayının çıkmasına neden olurken, bu olaylarda 40'dan fazla insan yaşamını yitirmiştir. BfV, 1970'li yılların sonlarından itibaren, ülkesindeki yabancıları izleyerek kontrol altında tutmak yerine güdülendirerek, bağlayarak, kullanarak kontrol altında tutmayı yeğlemektedir..."""

HEDEF KİTLE: ALMANYA TÜRKLERİ VE TÜRKİYE(yeymiş)

Alman Devletinin gözünde Almanya'daki Türkler, demografik-dinsel-etnik-ideolojik açılardan Türkiye Türklerinin minimize edilmiş bir toplumsal modeli konumundadır. Bu açıdan, Alman istihbaratçılarının hedef ülke olarak Türkiye'nin demografik-dinsel-etnik-ideolojik haritasını çıkarmak, analizini yapmak ve gerçekçi stratejiler belirlemek için ille de bu ülkeye gelmeleri gerekmemektedir. 1960'lardan itibaren çalışmak amacıyla Türkiye'nin hemen her tarafından Almanya'ya göç eden ya da 1970'lerden sonra sığınmacı statüsünde yerleşen vatandaşlarımız, kendilerine oldukça yüksek bir örnek hacmi sağlamışlardır.

"""Anadolu Federe İslam Devleti (AFİD)

Eski müftülerden Cemalettin Kaplan (Kara Ses) tarafından 1990'lı yılların hemen başında kurulan ve kısaca kamuoyunda "Kaplancılar" olarak tanınan örgütün kökeni nurculuğa dayanmakta. Almanya'daki en radikal islamcıların başında gelen ve bu nedenle de eski Avrupa Milli Görüş Teşkilâtı'ndan koparak kendi örgütünü kuran Cemalettin Kaplan, BfV'nin kullanmak için en çok gereksinim duyduğu militan islâmcı olarak Alman Devletinin geniş desteğini aldı. Bundan cesaret alarak Afganistan'da, Çeçenistan'da, Lübnan'da, Suudi Arabistan'da ve İran'da bulunan terörist dinci gruplarla temaslar kuran Cemalettin Kaplan, BfV'ye hizmetleri karşılığında -Türkiye'nin tüm itirazlarına karşın- "Anadolu Federe İslam Devleti"nin kuruluşunu ve halifeliğini ilân etti. İmzasını taşıyan evrakların Alman resmi makamları nezdinde Türk Konsolosluklarından alınan evraklardan daha fazla makbul tutulması üzerine, ikâmet için fırsat kollayan kaçak işçilerin katılımıyla kısa sürede militan sayısını 35-40.000'lere yükseltti. Ölümünden sonra çıkan post kavgası sonucu üç müridi (dogrusu 1.kisi halil ibrahim sofu faili mechul cinayetle)öldürüldü ve sonuçta hilafet postuna oğlu Metin Kaplan yerleşti.
(mezhepsiz vahhabi(selefi)nin iftiralarina bakin simdi;)

Türkiye'de, özellikle Kürt kökenli vatandaşlar arasında taraftar bulan bu örgüt, Türkiye'deki rejime karşı "cihat" ilân etti. Anıtkabire uçaklı intihar girişimi ve türban eylemlerinde adından sıkça söz ettirdi. Ancak, küçük halife (!) Metin Kaplan'ın BfV tarafından örgüte tahsis edilen yaklaşık 4.000.000. DM'lık yardımın sarf (dogsu cemaatin beytul malina ait paralar)belgelerini gösterememesi,zimmet suçlaması yüzünden iki yandaşı Hasan Basri Gökbulut ve Hayri Aydın(dogrusu harun aydin) ile birlikte 25 Mart 1999 tarihinde tutuklanarak hapisaneye(dogrusu metin hocayla birlikte kimse hapse konmadi) konulması ve hala tutukluluğunun sürmesi, örgütte zaafiyet yarattı. Örgütün buna rağmen 8'i Almanya'da olmak üzere AB ülkelerinde 27 Bölge İmamlığı, 3 vakfı, 73 cami yaptırma ve koruma derneği bulunmakta. Örgüt, Köln'deki Ulu Cami olmak üzere tüm Avrupa'da cami binaları içinden yönetilmekte, hatta misafirhaneleri de cami binaları içinde yeralmakta. Bir yıldır Alman devletinin parasal desteğini yitiren örgüt, Hakk TV adında bir televizyon istasyonuna, periyodiklere, internette web sitesine ve de çok sayıda şirkete sahip olarak varlığını sürdürmekte.""" (diyor ve kemalist yazardan yaptigi alintisi sonlandiriyor)


Evet yukarda başkalarından aktardığım yazının tüm içeriğine(terörist vs söylemlerine) katılmamakla beraber şunu biliyorumki dünyanın neresinde olursa olsun misyonu olan bir haraket içinde bulunduğu devletin isdihbaratcı örğütlerinden direk veya dolaylı yollardan paslaşmadığı ve desdek almadığı müddetçe bir adım bile atamaz. Bu sadece bu gibi meselelerde değil örneğin uyuşturucu ticareti veya petrol kaçakçılığı gibi işlerde bile olsa mutlaka kurtlar vadisinde büyük iskenderle görüşmek ona pay vermek zorundadırlar bu tarz işlerle uğraşanlar.Kaldıki türk toplumu çok iyi bilir kahve işletirken bile her akşam haracını belli kolluk kuvvetlerine vermeden dükkanını işletemez. İşte bu payları alan büyük iskender ise kimlere pay dağıtıyor onu ise ançak hesap gününde öğreneçeğiz.

Bu yazı dizimizde hem cemalettin kaplanın kim olduğuna hemde üzerinde bulunduğu akidenin ne olduğunu deşifre etmeye çalışaçağız inş.Bir çok insanı nasılda ALLAH adına aldatıp yıllarını yediklerini gözler önüne sereceğiz ve bu kişinin etrafına toplanan cahil cuhalayı nasıl aldattığını ızah etmeye çalışaçağız inş.Şimdi bazı aklı kıtlar tağutu bıraktınız şahıslarlamı uğraşıyorsunuz diye ortay çıkabilirler lakin bu asalaklar asla şunu bilmez ki tağut işte bu gibi şahısları kullanıp tevhidin içini boşalttıp ona istedikleri manayı ançak bu şekilde vermişlerdir. Tevhidi ön planda tutmayan cahil halk kitlesi ise tağuta olan düşmanlığını bu şahıslar etrafına toplanarak gidermeye çalışmış fakat tevhidi kaybettiklerini veya amellerinin boşa gittiğini fark edemememişlerdir. Partinin küfür/şirk olduğunu düzenin küfür düzeni olduğunu dilinden düşürmeyen bu şahıs şirk dediği ameli işleyenlere şeri olarak hiç bir hüküm vermemiştir. Vermişsede bunu ançak muhalif gördüğü kişilere vermiş fakat bunda bile samimi olmadığı bariz bir şekilde sırıtmaktadır. Bana bazı kaşar tayfası itiraz edeçektir lakin onlar küfür ve şirk içinde pişmişler artık işledikleri şirkleri normal bir amelmiş gibi algıladıkları için saptırıcıların,şarlatanların süslü sözlerine aldanmış veya işlerine aldanmak geldiği için aldanıp sapmışlardır.

Cemalettin kaplan tağutun askerlerinden tutunda particilere kadar her kesimden insanların müslüman olduğunu söylüyorki(dogrusu kufur kanunlarina sahip cikanlara ne yapiyorsunuz boyle yapmakla siz muslumanliktan cikmis oluyorsunuz derdi,ama vahhabi öyle aktariyorki sanki rahmetli cemaleddin kaplan bu kisilerin islam disi dusuncelerini kabul ediyormus gibi sunuyor) anlamadağım o zaman bu adamın davası neydi? sadece laik devleti yıkmakmıydı? Peki tevhidi ihlal eden tağutun askerleri ve particiler müslümansa o halde şirk nedir? Müşrik kimdir? Bir sohbetinde kendisine kurdukları derneğin tüzüğünü soran şahsa olayı öyle bir ızah getiriyorki bu ızahı ondan arta kalmış zamanımızın bazı artıklarının avukatlık ve mahkeme gibi konularda ortaya attıkları görüşleri ile nasılda paralellik arz ettiğini hayretle dinledim. Kurduğu cemiyetin tüzüğünü alman anayasasına bağlı kalarak kurduğunu gizliyerek sanki kimlik veya pasaport çıkarmakla eşdeğerdeymiş gibi kıyaslamış ve olayı örtbast ederek gizlemeye çalışmıştır. Oysa dünyanın neresinde olursa olsun tağutlar o tarz oluşumları kendi kanunlarına bağlı kalarak yapılan antlaşmalarla kabul ederler.Bu tarz işler asla arsa veya apartman yaparken uygulanan prosödür gibi değildir fakat küfürlerini gizlemeye çalışan kimseler işlediği şirki değilde şirke girmeyen başka meselelerden örnek vererek olayı örtbas ederler aklı kıt olanlarda aldanır gider. Bu onun dalkavuk birisi olduğunu asla davasında samimi olmadığını gösterir. Kulaklarınıza küpe olsun düzene düşman olmak sizlerin müslüman olduğunuz anlamına gelmiyor siz asıl içinizdeki tağutları ve evdeki tağutlarınızı yıkın sıra o kurulu düzene gelir.Günümüzde bazı kişiler tağutun huzurunda ayağa kalkmanın saygı ve tazime girmediğini iddia edip duruyorlar kendilerini küfürden kurtarmak için ama onlara gidin metin kaplanın davasına bakın bakalım hakim neden metine bir daha ayağa kalkmassan seni işte şu kadar zaman hapse atarım demiş? Bunun sebebi nedir? Siz tağutun huzurunda ayağa kalkmayı hamamda tellalin zimmi için ayağa kalkmasına kıyas edip batıl kıyaslarınızla küfre düştüğünüzün farkına bile varamıyorsunuz? Hiç düşünmüyorsunuz hamamda zimmiye bile tazim için kalkan(Ki burada bir çok ihtimal var mahkemede ise bu yok) tellali mekruh işlemekle itham eden alimler acaba sırf tağutun varlığı için ayağa kalkana ne hüküm verirdiler. Sizler bazı ihtimaller taşıyan ameller hakkında alimlerin görüşlerini alıp hiç bir ihtimal taşımayan kesin hükümlere nasıl uygularsınız ey hakkı gizleyen düzenbazlar. Derhal tevbe edin islama geri dönün.Tabi siz susar kadınlarınız konuşursa işte bu şekilde sapar gidersiniz ellerinize sopa alıp cahil kadınları susdurmaz iseniz onların emri altına girerseniz iflah olmaz küfrünüzde inatlaşır durursunuz.

Cemalattinin ileride bant cözümlerinden aktaraçağımız bir çok batıl,küfür ve şirk sözlerini sizlere aktarmadan önce bazı kesin net görüşlerine temas etmek istedim. Kendisine madem particiler küfür işliyorsa ve yeminlerinde küfür varsa bu olay tağutun askerliğindede var ne olaçak diye soran kişiye." tağutun askerlerinin müslüman olduğunu hatta üst düzey subaylarda bile müslümanlar olabileçeğini iddia etmiştir. yemin olayını ise aynı ziyaeddinsiz gibi yav orda kimse seni duymaz sende başka yemin edersin diyerek sözde akide dersleri veren bu şahıs küfür meclisinde bulunan kişilerin müslüman kalaçağını bu görüşü ile ortaya koymuş oldu. Demekki bu ziyaddinsizde bunun kalabalık para kokan ekibinden etkilendi o zamanlar putların önünde kıvırma teorisini geliştirdi. Zaten bu gün bazı kıyıda köşede sözde müslüman geçinen üç beş zavallı işledikleri şirkleri örtbas etmek için aslen küfür ve şirk olan amelleri şirk ve küfür olmaktan çıkarıp bir zamanlar hararetle savundukları şeylerin tersini iddia eder olmuşlardır.Bu onların apaçık münafık olduklarını gözler önüne sererde bunu ançak hidayetten nasibi olan müslümanlar anlar. Bu eski kaplancı diye anılan ekipler öyle bir hale gelmişlerdir ki bu gün yılardır küfür şirk dedikleri mahkemelerde yargılanmakta bu yargılanmayı kabul etmekteler ve hatta avukat tutup tağutun kanunlarına göre bir üst mahkemede yargılanmayı savunmaktadırlar.Bunları bilipte kimler bunların küfürlerine seyirci kalıyorsa hepsi kafirdir.

Bant çözümlerini yaptıkça sizlere yavaş yavaş bu şahsın tüm küfür ve şirk olan görüşlerini sunaçağız..


Aşağıya asdığım kaset çözümlerde cemalettin vaiz ediyor ve hızını alamıyor ve basıyor fetvaları nasıl olsa kimse hesaba çekmiyor.Aslında bu gibi haraketleri bir sosyolog gözüyle değerlendirmek gerekir. Bu fırkanın tabiileri o kadar cahilki onlara ne söylense tağuta düşmanlık hatırına görmezden geliyor ve ALLAH'a ortak koşulan sözlere aldırmamazlık ediyorlar. Normalde bu fırka tağut diye aslında laik rejime karşı islamdan kaynaklanmayan yeniklik veya eziklik pisokolojisi ile tavır geliştiriyor ve duruşlarını bu duyguya göre belirliyorlar. Dolayısı ile hoca(!) ne derse bizdendir ve doğru söyler mantığına hakimler. Hocalarının batıl sözlerini anlayamayaçak kadar hipnoz olmuşlar bile.
CEMALEDDIN KAPLANIN T.C DE ASKERLIK YAPMA KONUSUNDAKI GÖRÜSÜ

Cemalettin kaplan sorulu cevaplı hanau konuşmasında şunları diyor" Silah eğitimi yaparken yarın tağut rejimine hizmet etmek, askerlik yapmak için değil, onun namına kurşun atmak için değil islam adına islami haraket adına ,küfre karşı tağut put kanunlarına karşı ateş etmek için ben öğreniyorum" diyor. Adeta bir kafir ordusunda askerliği öğrenmek için yaparcasına öyle bir hava içinde yaşarcasına yaşayaçaksınız.
Çünkü küfre hizmet eden bir ordudur. Bakınız burada birazda ağır bir ifade kulanıyorum Tağutun ordusu ile ki erleri katmıyorum mehmetçikler bizim evlatlarımızdır ve müslümandırlar oldumu? fakat belki subaylar içindede istisnalar vardır. Namazlı niyazlı subaylar vardır fakat umumiyyetle kızıl ordusu gibidir.Fakat mehmetçik müslümandır.Yakalanıp götüldüğünde işte islam adına kurşun sıkacaksın.

Sonra particilerin yeminlerinden bahsederken konu yine tağutun askerliğine geldi"Askerlik yemini ne olaçak oda aynı particiler gibi.dedi elamanlardan birisi. Hocası(!) cevap veriyor" Sende dersin orada şu rejimi yıkaçağıma vs vs Sonra itirazlar geldi hoca kaynatmaya başladı. Diyorki orada okadar gürültünün içinde kimse duymaz. Hoca küfür dediği halde küfür meclislerde bulunan kişileri küfürden kurtardı ve fetvayıda basdı.Buda anlaşılıyorki hoca sadece ecevite kafir diyor(dogrusu sirk fetvasinda yaziyor haca butun meclis sakinlerini tekfir ediyor) veya kafir dese bile uygulamada müslüman hükmünü veriyor.(dogrusu kestikleri yenmez,cenazeleri kilinmaz,kiz alip verilmez diyor cemaleddin kaplan) Hatta hoca(!) partiye küfür dediği halde bu kasatte partici kardeşlerinin olduğunu söylüyordu(dogrusu hoca ademi kardeslikten bahsediyor). Şimdilik arif olanlara yeteçek kadar bu kasetten gereken çözümlemeleri yaptık.(vahhabi)


ASKERLIK KONUSU VE EHLI SUNNET GORUSU
(askerlik konusunun dogrusu soyledir)

Soru 1) Askere gitmek küfür değil midir? Paralı as-kerlik yapmanın hükmü nedir?

Cevap 1) Askerlik bizatihi küfür değildir. Bir zulüm-dür. Ancak içinde işlenecek küfürler vardır. Ve giden kişinin niyetine göre küfür olabilir. Eğer isteyerek, sevi-nerek gidiyorsa küfürdür. Fakat mecbur olduğu için gi-diyorsa küfür değildir. Tıpkı vergi vermek gibidir. Vergi nasıl müslümanların malını almak için konulan bir ka-nunsa askerlik te müslümanların vaktini ve malını almak için konulan bir kanundur. Bu kanunlara uymak duruma göre küfür veya değildir.
Paralı askerlik uzun hizmeti para karşılığında kısalt-maktır. Askerlik nasıl bir kanuna göre yapılıyorsa, paralı askerlik de bir kanuna göre yapılır. Biz bu iki kanunu kabul etmiyoruz. Kabul etmek de küfürdür. Tıpkı vergi kanununu kabul etmek gibidir. Fakat mecburiyet karşılı-ğında o kanunlara uymak küfür değildir, çünkü amelin kendisi bizatihi küfür değildir. Müslüman devletinde askerlik küfür değildir. Müslüman devleti de vergi ka-nunu çıkartırsa o da küfür değildir. Bundan dolayı biza-tihi küfür olan ameller gibi algılamamak gerekir. Ancak bizatihi küfür olan amelleri yapmak kabul etmekten da-ha kuvvetlidir, denilir. Askerlik, vergi ve benzeri olan şeyler bu hükme girmez.
Paralı askerlik için bir dilekçe yazmak gerekir. Bu di-lekçede onların kanunlarına göre paralı askerlik talebin-de bulunulur. İşte bu dilekçeyi tahrif ederek ancak yazı-labilir. Gaye onların kanunlarını kabul etmemektir. Bu durumu bozmak için yapılır. Paralı askerlik yapmak bizatihi küfür değildir. Ancak orada küfür işlenirse küfür olur. Paralı askerlik kafire mecburiyet karşısında para vermek ve kısa zamanda onlara hizmet etmekten ibaret-tir. Şimdi bir müslümanın şöyle hesap yapması gerekir. Eğer hem askerlik, hem de paralı askerlikten kendisine eziyet gelmeden kaçabiliyorsa ne normal, ne de paralı askerlik yapmaması gerekir. Fakat eziyete maruz kalı-yorsa hesap yapması lazım. Onun menfaati için hangisi daha iyidir. Uzun vadeli askerlik yapmak mı, yoksa para vererek kısa vadeli askerlik yapmak mı? Tabiki kısa vadeli askerlik yapmak parası olan için daha efdaldir. Çünkü o uzun müddette ne olacağını kimse bilemez. Paralı askerlik yapmak zulmü ortadan kaldırmak için kafire para vermek hükmündedir.
Ancak müslümanın İslam için faaliyeti aksayacaksa paralı askerlik yapması küfür işlememek şartıyla daha efdaldir.(hafiz)

OKUL MESELESI:

Okulda verilen eğitimin tamamına küfür diyen kimse her küfür ortamında yaşanmasının da küfür olduğunu iddia etmiştir ki bu durumda kendisini de tekfir etmesi gerekir. Çünkü küfür sözü söylenen, her gün küfür ameli işlenen bir yerde yaşamaktadır. Senin yaşadığın ülkede sadece bu ikisi değil daha nice nice küfürler var…

TAGUTUN OKULUNA GITMEK GERCEKTEN KÜFÜRMÜ?

EL CEVAP-Küfür sistemlerindeki okullarda tamamen küfür hakim değildir. Bu sebeple küfrün söz konusu olduğu durumlardan sakınmak mümkündür. Dolayısıyla kendisini küfürden sakındıran kimseyi küfürle itham etmek, sapıklıkta ileri gitmekten ve hatta bir adım ötesi kafirlikten başkası değildir…

İyi bilin ki! Her Müslüman aile, kendisini ateşten sakındırdığı gibi çocuğunu da ateşten sakındırır. Bu sebeple onu korumak için her türlü tedbiri, önlemi alır… Bu mesele sadece okul için geçerli değil… Bütün günlük yaşantıda böyledir… Çünkü çocuk için küfür, şirk, haram riski sadece okulla sınırlı değildir… Sokağa giden, komşusunun çocuğuyla oynamaya giden veya kafir bir akrabasıyla görüşen Müslümanların çocukları için de aynı durumlar söz konusudur

Bu sebeple her Müslüman aile, çocuğuna kendisini koruyacağı her türlü olumsuz halleri öğretir ve çevresiyle ilişkilerini ona göre düzenler… Okul olayı da böyledir… Bu sebeple çocuğuna her türlü olumsuz halleri öğreterek onu okula göndermişse ve koruduğunu da söylüyorsa bu durumda o aile, ta ki çocuğun açık küfür işlediğine şahit olunmadıkça tekfir edilmez.(hafiz)




Kaplancıların askeriyeden atilanlara bakışı
METIN KAPLANIN ACIK MEKTUBU

Askeriyeden Atılan Subaylara Çağrı!..

Sizler namaz kıldığınızdan dolayı ihraç edildiniz! Veyahut da, „Bunlar şeriatçı oldukları için ihraç edildiler!“ diyorlar. İster namaz kılındı diye ihraç edilsin, ister şeriatçı olduklarından dolayı ihraç edilsin değişen bir şey yoktur. Çünkü ikisi de aynı kapıya çıkmaktadır.

Neden? Zaten namaz kılan da, şeriatçı olur; şeriat’a bağlı olan da namaz kılar.

Kemalistlerin suçu kabahatlerinden de büyüktür. Eğer şeriatçı'lar ordudan ihraç ediliyorsa, aslında kendilerinin de ordudan ihrac edilmeleri lazımdır. Çünkü kendileri de boy abdesti alıyorlar, yani gusul abdesti almakla şeriatçæ oluyorlar, ama bilerek veya bilmeyerek!

Gusul abdesti nedir? şeriat’ın bir bölümüdür. O halde kendileri de şeriatçı, ama haberleri yok!
1. Şûra’dan 43 subay,
2. Şûra’dan 58 subay bu sebeplerden dolayı ihraç edildiler.

Baş müsebbibi de şeriatçi (!) geçinen Erbakan!..

Ey namaz kılan subaylar!
Sizler üzülmeyin, bilakis sevinin ve ALLAH’a dua ediniz!
M. Kemal’in ve onu takib eden kemalistlerin kurdukları devlet ve hükümetler meşru değildir. Niye meşru değildir?

İhanet ve hiyanet üzerine kurulmuştur da ondan; yalan ve aldatma üzerine kurulmuştur da ondan; milletimiz oyuna getirilmiştir ve aldatılmıştır da ondan; Kaldı ki, kendisinin de, kemalistlerin de kurdukları ve devam ettirdikleri devlet, dinsiz bir devlettir, sarhoş bir devlettir, meyhaneci ve kerhaneci bir devlettir. Kendileri de birer teröristtir. Binaenaleyh, müslümanları temsil edemezler!

O halde müslümanları temsil eden bir devlete ihtiyaç vardır; yoksa ölenler cahiliyet ölümü üzere ölüp giderler.

Ve elhamdülillah, „Hilâfet Devleti“nin ihyası ve ilanı yapılarak, Peygamber’in müjdesiyle de, Asr-ı Saadet devrine dönüş başlamıştır.

Onun için sizleri de „ALLAH Ordusu’nun kurmay ve erlerinin saflarında“ görmek isteriz.
.
Böylece hem dünyanızı, hem uhranızı urtarmış olursunuz.

Selam Hakk’a tabi olanlara!..

Hilâfet Devleti Erkân-ı Harbiye-i
Umumiye Dairesi
14 Şaban 1417
(24 Aralık 1996)


METİN KAPLANIN ŞİAYA BAKIŞI

Burda sözde halife olan metin kaplanın açık bir mektubunu zikrediyorum:

İRAN LİDERİ ALİ HAMANEYE AÇIK MEKTUP

Mezar-i Şerif’te ölü olarak bulunan İranlı elçilerinize ALLAH’dan rahmet diler, yakınlarına da sabr-ı cemil tavsiye ederim. Nezdinizde de tüm İran milletine geçmiş olsun der, taziyelerimi bildiririm!

Ayriyeten; Afganistan’daki Taliban'lardan da İslam savaş hukukuna riayet ederek elçilerin kim tarafından nasıl ve niçin öldürüldüğünü hemen tesbit etmelerini ve İslam mahkemesinde yargılanmalarını talep etmekteyiz.

İslam’ın emri de bu yöndedir. Aksi takdirde İslam’ın savaş hukuku çiğnenmiş olur.

Bir de her iki tarafa şunu tebliğ ve tavsiye ediyorum:
Bu hadiseyi asla „Sünni-Şii“ çatışmasına döndürüp de, İslam düşmanlarının oyununa gelmeyin!

Her iki tarafında itidallı hareket edip, acizâne bizim halisâne tavsiyelerimize kulak
vermelerini istemekteyiz. Çünkü biz, Hilâfet Devleti’nin Riyaset Makamı’nda olma hasebiyle, müslim, gayr-i müslim herkesten mesulüz.

M. Metin Müftüoğlu (Kaplan)
26 C. Evvel 1419 (17 Eylül 1998)

İŞTE METİN KAPLANIN ŞİA SEVGİSİ bu yazıda resmen talibana uyarıda bulunuyor ! ve talibanın şii'lere yaptıklarını islam dışı sayıyor

Metin Kaplan’ın küfürleri:

GİRİŞ-2

Bu yazı dizisinde şu an hapiste olmasına rağmen halen İslam ümmetinin halifesi (!) olma iddiasını -bildiğimiz kadarıyla- sürdüren Metin Müftüoğlu (Kaplan)'ın akidesini bizzat kendi sitelerinde yayınlanmış olan kasetlerinden aktaracağız inşALLAH. Amacımız bu şahısları hedef almak değil, bilakis hala bu gibi tevhidden habersiz kişileri alim olarak görüp itibar edenler varsa bir nevi şok tedavisi uygulayarak kendilerine gelmelerini sağlamaktır. Umarız M.Kaplan da kendisinin halife alim vs değil, bilakis daha tevhidi öğrenmesi gereken bir ilim talebesi olması gerektiğini görür ve babasının aksine ölmeden önce tevbe eder. Bazıları bu gibi kişilerin hapiste vs olmasını gerekçe göstererek bir de bunun tağutların ekmeğine yağ süreceğini ileri sürerek bunların akidesini deşifre etmenin gereksiz olduğunu iddia edebilir. Biz böyle düşünmüyoruz. Çünkü bu gibi batıl üzere olmakla beraber tevhide yakın söylemleri olan şahısların akideyi sulandırma konusunda zararı komunist, kemalist ve masonlardan daha fazladır. Tağut aslında işin bu yönünü keşfetse böylelerini değil hapse atmak sahip bile çıkar. Zaten bunun alametleri belirmiştir. Daha önce rejimin baş düşmanı olarak görülen eski İrancı radikal kesimin çoğu bugün AKP saflarında "ılımlı radikal islam" projesinde görev almaktadır. Şu anda hedef tahtasında olan "Sünni" (!) radikal kesimlerin de ilerde tevhidi harekete karşı benzeri bir misyonu yüklenmeyeceğinin garantisi yoktur.

Şimdi kasetlerden alıntılara başlayalım inşALLAH. Alıntılardan açıkça görüleceği üzere normalde bu cemaatin tabanında küfür olarak kabul edilen bir çok düşünce ve fiil kendi liderlerinde mevcuttur.

Tebliğ Yürüyüşü-Bonn adlı kasetten:

*Diyanet İşleri Başkanına rahmet diliyor:

-7.dk: “Merhum” Ömer Nasuhi Bilmen...

*Sapık tasavvufçuyu övüyor, fetvasını referans gösteriyor:

-14.dk: “Merhum” Zahid el-Kevseri... Akidesi bozuktur ( SÜNNİ DEĞİLDİR )

*vahdeti vücudçu rafıziyi ölçü almayı tavsiye ediyor: (hümeyni)

-27.dk: (İran yetkililerine hitaben) Humeyni’nin çizgisinden yürüyün...

*Bazı islamcı geçinen müşrik liderlere velayet gösteriyor (Desteksiz palavralar eşliğinde) asagida ismi gecen kisiler kast olunuyor.

-42.dk: (Sincan) belediye başkanına sahip çıkacakmış...
-50.dk: Afganistan'a Hikmetyarı tayin ediyormuş!
-51.dk: Burhaneddin Rabbani ve Hasan Turabi'yi halife yardımcısı ilan ediyormuş!

Muvahhid Müslümanlar başlıklı kaset-1996 tarihli

65.dk: 34. madde ve devamında: tekke-medrese-kışla bütünlüğü sağlanmalı vb tasavvufu kabul eder tarzda ifadeler...

zannederim ki bu gösterdiğimiz bir kaç delillerle isbatlamış oluyoruz ki adı geçen, sözde hilafet devleti yada halife İslam akidesine çok aykırı söz ve davranışlara sahiptirler. Bu malumatlarımızı dahada genişletmek mümkündür, fakat hakkı arayan ve hidayeti isteyenler için bu kadar yeterlidir.

Bu cemaata bağlı olanlara bir daha akidelerini tekrar gözden geçirmelerini tenbih ediyoruz. Amacımız sadece hakk üzerinde bulunmak ve dalalete sapanları hakk olan yola davet etmek. DIYOR.

YUKARDAKi KiSi BOYLELiKLE VAHHABiLERE GöRE HILAFET ERLERiNi TEKFiR EDECEK KADAR DELiLi! SUNMUS OLUYOR.

SiMDi GELELiM EHLi SUNNETiN BU KON,UDAKi GÖRüSüNE ;


bilindigi gibi vahhabilik 1200 yillarinda ibni teymiyyenin selefilik adiyla kendi ictihadlari dogrultusunda temeli atilmis kelam agirlikli olan bir mezheptirki
Vehhâbîlik (selefilik) fikrinin ortaya çıkisı, Hicrî 661, Milâdî 1263 yılında Harran’da doğan İbn-i Teymiyye ile başlamıştır. Asıl adı Ahmed bin Abdülhalim olup, İbn-i Teymiyye lâkabıyla şöhret bulmuştur.

Tatarların zulmünden dolayı âilesiyle birlikte Şam’a geldi. Babası Abdülhalim kısa zamanda Şam’da parmakla gösterilmeye başladı. Şöhreti her tarafa yayıldı. Şam’ın en büyük camiinde vaaz ve ders kürsüsü vardı.

İbn-i Teymiyye küçük yaşlarda Kur’an-ı kerim’i ezberledi, daha sonra Hadis tahsiline yöneldi. Kısa zamanda tahsilini tamamladı. Henüz yirmi yaşına varmadan geniş mâlumat ile şöhret bularak ders okutmaya ve fetvâ vermeye başladı. Babası ölünce de onun yerine geçti. Bütün gözler kendisine çevrilmişti. Bir çok hayranı ve taraftarı oldu.

Başlangıçta İslâm şeriatını ihyâ ve İslâm’a karışan hurafeleri temizlemek gayesiyle ortaya çıkmıştı. Şu kadar var ki bazı itikadî ve amelî meselelerde cumhûr-u ulemâya, büyük müçtehidlere muhalefet etti. Salâhiyeti umumiyetle kabul edilmiş bulunan nüfuzlu şahsiyetleri çürütmeye çalıştı. Cami minberinde: “Ömer bin Hattab bir çok hatalar yapmıştır.” dediği gibi, Muhyiddin İbn-ül Arabî -kuddise sırruh- ve İmam-ı Gazâlî -kuddise sırruh- gibi büyük zâtlara şiddetli hücumlarda bulunmuştur.

İmam-ı Süyutî onun hakkında:

“İbn-i Teymiyye kibirli bir adamdı. Kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek ve büyüklerle alay etmek âdeti idi.” demiştir.

Allah-u Teâlâ’nın dinini kendisinin düzelttiğini, Kur’an-ı kerim’in mânâsını sadece kendisinin anlamış olduğunu söyleyen İbn-i Teymiyye; ehl-i sünnet âlimlerinin Kur’an-ı kerim’i ve Hadis-i şerif’leri yanlış anladıklarını iddiâ edecek kadar ileri gitmişti.

Sâlih kullar ve evliyâullah vasıtasıyla Allah-u Teâlâ’ya yaklaşmanın İslâm’da yeri olmadığını iddiâ etmiş, eserlerinde şiddetle tenkit etmiştir. Yaşayan kullar vasıtasıyla da Allah-u Teâlâ’ya yakın olunamayacağı, onlardan yardım istenemeyeceği gibi, kim olursa olsun, ölenlerin de vasıta olunamayacaklarını ve kendilerinden yardım istenemeyeceğini söylemiştir.

İbn-i Teymiyye sâlih kulların ve peygamberlerin kabirlerini, Allah-u Teâlâ’ya yaklaştıracaklarını ümit ederek ziyaret etmenin câiz olmadığını iddiâ ettiği gibi; “Resulullah Aleyhisselâm’ın kabrini teberrüken ziyaret etmek caiz değildir.” demiştir.

Allah-u Teâlâ’nın bir cihette bulunduğuna, Arş-ı âlâ’nın kadim olduğuna kaniydi. Derinleştirdikçe isabetsizliği meydana çıkan bazı içtihatları da vardı.

Sapık fikirleri haddi aşınca Mısır’da iki defa hapse atıldı. Görüşlerinde isabet edemediği, bir çok âlimlerin tenkitleriyle sübut bulmuş, dalâlete düştüğü vesikalarla ispat edilmiştir.

Yaşadığı devirde büyük bir fikir hareketi meydana getirmiş, etrafında büyük bir çevre edinmiş, etkisini kendisinden sonraki nesillerde de devam ettirmiştir.

Hakiki âlimler tarafından “Beynel-ulemâ muallâk adam” diye anılan İbn-i Teymiyye, 1328 yılında ölmüştür

ve dahasi
İşte alimlerimizin İBN-İ TEYMİYYE'yi tarifleri

İlk zamanlar ilmine ve Hanbeliliğine bir şey diyen yoktu. Sonraları ne olduysa büyük müçtehidlere ve hatta sahabelere muhalefet etmeye başladı. Cumhur-u ulemaya karşı kendi fikirlerini dayatınca Mısırda Kahire kalesine hapsedilmiştir. Bir süre sonra hanbelilğinden eser kalmamış, bir rivâyete ve bazılarına göre MÜCESSİME fırkasından olmuştur. Ehl-i Sünnet ulemadan ünlü ZEHEBİ'nin ona yazdığı nasiha kitabı --En-Nasihatuz-Zehebiyye'l İbn-i Teymiyye-- kitabı meşhurdur. Bu eserden bir-kaç pasaj

Be adam ! Feylozofların zehirlerini ve acı teliflerini yuttun! Zehirleri çok kullanan vücud gün gelir onlara alışır. (afyon ve esrar gibi) Ve Allah'a yemin olsun ki vücudda gizlenirler. Kendi sözlerini ne zamana kadar methedeceksin ? Öyle ki, Sahihaynın hadislerini bile öyle methetmiyorsun.>>> v.b. nasihatlar uzayıp gidiyor.

Bütün yolu kaybedişlerin, çamura saplanışların, her şeyi beş hassadan (duyudan) ibaret kupkuru akıl çerçevesine döküşlerin , ona da nasıl inannadıkları ayrı bir mesele teşkil etmek üzere, Kuranın hükmü dışında hiç bir şey kabul etmeyişlerin ve Kuranı kuru akılla göründüğü gibi ele alışların baş temsilcisi İbn-i Teymiyye

Bu kadar yeter. DINI TAMIR DAVASINDA DİN TAHRİPÇİLERİ KİTABINDAN
Vefat etmiş Teymiyye'nin sapıklığına dair elimize ulaşan ehl-i sünnet ulemasının görüşleri

]İbni Teymiyyenin Selef-i sâlihînden ayrıldığını gösteren meseleleri Tâcüddîn-üs-Sübkî şöyle bildirmekdedir

Talâk vâki olmaz. Yemîn keffâreti vermek lâzımdır diyor. Kendisinden evvel gelen islâm âlimlerinden hiçbiri keffâret verileceğini bildirmedi

Hâid kadına verilen talâk vâki olmaz diyor

Amden, kasden terk edilen nemâzı kazâ etmek lâzım değildir diyor Hâid (Hayız gören)kadının Kâbeyi tavâf etmesi mubâhdır. Keffâret vermez diyor
Üç olarak verilen talâk, bir talâk olur diyor. Hâlbuki, bunu bildirmeden önce, icmâul-müslimînin böyle olmadığını kendisi senelerce söylemişdir İslâmiyyete uygun olmayan vergiler, bunu isteyene helâldir diyor

Bunlar tüccârdan alınınca, niyyet edilmese bile, zekât yerine geçer diyor Suda fâre gibi hayvan ölünce necs olmaz diyor

Cünüb olanın, gece gusl etmeden nâfile nemâz kılması câizdir diyor. Vâkıfın yaptığı şarta itibâr olunmaz, diyor

İcmâı ümmete uymayan kimse, kâfir olmaz ve fâsık olmaz diyor

Allah-u Tealâ mahall-i havâdisdir ve zerrelerden yapılmıştır diyor.Kurân-ı kerîm, Allah-u Tealânın zâtında yaratılmışdır diyor

Âlem, yanî her mahlûk, nevi ile kadîmdir diyorAllah, iyi şeyleri yaratmağa mecbûrdur diyor

Allah-u Tealânın cismi ve ciheti vardır ve yer değiştirir diyor.Peygamberlerin masûm olduklarını inkâr ediyor Resûlullahın sallAllah-u Tealâ aleyhi ve sellemdiğer insanlardan farkı yokdur. Onu vâsıta kılarak düâ etmek câiz olmaz diyor Resûlullahı sallAllah-u Tealâ aleyhi ve sellemziyâret etmeğe niyyet ederek Medîne şehrine gitmek günâhtır diyor Şefâat istemek için gitmek de harâmdır diyor

Tevrât ve İncîlin kelimeleri değil, manâları değişmiştir diyor

Bazı âlimler, yukarıda bildirilenlerin çoğu İbni Teymiyyenin sözü değildir dedi ise de, Allah-u Tealânın ciheti olduğunu ve parçaların birleşmesinden meydâna geldiğini söylediğini inkâr eden yokdur. Bununla berâber, ilminin, celâletinin ve diyânetinin çok olduğu söz birliği ile bildirildi. Fıkh, ilm, adl ve insâf sâhibi olanın, bir şeyi incelemesi, ondan sonra ve ihtiyâtlı olarak karâr vermesi lâzımdır. Hele bir müslimânın küfrüne, irtidâdına, dalâletine ve öldürülmesine karâr verirken çok incelemek ve ihtiyâtlı davranmak lâzımdır. İbni Hacer-i Mekkînin rahmetullahi teâlâ aleyh (Fetâvel-hadîsiyye) kitâbındaki yazısı burada temâm olduZamanımızda, İbni Teymiyyeyi taklîd etmek modası ortaya çıktı. Onun sapık yazılarını savunuyor ve kitâblarını, bilhassa (Vâsıta) kitâbını bastırıyorlar. Bu kitâb başdan başa onun Kurân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere ve icmâı müslimîne uymıyan fikirleri ile doludur. Okuyanlar arasında büyük fitne ve bölücülük uyandırmakda, kardeşi kardeşe düşman etmekdedir. Hindistânda bulunan vehhâbîler ve başka islâm memleketlerinde, bunların tuzaklarına düşmüş olan câhil din adamları, İbni Teymiyyeyi kendilerine bayrak yapmışlar, ona (Büyük müctehid), (Şeyh-ul-islâm) gibi ismler takıyorlar. Onun sapık fikrlerine, bozuk yazılarına din ve îmân diye sarılıyorlar. Müslimânları parçalıyan, islâmiyyeti içerden yıkan bu fecî akıntıyı durdurmak için Ehl-i sünnet âlimlerinin onu red eden, vesîkalarla çürüten kıymetli kitâblarını okumalıdır. Bu kıymetli kitâblar arasında, büyük imâm, derin âlim Takıyyüddîn-üs-Sübkînin -rahmetullahi teâlâ aleyh-, (Şifâ-üs-sikâm fî-ziyâreti-hayril-enâm) kitâbı, İbni Teymiyyenin bozuk fikrlerini mahv etmekde, fesâdlarını yok etmekde, inatcılığını ortaya koymaktadır. Kötü niyyetlerinin, bozuk inanışlarının yayılmasını önlemektedir

Şimdi, bütün kardeşlerimize bizden bir soru "BÖYLE BİR İTİKAD VE DURUMDA OLAN BİRİNE BÜYÜK ALİM DYEN BİRİNİN HÜSN-Ü NİYET TAŞIDIĞINA İNANILABİLİNİR Mİ ?"
kelam agirlikli olan vahhabilik(selefilik) inancinda olan kisilere imami azamin hayatindan alinti yaparak konuyu acikliga kavusturalim.
imami azam kelam tartismalarini hic iyi karsilamiyordu asagida delillerini gorebilirsiniz.
IMAMI AZAMDAN
Imam_i Azam Ebu Hanife(rh.a)kendisinin oglu olan Hammad i insanlarla kelam meselelerinde konusmaktan men etti.Fakat bir müddet sonra Hammad kendi babasi Imam_i Azami in münazara ve münakasa ettigini görünce hemen sordu; Beni bu isten men ettin.Fakat nicin kendin bunu yapiyorsun?
Imam_i Azam su sekilde cevap verdi;Ey cocugum!Bizden herhangi birisi bir kimse ile konustugunda muhatabin basinin üzerinde sanki bir kus varmis gibi davranirdik.Cünkü biz muhatabimizi kaybederiz(küfre girmesine sebep oluruz) korkusunu icimizde tasirdik.
Fakat bugün sizden konusan herhangi birisi arkadasini kaybetmeyi(küfre nisbet etmeyi)murad ediyor.Bu cok tehlikelidir.Cünkü arkadasini küfre nisbet etmek icin konusan bir kimse,arkadasi kafir olmadan önce kendisi kafir olur(el hediyetul alaiye sh 299) vahhabilere ithaf olunur.
imamu azam kelam ilmini neden yasaklamis?

Imam_i Azam
Bir gün Ebû Yûsuf’a şöyle demiştir: “İnsanlara dinlerinin aslıyla ilgili konularda kelâmdan söz etmekten sakın. Çünkü onlar seni taklid eden bir topluluktur. Sonra bununla uğraşırlar.” Muvaffak el-Mekkî, Menâkıbu Ebî Hanîfe (sh: 373).
Öğrencisi Muhammed b. el-Hasen b. Ferkad eş-fieybânî (ölm.189h.) şöyle der: “Ebû Hanîfe bizleri fıkıh öğrenmeye teşvik eder, kelâm ilminden ise sakındırırdı.” Herevî, Zemmu’l-Kelâm (K-196/B).
Ebû Hanîfe’ye: “İnsanlardan bazılarının ârazlar ve cisimler hakkında uydurdukları sözlere ne diyorsun?” diye sorulunca O: “Bunlar felsefecilerin sözleridir. Sen hadislere ve selefin yoluna sıkıca tutun. Sonradan uydurulan her şeyden ise sakın. Çünkü sonradan uydurulan her şey bid’attir.” dedi. Ebu’l-Kâsım el-Esbehânî, el-Hucce fî Beyâni’l-Mehacce (1/105); Herevî, Zemmu’l-Kelâm (K-194/B).
“ALLAH ‘Amr b. ‘Ubeyd’e lânet etsin. O, insanlara hiç yararı olmayan kelâma giden yolları açtı.” Herevî, Zemmu’l-Kelâm (sh: 28-31).
Bazı rivayetlerde İmam Ebû Hanîfe’nin kelâm ilmiyle uğraştığı ve öğrencilerini bunu öğrenmeye teşvik ettiğinden söz edilmektedir. Ancak bu rivâyetler O’nun ilmi hayatının ilk dönemlerini yansıtmaktadır. O, hayatının sonlarına doğru kelâm ilmini ve ehlini yermiş, kelâmla ilgili meselelerin insanlara öğretilmesini kesin bir dille yasaklamıştır. O’nun bu durumunu, bizzat kendi ifadeleriyle öğrencilerinin ve ashâbının ifadeleri açıkça göstermektedir. Bunlardan bazıları şöyledir:
“Basra’da hevâ ehli çoktur. Oraya yirmi defadan fazla gittim. Kelâm ilmini, ilimlerin en üstünü sandığımdan, orada belki bir yıl, belki de bir yıldan daha fazla veya daha az kaldım.” el-Kerderî, Menâkıbu Ebî Hanîfe (sh: 137).
“Ben kelâm ilmiyle o kadar uğraşıyordum ki, sonunda bu ilimde parmakla gösterilir bir seviyeye ulaştım. Biz Hammâd b. Ebî Süleymân’ın ilim halkasının yakınında oturuyorduk. Bu arada bir kadın bana gelip: “Bir adam var, câriyesini sünnete göre boşamak istiyor. Kaç kere de onu boşar?” diye sordu. Ben ne söyleyeceğimi bilemedim. Kadının bunu Hammâd’a sormasını, sonra da geriye dönüp Hammâd’ın ona ne cevap verdiğini bana haber vermesini istedim. Kadın aynı soruyu Hammâd’a sorunca, Hammâd ona: “Cariyeyi temizken yâni hayızlı değilken, onunla cinsel ilişkide bulunmadan bir talakla boşar, sonra da onu iki hayız görünceye kadar (kendi halinde) bırakır. İkinci hayızdan sonra yıkandığı zaman artık başka erkeklerle evlenmesi helal olmuş olur” dedi. Daha sonra kadın geri dönerek bana bunu haber verdi. Bende bunun üzerine “benim kelâm ilmine ihtiyacım yok” dedim ve ayakkabılarımı alıp Hammâd’ın derslerine katıldım...” Târîhu Bağdâd (13/333); Siyer (6/397-398); İbn Hacer el-Heytemî, el-Hayrâtu’l-Hisân fî Menâkıbi’l-İmâmi’l-A’zam Ebî Hanîfete’n-Nu’mân (sh: 66).
“Kelâmı, ilimlerin en üstünü sayıyor ve onun dinin aslında var olduğunu söylüyordum. Ömrümü böyle bir müddet geçirdikten sonra nefsime danışarak bildiklerimi iyice düşünüp gözden geçirdim ve şöyle dedim: Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashâbından, tâbiînden ve onların etbâından ilk dönem müslümanlarının gözünden, bizim bilip kavradığımız şeylerden hiçbiri kaçmadığı gibi, onlar buna daha çok güç yetiren, bunu daha iyi tanıyan ve işlerin hakîkatlerini daha doğru bilen kimselerdi. Sonra onlar, bu hususta çekişmeci ve mücâdeleci bir üslupla birbirleriyle uğraşmadıkları gibi bu konulara hiç mi hiç dalmadılar (girmediler). Aksine onlar bu konularda konuşmaktan çekinmişler ve bunları en şiddetli bir şekilde yasaklamışlardır. Ben kelâmcıların, kanunlar ve fıkıh babları hakkında bâtıla dalışlarını ve boş sözlerini bizzat müşâhede ettim.... Onların yaptıkları işler hakkında tanımladığımız bu durum, bizim için ortaya çıkınca kelâmla ilgili çekişme, mücâdele (tartışma) ve bâtıl uğraşları bıraktık ve Selef’in üzerinde olduğu şeye (yola) döndük.” Muvaffak el-Mekkî, MenâkıbuEbî Hanîfe (sh: 54-55).
“Ömrümden bir müddet geçince düşündüm ve şöyle dedim: “Selef hakîkatleri bizden daha iyi bilmiş ve mücâdeleci bir üslupla birbirleriyle çekişmemişlerdir. Aksine onlar bu hususta (kelâm hakkında) konuşmaktan çekinmişler, şerîat ilmiyle uğraşmakla beraber ona teşvik etmişler, öğretmişler, öğrenmişler ve şerîat ilmiyle ilgili konular üzerinde münâzara yapmışlardır. Ben de bu gerçekleri gördükten sonra kelâmı bıraktım ve fıkıhla uğraşmaya başladım. Ve şunu gördüm ki: Kelâmla uğraşanların sîmaları asla salihlerin sîmaları değildir, kalpleri kaskatı, gönülleri serttir. Üstelik onlar Kitap, Sünnet ve Selef-i Sâlih’e muhalefet etmeye hiç mi hiç aldırış etmezler. fiu bir gerçek ki, eğer kelâm hayırlı olsaydı, zaten Selef-i Sâlihîn muhakkak onunla uğraşırdı.” el-Kerderî, Menâkıbu Ebî Hanıfe, (sh: 137-138).
Ebû Hanîfe’nin oğlu Hammâd diyor ki:
“Babam bir gün yanıma geldi. O sırada kelâmcılardan bazıları da yanımda bulunuyordu. Aramızda bir konuyu... tartıştığımızdan dolayı seslerimiz de alabildiğine yüksek çıkıyordu. O’nun eve girdiğini sezince yanına gittim. Bana: “Hammâd! Yanındakiler kim?” dedi. Ben de: “Falan, falan ve falan” diyerek yanımdakilerin isimlerini saydım. “Peki neyi tartışıyorsunuz?” dedi. Ben de şöyle şöyle bir konuyu tartışıyoruz, dedim. Bana: “Ey Hammâd! Kelâmı bırak” dedi. Hammâd diyor ki: Ben babamın konuşurken saçmalayan biri olduğunu hiç görmediğim gibi, O’nun bir şeyi emredip sonra onu yasaklayanlardan biri olduğunu da bilmem. Ona: “Babacığım! Sen daha önce benim kelâm ilmini öğrenmemi istemiyor muydun?” dedim. O da: “Evet oğlum. Fakat bugün bunu sana yasaklıyorum” dedi. Ben de: “Niçin?” diye sordum. O da: “Ey Oğlum! (Bugün) seninde gördüğün gibi kelâmî konularda ihtilafa düşen bu kimseler, bir zamanlar tek bir söz ve tek bir din üzereydiler. Tâ ki şeytan onların aralarını bozdu, sonra da aralarına düşmanlık ve ihtilaf soktu. Böylece ayrılıp ihtilafa düştüler...” Muvaffak el-Mekkî, Menâkıbu Ebî Hanîfe (sh: 183-184).
Kabîsa b. ‘Ukbe (ölm. 215h.) şöyle der:
“İmam Ebû Hanîfe -ALLAH kendisine rahmet etsin- işin başında hevâ (kelâm) ehliyle tartışmalara girişirdi. Nihayet bu hususta kendisine bakılan bir baş (lider) oldu. Daha sonra tartışmayı bırakarak fıkıh ve sünnete döndü ve bir imam oldu.” Muhammed b. Yûsuf es-Sâlihî, Ukûdu’l-Cumân fî Menâkıbı’l-İmâmi’l-A’zam Ebî Hanîfete’n-Nu’mân (sh: 161); Muvvaffak el-Mekkî, Menâkıbu Ebî Hanîfe (sh: 53-54).
Ünlü Mâturîdî âlim Sadru’l-İslam Muhammed Pezdevî (ölm. 493h.) şöyle der:
“Biz Ebû Hanîfe’ye uyuyoruz Çünkü O, usûl’de ve furû’da bizim imamımız ve örneğimizdir. O (önceleri) kelâm ilminin öğretimini, öğrenimini ve yazımını caiz görüyordu. Fakat ömrünün sonunda bu hususta münazara yapmaktan kaçınmış ve arkadaşlarının da bu hususta münazara yapmalarını yasaklamıştır.” Usûlu’d-Dîn (sh: 4).

Bu münasebetle diyoruz ki sözleriyle ve fiilleriyle müslümanlari küfre itenler,ehli sünnet vel cemaatin müntesibi olamazlar.Cünkü böyleleri adam kazanmak yerine adam kaybetmek icin calisirlar.Kazanilmis bir adami kaybetmek icin calismak ise müslümanlarin vasfindan degildir.
1700 yillarda arabistanda abdullah bin vahhap isimli hanbeli mezhebine mensup bir kisi ibni teymiyye ve talebesi ibni cevzinin kitaplarini okuyarak bu gorusu
benimseyip bu yonde calismalar yapmistir. suud ailesiyle akraba