İnsan, sevdiğini unutmaz. Muhabbetin, sevginin yeri ise, kalbdir. Zira kalb, muhabbet yeri, sevgi yeridir. Aşk, muhabbet bulunmayan kalb, ölmüş demektir. Kalbde, ya dünya sevgisi, yahut
Allah sevgisi bulunur. Dünya, haram olan şeyler demektir. Emirleri yaparak, haramlardan sakınarak, kalbden dünya sevgisi çıkarılınca, kalb temiz olur. Bu temiz kalbe, Allahü teâlânın sevgisi, kendiliğinden dolar.
Günah işleyince, kalb kararır, hasta olur. Dünya muhabbeti yerleşerek, Allahü teâlânın sevgisi gider. Kalbin bu hâli, bir şişeye benzer. Su doldurunca, havası çıkar. Suyu boşaltınca, hava kendiliğinden dolar.
Bir kimseyi seviyorum deyince, sevdiğine karşı mecazi muhabbeti, sevgisi olduğu anlaşılır. Cahil, bid’at sahibi, salih ve sadık her Müslüman, Resulullah efendimizi böyle sevmektedir. Müslüman olmak için, bu kadar muhabbet, sevgi kâfi görülmüştür. Feyz getiren yani Peygamber efendimizin mübarek kalbinden gelen nuru alabilmek için, hakiki sevgiye kavuşmak lazımdır. Hakiki sevginin hasıl olması için de, Resulullah efendimizin sözlerini, işlerini, hallerini ve ahlakını öğrenmek ve bunları sevmek lazımdır. Sevilene itaat edilir. Her şeyde ona tâbi olunur. Bir kimsede, bu hakiki sevgi çoğalırsa, o kimse, sevdiğinden başka her şeyi unutur. Fakat sevebilmek kolay bir şey değildir. Nefsin sevdiklerini, kalbin sevdiği hakiki güzellikler sanarak aldananlar çok olmuş, felakete sürüklenmişlerdir.
Seven, sevdiğini çok hatırlar, onu hiç unutmaz. Allahü teâlâyı seven Allahü teâlâyı, Resulullah efendimizi seven Resulullah efendimizi, evliyayı seven evliyayı çok zikreder, anar. Yani hiç hatırından çıkarmaz. Zira hadis-i şerifte; (İnsan, sevdiğini çok zikreder) buyuruldu.
Çocuklarını, hanımını, tarlasını, bağını, bahçesini, parasını, makamını seven bir kimse, nasıl ki bunları hiç gönlünden çıkarmaz ve hep hatırlarsa, Allahü teâlâyı ve Onun sevdiklerini seven bir kimse de, bunları kalbinden hiç çıkarmaz, hep hatırlar. Herkes kalbini yoklarsa kimi çok sevdiğini anlar ve sevdiği ne emrettiyse onu yerine getirir. Seven, sevdiğinin isteklerinin bazısını yapar, bazısını yapmazsa sevgisinin az olduğu, hiçbirini yapmazsa sevmediği anlaşılır.
Abdullah bin Mübarek hazretleri, huzuruna gelen birine; "Allahü teâlâya isyan ederek, Onu sevdiğini söylemen acaiptir. Eğer sevgin doğru olsaydı, Ona itaat ederdin; çünkü seven, sevdiğine itaat eder" buyurmuştur.
İsmail Fakirullah hazretleri buyurdu ki:
“Allahü teâlâyı seven, Peygamber efendimizi de sever. Peygamber efendimizi seven Ona salevatı çok okur, sünneti ile amel eder.”
Bir Müslüman, Allahü teâlâyı seven ve Allahü teâlânın da kendilerini sevdiği kimseleri çok sever. Çünkü bunlar, İslamiyet’i doğru olarak insanlara öğreten rehberlerdir. Rehberi sevmek, Allahü teâlâyı ve Resulullah efendimizi sevmekten ileri gelmektedir. Bu sevgiye, Hubb-i fillah denir. İbadetlerin en kıymetlisinin hubb-i fillah olduğu hadis-i şerifle bildirilmiştir.
Rehber olabilmek için, ilimde ictihad derecesine yükselmiş olmak, evliyalıkta vilâyet-i hassa-i Muhammediyye mertebesinde bulunmak lazımdır. Böyle bir Rehberin her hareketi, her duruşu, her sözü, İslamiyet’e uygundur. Yani, her şeyde Resulullah efendimize uymaktadır. Böyle bir Rehberin emirlerini yapmak, İslamiyet’e uymak demektir. Çünkü, Rehberin her sözü ve her işi İslamiyet’i bildirmektedir.
Peygamberlerin hepsi, insanlığa yol gösteren, onları cehalet karanlığından kurtaran rehberlerdir. Kıyamete kadar gelecek olan insanlara, Rehber olarak Muhammed aleyhisselam gönderilmiştir. Dolayısı ile Muhammed aleyhisselamı sevmek, herkese farzdır. Peygamber efendimiz de; (Allahü teâlâyı seven, beni sever) buyurmuştur.
Muhammed aleyhisselamı sevmenin alameti ise, Onun getirdiği dinine, yoluna, sünnetine ve ahlakına uymaktır. Allahü teâlâ, Peygamber efendimize hitaben, Kur’an-ı kerimde mealen; (Bana uyarsanız, Allahü teâlâ sizi sever) demesini emir buyurmuştur.
Seven bir kimse, sevdiğinin sevdiklerini de sever. Sevdiğinin düşmanlarına düşman olur. Bu sevmek ve düşmanlık, bu kimsenin elinde değildir. Kendiliğinden hasıl olur. Süfyan bin Uyeyne hazretleri; "Allahü teâlâyı seven, Allahü teâlânın sevdiklerini de sever. Allahü teâlânın sevdiklerini seven, Allahü teâlânın rızası için sever" buyurmuştur.
Muhammed Parisa hazretleri buyuruyor ki:
“İnsanı Allahü teâlâdan uzaklaştıran perdelerin en zararlısı, kalbin kararması, hasta olması, yani dünya sevgisinin kalbe yerleşmesidir. Bu sevgi, kötü arkadaşlardan ve lüzumsuz şeyler seyretmekten hasıl olur. Çok uğraşarak, bunları kalbden çıkarmalıdır. Faydasız kitap, roman, gazete okumak, lüzumsuz şeyler konuşmak, dünya sevgisini arttırır ve insanı Allahü teâlâdan uzaklaştırır. Kalbin hasta olması, Allahü teâlâyı unutmasıdır. Allahü teâlâya kavuşmak isteyenlerin, bunlardan sakınması, nefsi kuvvetlendiren, azdıran her şeyden sakınması lazımdır.”
Ali Hafız Efendi sohbetlerinde hep;
"Muhabbet edene muhabbet edilir. Seven sevilir. Unutmayan unutulmaz" buyururdu.