Üyelik tarihi: 27.10.2005 Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
| Hüküm Zahire Göredir İslam’da Irkçılık Yoktur Hüküm Zahire Göredir: “Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir.” Bu ayet gösteriyor ki insanların zahirine göre hüküm vermek gerekir. Kalpleri ise ancak Allah bilir. Bu yüzden insanlara hüküm verirken söyledikleri sözlere, yaptıkları amellere göre hüküm verilir. Kur’an ve sahih sünnette müslüman olabilmek için söylenmesi ve yapılması gereken amel ve sözleri söyleyen ve yapan kişi zahiren müslüman sayılır. Ama Allah katında müslüman olabilmesi için söylenmesi ve yapılması gereken şeyleri söylerken ve yaparken kalben tasdik etmesi gerekir. Bu kalben tasdiki sadece Allah (c.c) bilebildiği için buna sadece Allah hüküm verebilir, insanların buna göre hüküm vermesi mümkün değildir. Bir insan müslüman olabilmek için söylenmesi ve yapılması gereken şeylerin herhangi birini yapmazsa zahire göre müslüman değildir, insanların zahirine göre değil, kalplerine göre hüküm veren kişi sadece Allah (c.c)’nun bilebileceği kalplerden geçeni bildiğini iddia etmiş ve İlahlık taslamış olur. İslam’da Irkçılık Yoktur: “Bazınız bazımızdandır. (insanlık ve din bakımından aranızda bir fark yoktur.)” Zinaya düşmekten korkan kişi sırf cariye olduğu için mü’min olan cariyelerle evlenmekten çekinmesin. Çünkü o cariye de insanlık ve din bakımından kendisi gibidir. Tarih boyunca, İslam dini kadar ırkçılığa ve insanlar arasında renk ve dilden dolayı sınıf farkı gözeterek ayırım yapanlara karşı savaş açan bir din, düşünce ve sistem olmamıştır, İslam dini sırf renkten ve cinsten dolayı ayırım yapmayı cahiliyeden saymıştır. Onun için Rasulullah (s.a.s), Ebu Zer (r.a) bir kölesini siyah annesinden dolayı ayıpladığı için üzerinde cahiliye kalıntısı taşımakla suçlamıştır. Ma’rur bin Suveyd dedi ki: Ebu Zer ve yanındaki kölesinin elbiselerinin aynı olduklarını gördüm. Bunun nedenini Ebu Zer’e sordum. Ebu Zer şöyle cevap verdi: “Ben bir adama sövdüm. Annesinin siyah olmasından dolayı onu küçümsedim ve ona şöyle dedim: “Ey annesi siyah olan kişi!..” Bundan dolayı Rasulullah (s.a.s) bana şöyle buyurdu: “Sen üzerinde cahiliye kalıntısı taşıyan bir kişisin. Onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah onları sizin emrinizin altına vermiştir. Her kimin kardeşi emri altında ise ne yerse ona yedirsin, ne giyerse onu giydirsin, onlara kaldıramayacakları yükü yüklemesin. Eğerkaldıramayacakları yükü yüklemişseniz onlara yardım edin.” (Buhari Müslim) İslam dininde, cariyesini terbiye edip azad ettikten sonra onunla evlenen kişiye iki ecir vardır. Ebu Musa el-Eşari’den Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Üç kişiye iki ecir vardır: “Daha önceki nebiye iman edip sonra Muhammed’e inanan kitap ehli, Allah’ın hakkını ve sahibinin hakkını yerine getiren köle, cariyesini güzel bir şekilde terbiye edip eğittikten sonra onu azad edip onunla evlenen kişi...” (Buhari, Müslim) Bu ayete bakıldığı zaman İslam dininin cariyelere ne kadar güzel davrandığını ve kıymet verdiğini apaçık bir şekilde görmekteyiz. Allah (c.c) bu ayette cariyelerden söz ederken “cariyeleriniz” sözü yerine “genç kızlarınız” sözünü kullanmıştır. Yine onları İslam toplumuna nispet ederek onlar hakkında “sizin genç kızlarınız” diye bahsetmektedir. Bu şekilde vasıflandırmakla cariyelerin, başka bir toplumun değil, İslam toplumunun bir parçası oldukları vurgulanmış olur. Ayrıca hür erkeklerin müslüman cariyelerle evlenmelerinin mubah kılınması cariyeleri azad etmeye çok geniş bir kapı açar. Çünkü hür bir erkek sahibinin izniyle bir cariyeyle evlenirse artık o cariye onun kıymet verdiği, koruduğu bir hanımı olmuş olur. Fakat bu cariyenin üzerinde hala sahibinin hakkı olduğu için tam olarak kendisine ait değildir. Sahibi isterse onu başkasına da satabilir. Bu, koca için incitici bir durumdur. Hele de bu cariye bir çocuk doğurursa bu çocuk, cariyenin sahibinin kölesi olur. Kocanın şerefini ve kerametini düşürecek bu incitici durumdan kurtulup bu cariyenin üzerindeki bütün haklara sahip olabilmesi için tek bir çözüm vardır. O da bu cariyenin kölelikten kurtulmasıdır. Bu yüzden bu kişi bu cariyeyi sahibinden satın alıp azad etmek için bütün gücünü kullanır. Onu satın alır, azad eder ve hür olarak onunla evlenir. “ehillerinin izniyle onları (cariyeleri) nikahlayıp alın.” Ayette geçen “ehillerinden” kasıt, “sahipleri”dir. Bu ayet gösteriyor ki cariyenin velisi cariyenin sahibidir. Ancak onun izniyle evlenebilir. Aynı şekilde kölenin velisi de kölenin sahibidir. Köle, sahibinin izni olmadan evlenemez. Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Sahibinin izni olmadan evlenen köle zinakardır.” (Ahmed, Ebu Davud, Tirmizi, bu hadis için hasen sahih dedi.) Eğer cariyenin sahibi kadın ise; bu cariyeyi ancak sahibi olan kadını evlendirebilecek veli kadının izniyle evlendirebilir. Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Kadın kadını evlendirmesin. Kadın kendini de evlendirmesin. Çünkü kendini evlendiren kadın zinakardır...” (İbn-i Mace, İbn-i Kuzeyine bu hadis için sahih dedi.) “Mehirlerini en güzel bir şekilde verin.” Cariye oldukları için onların haklarını eksiltmeyin. Mehirlerini en güzel şekilde verin. “İffetli yaşamaları, zina etmemeleri, gizli dost da tutmamaları şartıyla...” Allah (c.c) mü’min cariyelerle evlenmenin caiz olması için kişinin bir hür kadınla evlenebilecek gücü olmaması şartını koştuktan sonra ayetin bu bölümünde de gereken diğer şartları saymaya başladı. Bu ayette zikredilen diğer şartlar ise; cariyenin sahibinin izni olması, mehirlerinin en güzel bir şekilde verilmesi, evlenilecek olan cariyenin ne açık bir şekilde zinakar ne de gizli bir şekilde dost tutmaması... Fuhuş Yapan Cariyeye Verilecek Ceza: “Muhsan (müslüman) olduktan sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır).” Allah (c.c) ayetin daha önceki bölümünde müslüman cariyeyle evlenildiğinde onun sahip olduğu hakları bildirdikten sonra ayetin bu bölümünde de evlendikten sonra zina yaptığında cariyeye ne ceza verileceğini bildirmektedir. Ayette geçen “uhsinne” kelimesindeki hemze merfu olarak “uhsinne” okunursa “evlenirlerse “manasındadır. Eğer “ahsanne” olarak okunursa yani hemzenin harekesi ‘fetha olursa, “müslüman olurlarsa... manasındadır. Birinci okuyuşa göre ayetin manası şöyle olur: “Eğer evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır), ikinci okuyuşa göre ayetin manası şöyle olur; “müslüman olduktan sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara hür kadınların cezasının yarısı uygulanır.” Doğru olan “uhsinne” okuyuşudur. Ayetin siyakından bu anlaşılmaktadır .Çünkü ayetin daha önceki kısmında mü’min kızlardan bahsedilmektedir. Bu bahisten, sonra “müslüman olduktan sonra, ifadesi manadan uzaktır. Uygun olan mana, “evlendikten sonra” sözüdür. Yani “uhsinne” olarak okumaktır. En doğrusunu Allah bilir. Bu ayetin zahirine göre, müslüman cariyeye ancak evlendikten sonra zina yaparsa had vardır. Fakat sahih sünnette, evli olmayan cariyeye de had uygulanması gerektiği bildirilmiştir. Ebu Hureyre, Zeyd b. Halid ve başkalarından, Rasulullah (s.a.s)’e evlenmeyen bir cariye zina yaptığında ne yapılacağı konusunda sordular. Rasulullah (s.a.s) onlara cevaben şöyle buyurdu: “Zina ederse celdedin, tekrar zina ederse tekrar celdedin. Sonra tekrar zina ederse celdedin ve bir ip karşılığında bile olsa onu satın.” (Buhari, Müslim) Ali (r.a) şöyle dedi: “Ey müslümanlar! ister evli ister bekar olsun zina yapan cariyelerinize had uygulayın. Rasulullah (s.a.s)’in cariyesi zina yaptı. Bana onu celdetmem için emir verdi. Fakat ben cariyenin nifas halinde olduğunu görünce celdedersem öleceğinden korktum ve bu durumu Rasulullah (s.a.s)’e arz ettim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s) bana: “iyi yaptın. Lohusalıktan çıkıncaya kadar onu bırak. Sonra elli sopa vur.” dedi. (Müslim) Bu ayet zina yapan evli cariyenin haddinin zina yapan hür müslüman evli kadınların hadlerinin yarısı kadar olduğunu bildirmektedir. Zina cezalarından yarısı olabilecek ancak celde, yani yüz sopadır. Recmin yarısı olmaz. Onun için zina yapan evli cariyeye elli sopa cezası vardır. Hadiste ise bekar olan cariyenin cezasının aynı evli olan cariyenin cezası gibi olduğu bildirilmiştir. Bu, alimlerin çoğunun görüşüne göredir. İbn-i Abbas, Tavus, Said b. Cübeyr, Ebu Ubeyd ve bir rivayete göre Davud ez-Zahiri’ye göre; elli sopa, sadece zina yapan evli cariyenin haddidir. Ayet bu manadadır. Evli olmayan cariye zina yaparsa cezası elli sopa değil ancak terbiye etmek için dövmektir. Rasulullah (s.a.s)’in evli olmayan cariye hakkındaki “celdedin” sözünden kasıt, terbiye etmek için dövmektir.” Alimlerin çoğuna göre ister evli ister bekar olsun, ister müslüman ister kafir olsun zina yapan cariyenin cezası elli sopadır. “Bu (cariyeyle evlenme izni) içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir.” Allah (c.c) ayetin bu bölümünde mü’min cariyeyle evlenmenin caiz olabilmesi için başka bir şart koşuyor. O da; evlenilmediği taktirde zinaya düşme ihtimalinin çok büyük olmasıdır. Kişi eğer zina yapacak duruma gelir ya da zina yapmadığı taktirde büyük zarar ve sıkıntılara maruz kalır ve bu sıkıntılar onu hasta olmaya sürükleyecek boyutlara varırsa işte ancak o zaman müslüman cariyeyle evlenmesi caiz olur. “Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır.” Kendinizi haramdan sakındırmanız şartıyla sabredip mü’min olan cariyeyle evlenmezseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Çünkü hem aldığınız cariyelerde hem de onlardan olan çocuklarınızda tam tasarruf hakkınız yoktur. Onlardan olan çocuklarınız köle hükmündedir. Ömer (r.a) şöyle dedi: “Kim cariyeyle evlenirse yarısını köleleştirmiş olur.”(Kurtubi) “Allah Gafur’dur, Rahim’dir.” Allah (c.c) çok bağışlayıcı ve kullarına taşıyamayacakları yükü yüklemeyen, rahmeti bol olandır. Allah (c.c) ayetin bundan önceki bölümünde sabredip müslüman cariyeyle evlenmemenin evlenmekten daha hayırlı olduğunu bildirdikten sonra ayetin bu bölümünde de sabredemeyip zaruretten dolayı müslüman cariyeyle evlenen kişiyi bunu kendisini günahtan korumak için yaptığından dolayı affedeceğini bildiriyor. |