İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack (1) Seçenekler

  #41
Alt 03.05.2008, 23:29
Life is Too Hard in Turkey
 
Muttaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.03.2005
Yaş: 27
Mesajlar: 1.563
Teşekkür etti: 55
97 Teşekkür 56 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız sabır
Mesajı göster
İbn teymiyye nin Allah (cc) için mekan -sınır olduğu,ve arşın üzerindedir diye batıl iddiası



Bunun ''batıl bir iddia'' olduğu söyleniyo, ama tüm Ehli Sünnet İmamları Allahın Semada olduğunu, ve Allahın Arşa istiva ettiğini söylüyor. Allah arş üzerinde olması batıl bir iddiamı ?? Bizi aydınlatırmısınız...teşekkürler
böyle düşünenler ehli sünnet alimi değil, ingiliz ajan provokasyon merkezinin yetiştirmiş olduğu sahtekarlardır. aldanma.
yüce rabbin arşı istiva etmesi şu manaya gelir diyebilmek için müfessir olmak şarttır. ama günümüz arapçasında istiva etmeye misaller verilmiştir.
örneğin türkiye cumhuriyeti laik müşriklerin cuntası altında (zulumle idare) edilmektedir.. şimdi bu adamlar yani laik türkler türkiyeyi ellerinde tutmaktadılar, yani istiva etmişlerdir ve ellerinde olan kanunlardır somut olarak ellerinde tuttukları bir şey yok. İstiva oturma manasına da gelir elinde tutma manasına da gelir. buna da günümüzde bir örnek verirsek; "sistem oturdu" veya başka örnekler v.s. Şimdi burada ise oturan bir sistem dir yani bir yere oturması bir koltuğa oturması anlamına gelmez.. kuşatması idare etmesi v.b.
__________________
Muttaki isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #42
Alt 03.05.2008, 23:29
 
Abdullah el-Necdi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 26.04.2008
Yaş: 32
Mesajlar: 68
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Evet Mavi kardes,

hal böyle olunca, elimizdeki Fususu'l-Hikem'in Ibn Arabi'ye aidiyeti konusunde süpheye mahal kalmamaktadir.

"Ibn Arabi ve Vahdet-i Vücud" hakkindaki tetkiklerim sirasinda almis oldugum notlarimin degerlendirilecegi bir calisma tasarlamaktayim insaallah. Biter bitmez Siz kardeslerime onu arz etmeyecegim de kime edecegim ?

Yanlis anlasilmayayim;

Elbette cehennem atesi edebidir. Böyle olmadigini söyleyen Izmirli Ismail Hakki da olsa, Ibn Arabi de olsa, babam da olsa, yanilmistir. O örnegi neden getirdigim anlasilmistir umarim.
Abdullah el-Necdi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #43
Alt 03.05.2008, 23:34
 
Abdullah el-Necdi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 26.04.2008
Yaş: 32
Mesajlar: 68
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Sevgili Muttaki kardes,

"Ars'a istiva" konusunda isin hakikati; "Allah'in Sifatlari'na Dair" adli konuda yazilip-cizilenlerle aciga kavusturuldu. Bir zahmet oraya bakiver.
Abdullah el-Necdi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #44
Alt 03.05.2008, 23:36
 
Mavi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.07.2007
Mesajlar: 1.146
Teşekkür etti: 55
42 Teşekkür 34 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Abdullah el-Necdi
Mesajı göster
Evet Mavi kardes,

hal böyle olunca, elimizdeki Fususu'l-Hikem'in Ibn Arabi'ye aidiyeti konusunde süpheye mahal kalmamaktadir.
Sanırım yanlış anladın beni?

Herneyse...

Alimlerin bu konuda söyledikleri bana yeterli geliyor, kalben İbni Arabi'nin böyle söylemediğine iman ediyorum.
Mavi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #45
Alt 03.05.2008, 23:42
Arife Her Gün Kadir Gecesidir
 
elmnightmare - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 8.448
Teşekkür etti: 348
378 Teşekkür 202 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Muttaki
Mesajı göster
böyle düşünenler ehli sünnet alimi değil, ingiliz ajan provokasyon merkezinin yetiştirmiş olduğu sahtekarlardır. aldanma.
yüce rabbin arşı istiva etmesi şu manaya gelir diyebilmek için müfessir olmak şarttır. ama günümüz arapçasında istiva etmeye misaller verilmiştir.
örneğin türkiye cumhuriyeti laik müşriklerin cuntası altında (zulumle idare) edilmektedir.. şimdi bu adamlar yani laik türkler türkiyeyi ellerinde tutmaktadılar, yani istiva etmişlerdir ve ellerinde olan kanunlardır somut olarak ellerinde tuttukları bir şey yok. İstiva oturma manasına da gelir elinde tutma manasına da gelir. buna da günümüzde bir örnek verirsek; "sistem oturdu" veya başka örnekler v.s. Şimdi burada ise oturan bir sistem dir yani bir yere oturması bir koltuğa oturması anlamına gelmez.. kuşatması idare etmesi v.b.
evet ehli sünnetin görüşü budur...
RAhman Arş'a istiva etti deyince hükümranlığını öyle yürütüyor demektir.

İmam-ı Gazali İhya'da bunu açıklar....
Hükümdarın eli buraya kadar uzanıyor ifadesinden hükümdarın eli değil hükümranlığının buraya kadar uzandığı çıkar...
__________________
elmnightmare isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #46
Alt 03.05.2008, 23:47
 
Abdullah el-Necdi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 26.04.2008
Yaş: 32
Mesajlar: 68
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Sevgili Arkadaslar,

burasi "Ezberci Murad"in sayfasi...

Konuyu epey dagitmisiz...

Ayip etmisiz...
Abdullah el-Necdi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #47
Alt 03.05.2008, 23:53
Life is Too Hard in Turkey
 
Muttaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.03.2005
Yaş: 27
Mesajlar: 1.563
Teşekkür etti: 55
97 Teşekkür 56 Mesaja aldı
ALLAHU teala hazretleri (celle celaluhu) mekandan münezzehtir. kainatı yaratmadan önce arş da yoktu kürsü de yoktu. oturmak bir ihtiyactır, lütfen itikadımızı gözden geçirelim. ALLAHU teala hiçbir şeye muhtac değildir.
__________________
Muttaki isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #48
Alt 04.05.2008, 00:55
 
Murat Yazıcı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 661
Teşekkür etti: 9
116 Teşekkür 63 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Murat Yazıcı
Mesajı göster
Söz gelimi "Rahman Arş'ı istiva etti" (9) ayetinde geçen "istiva"yı "hükümranlığı altına almak" vb. şeklinde tevil etmek [İbni Teymiyye'ye göre] doğru değildir.

Bu konuda şöyle der:

"Ehl-i Sünnet'e gelince, -İbn Teymiyye'nin de kendisini Ehl-i Sünnet'e nisbet ettiği malumdur (E.Sifil)- onlar şöyle derler: "Arş'ı istiva, keyfiyetsiz bir şekilde Allahü teâlânın bir sıfatıdır. Kişinin, buna iman etmesi ve bunun (nasıl olduğunun, E.Sifil) bilgisini Allah'a havale etmesi gerekir." (10)

İbn Teymiyye sözü bu noktada bırakmış ve tevile sapmamış olsaydı hem kendisiyle çelişmemiş olur, hem de itiraza muhatap olmaktan kurtulurdu. Ne var ki böyle yapmamış ve aşağıda zikredeceğim tarzda tevile bizzat kendisi başvurmuştur.

"İstiva" konusunu işlediği yerlerden birisinde, bu kelimenin ("istevâ alâ" ifadesinin) bir tek anlamı bulunduğunu söyler ve şöyle der:

"Hz. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), üzerine binmek için hayvanının yanına geldi; ayağını üzengiye koyduğu zaman "Bismillah" dedi. Hayvanın sırtına oturduğu (istevâ alâ zahrihâ) zaman "Elhamdülillah" dedi. İbn Ömer de şöyle demiştir: "Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bineğine bindiği zaman (istevâ alâ ba'îrihî) ... Bu anlam, iki hususu ihtiva eder: İstiva edenin, istiva ettiği şeyden yüksekte olması ve onunla aynı seviyede olması. Bir şeyden aşağı seviyede olanın durumu hakkında "istevâ aleyhi" denmez." (11)

Allahü teâlânın Arş'ı istiva etmesi İbn Teymiyye'ye göre onun "üzerinde" bulunması anlamında olduğuna göre burada şöyle bir problem ortaya çıkmaktadır: Allahü teâlânın varlığı ezelî olduğuna göre, Arş'ı yaratmadan önce Allahü teâlâ nerede idi?

İmam Ebu Hanife bu konuda şöyle der: "Allahü teâlâ, kendisi için ihtiyaç ve (Arş'ın üzerine) istikrar (yerleşme) söz konusu olmaksızın Arş'ı istiva etmiştir. O, Arş'ı da, Arş'tan başkasını (diğer yarattıklarını) da korumaktadır. Eğer (Allahü teâlâ Arş'a ve bir yerde yerleşmeye) muhtaç olsaydı, tıpkı mahluklar gibi alemi yoktan var etmeye ve idareye muktedir olmazdı. (Bir mekânda) oturmaya ve karar kılmaya muhtaç olsaydı, Arş'ın yaratılmasından önce Allahü teâlâ nerede idi? Yüce Allah bundan (bir yere yerleşmek ve orayı mekân tutmaktan) münezzehtir" (12)

"İstiva" meselesinde İbn Teymiyye'nin çözmesi gereken problemlerden özellikle ikisi dikkat çekicidir:

ı. Önce sıfatlar konusundaki nassları, zahir ifadelerini esas alarak anlamak ve tevile sapmamak gerektiğini söylemekte, ancak daha sonra yine bizzat kendisi, "istiva" kelimesinin "oturmak, yerleşmek" anlamında kullanıldığı rivayetleri ileri sürerek, daha önce de gördüğümüz gibi fiilen tevil yapmış olmaktadır.

2. İmam Ebu Hanife'nin sorduğu, "Arş'ı yaratmadan önce nerede idi?" şeklindeki hayatî soruya İbn Teymiyye'nin verdiği cevap, Arş'ın da "kadîm" olduğu şeklindedir ki bu, ilkinden daha çetin bir problemi doğurmaktadır: Eğer Arş kadîm ise, bu durumda zorunlu olarak şu iki durumdan birisi söz konusu olacaktır:

A. Arş da tıpkı Allahü teâlâ gibi -haşa- "vacibu'l-vücud" (varlığı zorunlu)dur. Oysa bu özelliğin ancak Allahü teâlâda bulunabileceği izahtan varestedir.
B. Arş'ı da Allahü teâlâ yaratmıştır. Ancak Allahü teâlâ ezelden beri Arş'ı istiva etmekte olduğu için Arş'ın hem ezelî, hem de mahluk (hâdis, sonradan var olmuş) olması gerekir.

İbn Teymiyye bu problemi, "havâdis"in (ezelî olmayan, sonradan var olan varlıkların) ve cisimlerin "cins/nev" olarak kadîm (öncesiz) olabileceğini söyleyerek çözmeye çalışmaktadır. Onun bu konudaki görüşü Minhacu's-Sünne'nin kenarında Muvafakatu'l-Ma'kul adıyla (13) ve müstakil olarak da Der'u Te'arudi'l-Akli ve'n-Nakl adıyla basılan eserinde (14) tafsilatlı olarak görülebilir.

Dolayısıyla İbn Teymiyye'ye göre Arş'ın da nev'î olarak kadîm olması icabeder ki, Celâluddîn ed-Devvânî, Şerhu'l-Adudiyye'de İbn Teymiyye'nin, bir eserinde Arş'ın nev'î olarak kadîm olduğunu söylediğini belirtir.

Muhammed Abduh da bu ifade üzerine yazdığı ta'likte şunları söyler: "Bunun sebebi İbn Teymiyye'nin, ayet ve hadislerin zahirî ifadelerini esas alan ve Allahü teâlânın Arş'a, oturmak suretiyle istiva ettiğini söyleyen Hanbelîler'den olmasıdır. Kendisine, Allahü teâlâ ezelî olduğu için O'nun mekânının da ezelî olması gerektiği için bu görüşün Arş'ın ezelî olmasını icabettirdiği, Arş'ın ezelî olmasının ise onun görüşüne aykırı olduğu söylenerek itiraz edilince, "Arş nev' olarak kadîmdir" demiştir. Bu şu demektir: Allahü teâlâ, ezelden ebede kadar bir Arş'ı yok ederken diğerini yaratır ki, Allahü teâlânın istivası ezelî ve ebedî olsun ...."

Buna bağlı olarak İbn Teymiyye'de problemli olarak görülen bir diğer husus, Allahü teâlânın bir "yön"(cihet)de olduğunu söylemesidir.(15)

Ona göre Arş, ya dairesel bir şekilde felekleri ihata etmekte veya dairesel bir şekilde olmaksızın feleklerin üzerinde yer almaktadır. (16) Bu ihtimallerden ikincisi konumuz bakımından İbn Teymiyye'nin bakış açısına göre herhangi bir problem arz etmemektedir. Çünkü Allahü teâlâ Arş'ın üzerinde bulunduğuna ve Arş da dairesel olmaksızın feleklerin (göklerin) üzerinde bulunduğuna göre Allahü teâlânın o yönde olması anlaşılabilir bir husustur.

Ancak Arş'ın felekleri ihatasını anlatan ilk ihtimal kabul edildiğinde ortaya şöyle bir soru çıkmaktadır: Allahü teâlâ Arş'ı istiva ettiğine ve Arş da dairesel olduğuna göre, Allahü teâlânın bir "yön"de bulunduğunu nasıl söyleyebiliriz?

Bu soruyu İbn Teymiyye de sormakta ve şöyle demektedir: "Birisi şöyle diyebilir: Arş dairesel bir şekilde olduğuna ve Allahü teâlâ da onun ötesinde ve ondan ayrı olarak onu ihata ettiğine göre, kulun, dua ve ibadeti esnasında Allahü teâlâya yönelmek maksadıyla alt tarafı değil de yukarıyı esas almasının faydası nedir?. Ona şöyle denir: Bu, feleğin (göğün) yarısının yeryüzünün alt kısmına geldiğini düşünenlerin vehminden ileri gelen bir sorudur. ( ... ) Bu büyük bir hatadır. Zira eğer feleğin yarısı belli bir yönde yeryüzünün alt kısmında bulunmuş olsaydı, onun, her yönden yeryüzünün altında olması gerekirdi. Bu ise feleğin mutlak olarak yeryüzünün altında olmasını gerektirir ki, böyle düşünmek, hakikatleri tersine çevirmek demektir. Zira felek mutlak olarak yeryüzünün üstündedir. .. Dua ve ibadet esnasında kişinin matlubu, diğer yönlerdense yükseklik tarafından kendisine daha yakındır. Bir kimse veya bir melek göğe veya yukarıya çıktığı takdirde, onun bu yükselişi, başının bulunduğu yönde (yukarıya doğru) olursa daha kestirme olur."(17)

Bu yazının başlarında da belirttiğim gibi, İbn Teymiyye, meseleleri Selefin yaptığı gibi belli bir noktadan ileriye götürmemiş olsaydı, söyledikleri etrafında kopan onca gürültüye fırsat vermemiş olurdu. Ancak ne yazık ki böyle yapmamıştır. Mesela bir münazarasında şöyle demiştir: "Allahü teâlâya (O'nun bulunduğu yöne) parmaklarla hissî (maddî/fiilî) bir şekilde işaret edilemez" sözü bana ait değildir. Aksine benim sözlerim arasında, nefy erbabı bid'atçilerin, "Allahü teâlâya işaret edilmez" türünden bid'at sözlerinin kınanması vardır. Allahü teâlâya işaret edilemeyeceğini söylemek bid'attir." (18)

Bu tavrın bir yansıması olarak yukarıda bir kısmını aktardığım sözleri esnasında şöyle der:

"Ebu Hureyre ve Ebu Zerr'den (radıyallahü anhümâ) nakledilen "ip sarkıtma" hadisine gelince, onu et-Tirmizi ve başkaları, el-Hasanu'l-Basri'nin Ebu Hureyre'den rivayeti olarak nakletmişlerdir ki münkatıdır. Zira el-Hasanu'l-Basri, Ebu Hureyre'den hadis işitmemiştir. Bununla birlikte merfu Ebu Zerr rivayeti onu takviye eder. Eğer bu hadis sabit ise, mânâsı bu söylediğimize uygundur. Bu hadiste geçen, "Eğer biriniz (yerin en aşağı tabakasına) bir ip sarkıtsa, Allah'ın üzerine düşer" ifadesi, takdiri bir faraziyedir. Yani "eğer böyle bir ip sarkıtma hadisesi mümkün olsaydı, sarkıtılan ip Allah'ın üzerine düşerdi. Ancak herhangi bir kimsenin Allah'ın üzerine bir şey sarkıtması mümkün değildir. Çünkü O, bizzat yücedir ve yeryüzünün alt tarafına doğru bir şey sarkıtıldığı zaman, sarkıtılan o şey, yeryüzünün merkezinde durur; diğer yöne yükselmez. Ancak faraza eğer böyle bir sarkıtma hadisesi mümkün olsaydı, hadiste zikredilen durum meydana gelirdi." (19)

İbn Teymiyye'nin, el-Hasanu'l-Basri rivayetini (20) takviye edici özellikte olduğunu söylediği Ebu Zerr (radıyallahü anh) rivayetinin senedinde de problemler mevcuttur. Zira bu rivayet de münkatıdır (senedinde kopukluk vardır) ve ravilerinden Ahmed b. Abdilcebbar, hadis tenkitçileri tarafından aleyhinde konuşulmuş birisidir.(21) Üstelik bu rivayet, İbn Teymiyye'nin "Feleğin bir kısmının yeryüzünün alt tarafına gelmediği" tarzındaki açıklamasıyla çelişki arz etmektedir. Arş, felekleri ihata ettiğine göre, bu hadise göre onun da bir kısmı yeryüzünün alt tarafına gelecektir. .. (22)

Yine Arş'ı istiva meselesini ele aldığı birçok yerde, Allahü teâlânın, Arş'tan da diğer mahlukattan da müstağni olduğunu, Arş'ı istivasının, ona muhtaç olduğu anlamına gelmediğini, Arş'tan ayrı olduğunu (ona temas etmediğini), O'nun Arş'ı istivasının, mahlukatın istivası gibi olmadığını söyler. (23)

Ancak "Etît" veya "Etîtu'l-Arş" hadisi diye bilinen hadis üzerinde dururken sergilediği tavır son derece dikkat çekicidir. Söz konusu hadisin birçok varyantında, Allahü teâlânın Arş'ı istivasından sonra Arş'ın "dört parmaklık" bir yerinin fazla geldiği (bir anlamda "boş kaldığı") ifadesi mevcuttur.
İbn Teymiyye Allahü teâlânın istivası neticesinde Arş'ın dört parmak bile fazlalığının kalmadığını söylemenin doğru görüş olduğunu vurgular ve şöyle der: "Burada Hz. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Allahü teâlânın Arş'ı istivası sonucunda Arş'ta, ölçü olarak zikredilen şeylerin en basiti olan bu miktar, yani dört parmak kadar dahi fazla (boş) yer kalmadığını beyan etmiştir."(24) (*)

Rivayetin bünyesindeki zaafları görmezden gelerek yapılan bu izahın Allahü teâlânın azametini vurgulamaya mı, yoksa sınırlamaya mı hizmet ettiği, üzerinde düşünmeye değer bir husustur. ..

Ayrıca Arş'ın, Allahü teâlânın ağırlığı sebebiyle "yeni yapılmış bir hayvan palanının, binicinin ağırlığı sebebiyle gıcırdaması gibi" gıcırdadığı da bu rivayette zikredilmiştir. İbn Teymiyye'nin, söz konusu hadis üzerinde yaptığı geniş değerlendirmeler esnasında işbu "gıcırdama" meselesini nefyeden herhangi bir ifade kullanmamaya adeta özel bir itina gösterdiği dikkatten kaçmamaktadır. (25)

Ancak bir taraftan Allahü teâlânın Arş'a istivasının, onunla temas etmek veya onun üzerine oturmak anlamına gelmediğini söylerken, diğer yandan Allahü teâlânın Arş'ın üzerine oturduğunu ve ağırlığı sebebiyle Arş'ın gıcırdadığını zımnen kabul etmek ciddi bir çelişki teşkil etmektedir.

İbn Teymiyye, bütün bu konularda Kur'an ve Sünnet'te mevcut ifadelerin tevil edilmeksizin zahirî anlamlarıyla kabul edilmesi gerektiğini ileri sürerken adeta tenzih içinde teşbih/tecsim veya teşbih/tecsim içinde tenzih gibi çelişkili bir durum sergilemekte ve yukarıda örneklerini sunduğum tarzda zaman zaman kendisi de tevile başvurmaktadır.

Allahü teâlânın, bazı zamanlarda ve bazı kullarına "bizzat" yaklaştığını söylemesi de(26) bunun bir diğer örneğidir. Bununla birlikte o, zahiriyle Allahü teâlânın "gökte" olduğunu ifade eden ayet ve hadisleri tevil eder (27), "Nereye dönerseniz Allah'ın vechi oradadır" mealindeki ayette geçen "vech" kelimesinin ise müteşabih olmadığını söyleyerek yine bir anlamda tevil yapar. Keza "O'nun iki eli de açıktır" mealindeki ayette geçen "el" kelimesini olduğu gibi kabul ederken, elin "açık" olmasını ise Allahü teâlânın cömert olması, nimet ve ihsanının bol olması şeklinde tevil eder. (28)

İbn Teymiyye'nin Akidevî görüşleri arasında ulema tarafından eleştiri konusu edilmiş bulunan ve günümüzde de tartışma konusu olan hususlar bu yazıda zikredilenlerden ibaret değildir. Cehennem'in ebedî olmadığı (**), tevessül meselesindeki menfî tavrı (***) gibi hususlar da onun Akide sahasında şiddetli tenkitlere maruz kaldığı noktalardır.

(8) İbn Teymiyye'nin itikadi görüşlerinin yer aldığı eserlerinden el-Fetvâ'l-Hameviyye'sine, çağdaşlarından "İbn Cehbel" diye bilinen Şihabuddin Ahmed b. Yahya'nın el-Hakâiku'l-Celiyye adıyla kaleme aldığı reddiyede bu tutumundaki sapmalar ortaya konmuştur.
(9) 7/el-A'raf, 54; 20/Tâ-hâ, 5 ...
(10) Mecmu'u'l-Fetava, XVI, 400.
(11) Mecmu'u'l-Fetava, XVII, 375.
(12) Bkz. el-Vasıyye, 73.
Bazı matbu nüshalarda bu ifadede önemli bir hata mevcuttur. Bkz. Çağdaş Dünyada İslami Duruş, 168 vd.
(13) Bu baskı eksiktir.
(14) Özellikle Fahruddin er-Razi'ye yaptığı eleştiriler meyanında, I, 399 vd.
(15) Minhacu's-Sünne, I, 264.
(16) Bkz. Mecmu'u'l-Fetava, VI, 545 vd.
(17) er-Risaletu'l-Arşiyye, (Mecmu'u'l-Fetava içinde), VI, 567 vd.; Arşu'r-Rahmân içinde,91.
(18) Bkz. Mecmu'u'l-Fetava, V, 265.
(19) Bkz. Mecmü'u'l-Fetava, VI, 571 vd., Arşu'r-Rahmân, 91.
(20) Bu rivayetin senedinde bulunan el-Hakem b. Abdilmelik zayıf bir ravidir. Yine bu senetteki Katade, müdellis (bu kavram için Usul-i Hadis kitaplarına bakılmalıdır) bir ravidir ve İbn Teymiyye bunlara değinmemektedir.
(21) Hadis için bkz. et-Tirmizi, "Tefsiru Süreti'l-Hadid"; Ahmed b.Hanbel, II, 370; el-Beyhaki, el-Esmâ ve's-Sıfât, 401.
(22) Yukarıda geçen " ... yeryüzünün alt tarafına doğru bir şey sarkıtıldığı zaman, sarkıtılan o şey, yeryüzünün merkezinde durur ve diğer yöne yükselmez ... " ifadesi, İbn Teymiyye'nin, dünyanın şekli ve uzaydaki konumu konusunda da oldukça farklı bir tasavvura sahip bulunduğunu göstermektedir.
(23) Bkz: Mecmu'u'l-Fetava, V, 262-3.
(24) Mecmu'u'l-Fetava, XVI, 438.
(25) Bkz. Mecmu'u'l-Fetava, XVI, 435, 437 vd. "Etîtu'l-Arş" hadisinin durumu hakkında ulemanın söylediklerini, sözü uzatmış olmamak için buraya almıyorum.
(26) Bkz. Mecmu'u'l-Fetava, V, 240 vd.
(27) Bkz. Mecmu'u'l-Fetava, XVI, 101.
(28) Bkz. Mecmu'u'l-Fetava, VI, 363.

Kaynak: Dr. Ebubekir Sifil, İslam ve Modern Çağ, Kayıhan Yayınları, İstanbul, 2004; c.1, s.74-81.
İbni Teymiyye'yi haklı çıkarmaya çalışanların yazdıkları, gördüğüm kadarıyla, Dr. E. Sifil'in bu yazıda verdiği bazı bilgileri teyid etmektedir. Tekzib eden bir bilgi göremedik.

Yazıdan şunları öğreniyoruz:

İbni Teymiyye,

1. Allahü teâlânın Arş'ın üzerine istivasını, mekân olarak üzerinde olmak şeklinde anlamıştır.
2. Allahü teâlâya cihet isnad etmiş ve Allahü teâlâya parmaklarla işaret edilebileceğini yazmıştır.
3. Zahiriyle Allahü teâlânın "gökte" olduğunu ifade eden ayet ve hadisleri tevil etmiştir (bu husus ayrıca izahata muhtaçtır).
4. Arş'ın da nev'î olarak kadîm olduğunu söylemiştir.
5. Dünyanın yuvarlaklığını ve uzaydaki konumunu doğru anlamamıştır.
6. Allahü teâlânın istivası neticesinde Arş'ın dört parmak bile fazlalığının kalmadığını söylemenin doğru görüş olduğunu yazmıştır.
7. Allahü teâlânın Arş'ın üzerine oturduğunu ve ağırlığı sebebiyle Arş'ın gıcırdadığını zımnen kabul etmiştir (bu yöndeki bir rivayeti tenkid etmeden yazmıştır.)

Bunlar, Dr. E. Sifil'in tespitleri. Şu ana kadar gelen tepkiler bu tespitlerin bazılarını teyid etti (mesela, İbni Teymiyye'ye atfedilen bu görüşlerden bazılarının zaten doğru inanış şekli olduğu ispatlanmaya çalışıldı).

Bu yazıyı yayınladığım forumlarda, burada özetlenen bu görüşlerden herhangi birinin İbni Teymiyye'ye ait olmadığını söyleyen olmadı, diyebilirim.

Konu Murat Yazıcı tarafından (04.05.2008 Saat 05:26 ) değiştirilmiştir..
Murat Yazıcı isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #49
Alt 04.05.2008, 03:16
 
Abdullah el-Necdi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 26.04.2008
Yaş: 32
Mesajlar: 68
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Sevgili Mavi kardes,

Ibn Arabi'nin, "Cehennem azabinin son bulacagi" görüsünde oldugunu Size "Imam Rabbani" söylese, inanir misiniz ? Itimad eder misiniz Imam Rabbani'nin sözüne ?

Imam, Ibn Arabi'nin görüsünün bu oldugunu "266.Mektub"da ifade edip, sonrasinda da onu red ve iptal etmistir. Ibn Arabi, bu görüsünü, Allah'in "vaidinden dönecegi" üzerinden gerekcelendirmeye calismis. Baska bir tabirle, seyh, Allah'in "yalan" söyledigini iddia etmekte.

Sadece bu mu ?

Ibn Arabi'nin ayrica, Allah'in "muhtac" ve "mecbur" olduguna kail bulundugu ve ayni zamanda "Rüyetullah"i da inkar ettigi, yine bu 266.Mektub'da sözkonusu ediliyor.

Elimizdeki Fususu'l-Hikem'de de biz bunlari aynen bulmaktayiz. Tipki Imam Rabbani'nin söyledigi sekil üzere.

Bunu da sakin birileri bir gece ansizin gelerek Imam'in mektublari arasina gizlice sokusturuvermis olmasin ? Ne dersiniz ?
Abdullah el-Necdi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #50
Alt 04.05.2008, 05:10
 
Murat Yazıcı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 661
Teşekkür etti: 9
116 Teşekkür 63 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Abdullah el-Necdi
Mesajı göster
Sevgili Mavi kardes,

Ibn Arabi'nin, "Cehennem azabinin son bulacagi" görüsünde oldugunu
Sen gerçekten şapşal mısın? Yoksa şapşal rolü mü yapıyorsun?

İbni Arabi'nin buradaki konuyla ne alakası var?

Eğer ben, yazılarımda İbni Arabi'yi referans göstermiş, onun kitaplarından iktibaslar yapmış olsaydım, belki bu konuyu burada açmanın bir mantığı olabilirdi.

Konumuz "İbni Teymiyye'nin şazz görüşleri".

Yazar, yukarıda naklettiğim makalesinin sonunda, İbni Teymiyye'nin fena-i nar görüşünü benimsediğine temas etmiş. Başka makalelerinde de bunu detaylı olarak ortaya koyuyor:

"Net olarak anlaşılmaktadır ki İbn Teymiyye, kâfir ve müşrikler için Cehennem azabının sonsuz olmayacağı, azapta çok uzun zaman kalsalar da oradan çıkacakları bir günün mutlaka geleceği görüşünü benimsemiş ve hiçbir yoruma mahal bırakmayacak tarzda savunmuştur." (İnkişaf Dergisi, No:7)

"Cennet ve cehennem hayatının ebediliği, Kur'an, Sünnet ve İcma ile sabit zarurat-ı diniyyedendir. Konuyla ilgili ayet ve hadisler burada zikredilemeyecek kadar fazladır. Ümmet seleften halefe bu itikat üzere icma edegelmiştir. İbn Hazm, "Merâtibu'l-İcma"da cennet ve cehennemin ebedî olduğu konusunda icma edildiğini ve bu icmaa muhalefet edenlerin küfründe icma bulunduğunu söyler." (Milli Gazete, 24 Temmuz 2004)

Şunu da biliyoruz: Gerek talebesi İbni Kayyım, gerekse daha sonraki takipçilerinden bir kısmı, İbni Teymiyye'ye ittibaen bu sapık inancı benimsemişlerdir. Günümüzde dahi, İbni Teymiyye'yi ve İbni Kayyım'ı referans göstererek küfür olan bu inancı yayanlar mevcuttur.

Murat Yazıcı isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #51
Alt 04.05.2008, 13:16
 
Abdullah el-Necdi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 26.04.2008
Yaş: 32
Mesajlar: 68
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Sevgili Murat Yazici kardes,

ilk yazismalarimizda Sizi ciddiye aldigim, samimi yaklastigim dogrudur. Ancak iktibas ettiginiz konulardaki sahtekarliginiz bir kez daha zahir olup, dogruyu ögrenmek gibi bir niyetinizin de bulunmadigina sahid oldugumda, bundan vaz gectim...

Yine mi ezberinizi bozdum ? Siz kulak asmayin bana. Sinirlerinize iyi gelmiyorum anlasilan. Buyrun, arkasina takilip gittiginiz sifil adamdan birkac iktibas daha yapin. Beni birsey söylemedi sayin. Sayfa Sizin...
Abdullah el-Necdi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #52
Alt 04.05.2008, 14:31
 
Murat Yazıcı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 661
Teşekkür etti: 9
116 Teşekkür 63 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Murat Yazıcı
Mesajı göster
İmam Ebu Hanife'nin sorduğu, "Arş'ı yaratmadan önce nerede idi?" şeklindeki hayatî soruya İbn Teymiyye'nin verdiği cevap, Arş'ın da "kadîm" olduğu şeklindedir ki bu, ilkinden daha çetin bir problemi doğurmaktadır: Eğer Arş kadîm ise, bu durumda zorunlu olarak şu iki durumdan birisi söz konusu olacaktır:

A. Arş da tıpkı Allahü teâlâ gibi -haşa- "vacibu'l-vücud" (varlığı zorunlu)dur. Oysa bu özelliğin ancak Allahü teâlâda bulunabileceği izahtan varestedir.
B. Arş'ı da Allahü teâlâ yaratmıştır. Ancak Allahü teâlâ ezelden beri Arş'ı istiva etmekte olduğu için Arş'ın hem ezelî, hem de mahluk (hâdis, sonradan var olmuş) olması gerekir.

İbn Teymiyye bu problemi, "havâdis"in (ezelî olmayan, sonradan var olan varlıkların) ve cisimlerin "cins/nev" olarak kadîm (öncesiz) olabileceğini söyleyerek çözmeye çalışmaktadır. Onun bu konudaki görüşü Minhacu's-Sünne'nin kenarında Muvafakatu'l-Ma'kul adıyla (13) ve müstakil olarak da Der'u Te'arudi'l-Akli ve'n-Nakl adıyla basılan eserinde (14) tafsilatlı olarak görülebilir.

Dolayısıyla İbn Teymiyye'ye göre Arş'ın da nev'î olarak kadîm olması icabeder ki, Celâluddîn ed-Devvânî, Şerhu'l-Adudiyye'de İbn Teymiyye'nin, bir eserinde Arş'ın nev'î olarak kadîm olduğunu söylediğini belirtir.

Muhammed Abduh da bu ifade üzerine yazdığı ta'likte şunları söyler: "Bunun sebebi İbn Teymiyye'nin, ayet ve hadislerin zahirî ifadelerini esas alan ve Allahü teâlânın Arş'a, oturmak suretiyle istiva ettiğini söyleyen Hanbelîler'den olmasıdır. Kendisine, Allahü teâlâ ezelî olduğu için O'nun mekânının da ezelî olması gerektiği için bu görüşün Arş'ın ezelî olmasını icabettirdiği, Arş'ın ezelî olmasının ise onun görüşüne aykırı olduğu söylenerek itiraz edilince, "Arş nev' olarak kadîmdir" demiştir. Bu şu demektir: Allahü teâlâ, ezelden ebede kadar bir Arş'ı yok ederken diğerini yaratır ki, Allahü teâlânın istivası ezelî ve ebedî olsun ...."
Burada izah edilen husus, talebesi İbni Kayyım'ın aşağıda yazılı görüşü ile de alakalı gözüküyor:

İbn-i Kayyim: Cehm ve taraftarları Allah’ın muattal olduğuna, sonradan değişikliğe uğrayarak, Deyyân (Allah) ile kaim bir emir olmaksızın Allah’ın kâdir olduğu şey haline geldiğine hükmettiler. (Kasîde-i Nûniyye)

[Not: Muattal kelimesi işsiz, iş yapmayan, boş gibi manalara geliyor.]

İmam-ı Sübkî: Maksadı “Allah’ın ezelden beri bir iş yapmakta olduğu”dur. Bu, “âlemin kadîm ve ezelî” olduğunu lazım getirir. Bu ise küfürdür.

Kevserî: Bu lâzım getirme “açıktır”. “Mezhebin lâzımı Mezheb değildir” şeklinde söylenen söz, lüzûm (açık) olmadığı yerlerdedir. Öyleyse, akıllı olanın mezhebinin lâzım getirdiği, onun için mezhebtir. “Açık lâzım”ını inkâr ile beraber, “lâzım”ın “melzûm”una (ayrılmayıp yapıştığı, beraber olduğu şeye) hükmeden, “bu lâzım”ı kendisi için mezheb saymaz. Lâkin bu inkâr onu akıllılar rütbesinden düşürür. “Mezhebin lâzımı” hakkındaki tahkik (işin hakikatının ortaya konması) işte budur. O halde, küfrü, “açık bir luzûm” ile lâzım getirecek şeye inanan kimsenin işi “kafir” veya “akılsız bir yaratık” olmak arasında deverân eder.[19]

[19] Yani, insanın Allah’ın “ezelden beri iş yapmakta, yani yaratmakta olduğu”na inanması “yaratılanların kadim olduğu”nu açıkça vasıtasız lazım getirir. “Alemin kadîm olması” inancı “Allah’ın ezelde yaratması” inancından ayrılmayacak bir inançtır. Akıllılarca “Allah’ın ezelde yaratması”na inanıp ta “alemin kadîm olduğu”na inanmamak olacak şey değildir.

Bir görüşün bir başka görüşe lüzûmu, yani yapışıp ondan ayrılmaması, bazen “açık” yani vasıtasız olur. Meselâ siz, bir varlık için, “ezelîdir” derseniz, onun için “kadîmdir” demeniz, açık, olarak “lâzım” olur. Bir yanda, bir şey için “ezelde yaratıldı” deyip de öte yanda, “Kadîm değildir” diyemezsiniz. Kezâ, “Allah’ın uzuv manasında eli var” diyen, öte tarafta “Allah cisim değildir” diyemez. Çünki, “Uzuv olmak”, “cisim olmayı” vâsıtasız ve açık olarak lâzım getirir. Zîra “cisim olmak”, “organ olma”ya lâzımdır, ondan ayrılmaz. Sizin bir düşünceniz ikinci bir düşünceyi, o da üçüncü bir şeyi lâzım getirirse, birinci şeyin, ikinci şey vâsıtasıyla üçüncü şeyi lâzım getirmesine “açık olmayan” lüzûm derler ki, bu, size aid “mezheb” olmaz.

Kaynak: İnkişaf Dergisi, No: 7

19 nolu dipnottaki açıklama, Hüseyin Avni Kansızoğlu'na aittir.
Murat Yazıcı isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #53
Alt 04.05.2008, 22:42
 
Mavi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.07.2007
Mesajlar: 1.146
Teşekkür etti: 55
42 Teşekkür 34 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Abdullah el-Necdi
Mesajı göster

Ancak iktibas ettiginiz konulardaki sahtekarliginiz bir kez daha zahir olup, dogruyu ögrenmek gibi bir niyetinizin de bulunmadigina sahid oldugumda, bundan vaz gectim...
el-Necdi,

Murat abi ile ayrı düşüp, bazı konularda tartıştigimiz olmustur. Tartışma esnasında nefsime ağır gelen şeyler de olmuştur. Ama onun niyetinin doğruları öğrenmek olduğuna inaniyorum, yani vehhabiler gibi sahtekarlık peşinde değil. Niyeti hakikaten bizim inandığımız üzere ise Allah sonunu hayr eylesin.