Islam düsmanlari tarafindan isletilen mevzulardan biri de “mezhep” meselesidir. Mezhep meselesi bir taraftan Islam da bir ihtilaf unsuru gibi gösterilmeye çalisilirken ,diger taraftan bir takim demogojilerle saf zihinler bulandirilmak istenmektedir
Itikat ve amel diye iki kisimdan meydana gelen Islam dininde,mezhepler,ameli(pratikte yasanan) kisimlari mevzu olarak ele alinir. Birden fazla mezhebin meydana gelmesi, nazari prensiplerin mezhep imamlarinca farkli anlasilmasindan ileri gelmistir.
Mesela ,Hz Peygamber (sav) efendimiz namaz kilarken mübarek alinlarina tas batar ve alinlari kanar. Hz Aise (r.a) validemiz tasi Peygamberefendimizin alnindan alarak yere atarlar.
Peygamberimiz yeniden abdest alarak namazlarini kilarlar. Peygamberimiz yeniden abdest aldiklarina göre abdestleri bozulmustur. Hanefi mezhebi imami, Imam Azam Hazretleri ile Safii mezhebi imami , Imam Safii hazretleri abdesti bozan meseleleri ele alirken bu meseleyi degerlendirirler. Imam-i Azam hazretleri,”Peygamberimizin alnina batan tas kan çiakrdigi için Resullullah efendimiz abdest almistir” hükmüne varirken;Safii Hz abdestin bozulmasini Hazreti Aise validemizin Peygamberimizin alnina dokunmasina baglamistir. Böylece hanefi mezhebinde az bir kan abdesti bozan sebeplerden biri olurken,safii mezhebinde kadinin temasiyla abdestinbozulmasi kaide olarak benimsenmistir. Görüldügü gibi her iki hüküm de dogrudur ve hakli bir gerekçeye dayanmaktadir.
Peygamber efendimize kadar itikadi noktalarda ayni olan seriatlar teferuat kisimlarinda degiserek gelmis,hatta bir asirda ayri ayri kavimelere ayri seriatlar gelmistir. Ancak Peygamberizle birlikte daha baska seriatlara ihtiyaç kalmamis ve O nun dini bütün asirlara kafi gelmistir. Fakat teferruat meselelerde bir takim mezheplere ihtiyaç kalmistir. Cenab-i
Allah tarafindan vazifeli olarak gönderilen hak mezheplerin imamlari bu vazifeyi hakkiyla yerine getirmisler ve insanoglunun bütün ihtiyaçlarina cevap vermislerdir. Peygamberimiz bir mucize olarak bu imamlarin geleceklerini ve büyük bir vazife yapacaklarini daha bunlar gelmeden haber vermis ve bu mümtaz sahsiyetler de yaptiklari hizmetlerle Resullullah efendimizi fiilen tasdik etmislerdir...
Islam mezhepleri – bir iki cüzi mesele hariç- hiçbir zaman iç harp ve karisikliklara yol açmamis ve bu mezheplerin imamlari da birbirlerine daima saygili olmuslar,birbirlerini red ve inkar etmemislerdir..
Ayrica bir mezhep tesis etmek niyetiyle ortaya iddiali bir sekilde çikmamislar,daha sonra bir araya toplanarak bir mezhep haline getirilen içtihatlarini zaman ve ihtiyaç aninda ortaya koymuslardir.
Mesela ,Imam-i Azam (H.80-150) bir hadise ile ilgili olarak fetva verdikleri zaman," Bu Numan bin Sabit in (Imam-i Azam) reyidir. Çikarabildigimiz reylerin en güzeli budur. Kim bundan daha güzelini ileri sürerse,dogruya daha yakin olan odur” dedi.
Imam Malik “ Ben beserim. Bazan hata bazan da isabet ederim. Bu sebeple benim rey ve içtihatlarimi tetkik ediniz. Kitap veya sünnete uygun bulursaniz ikabul ediniz,bulmazsaniz reddediniz” demistir.
Hanbeli:Imam-i Hanbeli ve Imam-i Safii Hz. de hiçbir zaman iddiali konusmamislar ve meslektaslarini rencide edici sözler söylememislerdir. Daha sonra bu büyük insanlarin rey ve içtihatlari talebeleri ve alimler tarafindan bir araya getirilerek Müslümanlarin gönül huzuru içerisinde ibadet yapmalari temin etmistir.
HAK BÖLÜNÜR MÜ?
Bir zamanlar gazete sütunlarindan Müslümanlara meydan okurcasina sorulan ve halen köse bucak tekrarlanan bir soru vardir: “ Hak bir olur ; nazil böyle dört mezhebin ayri ayri ,bazan birbirine zit hükümleri hak olabilir?”
Bu soruya Bediüzzaman Said Nursi Hz. özetle su cevabi verir: “Bir su,bes muhtelif mizaçli hastalara göre bes hüküm alir. Önemli miktarda su kaybeden bir hastaya su içmesi vaciptir,sarttir. Yeni ameliyattan çikmis bir hastaya zehir gibi zararlidir. Tibben ona haramdir. Diger bir hastaya kismen zararlidir;su içmek ona tibben mekruhtur. Diger birisine zararsiz menfaat verir,tibben ona sünnettir. Diger birisine de ne zarar ne menfaattir. Tibben ona mübahtir afiyetle içsin... Iste burada hak taadüt etti,birden fazla oldu. Besi de haktir.”Su yalniz ilaçtir,yalniz ciptir,baska hükmü yoktur”denilebilir mi?
Iste bunu gibi Ilahi hükümler mezheplere uyanlara göre degisir. Hem hak olarak degisir ve her biri de hak olur,maslahat olur.. Mesela ,bugün bile Safii mezhebine mensup olanlarin genel karakteri köylüge ve bedevilige daha yakindir. Cemaati bir vücut haline getiren hayat-i içtimaiyyede (sosyal hayatta) eksik oldugundan her biri namazda imam arkasinda fatihayi ayri ayri okuyarak,Cenab-i
Allah a kendi dertlerini bizzat söylerler ve O ndan ne istediklerini ifade ederler. Imam-i Azam a tabi olanlar ise genellikle medeniyete ve sehirlige daha yakin ve içtimai yasayis da müsait oldugundan bir cemaat bir sahis hükmüne girip bir tek adam herkes namina söyler,ona uyanlar kalben onu tasdik ettiklerinden ve onun sözü herkesin sözü hükmüne geçtiginden Hanefi mezhebi mensuplari imam arkasinda fatiha okumazlar...
Birbirinden farkli gibi görünen mezheplerdeki teferruat meselelerinin hangisini ele alsak,imamlarin dayandiklari noktalarin hak ve hakikat oldugunu görebiliriz. Bu husuta Imam Sarani hazretleri “Mizan” isimli bir eser yazarak,mezhep imamlari arasinda bir mukayese yaparak hangi hükmü nasil anladiklarini ortaya koymustur.”
BIR MISAL
Mezhep imamlari Islami meseleler de degil uygulanis tarzinda kendilerine göre hakli sebeplerle ihtilaf etmislerdir. Mesela abdest alirken basa meshetmekte bütün imamlar ittifak etmislerdir. Ancak meshin tarzinda ve miktarinda ihtilaf etmislerdir.
Abdesti bizlere farz kilan Rabbimizin,”basiniza meshedinizé emri “ bi ruusikum” ibaresiyle gelmistir. Dillerin en zengini olan arapçada çesitli kelimelerin basina gelen “b” harfi,bazen “güzellestirmek “ bazen “bazi” manasini vermek ve bazen de “bitistirmek” manasini vermek için gelir. Abdest ayetinin”ruusiküm” kelimesinin basina gelen “b” harfini mezhep imamlarinin her biri ayri manada anlamislar ve bundan farkli bir uygulama ortaya çikmistir. Buradaki “b” harfi her üç manaya da gelir. Bunu içindir ki Imam Maliki hazretleri:
“Basa meshederken,basin tamami meshedilmelidir. Zira buradaki “b” harfi güzellestirmek için gelmistir. Kendi basina bir manasi yoktur” demistir.
Imam-i Azam Hz. ise: “bu “b” bazi manasina gelmektedir. Bazsin bazisina meshedilirse kafi gelir” demistir.
Imam-i Safii Hz. ise: “bu “b” bitismek masina gelmektedir. Sadece elin basa bitismesiibir kaç kila degmesi kifayet eder,mesh tamam olur.” Der. Hal böyle olunca mezhep imamlarinin her birinin hak yolda olduklari,teferruattaki ayrilik gibi görünen hükümlerin bir ihtilaf konusu olmadigi kendiliginden ortaya çikar ve kötü maksatli olanlarin iddialarini havada birakir..”
bu arada kanun maddesi bir oldugu halde anlayis farklarindan ayni meselede çesitli mahkemelerden birbirine yüzde yüz zit ve farkli hükümler ortaya çikmaktadir. Birisi ortaya çikip da “bu neden böyle oluyor?” diyemezken mezhep meselesinin dile dolanmasi iyi niyetle ve gerçekçilikle kabil-i telif degildir.
MEZHEPLER BIRLESEBILIR MI?
Insanoglunun bir hayat seviyesinde bulunmayisi seriatlari bir oldugu halde mezheplerin farkli olmasinda rol oynamistir. Sayet insan oglunun mutlak bir ekseriyeti, bir yüksek okulun talebesi gibi yasayis tarzinda bir hayat seviyesine girse o zaman mezhepler birlestirilebilir. Fakat dünyanin suanki durumu o hale müsade etmedigi gibi mezhepler de bir olmaz ,birlestirilemez..
Dolasiyla her bir mümin bir mezhep üzere ibadet ve taatini yapmaya,bir mezhebi taklit etmeye mecburdur. Ancak mezhep imamlari ve büyük müçtehitler birbirlerini taklit etmeye mecbur degildir, kendi içtihatlari üzere amel ederle. Bunu disinda ileri geri konusanlar ve mezhep imamlarina dil uzatanlarda bir art niyet aramak ve sözlerine itibar etmemek gerektir.
TELFIK MESELESI
Bir de telfik meselesi vardir. Telfik fikih usulünde “ Muayyen bir mesele ve maddede iki veya daha fazla mezhebin hükümlerini bir araya getirmek” seklinde tarif edilir. Telfik de yine mezhep imamlari veya onlarin derecesinde olan kimseler tarafindan yapilir. Telfikten sonra hiçbir mezhebin kabul edemeyecegi
Bir hüküm çikarsa bu telfik caiz degildir. Mesela :Nikahta Hanefi,Maliki,Safii mezheplerini birlestirerek “velisiz,mehirsiz ve sahitsiz” bir nikah akdi yapilsa bu nikah geçersizdir. Zira böyle bir tarzi ne bir mezhep imami ne de baska bir müçtehit benimsemistir.”
Genel görüs,bir hadisenin vukuundan ve belli bir hükümle amelden sonra o hadisenin hükümünü degistiren bir baska mezhebin hükmünü benimsemesinin caiz olmamasi seklindedir. Ancak telafisi imkansiz meselelerde yapilan isin bir mezhebin hükmüne uygun olmasi mezheplerin rahmet olus cihetidir ve insani kalp huzuruna götürür. Mesela Imam Ebu Yusuf hamamda yikandiktan sonra Cuma namazini kilar. Bilhare kendisine hamamin haznesinde ölü bir fare bulundugu haber verilir. Hanefi mezhebine göre Ebu Yusuf hazretlerinin abdesti sahih olmamistir ve böylece Cuma namazini kilmistir. Fakat yeniden Cuma namazi kilmasi mümkün olmadigindan Ebu Yusuf hazretleri “ Medineli olan kardeslerimizin reyleriyle amel etmis oluruz” demistir.
Ama telafisi mümkün meselelerde telfik caiz degildir. O zaman öyle bir kapi açilir ki dini hayatimiz alt üst olur. Bu meseleye bir fiili bilmeden isledikten sonra basvurulabilir. Bu da telafisi imkansiz meselelerde olabilir.
acizane