![]() ![]() Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 616
Teşekkür etti: 7
53 Teşekkür 31 Mesaja aldı
|
Vehhabilik Tehlikesi Artarak Devam Ediyor
![]() Tunuslu Profesörün önemli kitabı Vehhabilik İslâm Dünyasını fethediyor ![]() Mehmet Şevket Eygi 27.04.2008 ![]() ![]() TUNUS Üniversitesi’nde siyası ilimler profesörü, düşünür Hamadî Redissi “Necid Sözleşmesi yahut bir İslâm fırkası nasıl İslâm’ın yerine geçti?” isminde Fransızca bir kitap yayınlamış. (Le Seuil Yayınevi, 329 sayfa) Bu kitabın tanıtımını oumma.com’da okudum. Okuyucularıma oradan naklederek bazı özet bilgiler vermek istiyorum. “Vehhabilik uzun müddet bir fırka, hattâ asıl İslâm’dan sapmış bir dalalet olarak görülmüş (Vehhabiler 19’uncu asırda İslâm’ın kutsal şehri Mekke’yi tahrip etmişlerdi). İşte bu fırka yavaş yavaş petro-dolarlar sayesinde, İslâm’ın aslına uygun doğru yorumu ve uygulanması olarak kendini kabul ettirmiştir. “Hamadî Redissi fikirlerini, lafları gevelemeden açıklayan bir kimse. 19’uncu asırda Mekke’yi zaptederler, kutsal bölgedeki Hazret-i Hatice’nin türbesini, Mualla Kabristanı’ndaki diğer İslâm büyüklerinin türbe ve mezarlarını tahrip ederler, Medine’de de Asr-ı Saadet’ten kalan türbeleri ve mezarları yıkıp düzlerler. Peygamberin, Yeşil Kubbe altındaki kabrindeki kıymetli eşyayı yağmalarlar, Peygamberin türbesini ve kabrini yıkamazlar. “Suudî Arabistan’ın kurucusu Suud, hacıların asırlardan beri türbeye getirmiş oldukları kıymetli taşları, bilezikleri, gerdanlıkları ve diğer değerli eşyayı yağmalar, bu eşyaları 60 deve ile taşıtır. Hamadî Redissi, Necid Sözleşmesi kitabında ‘Nasıl olur da böyle savaşçı ve yağmacı bir fırka, kutsal mekânları ve makamları tahrip etmiş olmasına rağmen, zulm ve gadretmiş olduğu Ehl-i Sünnet Müslümanları tarafından temize çıkarılmıştır.’ diye sorar.” Yazarın, Vehhabîlere ve Vehhabîliğe sıcak bakmadığı çok kolay anlaşılıyor. Bu kitap ucuz ve kolay şekilde yazılmış bir reddiye değildir. Hamadî Redissi senelerce kitap mütalaa etmiş, kaynakları karıştırmış, bilgi ve belge toplamıştır. Suudî Arabistan’a gitmiş, İngiliz, Alman, Amerikan belgelerine ulaşmıştır. Onun kitabına ad olarak koyduğu Necid Sözleşmesi, bu fırkanın dinî-teolojik kurucusu Muhammed ibn Abdülvehhab’ın (1703-1792), Necidli bir kabile reisi olan İbni Suud ile 1744-1745 yıllarında imzaladığı bir belgedir. “İbni Abdülvehhab’ın amacı neydi? O Müslümanların İslâm’ı bozduklarını iddia ediyor, bozulmuş İslâm’ın yerine kendisinin gerçek İslâm’ı bildirdiği tezini ileri sürüyordu. Onun İslâm’ı radikal, mutaassıp, çok sert, püriten, sekter ve donmuş bir dindi. 1932’den itibaren Arap Yarımadasına bu mezhep hâkim olmuştur. İkinci Dünya Savaşından sonra petrol zenginliğinin verdiği imkânlarla geleneksel İslâmî anlayış ve meşreplerin aleyhine İslâm dünyasının fethine girişmişlerdir. “Uzun bir müddet, Ehl-i Sünnet İslâmlığı, Vehhabiliği bir sapıklık olarak görmüş ve onunla çok sert şekilde mücadele etmiştir. Ancak ‘Bu bozuk fırka’ artık temize çıkarılmış ve İslâm dünyasının her yerinde benimsenmeye başlanmıştır. “Suudî Arabistan, Arap dünyasındaki televizyonların ve internet sitelerinin, yazılı medyanın yüzde 30’una sahip bulunmakta veya kontrol etmektedir. Birçok İslâmî propaganda ve misyonerlik kuruluşları da ona bağlıdır. “14 Şubat 1945’te ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt ile Kral Abdülaziz bin Suud arasında bir anlaşma yapılmıştı. Buna göre, Suudiler Amerika’nın askerî koruması karşılığında petrollerini vereceklerdi. Kral, Filistin’e Yahudilerin yerleştirilmesine kesinlikle karşıydı. ‘Araplar Avrupa Yahudilerine hiçbir kötülük yapmadılar. Yahudilere kötülük yapanlar, onların mallarını ve canlarını alanlar Hıristiyan Almanlardı. Dolayısıyla faturayı onların ödemesi gerekir!’ demişti. Roosevelt, Krala inanmış görünmüş ve üç söz vermişti: Filistin meselesinin hallini hükümetinin önemli işlerinden biri olarak kabul etmek, Arapların aleyhine hiçbir şey yapmamak. Hem Araplarla hem Yahudilerle görüşmeden bu politikada hiçbir değişikliğe gitmemek... Lakin ABD Başkanı bu görüşmeden iki ay sonra vefat etti. Verilen sözler de tutulmadı. Suudiler açısından İbni Suud’un Roosevelt’e verdiği söze uygun olarak Suudî Arabistan İsraille hiç savaşmadı.” Vehhabîliğin iki ayrı veçhesi vardır: Dînî ve siyasi. Dini açıdan bu mezhebe ilk reddiyeyi Muhammed İbni Abdülvehhab’ın kardeşi Süleyman İbni Abdülvehhab yazmıştır. Suudî Arabistan’da şu anda hiçbir eski veya yeni mezar yoktur. Peygamber Efendimizin türbesi dışındaki bütün türbeler temellerine kadar yıkılmıştır. Yazılı bir kabir taşı da kalmamıştır. Hicaz Valisi Eyüp Sabri Paşa “Tarihî Vehhabiyan” adlı kitabında, Vehhabîlerin Resulullah Efendimizin türbesini yıkmak üzere kubbeye elinde kazmayla bir adam çıkardıklarını ve herifin düşüp öldüğünü anlatır. Onların Peygamberimizin türbesini yıkmaktan vazgeçmelerinde, İslâm dünyasının büyük infiali ve protestosu da tesirli olmuştur. İngiltere Birinci Dünya Savaşı’nda Hicaz Bölgesinde Osmanlılara karşı Şerif Hüseyin’i kışkırtmış, desteklemiş, casus Lawrence’yi o bölgeye büyük miktarda altınla göndermiştir. Necid Bölgesinde de yine Osmanlıya karşı Vehhabîleri ve İbni Suud kabilesine de Sir John Philby’i göndermiştir. Tabii eli boş olarak değil... Türkiye’de Vehhabîlik yayılıyor mu? Bence yayılıyor, lakin bu isimle değil. Onlar kendilerine Vehhabî denilmesini istemezler, biz Selefiyiz derler. Ehli Sünnet İslâmlığı ile Vehhabilik arasındaki teolojik ihtilaflar ve tartışmalar daha ziyade akaid/inanç konularındadır. Ehl-i Sünnet uleması bu fırkaya karşı hayli reddiye yazmıştır. İşin bir de siyasi tarafı var. Onu da tarihçiler ele almıştır. Bizim toplumumuz okumayan, araştırmayan, incelemeyen, hafızasını büyük ölçüde yitirmiş bir toplum olduğu için bu konularda yeterli bilgi ve kültür sahibi değildir.
__________________
http://muratyazici.blogspot.com/ |
|
|
|
![]() ![]() Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 616
Teşekkür etti: 7
53 Teşekkür 31 Mesaja aldı
|
“Uyeyne’ye bağlı tüm beldelerdeki türbeler, yüksek mezarlar ve kendilerine kutsallık atfedilen mağaralar ve ağaçlar, İbn Abdülvehhab, Osman b. Hamad ve adamları tarafından tek tek ortadan kaldırıldı. Sahabeden Zeyd b. Hattab’ın Cübeyle’deki türbesini ise İbn Abdülvehhab bizzat kendi elleriyle tahrip etti.” (s.22) “Vehhabi görüşleri kabul etmeyenler müşrik kabul edilerek canları ve malları helal sayılır. Cihad sırasında, şirk ve bid’at alameti saydıkları yapıları da hedef alan Vehhabiler, özellikle Hicaz’daki bu tür eylemlerinden dolayı bazı tarih kayıtlarında ‘mezar yıkıcılar’ olarak tavsif edilmişlerdir.” (s.27) “Vehhabiler şiddetli çatışmalar neticesinde 18 Şubat 1803’de Taif şehrini ele geçirdiler. Çok sayıda Taifli öldürüldü ve malları talan edildi. Türbe ve mezarlar tahrip edildi. Abdullah b. Abbas’ın türbesi de yıkılan binalar arasındaydı. Mekke ise, 30 Nisan 1803 günü Vehhabilerin eline geçti....Başta Hz. Hatice’nin evi olmak üzere ileri gelen sahabilere ait oldukları bilinen ve hatıra olarak korunan evler yıkıldı.” (s.32) “[1805’de Medine’yi ele geçirdiler ve] Başta Baki kabristanındakiler olmak üzere şehirdeki türbeler ve mazar taşları yıkıldı. Hz. Peygamber’in türbesindeki tezyinat yağmalandı, değerli eşyalar gasp edildi.” (s.33) “İhvan, 1912’den, tasviye edildikleri tarih olan 1930’a kadar Abdülaziz bin Suud’un askeri kuvvetlerinin belkemiğini oluşturdu.” (s.75) “Kendilerinden olmayan veya kendileri gibi olmayan insanlar, Vehhabi ulema ve İhvan açısından kafir veya en azından kınanmayı haketmiş mücrim ve fasık kişilerdir.” (s.66) “Önlerine çıkan kadın, erkek, yaşlı, çocuk, kim olursa olsun genellikle sağ kurtulamazdı. Esir alma adetleri yoktu.” (s.78) Prof. Dr. Erman Artun da şu bilgileri veriyor [2]: “Vehhabiler, pek çok sünni ve şii ulemayı, halktan binlerce kişiyi kılıçtan geçirdiler. Kuran ve Hadisler dışındaki kaynakları bidat kabul ettikleri için dini, tarihi ve edebi eserleri parçaladılar, İslam büyüklerini ve ashabın mezarlarını yıktılar. ... Kerbela, Taif, Mekke, Medine ve Hicaz’ı alıp yağmaladılar.” Prof. Dr. Z. Kurşun şunları yazıyor [3]: “İbn Suud'un, kendilerine uymayan Mekke ve Medine ahalisini "mezhebi muktezasınca şirk ile ittiham ederek tecdid-i imana davet ettiğini" kaydeden Harem-i Nebevî müderrisi Abdurrahman, daha sonra "Yapılan münazara ve görüşmelerden elde edilen bilgilere göre; Vehhabîler, bu mezhebe mensub olmayan diğer ehl-i İslâm'a müşrik nazarıyla bakmakta ve bunların mezheblerine girmeleri için zorlanmalarını kendilerine vacib görmektedirler. Ayrıca, davetlerine uymayanların katlinin de gerekliliğine inanmaktadırlar"demektedir.” [1] Doç. Dr. M. Ali Büyükkara, İhvan'dan Cüheyman'a Suudi Arabistan ve Vehhabilik, Rağbet Yayınları, İstanbul, 2004. [2] Prof. Dr. Erman Artun, 19. Yüzyıl Osmanlı Dönemi Ortadoğu’nun Sosyal Tarihine Bir Kaynak : Aşık Esrari’nin Vehhabi Destanı. (Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü.) [3] Doç. Dr. Zekeriya Kurşun, Tarih ve Medeniyet, Sayı 30.
__________________
http://muratyazici.blogspot.com/ |
||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||
![]() ![]() Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 616
Teşekkür etti: 7
53 Teşekkür 31 Mesaja aldı
|
“İngilizlerin bölgedeki siyasi temsilcisi W. Shakespear, 1914 Şubatında Riyad’a gelmiş, bu vesileyle İngilizler ile Suudiler arasında sıcak yakınlaşmalar tesis edilmişti. I. Dünya Savaşı çıkınca bu dostluk daha da pekişti. Osmanlı’nın ittifak çağrısına red cevabı veren İbni Suud, bunun hemen arkasından, Osmanlı heyeti hala Riyad’da iken, İngilizlere ittifak teklifinde bulundu....Artık büyük savaşta Osmanlı’nın Necd valisinin safı belli olmuştu. Bu birliktelik, İbni Suud’a İngiltere-Hindistan İmparatorluğu’nun şövalyelik nişanı verilmesiyle pekiştirildi.” (s.46 ) “İbni Suud şunları söylemektedir: (Eğer siz İngilizler, kızlarınızı karım olsun diye bana önerseniz kabul ederdim...Fakat Mekke Şerifi’nin veya Mekkelilerden ve diğer müslümanlardan müşrik saydıklarımızın kızlarını alamam. Hıristiyanların kestiği hayvanların etlerini sorgusuz sualsiz yerim.) Bu duygularla yüklü olan İbni Suud, bir başka toplantıda da Hıristiyanlarla ilgili bazı Kur’an ayetlerini okumuş, sonra da Philby’e dönerek kendisini kuzeni saydığını, zira hıristiyanların İshak Peygamber, Arapların da İshak’ın kardeşi İsmail Peygamber evladından olduklarını, Türklerin ise Tatar kökenli evlad-ı İblis’ten olduklarını açık yüreklilikle ifade etmişti.” (s.48 ) Kaynak: Doç. Dr. M. Ali Büyükkara, İhvan'dan Cüheyman'a Suudi Arabistan ve Vehhabilik, Rağbet Yayınları, İstanbul, 2004.
__________________
http://muratyazici.blogspot.com/ |
||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 31.08.2002
Mesajlar: 5.516
Teşekkür etti: 6
58 Teşekkür 36 Mesaja aldı
|
__________________
" M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . " |
|||||||||||||||
|
|
|
|||||||||||||||
![]() ![]() Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 616
Teşekkür etti: 7
53 Teşekkür 31 Mesaja aldı
|
Vehhabiliğe reddiye mahıyetinde faydalı bir eser olan "Müslümana Nasihat" kitabının sonunda, Eyyüb Sabri Paşa'nın Mir'at-ül-Haremeyn kitabından yapılan iktibasta diyor ki: Sü’ûd bin Abdül’azîz, Mekkeye ve Medîneye hücûm etdiği zaman Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” türbesinden başka, Eshâb-ı kirâmın ve Ehl-i beytin “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” ve Evliyânın ve Şehîdlerin “rıdvânullahi aleyhim ecma’în” türbelerinin hepsini yıkdılar. Kabrleri, belirsiz hâle getirdiler. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimizin mubârek türbesini de yıkmağa başladılar ise de, eline kazma alanın aklına veyâ bedenine sakatlık geldiğinden bu cinâyeti işleyemediler. Bu bilgiler, Tunuslu profesörün verdiği bilgilerle uyumludur. İlaveten, Richard Burton isimli İngiliz asıllı bir yazar 1853 senesinde basılan "A Pilgrimage to Al-Madinah and Meccah" isimli eserinde şunları yazmış: Personal Narrative of a Pilgrimage to Al-Madinah and Meccah, by Richard Burton Pilgrimage to Al-Madinah and Meccah, by Richard Burton (chapter17) During the siege of Al-Madinah by the Wahhabis, the principal people seized and divided amongst themselves the treasures of the tomb, which must have been considerable. When the town surrendered, Sa’ud, accompanied by his principal officers, entered the Hujrah, but, terrified by dreams, he did not penetrate behind the curtain, or attempt to see the tomb. He plundered, however, the treasures in the passage, the “Kaukab al-Durri” (or pearl star), and the ornaments sent as presents from every part of Al-Islam. Part of these he sold, it is said, for 150,000 Riyals (dollars), to Ghalib, Sharif of Meccah, and the rest he carried with him to Daraiyah, his capital. An accident prevented any further desecration of the building. The greedy Wahhabis, allured by the appearance of the golden or gilt globes and crescents surmounting the green dome, attempted to throw down the latter. Two of their number, it is said, were killed by falling from the slippery roof and the rest, struck by superstitious fears, abandoned the work of destruction. They injured, however, the prosperity of the place by taxing the inhabitants, by interrupting the annual remittances, and by forbidding visitors to approach the tomb. They are spoken of with abhorrence by the people, who quote a peculiarly bad trait in their characters, namely, that in return for any small religious assistance of prayer or recitation, they were in the habit of giving a few grains of gunpowder, or something equally valuable, instead of “stone-dollars.” Fırsat olunca bunun tercümesini yapıp bloguma ekleyeceğim.
__________________
http://muratyazici.blogspot.com/ |
||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||
|
askarad@msn.com
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 03.03.2005 Yaş: 27
Mesajlar: 1.170
Teşekkür etti: 1
2 Teşekkür 2 Mesaja aldı
|
hocam vehhabilik bir mezhebdir türkçesi fırka, evet ama hak mezheb değil, yani buda geri kalan 72 gerici fırkaya tabidir :) ingiliz siyonizm faaliyetidir, tescilli damgalı ingiliz mezhebi. en tehlikelisi bu bizim yerli şia mezhebidir, adını burda söylemek doğru olurmu?
__________________
|
|||||||||||||||
|
|
|
|||||||||||||||
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 02.03.2007
Mesajlar: 2.276
Teşekkür etti: 0
5 Teşekkür 2 Mesaja aldı
|
Yerli şia diye kastınız sadece Hz. Ali ile bağlantısı dolayısı ile mi? Şia nın kökeni farisi kültürü... Aleviliğin kökeni Orta Asya türk kültürü... Bence bu durumda yerli şia benzetmesi yanlış.. |
||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||
|
askarad@msn.com
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 03.03.2005 Yaş: 27
Mesajlar: 1.170
Teşekkür etti: 1
2 Teşekkür 2 Mesaja aldı
|
türkün adetinde böylesine ucube tuhaflıklar yoktur. ayrıca bunların adet haline getirdikleri nevruz sözde bayramıda, eskiden iranlı mecusilerin ateş bayramıydı, yine türkün adetinde böyle bir şey yoktur, saz çalmak çeşitli oyunlar oynamak islamda yoktur. islama aykırı hiçbir adet, müslüman türklere atfedilemez.. iftira olur
__________________
|
|||||||||||||||
|
|
|
|||||||||||||||
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 02.03.2007
Mesajlar: 2.276
Teşekkür etti: 0
5 Teşekkür 2 Mesaja aldı
|
Tamam temelinde İran'dan yayılan imamiye dalgasının etkisi var, ama sonrasındaki gelişimi farklı.. Bu konuda yüzlerce doktora var, ama Türkiye'de değil.. ABD üni. lerinde.. |
||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 30.08.2006
Mesajlar: 1.012
Teşekkür etti: 32
34 Teşekkür 29 Mesaja aldı
|
Almanca bir Ehli Sünnet sayfasinda Hazreti Ebu Bekr'in, Hz Fatima'nin vs. evlerini nasil tuvalet ve hotellere cevirdiklerini görmüstüm [resimlerle]...
Mezhepsizlik dinsizlige köprüdür [Zahid el kevseri] |
|
|
|
![]() |
| Lesezeichen |
| Seçenekler | |
|
|
LinkBacks (?)
LinkBack to this Thread: http://www.delikanforum.net/dini-bilgi-ve-egitim/76416-vehhabilik-tehlikesi-artarak-devam-ediyor.html
|
||||
| Konuyu Başlatan | For | Type | Tarih | |
| DelikanForum.NET - DF | This thread | Refback | 30.04.2008 18:03 | |
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Demirel'in saltanati devam ediyor | jandarma | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 0 | 19.11.2007 10:19 |
| Vehhâbîlik Tehlikesi | _313_ | Dini Bilgi ve Eğitim | 7 | 02.01.2007 23:14 |
| VehhÂbÎlik Tehlikesi | acohsny | Dini Bilgi ve E | ||