İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 12.03.2008, 09:39

 
Üyelik tarihi: 27.10.2005
Mesajlar: 225
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Hüküm Zahire Göredir İslam’da Irkçılık Yoktur


Hüküm Zahire Göredir:
“Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir.”
Bu ayet gösteriyor ki insanların zahirine göre hüküm vermek gerekir. Kalpleri ise ancak Allah bilir. Bu yüzden insanlara hüküm verirken söyledikleri sözlere, yaptıkları amellere göre hüküm verilir.
Kur’an ve sahih sünnette müslüman olabilmek için söylenmesi ve yapılması gereken amel ve sözleri söyleyen ve yapan kişi zahiren müslüman sayılır. Ama Allah katında müslüman olabilmesi için söylenmesi ve yapılması gereken şeyleri söylerken ve yaparken kalben tasdik etmesi gerekir. Bu kalben tasdiki sadece Allah (c.c) bilebildiği için buna sadece Allah hüküm verebilir, insanların buna göre hüküm vermesi mümkün değildir.
Bir insan müslüman olabilmek için söylenmesi ve yapılması gereken şeylerin herhangi birini yapmazsa zahire göre müslüman değildir, insanların zahirine göre değil, kalplerine göre hüküm veren kişi sadece Allah (c.c)’nun bilebileceği kalplerden geçeni bildiğini iddia etmiş ve İlahlık taslamış olur.
İslam’da Irkçılık Yoktur:
“Bazınız bazımızdandır. (insanlık ve din bakımından aranızda bir fark yoktur.)”
Zinaya düşmekten korkan kişi sırf cariye olduğu için mü’min olan cariyelerle evlenmekten çekinmesin. Çünkü o cariye de insanlık ve din bakımından kendisi gibidir.
Tarih boyunca, İslam dini kadar ırkçılığa ve insanlar arasında renk ve dilden dolayı sınıf farkı gözeterek ayırım yapanlara karşı savaş açan bir din, düşünce ve sistem olmamıştır, İslam dini sırf renkten ve cinsten dolayı ayırım yapmayı cahiliyeden saymıştır. Onun için Rasulullah (s.a.s), Ebu Zer (r.a) bir kölesini siyah annesinden dolayı ayıpladığı için üzerinde cahiliye kalıntısı taşımakla suçlamıştır.
Ma’rur bin Suveyd dedi ki:
Ebu Zer ve yanındaki kölesinin elbiselerinin aynı olduklarını gördüm. Bunun nedenini Ebu Zer’e sordum. Ebu Zer şöyle cevap verdi:
“Ben bir adama sövdüm. Annesinin siyah olmasından dolayı onu küçümsedim ve ona şöyle dedim:
“Ey annesi siyah olan kişi!..” Bundan dolayı Rasulullah (s.a.s) bana şöyle buyurdu:
Sen üzerinde cahiliye kalıntısı taşıyan bir kişisin. Onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah onları sizin emrinizin altına vermiştir. Her kimin kardeşi emri altında ise ne yerse ona yedirsin, ne giyerse onu giydirsin, onlara kaldıramayacakları yükü yüklemesin. Eğerkaldıramayacakları yükü yüklemişseniz onlara yardım edin.” (Buhari Müslim)
İslam dininde, cariyesini terbiye edip azad ettikten sonra onunla evlenen kişiye iki ecir vardır.
Ebu Musa el-Eşari’den Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
“Üç kişiye iki ecir vardır: “Daha önceki nebiye iman edip sonra Muhammed’e inanan kitap ehli, Allah’ın hakkını ve sahibinin hakkını yerine getiren köle, cariyesini güzel bir şekilde terbiye edip eğittikten sonra onu azad edip onunla evlenen kişi...” (Buhari, Müslim)
Bu ayete bakıldığı zaman İslam dininin cariyelere ne kadar güzel davrandığını ve kıymet verdiğini apaçık bir şekilde görmekteyiz. Allah (c.c) bu ayette cariyelerden söz ederken “cariyeleriniz” sözü yerine “genç kızlarınız” sözünü kullanmıştır. Yine onları İslam toplumuna nispet ederek onlar hakkında “sizin genç kızlarınız” diye bahsetmektedir. Bu şekilde vasıflandırmakla cariyelerin, başka bir toplumun değil, İslam toplumunun bir parçası oldukları vurgulanmış olur. Ayrıca hür erkeklerin müslüman cariyelerle evlenmelerinin mubah kılınması cariyeleri azad etmeye çok geniş bir kapı açar. Çünkü hür bir erkek sahibinin izniyle bir cariyeyle evlenirse artık o cariye onun kıymet verdiği, koruduğu bir hanımı olmuş olur. Fakat bu cariyenin üzerinde hala sahibinin hakkı olduğu için tam olarak kendisine ait değildir. Sahibi isterse onu başkasına da satabilir. Bu, koca için incitici bir durumdur. Hele de bu cariye bir çocuk doğurursa bu çocuk, cariyenin sahibinin kölesi olur.
Kocanın şerefini ve kerametini düşürecek bu incitici durumdan kurtulup bu cariyenin üzerindeki bütün haklara sahip olabilmesi için tek bir çözüm vardır. O da bu cariyenin kölelikten kurtulmasıdır. Bu yüzden bu kişi bu cariyeyi sahibinden satın alıp azad etmek için bütün gücünü kullanır. Onu satın alır, azad eder ve hür olarak onunla evlenir.
“ehillerinin izniyle onları (cariyeleri) nikahlayıp alın.”
Ayette geçen “ehillerinden” kasıt, “sahipleri”dir. Bu ayet gösteriyor ki cariyenin velisi cariyenin sahibidir. Ancak onun izniyle evlenebilir. Aynı şekilde kölenin velisi de kölenin sahibidir. Köle, sahibinin izni olmadan evlenemez.
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
“Sahibinin izni olmadan evlenen köle zinakardır.” (Ahmed, Ebu Davud, Tirmizi, bu hadis için hasen sahih dedi.)
Eğer cariyenin sahibi kadın ise; bu cariyeyi ancak sahibi olan kadını evlendirebilecek veli kadının izniyle evlendirebilir.
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
“Kadın kadını evlendirmesin. Kadın kendini de evlendirmesin. Çünkü kendini evlendiren kadın zinakardır...” (İbn-i Mace, İbn-i Kuzeyine bu hadis için sahih dedi.)

“Mehirlerini en güzel bir şekilde verin.”
Cariye oldukları için onların haklarını eksiltmeyin. Mehirlerini en güzel şekilde verin.
“İffetli yaşamaları, zina etmemeleri, gizli dost da tutmamaları şartıyla...”
Allah (c.c) mü’min cariyelerle evlenmenin caiz olması için kişinin bir hür kadınla evlenebilecek gücü olmaması şartını koştuktan sonra ayetin bu bölümünde de gereken diğer şartları saymaya başladı.
Bu ayette zikredilen diğer şartlar ise; cariyenin sahibinin izni olması, mehirlerinin en güzel bir şekilde verilmesi, evlenilecek olan cariyenin ne açık bir şekilde zinakar ne de gizli bir şekilde dost tutmaması...
Fuhuş Yapan Cariyeye Verilecek Ceza:
“Muhsan (müslüman) olduktan sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır).”
Allah (c.c) ayetin daha önceki bölümünde müslüman cariyeyle evlenildiğinde onun sahip olduğu hakları bildirdikten sonra ayetin bu bölümünde de evlendikten sonra zina yaptığında cariyeye ne ceza verileceğini bildirmektedir.
Ayette geçen “uhsinne” kelimesindeki hemze merfu olarak “uhsinne” okunursa “evlenirlerse “manasındadır. Eğer “ahsanne” olarak okunursa yani hemzenin harekesi ‘fetha olursa, “müslüman olurlarsa... manasındadır. Birinci okuyuşa göre ayetin manası şöyle olur: “Eğer evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır), ikinci okuyuşa göre ayetin manası şöyle olur; “müslüman olduktan sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara hür kadınların cezasının yarısı uygulanır.”
Doğru olan “uhsinne” okuyuşudur. Ayetin siyakından bu anlaşılmaktadır .Çünkü ayetin daha önceki kısmında mü’min kızlardan bahsedilmektedir. Bu bahisten, sonra “müslüman olduktan sonra, ifadesi manadan uzaktır. Uygun olan mana, “evlendikten sonra” sözüdür. Yani “uhsinne” olarak okumaktır. En doğrusunu Allah bilir.
Bu ayetin zahirine göre, müslüman cariyeye ancak evlendikten sonra zina yaparsa had vardır. Fakat sahih sünnette, evli olmayan cariyeye de had uygulanması gerektiği bildirilmiştir.
Ebu Hureyre, Zeyd b. Halid ve başkalarından, Rasulullah (s.a.s)’e evlenmeyen bir cariye zina yaptığında ne yapılacağı konusunda sordular. Rasulullah (s.a.s) onlara cevaben şöyle buyurdu:
“Zina ederse celdedin, tekrar zina ederse tekrar celdedin. Sonra tekrar zina ederse celdedin ve bir ip karşılığında bile olsa onu satın.” (Buhari, Müslim)
Ali (r.a) şöyle dedi:
“Ey müslümanlar! ister evli ister bekar olsun zina yapan cariyelerinize had uygulayın. Rasulullah (s.a.s)’in cariyesi zina yaptı. Bana onu celdetmem için emir verdi. Fakat ben cariyenin nifas halinde olduğunu görünce celdedersem öleceğinden korktum ve bu durumu Rasulullah (s.a.s)’e arz ettim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s) bana:
“iyi yaptın. Lohusalıktan çıkıncaya kadar onu bırak. Sonra elli sopa vur.” dedi. (Müslim)
Bu ayet zina yapan evli cariyenin haddinin zina yapan hür müslüman evli kadınların hadlerinin yarısı kadar olduğunu bildirmektedir. Zina cezalarından yarısı olabilecek ancak celde, yani yüz sopadır. Recmin yarısı olmaz. Onun için zina yapan evli cariyeye elli sopa cezası vardır. Hadiste ise bekar olan cariyenin cezasının aynı evli olan cariyenin cezası gibi olduğu bildirilmiştir. Bu, alimlerin çoğunun görüşüne göredir.
İbn-i Abbas, Tavus, Said b. Cübeyr, Ebu Ubeyd ve bir rivayete göre Davud ez-Zahiri’ye göre; elli sopa, sadece zina yapan evli cariyenin haddidir. Ayet bu manadadır. Evli olmayan cariye zina yaparsa cezası elli sopa değil ancak terbiye etmek için dövmektir. Rasulullah (s.a.s)’in evli olmayan cariye hakkındaki “celdedin” sözünden kasıt, terbiye etmek için dövmektir.”
Alimlerin çoğuna göre ister evli ister bekar olsun, ister müslüman ister kafir olsun zina yapan cariyenin cezası elli sopadır.
“Bu (cariyeyle evlenme izni) içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir.”
Allah (c.c) ayetin bu bölümünde mü’min cariyeyle evlenmenin caiz olabilmesi için başka bir şart koşuyor. O da; evlenilmediği taktirde zinaya düşme ihtimalinin çok büyük olmasıdır. Kişi eğer zina yapacak duruma gelir ya da zina yapmadığı taktirde büyük zarar ve sıkıntılara maruz kalır ve bu sıkıntılar onu hasta olmaya sürükleyecek boyutlara varırsa işte ancak o zaman müslüman cariyeyle evlenmesi caiz olur.
“Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır.”
Kendinizi haramdan sakındırmanız şartıyla sabredip mü’min olan cariyeyle evlenmezseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Çünkü hem aldığınız cariyelerde hem de onlardan olan çocuklarınızda tam tasarruf hakkınız yoktur. Onlardan olan çocuklarınız köle hükmündedir.

Ömer (r.a) şöyle dedi:
“Kim cariyeyle evlenirse yarısını köleleştirmiş olur.”(Kurtubi)
“Allah Gafur’dur, Rahim’dir.”
Allah (c.c) çok bağışlayıcı ve kullarına taşıyamayacakları yükü yüklemeyen, rahmeti bol olandır. Allah (c.c) ayetin bundan önceki bölümünde sabredip müslüman cariyeyle evlenmemenin evlenmekten daha hayırlı olduğunu bildirdikten sonra ayetin bu bölümünde de sabredemeyip zaruretten dolayı müslüman cariyeyle evlenen kişiyi bunu kendisini günahtan korumak için yaptığından dolayı affedeceğini bildiriyor.
abdullahahmed isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 12.03.2008, 09:43

 
Üyelik tarihi: 20.06.2006
Mesajlar: 4.944
Teşekkür etti: 4
134 Teşekkür 93 Mesaja aldı
Bismillah...

Başlık doğrudur..Lakin aslı bilinmeyen meselelerde hüküm zahire göredir.

vesselam
Ninja-Kedi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 12.03.2008, 10:06
Ümit Yolcusu

 
Mikval - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 21.10.2004
Mesajlar: 1.681
Teşekkür etti: 6
40 Teşekkür 27 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Ninja-Kedi
Mesajı göster
Bismillah...

Başlık doğrudur..Lakin aslı bilinmeyen meselelerde hüküm zahire göredir.

vesselam
asli bilinmeyen her meselede de mi ayni söz konusu..?
__________________
..
Sayfalarinda Güller Kuruttugum O Kitap Hala Bitmedi...
Mikval isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 12.03.2008, 11:30

 
Üyelik tarihi: 20.06.2006
Mesajlar: 4.944
Teşekkür etti: 4
134 Teşekkür 93 Mesaja aldı
Bismillah....

Aslı bilinmeyen -her- meselelerde fıkıh zahire göre tecelli eder.

vesselam
Ninja-Kedi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 18.03.2008, 18:35

 
Üyelik tarihi: 18.12.2006
Mesajlar: 253
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Hüküm Zahire Göredir

HÜKÜM ZAHİRE GÖREDİR


AbduIIah b. Utbe b. Mes'ud (r.a)'den şöyle rivayet edilmiştir:

Ömer (r.a)'den işittim. O şöyle diyordu:

«İnsanlar Rasulullah (s.a.s) zamanında vahiy ile gizli hallerinden de sorumlu tutulurlardı. Rasulullah'ın vefatı ile vahiy kesilmiştir. Bugün sizi gördüğümüz amellerinizden dolayı sorumlu tutarız. Bu yüzden kim bize hayır ve adalet gösterirse onu emin sayar ve güvenilir kabul ederiz. Onların gizli hallerini araştırmak bize düşmez. Gizli hallerinin hesabını da Allah görür. Bize zahiren fena hal gösterenlerden de emin olamayız. Niyetinin iyi olduğunu söylese bile ona inanmayız.» (Buhari)


Yukarıdaki hadiste birçok insanın hataya düşmesine sebeb olan bir konu aydınlığa kavuşturuluyor. Hükmün zahirde görülen söz ve amellere göre olması.

İnsanın kalbinden geçirdiği düşünce ve niyetler, gelecekte olacak olaylar, ancak Allah’ın bilebildiği gaybi bilgilerdir. Hiçbir kulun bu gibi şeyleri bilmeye veya bu gibi konularda fikir beyan etmeye kudreti ve izni yoktur. Ancak Allah (c.c) bazı zamanlarda gönderdiği vahiy vasıtasıyla insanların kalblerinden geçenleri veya gelecekte olacak bazı olayları Rasullerine bildirmiştir. Onlar da vahiy sayesinde bu gibi konularda insanlara haberler verebilmişler veya zahirde gösterdikleri alametlere rağmen, insanlara kalblerinden geçenlerle hükmetmişlerdir. Fakat bu hal ancak Rasullere mahsus bir özelliktir.

Şu günümüzde kim kalblerden geçenleri bilebildiğini iddia ederse; ya kendisine vahiy geldiğini iddia ederek, Kur'an'ın vahyin kesilmiş olduğuna dair haberini yalanlamış ya da gaybi bildiğini iddia ederek, Allah'ın ilmine sahib olduğunu söylemiş olur. Bu iki hal de Allah'a ve kitabına karşı büyük bir cürüm ve apaçık bir küfürdür.

Kalblerden geçenlere ait ilmin sadece Allah'a ait olduğunu ısrarla bildiren İslam dini, bu nedenle, insanların birbirlerine dair verdikleri hükümleri, ancak ve ancak zahire yani söylenen söz ve işlenen amellere dayandırmalarını emretmiştir. Hüküm ancak zahire göredir. Zahiren imanın gereklerini gösteren kimse, kalben bunu tasdik etmese bile, insanlar katında müslüman kabul edilir. Fakat kalblerden geçeni hakkıyla bilen Allah indinde hükmü, kafirden başka birşey değildir, şüphesiz. Aynı şekilde zahiren La ilahe illallah inancını bozan bir amel ya da söz sarfeden kişi -niyetinin iyi olduğunu söylese veya sarfettiği söz ve amele kalben inanmadığını iddia etse bile- bu amel ve sözden döndüğünü gösterene dek, müslümanlar gözünde kafirdir. Zira, ortada iki altematif vardır: Ya zahiren görülene itibar etmek ya da zahirde tam tersi bir durum devam ettiği halde, kalbte iyi niyetin olduğuna inanmak. Kalblerden geçenleri ancak Allah'ın bilebileceğine hakkıyla iman eden herkes, zahirde görülenlere itibar edilmesinin gerekliliğini savunacaktır şüphesiz. Nitekim Allah'ın kitabının, Rasulünün ve bunlara hakkıyla bağlanmış olan sahabelerin bildirmiş olduğu gerçek de budur. Aksi bir iddia ancak işledikleri şirk ve küfürlere, İslam reddettiği halde İslam'dan delil getirmek isteyen ya da Allah'ın ilim ve kudretine sahib olduklarını iddia ederek insanlar üzerinde yücelip, rabblik ve ilahlık taslayan kafirlerce ortaya atılabilir. Rabbimizi bu tür iftiralardan tenzih ederiz.

Konu tevhidci tarafından (18.03.2008 Saat 21:13 ) değiştirilmiştir..
tevhidci isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Dar’a (yere) Göre Insanlara Hüküm Verme ANTI_TAGUT Dini Bilgi ve Eğitim 1 15.12.2007 19:17
Moritanya’da İslam’ın sesi yükseliyor Omar_Muhtar Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 1 22.11.2007 22:26
İslâm’da cehrî zikir var mı? burhanefe71 Dini Bilgi ve Eğitim 6 09.09.2007 19:19
İslam’da Kadının Durumu Tevhid Dini Bilgi ve Eğitim 14 15.07.2007 02:13
Fransa’da İslam lisesi M. Ali Saral Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 1 18.12.2002 14:07


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:03 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50