![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 661
Teşekkür etti: 9
116 Teşekkür 63 Mesaja aldı
|
el-Uluvv li’l-Aliyyi’l-Gaffar, Zehebi'nin 25 yaşındayken ve (Kevseri'nin Makalat'ta ifade ettiği gibi) İbni Teymiyye'nin etkisi altında yazdığı bir kitaptır. Kitabı kopyalayarak çoğaltan hadis alimi İbn Nasirüddin ed-Dımaşkî'nin (vefatı h. 842) bildirdiğine göre Zehebi daha sonra bu kitabı reddetmiştir: Hicri 698'de yazılmış olan orijinal kitabın kenarında yazarın [Zehebi'nin] kendi el yazısıyla -Allah'ı şahid göstererek- şöyle dediğini okudum: "Bu kitapta, güvenilmez olduğu hakkında okuyucuyu ikaz etmem gereken bazı rivayetler ve şazz [aykırı] görüşler ifade eden bazı kişilerin sözleri vardır. Ne onların ifadelerine katılıyorum, ne de onları taklid ediyorum. Allahü teala onları affetsin! Kendimi de asla bu ifadelerle bağlı addetmeyeceğim. Bu benim inancımdır ve biliyorum ki Allah- (O'nun misli [O'na benzer] hiç bir şey yoktur.) [Şura/11]." (*) (*) Şeyh Hasan Ali el-Sekkaf'ın neşrettiği "Zehebi'nin Uluvv Risalesi"nin başında yazılmış ve fotokopisi verilmiştir (s.3-4).
__________________ http://muratyazici.blogspot.com/ | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 661
Teşekkür etti: 9
116 Teşekkür 63 Mesaja aldı
|
Zehebi'nin hocası İbni Teymiyye hakkında ne kadar objektif olduğu meselesi var tabii. Bununla beraber, abartılı övgüleri muhtevi bu biyografide, hocasına yönelik bazı tenkidler de mevcuttur. Şu cümleler dikkat çekiyor: İbni Teymiyye ekseri patavatsız ve münakaşacı idi... Bazı iyi bilinen konularda dört mezheb imamına muhalefet etti... Şimdi birkaç senedir bir mezhebe bağlı olmadan fetva veriyor... Bazen yanındaki birine hürmet gösterir, sonra sohbet sırasında ona mükerreren hakaret ederek gücendirirdi... Şiirleri sıradandır... Muhalifleri arasında gücendirdiği ve abartılı bir şekilde iftira ettiği kişiler de vardır. Allahü teâlâ onu ruhundaki kötülükten korusun! Kaynak: A New Source for the Biography of Ibn Taymiyya, Bulletin of SOAS, 67, 3 (2004), 321-328. Zehebi'nin hocasına yazdığı nasihat meşhurdur. Bir de Zagalü'l-ilm risalesi vardır. Zehebi, Zagalü'l-ilm risalesinde de İbni Teymiyye'de "kibir, ucb, meşihat riyasetine aşırı sevgiyle ulu zatları tahkir etme, büyüklük taslama davası ve gösteriş afeti" olduğunu yazıyor ve hocasına "ilimle böbürlenmekten ve bencillikten kork" diye hitab ediyor. (Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, Bedir Yay., s. 378.) İlginç olan bir nokta şudur: İbni Abdilhadi ve sonraki İbni Teymiyye taraftarları Zehebi'nin övgülerini yaygın olarak nakletmiş, ama tenkidlerini görmezden gelmişlerdir.
__________________ http://muratyazici.blogspot.com/ | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 661
Teşekkür etti: 9
116 Teşekkür 63 Mesaja aldı
|
Zira, İmam-ı Sübki'nin (rahmetullahi aleyh) önceleri İbni Teymiyye'yi çok övdüğü, fakat Ehl-i sünnete aykırı görüşlerinden haberdar olunca kendisini kuvvetle reddettiği yaygın bilgidir. İmam-ı Sübki'nin İbni Teymiyye'ye yazdığı kıymetli reddiyeler mevcuttur. İmam-ı Sübki hakkında bilgi için bkz. http://www.ebubekirsifil.com/index.php?sayfa=detay&tur=gazete&no=175 Dr. E. Sifil'in şu sözleri ilginçtir: Bu Ümmet'i bir arada tutan bu referans sistemini yok sayma anlamına gelecek herhangi bir girişimin, ne adına olursa olsun şiddetli tepki görmesi bundandır. İbn Teymiyye'nin bir "talak" meselesi sebebiyle hapis cezasına çarptırılmasını, onu kıskanan birtakım "haris kadılar" veya "iktidar yanlısı alimler"… gibi söylemlerle izaha çalışmak meseleyi çarpıtmak anlamına gelir. Zira biliyoruz ki bu ve benzeri meseleler sebebiyle İbn Teymiyye'nin şiddetli hasmı kesilen o alimler de en az İbn Teymiyye kadar "alim" ve "müttaki" insanlardı![2] [2] İbn Teymiyye, kendisine yazılan reddiyeleri takip ederdi. Takiyyüddîn es-Sübkî'nin "talak" konusundaki reddiyesini görünce, "Bu bir fakihin kaleminden çıkmış bir reddiyedir" demiş ve her fırsatta bu reddiyeyi tebcil etmiştir. Bkz. es-Safedî, el-Vâfî bi'l-Vefeyât, XXI, 255; a.mlf. A'yânu'l-Asr ve A'vânu'n-Nasr, III, 429.
__________________ http://muratyazici.blogspot.com/ | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 661
Teşekkür etti: 9
116 Teşekkür 63 Mesaja aldı
|
İşin doğrusu, İbni Hacer rahmetullahi aleyh çeşitli alimlerin veya çağdaşlarının İbni Teymiyye hakkındaki sözlerini nakletmiştir. Ama, İbni Teymiyye hakkında naklettikleri övgülerden ibaret değildir. Hâfız İbni Hacer el-Askalânî, Ed-duraru’l-kâmine isimli kitabında, İbni Teymiyye'nin sahabenin büyükleriyle ilgili sözleri hakkında alimlerden bazı nakiller yapmaktadır: “İbni Teymiyye Ömer ibnu’l-Hattab’a üç talak meselesinde ve Hazret-i Ali'ye de on yedi meselede Kur'anın nassına muhalefet etti diye isnadda bulunmuştur. Hazret-i Ebu Bekir ne dediğini bilen yaşlı birisi olarak müslümanlığı kabul etti, ama Hazret-i Ali çocukken İslamiyeti kabul edip bir kavle göre çocuğun İslamiyeti sahih değildir, demesi ve yine Hazret-i Ali hakkında, kendisi Ebu Cehil'in kızını istemiş ve ölünceye kadar onu severek unutmamıştır, demesi üzerine alimler ona münafıklığı isnad etmişlerdir. İbni Teymiyye Hazret-i Osman hakkında (Osman malı severdi) demiş ve (Peygamberden -aleyhisselam- istigasede bulunmazdı) dediği için ona zındıklık isnad etmişlerdir.” (Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, s.410.) İbn Hacer el-Askalânî (v. 852/1448) İbn Teymiyye’nin, İmâmiyye Şîası’nın otoritelerinden olan İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin (v. 726/1325) Minhâcü’l-kerâme fî ma’rifeti’l-imâme (Tebriz 1286, Tahran 1298, Kahire 1962) adlı eserine reddiye olarak yazdığı Minhâcü’s-sünne en-nebeviyye fî nakzı kelâmi’ş-şîa ve’l-kaderiyye isimli kitabı üzerine yaptığı değerlendirmede diyor ki: Telif esnasında kaynağını hatırlayamadığı bazı makbül/sahih hadisleri veya senedi zayıf da olsa bazı mevcut/sabit rivâyetleri mevzu olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. İbn Teymiyye, İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin kullandığı hadislerin büyük bir kısmı mevzu ve çok zayıf olmakla birlikte, onun sözünü çürüteyim (tevhîn) derken bazan Hz. Ali’yi küçük düşürmüş, ifrat ve teşeddüde düşmüştür. (İbn Hacer, Lisân, VI, 319-320; a.mlf., Dürer, I, 71; Leknevî, Ecvibe, s. 174-176.) Bu son pasajı Prof. Dr. Zekeriya Güler'in bir makalesinden naklettim. Yukarıdaki yazıda geçen "herbir yana dağılmış eserlerin müellifi ünlü öğrencisi Şemsuddin İbn Kayyim el-Cevziyye dışında eğer, hiçbir eseri bulunmasaydı dahi, bu bile İbn Teymiyye’nin ne kadar yüksek bir konuma sahib olduğunu en ileri derecede ortaya koyardı" şeklindeki ifade ilginçtir. İnkişaf Dergisi'ndeki şu pasajlar konuyla alakalıdır: Zehebî, “el-Mu’cemu’l-Muhtass”ta İbn-i Kayyim hakkında şöyle demektedir: Hadis ve bir takım Hadis ricâli ilmiyle meşgul oldu. Fıkıhla da meşgul olur ve takririni iyi yapardı. Nahivle meşgul olur, onu öğretirdi. İki asılda da meşgul olurdu. Halîl (İbrahim) aleyhisselâm’ın kabrini ziyaret etmek için yolculuk yapmaya karşı olan inkarı yüzünden bir müddet hapsedildi. Sonra ilimle meşgul olmak için meclisin baş köşesine oturdu ve ilmi yaydı. Lâkin O, görüşünü beğenen, her meselede çok cüretli olan biridir. İbn-i Hacer, ed-Dürerü’l-Kâmine’de şöyle demektedir: O’na, İbn-i Teymiyye sevgisi gâlip geldi. O kadar ki, O’nun sözlerinin (görüş ve fetvâlarının) hiç birinden dışarı çıkmaz, hatta bunların tamamında ona yardımcı olurdu. İbn-i Teymiyye’nin kitablarını tehzîb eden (ayıklayan) ve ilmini yayan O’dur. Zelîl hâle düşürüldükten, kuru hurma dalı ile ona vurularak deve üzerinde dolandırıldıktan sonra İbn-i Teymiyye ile beraber tutuklandı. İbn-i Teymiyye ölünce tutukluluktan kurtarıldı. İbn-i Teymiyye’nin fetvâları sebebiyle bir başka defa da imtihan geçirdi. Asrın(ın) âlimleri aleyhinde konuşur, onlar da onun aleyhinde konuşurdu. İmâm Kevserî meâlen ve hulâsa olarak şöyle diyor: İbn-i Kayyim yaşarken de öldükten sonra da, Şeyhini bütün şâz/doğru olana muhâlif görüşlerinde ta’kib ediyor, ona uyuyor, onu hak ve batılda kör bir taklîd ile taklîd ediyordu. Her ne kadar kendini (iddialarına) delîl getiriyor gibi gösterse de, bu “yapmacık deliller ileri sürme”si, Şeyhinin dediklerini, şazlarını tekrarlamaktan başka bir şey değildi. Bütün işi, karıştırmak, hile yapmak ve şu sapık düşünceleri müdâfâadan ibaretti. O kadar ki, ömrünü Şeyhinin yalnız kaldığı düşünceler etrafında gürültü çıkarmakla tüketti… Her ne kadar mantıkçı ve felsefecilerin görüşlerini bol bol aktarsa da, aklî ilimlerden nasibi yoktu. Düşüşünün ve çelişkisinin nerelere vardığı, “ Şifâu’l-Alîl”ini ve “Nûniyye”sini okuyana açıkça gözükecektir. "Hâlik" [En ağır şekilde cerh edilmiş raviler için kullanılan bir tabirdir. Böyle ravilerin rivayetleri hiçbir surette alınmaz] ravileri methetmesi de, ricâl ilminin olmadığının delillerindendir. Ne Hüseynî, ne İbn-i Fehd ve ne de Süyûtî “Tabakatü’l-Huffâz”a yazdıkları Zeyl’ler’de O’nu “(hadis) hafızlar(ı)” arasında saymadılar. “Zâdü’l-Meâd” ve başka kitaplarındaki, okuyanların hoşuna giden “hadisle alakalı bahisler”, yanında bulunan, hadis âlimlerine âit kıymetli eserlerden araklamadır, kesilip alınmadır. Kutbuddîn el-Halebî’nin “El-Mevridü’l-Henî Siyerü Abdi’l-Ğenî”si ve benzeri eserleri gibi. İbn-i Hazm’ın “el-Muhallâ”sı ve “el-İhkâm”ı, İbn-i Abdi’l-Berr’in “et-Temhîd”i olmasaydı, “İ’lamü’l-Muvakkıîn”deki tafralara ve muğalâtalara imkân bulamazdı. Şeyhi ile beraber nice defa tevbeye çağrıldı ve tazir gördü. (Kevserî’nin es-Seyfü’-Sakîl takdîmi: 14) Kaynak: Hüseyin Avni KANSIZOĞLU, İnkişaf Dergisi, No: 7
__________________ http://muratyazici.blogspot.com/ | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 661
Teşekkür etti: 9
116 Teşekkür 63 Mesaja aldı
|
İbni Teymiyye'yi reddeden alimler arasında ilimce daha meşhur ve üstün olanlar çoktur. İmam-ı Sübkî bunlardandır. Keza, İbni Hacer el-Heytemî rahmetullahi aleyh Şafii mezhebi alimlerinin en büyüklerindendir, muhakkiklerin sonuncusudur. İmam-ı Ebül-Hasen Sübkî buyuruyor ki: "Resûlullah ile tevessül etmek, yani istigase etmek, ondan şefaat istemekdir. Bu ise güzel bir şeydir. Önceki ve sonraki İslam alimlerinden hiçbiri buna karşı birşey dememişdir. Yalnız İbni Teymiyye bunu inkar etdi. Böylece doğru yoldan ayrıldı. Kendinden önce gelen alimlerden hiçbirinin söylemediği bir bid’at çıkardı. Bu bid’ati ile müslümanların diline düştü." Büyük âlim İbni Hacer-i Mekkî Fetâvel-hadîsiyye kitabında diyor ki: "Allahü teâlâ, İbni Teymiyyeyi dalâlete, felakete düşürdü. Gözlerini kör, kulaklarını sağır etdi. Birçok alim, bunun işlerinin bozuk, sözlerinin yalan olduğunu bildirmişler ve vesikalarla ispat etmişlerdir. Büyük İslam alimi Ebül Hasen-il-Sübkinin ve oğlu Tacüddin-i Sübkinin ve İmam-ül’iz bin-cema’anın kitaplarını okuyanlar ve onun zamanında bulunan Şafi’î, Malikî ve Hanefî alimlerinin, kendisine karşı sözlerini ve yazılarını inceliyenler, sözümüzün doğruluğunu iyi anlar."
__________________ http://muratyazici.blogspot.com/ | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 661
Teşekkür etti: 9
116 Teşekkür 63 Mesaja aldı
|
Harrani'nin (İbni Teymiyye'nin) aşıkı olanlar tarafından kesin olarak uydurulan yalanlardan bir tanesi de, İmam İbn Dakiki'l-Iyd'in de İbni Teymiyye'yi metheden alimlerin zümresinden olduğunu söylemeleridir. Halbuki bu iki delile göre batıldır: 1. İmam İbn Dakiki'l-Iyd, 703 H. yılı vefat etmiştir. İbni Teymiyye ise ancak 705 H. yılında Mısır'a gelmiştir. 2. İbn Dakiki'l-Iyd, İbni Teymiyye'yi methetmiş diye İbni Nasır'ın zikrettiği kelamların bazısı İbni Teymiyye'nin zemmine delaleti daha yakın olduğundan, bütün bunlar İbni Nasır'ın son derece anlayışsızlığına delalet eder.... Açıklama uzun devam ediyor. Kitabı alıp okursunuz.
__________________ http://muratyazici.blogspot.com/ | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 06.06.2008
Mesajlar: 45
Teşekkür etti: 6
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
Meşrû sınırlar içirisinde âlimlerin hakları gözetilmeli ve onlara hürmet edilmelidir. Zira Allâh Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: ( يَرْفَعُ اللهُ الّذِينَ آمَنوُا مِنْكُمْ وَالّذِينَ أُوتوُ الْعِلْمَ دَرَجاَتٍ ) ( Allah sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltir ).[1] Yine aynı şekilde : ( قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذيِنَ يَعْلَمُونَ والَّذِينَ لاَ يَعْلَمُون َ) ( De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? )[2] Peygamber (s.a.v.) de şöyle buyurmuştur: ( وَ إِنّ الْعُلَماََءَ وَرِثَةُ اْلأَنْبِياَءِ ـ وَ فَضْـلُ الْعَالِمِ عَلَى الْعاَبِدِ كَفَضْـلِ الْقَمَر ِعَلَى سَــاِئرِ الْكََـواَكِبِ ) ( Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Âlim kişinin âbid’e olan üstünlüğü ay’ın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir ).[3] Özellikle de Allâh’ın dinini tecdîd eden ulemâ, hikmetli ve etkili hitâbetleriyle Allâh’ın yoluna samimice çağıran, batılla mücadelesini güzel bir üslupla sürdüren bu davet ehl-i ulemâya hürmet etmek üzerimize vaciptir. Onların üzerimizdeki hakları: onlara uymak, saygılı davranış içersinde bulunmak, rahmetle anmak, onlar için duâ etmek ve yerine getirdikleri görev, beyân ettikleri hak şeyler ve reddettikleri batıl nedeniyle onlara karşı bu şekilde olmalıyız. Ancak bunun yerine, yanlış inanç ve kin sebebiyle insanları davetten yüz çevirten veya alimlerin düşmanı olan kimselerin sözlerine kanılmasını öngören, ilim ve telifte acemî olan bazı parazit yazarların, alimleri beri oldukları ithamlarla kınadıklarını görmekteyiz. Bunlardan biri, Muhammed Ebu Zehrâdır. İtikâdî ‘İslâm Mezhepleri ve Fıkıh Mezhepleri Tarihi’ adlı eserlerinde, Şeyh’ul-İslâm İbn Teymiyye ve Muhammed b. Abdulvehhab ile ilgili asılsız iddialar gördüm. Ebu Zehrâ, ıslâh hareketinden ve insanların karanlıklardan nur’a çıkartılmasından korkan, ve böylelikle karanlıkta kalmalarını arzulayan ve hurâfelerinin yayılmasına zemin hazırlayan sürekli düşman kimselerin iddialarını bu iki davetçi ve islahlı imâma yöneltmektedir. Muhammed Ebu Zehrâ gibi hakikatı araştıran birine bir, İbn Teymiye ve Muhammed b. Abdulvehhab hakkında bu iki imamın muhaliflerinin sözlerine değil, bizzat eserlerine müracaat edip iddialarını kitap adı ve sayfa numarası vererek delillerle temellendirmesi yakışırdı. Bu şekilde iddialarının doğruluğu konusunda tam bir kanaat hasıl olurdu. İçinde bulunduğumuz asır bilimsel araştırma tekniklerinin ortaya konduğu bir asırdır. Bilimsel araştırma tekniklerine bağlı kalmayan gelişi güzel bir şekilde ortaya söz atan kimsenin iddiası artık kabul edilmemektedir. İnsanı sınırlaması gereken bir nokta da başkası hakkında ithâm ve asılsız sözler söyler ve yazarken ahiret’te Allâh’ın hesap sorması olmalıdır. Allâh Teâla şöyle buyurur: ( وَلاَ تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِنّ السّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤاََدَ كُلُّ أُولَئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤوُلاً ) ( Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur ).[4] Yine şöyle buyurur: ( يَا أَيّهـَا الّذِينَ آمَنوُا إِنْ جَاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنوُا أَنْ تُصِيبوُا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحوُا عَلَى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمِينَ ) ( Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz. )[5] Ancak Şeyh Ebu Zehrâ bütün bunları bilmemezlikten gelmiş ve her iki imam, Takiyyüddin İbn Teymiye ve Muhammed b. Abdülvehhâb hakkında, düşmanları olan hurafeci kimselerin zıddına söyledikleri şeylerden berî oldukları halde, batıl ithâm ve uygunsuz saldırılara dayanarak, bilimsel araştırma tekniklerine bağlı kalmadan,ve Allah’ın böyle bir işe kalkışana vadettiği azabından hiç korkmadan bunları nisbet etmiştir. İleri sürdüğü suçlamaları cevaplarıyla birlikte sizlere sunuyoruz. Allâh’tan bizlere hakkı hak olarak gösterip ittiba etmeyi ve bâtılı da bâtıl olarak gösterip sakınmayı nasip etmesini niyaz ediyoruz. Ebu Zehrâ’nın İbn Teymiye ile İlgili İddiaları 1- Sayfa 187’ de İbn Teymiye’nin selef mezhebine ilâvelerde bulunduğunu ve bunların yanlış düşüncelere götürdüğünü söylemektedir. İbn Teymiye’nin (kendi kafasından veya kendinden) uydurduğu fikirleri selef mezhebine ilâve ettiği iddiası bir iftiradan ibaret olup son derece tehlikeli bir iddiadır. Allâh İbn Teymiye’yi böyle bir tehlikeden korumuştur. O bir şey ilâve etmediği gibi nefsinden de hiç bir şey uydurmamıştır. Zira o, (bütün hayatı boyunca) insanları selef mezhebine dâvet etmiş, selef yolunu sadâkât ve ihlasla müdafaa etmiştir. Kitap ve risâlelerinin, kendisinden önceki imamların kitaplarında zikrettiklerine uygunluğu bunun en büyük delilidir. O, kendisinden önceki imamların sözlerini nakletmiş ve bunları esas kaynaklarına ilâve etmeden ve eksiksiz olarak ircâ etmiştir. Ebu Zehrâ, bu konudaki iddialarını teyid eden bir tek örnek dahi vermemiştir. 2- Sayfa 193’ te ise şöyle demektedir: « Bunun üzerine İbn Teymiye, selef mezhebinin, Kur’an ve sünnet’te varid olan fevkiyyet, tahtiyyet, arşa istiva, vech, yed, muhabbet, buğz gibi sıfatların harfiyyen zâhirî üzere, te’vil edilmeksizin sabit kılmak olduğunu söylemektedir. Peki bu tanımlama selef mezhebini gerçekten tanımlamakta mıdır? Buna şöyle cevap veririz : İbn Teymiye’den önce, Hicri dördüncü asırda selef mezhebini bu şekilde tanımlayan hanbelî ulemâsı olmuştur. » ( Ebu Zehrâ iddialarını şöyle sürdürmektedir ) : « O dönem uleması onlarla tartışmış, dolayısıyla böyle bir itikâdın teşbih ve tecsim’e götüreceği sonucuna varılmıştır. Nasıl götürmesin ki, çünkü hissi olarak işâret etmek caizdir. Bundan dolayı hanbelî fıkıhçılardan Hatip İbnu’l- Cevzî onlara karşı çıkmış, bunun, selef ve Ahmed İbn Hanbel’in görüşü olamayacağını söylemiştir. » Ebu Zehrâ’nın sözleri bu şekilde son bulmaktadır. Bu sözler açıkça yanılgı ve yalan unsurlar içermektedir, bunun açıklaması ise şöyledir: a- Ebu Zehrâ, İbn Teymiye ve Hanbelileri, Allâh’ın sıfatları konusunda selefin söylemediği ve itikât etmediği şeyleri, selef mezhebine nisbet etmekle ithâm etmektedir. Bu son derece batıl bir iddiadır. Zira İbn Teymiye ve Hanbelilerin söyledikleri, dört imamın ve diğer alimlerin söz ve kitaplarında da mevcuttur. İbn Teymiye bu görüşleri onlardan nakletmiş ve bunları kaynaklarıyla birlikte zikretmiştir. Bugün bu kaynakların geneli, insanların ellerinde mevcuttur. Bu konuya örnek olarak Risale-i Hameviyye’ye müracaat edilebilir. b- Ebu Zehrâ, İbn Teymiye’nin selef düşüncesine, Allah’ın tahtiyyet ile vasıflandırılması fikrini nisbet ettiğini iddia ederek şöyle der: « İbn Teymiye, Kur’an’da vârid olan fevkiyyet ve tahtiyyet gibi şeylerin ispat edilmesinin, selef mezhebi olduğunu söylemektedir ». Bu ise, Kur’an’a ve İbn Teymiye’ye yalan isnâd etmektir. Zira Kur’an-ı Kerim’de Allâh’la ilgili olarak tahtiyyet kelimesi kullanılmamıştır. Allâh bundan yücedir, zira bu Allâh Teâla’nın şanına yakışmaz. İbn Teymiye’de ne böyle bir şey söylemiş ve ne de selef’e nisbet etmiştir. Bunlar tamamen Ebu Zehrâ’nın karıştırması ve bocalamasıdır. c- Ebu Zehrâ bununla, Kur’an-ı Kerim-i tecsîm, teşbîh ve Allâh’a uygun olmayan unsurları içermekle, selefi de Kur’an ve sünnette Allâh’la ilgili olarak vârid olan fevkiyyet, istivâ ale’l arş, Allâh’ın eli, yüzü, Allâh’ın sevmesi, buğzetmesi gibi sıfatlara itikâd etmemekle ithâm etmiş olmaktadır. Zîra ona göre bu sıfatlara itikâd etmek olduğu gibi teşbîh ve tecsîm’e götürür. Bu iddia, Kur’an’ın batıl unsurlar içerdiği ve selef’in, akîde gibi önemli bir konuda Kur’an ve sünnete muhalefet ettiği sonucuna götürür ki bundan sonra ne kalır. O zaman selef hangi konularda Kur’an ve Sünnet’e muvâfakat etmiştir? Ebû Zehrâ herhangi bir delil zikretmemiş, bunun yerine İbnu’l- Cevzî’den bazı alıntıları nakletmiştir. İbnu’l-Cevzî’nin ifadeleri ise, iki yönden hüccet olamaz. 1- Zîra İbnu’l-Cevzî, itikâd ve sıfatlar konusunda selef akîdesine aykırı davranmakla tanınmış bir insandır. Bundan dolayı bir muârızın iddiasını hasmının aleyhine doğrudan delil almak doğru değildir. 2- Ayrıca, başta Ahmed İbn Hanbel olmak üzere selef imamlarının sözleri İbnu’l-Cevzî’nin iddialarını çürütmektedir. Bu ifâdeler, bugün insanların elinde bulunan, İbn Teymiye’nin de kendilerinden nakil’de bulunduğu kitaplarda mevcuttur. d- Ebû Zehrâ şöyle demektedir: « Allâh’a hissî işâretler nisbet etmek câiz oluyorsa teşbîh ve tecsîme nasıl götürmez ». Yâni, Kur’an ve sünnet’te vârid olan, Allâh’a ait sıfatları isbât etmek teşbîh ve tecsîm’e nasıl götürmez ? demektedir. Hadis-i şerif’te yukarı cihete doğru Allâh’a parmakla işaret edildiği sabittir. Nitekim insanlar arasında Allâh’ı en iyi bilen Peygamber (s.a.s.) de vedâ haccındaki hutbesi esnasında bu şekilde işarette bulunmuştur. Bu da Ebû Zehrâ’nın iddiasına göre teşbîh ve tecsîm’e götürür. Halbuki bu bâtıl bir iddiadır. Bu da bâtıl bir vehim yüzünden sahih bir hadis ile çarpışmadır. Dolayısıyla Allâh’a, yukarı cihete doğru işarette bulunmak ve O’nu Kitâb ve Sünnet’te vârid olan kemâl sıfatları ile nitelendirmek teşbîh’e götürmez. Çünkü hiçbir şey O’na benzemez. O’nun hiç kimse ile paylaşmadığı kendi zâtına hâs sıfatları vardır. Tecsîm tabirine gelince bu, Allâh hakkında isbât ve nefyi vârid olmayan, selefin de hakkında hiç konuşmadığı sonradan ortaya çıkan bir tabirdir. Ancak Kur’an ve Sünnet’te var olan, Allâh’ın teşbîh ve temsîlden tenzîh edilmesidir. Selef’in de Allah’ı tenzih ettiği şeyler bunlardır. 3. Ebu Zehrâ Tefvîz’i[6], İbn Teymiye’ye nispet etmekte ve kitabının 195. sayfasında şöyle demektedir: « İbn Teymiye’ye göre en sağlıklı yol, kendisinin iddia edip selef’e nisbet ettiği tefvîz yoludur. İbn Teymiye, lafızları harfiyyen zâhirî anlamlarıyla tanımlar, bu zâhirî anlamı kelimenin asıl manası olarak kullanır. Fakat şunu da belirtir: « Bu lafızlar, (Allâh’ın sıfatları) sonradan (yaratılmış) olanlar gibi değildir » der. Bundan sonrasını Allâh’a tefviz eder ve yorum yapmaz. Bu konuda yorum (tevil) yapmanın da yoldan sapmak olduğunu söyler. İbn Teymiye bununla tefsir ve tefviz’i cem ettiğine inanmaktadır. Nasları zâhirî manasıyla tefsir etmekte, hâdis’lerden (yaratılmış olanlardan) Allâh’ı tenzîh etmektedir. Keyfiyet ve nitelikte de , tefvîz yoluna gitmektedir ». Görüldüğü gibi bu sözlerde bir çok karıştırmalar, tutarsızlıklar ve İbn Teymiye’ye iftiralar bulunmaktadır. Bu durumda iki ihtimal görünmektedir: Birincisi, Ebû Zehrâ ya İbn Teymiye’nin bu ifadelerini anlamamış, ya da anlamış ama zihinleri bulandırmayı ve gerçekleri tahrîf etmeyi amaçlamıştır. Zîra İbn Teymiye, diğer kitaplarında selef mezhebinin, kendisinin ve hakkı arayan herkesin yol olarak benimsediği, inandığı bir mezheb olduğunu beyân etmiş ve naslar konusundaki telakkisini şöyle açıklamıştır: « Sıfatlarla ilgili naslar zâhirlerine göre değerlendirilir ve lafızlarının delâlet ettiği manalara göre tevîlsiz ve tahrîfsiz tefsîr edilirler. Sıfatların keyfiyeti ise, Allâh’a havâle edilir. Zîra Allâh’tan başka kimse bunların anlamını bilemez. Bu, selef ulemasının kitaplarında bu şekilde kabul edilmiş olup, sıfatlarda mananın malum, keyfiyetin meçhul olduğu onlardan sahih senetlerle rivayet edilmiştir. Tefvîz, keyfiyet için söz konusudur. Manalara gelince bunlar bilinir ve tefsir olunabilirler. Bunlarda tefvîz ve kapalılık yoktur. Nasların delalet ettiği manalar çerçevesinde Allâh’ın sıfatlarını ispat etmek, Allâh’ın mahlukatına benzemesini gerektirmez. Çünkü O’nun kendisine ait ve şânına lâyık sıfatları vardır. Mahlûkâtın da kendilerine göre sıfatları vardır. Zihinlerde Allâh’ın sıfatları ile mahlukatın sıfatları arasında var olan külli manadaki ortaklık, gerçek ve hârici keyfiyetteki ortaklığı gerektirmez. Zaten Allâh kendisi için bu sıfatların var olduğunu belirtmiş, fakat zâtından yaratılanlara benzerlik ve denkliği nefyetmiştir ». لَيْسَ كَــمِثْلِهِ شَـْيءٌ وَ هُوَ السَّـميِعُ الْبَصِـيرُ ) ( ( O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir ).[7] | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||