İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #41
Alt 27.05.2008, 10:26

 
İMKENEGİ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 04.01.2006
Mesajlar: 1.032
Teşekkür etti: 119
55 Teşekkür 35 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız cidalcu
Mesajı göster
sevgili imkeneği!

az daha dikkat edin yazarken. nerde ne zaman kime niçin benim gibi düşünmezseniz "şirk" e girersiniz demişim!!!

sanırım forumda bolca örneği bulunan kişicikler ile karıştırdığınızı hüsnüzan ederek tekrar titiz olmaya davet ederim!

selam ve dua ile (onlara yok!)
değerli kardeşim.

herhangi birine şirk içinde dediniz diye yazmadım.en azından bu düşüncede [ bu düşüncede olmayadabilirsinizde ] olmayın diye yazdım.

vesselam.
__________________

İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
İMKENEGİ isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #42
Alt 27.05.2008, 10:34

 
hayalEt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 21.10.2004
Mesajlar: 1.178
Teşekkür etti: 13
49 Teşekkür 35 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız cidalcu
Mesajı göster
sevgili kardeşim verdiğim örneğin uydurulmuş oldugunda hemfikiriz! inanki çırpınmıyorum. çırpınmam için illaki benim dediğim dedik der sonrada gayrı edeb tavır takınırdım. ben derimki madem uydurulmuş şeyler girebiliyor, madem değişebiliyor ben neden onla amel edeyim. siz amel edermisiniz. ediniz efendim buyrun ediniz herkes amel ettiği ile yargılanacak.

selam ve dua ile (onlara yok!)
Uyduruk olduğunu tasdik ettikten sonra..neden amel ediyim...demeniz sizce biraz abes değilmi???

Uyduruklarla Amel ediniz diyen varmı???

Birtane uyduruk gördüğünüz için bütün bir Külliyatı Uyduruk kabul etmek...akıl işimidir???

"Rasul size Neyi verirse onu alın...sizi neyden sakındırırsa ondanda sakının" Hükmü gereği...Rasul bize Neyi verdi???
Kur'anı verdi...Öyle ise Kur'an bize Yeter...diyebilirmiyiz???
diyemeyiz...Yeter olsaydı..."Rasul size Neyi verirse Onu Alın" Hükmü üzeri derin bir düşünceye dalmamız lazımdı...
Demekki Rasul...Vahyin Harici bize birşeyler sunuyor...O sunduklarını Almamız isteniyor...
Onun Söylemediklerini Söylenmiş gösteren veya Allah Rasulu Adına Yalan Uydurup bu Hadis'dir diyenden...Daha zalim kimdir...sözü üzerinde ittifak halinde isek...
Uyduruk Olmayanlara Teslim olmak Müslümanların yapması gereken en güzel şey değilmidir???

Neyin uyduruk neyin uyduruk olmadığını anlaman için...yapman gereken...
Uydurukların üzerinde harcadığın vakti...Uyduruk olmayanlar üzerinde harcaman değilmidir???...Doğru olan ve Yapman gereken bu değilmidir???
Hepsini Uyduruk olarak görüyorsan...Hz Aişe Olayını Ortaya atman senin samimiyetsizliğinin bir delili değilmidir???
Hadis Denilen şeylerin Hiçbirine İnanmıyorum demen bizim için Yeterlidir...

Bel'amlarla...Hadis Uyduranlar arasında ne fark vardır???
Allah'ın Ayetlerini Değiştirenler ile Hadis içerisine uydurmaları ekleyenler arasındaki fark nedir???

Öyle ise...Bel'amları tanıya bileceğin gibi...Hadis Uyduranlarıda Tanımak Mecburiyetindesin...
Bel'amları tanımıyorsan...Allah'ın Kitab'ı bana yeter diyemezsin...Çünkü O Bel'amlardan duyduğun Allah'ın Ayetlerinin Tefsiri değildir....
Hadis Alimlerini...Ümmetin Üzerinde İttifak ettiği alimleri Tanımıyorsan...Bütün Hadisleri Cesurca...Uydurma yapabilirsin...ki görünüş onu gösteriyor...(vAllah-u Alem)
hayalEt isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #43
Alt 27.05.2008, 11:19

 
Üyelik tarihi: 30.04.2008
Mesajlar: 292
Teşekkür etti: 17
24 Teşekkür 20 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız cidalcu
Mesajı göster
sevgili imkeneği!

içine yalan karışabilmiş bir kaynağa "koşulsuz" güvenilemez. benim kaynağım bu. bakıyorum bunu kendi nefsime yada heva-i arzuma göre değil Hz. peygambere yakıstıramıyorsam onunla amel etmiyorum!

ben bunu böyle algıladım diye ne bana lakap takabilirsiniz, ne İmanımı sorgulayabilirsiniz, nede hakkımda hüküm verebilirsiniz.

mezarda yatan herkim olursa olsun ondan yardım dileyemem. Rabbim cc beni aracısız duyabilir ELHAMDÜLİLLAH!

selam ve dua ile (onlara yok!)
sevgili HayalET

kardeşim beni başka bir anlayışa angaje etmeye çalışmayınız(küllün tüm hadis yalan anlayısına) bakın ve tekrar değerlendirin. 3 ayrı mesajımda tırnak içinde kosulsuz güvenemem yazmısım. bir mesajımdada Hz. Peygambere yakıstıramıyorsam. demişim. baska lafa gerek varmı?

selam ve dua ile (onlara yok!)

not= ağız dolusu hakaret edenlere dilsiz kalınmasını Allah'a cc havale ediyorum. ateşin kendisine değeceğini düşünüp bundan utananlar anladı. diğerleri adam sende deyip gecti zaten!
cidalcu isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)   Alıntı ile Cevapla
  #44
Alt 27.05.2008, 11:36

 
hayalEt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 21.10.2004
Mesajlar: 1.178
Teşekkür etti: 13
49 Teşekkür 35 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız cidalcu
Mesajı göster
sevgili HayalET

kardeşim beni başka bir anlayışa angaje etmeye çalışmayınız(küllün tüm hadis yalan anlayısına) bakın ve tekrar değerlendirin. 3 ayrı mesajımda tırnak içinde kosulsuz güvenemem yazmısım. bir mesajımdada Hz. Peygambere yakıstıramıyorsam. demişim. baska lafa gerek varmı?

selam ve dua ile (onlara yok!)

not= ağız dolusu hakaret edenlere dilsiz kalınmasını Allah'a cc havale ediyorum. ateşin kendisine değeceğini düşünüp bundan utananlar anladı. diğerleri adam sende deyip gecti zaten!
cidalcu...Çok önemli bir noktayı kaçırmışsın kardeşim...ben HayalET değil...hayalEt'im...

Bu beni muhatab olarak görmediğine bir delil olsada ben seni muhatab olarak kabul ediyorum...

Şimdi gelelim mevzuya...

Allah'a Emanet Olunuz Kardeşim...

Selam ve Dua ile...
hayalEt isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #45
Alt 27.05.2008, 11:41

 
Üyelik tarihi: 30.04.2008
Mesajlar: 292
Teşekkür etti: 17
24 Teşekkür 20 Mesaja aldı
hayalEt
hayalEt
hayalEt

:) kopyala yapıştırı pek sevmediğim için yanlış yazmışım. şimdi 3 kere yazınca size verdiğim değer elbetteki artmadı :) ama siz rahatlamış olun. eğer size değer vermesem zannınız ile sizi başbaşa bırakırdım. fakat muhatab alınıyor ve selam veriliyor duaya ortak ediliyorsunuz.!
selam ve dua ile (onlara yok!)

not= enazından hayalet yazmamışım bu kayda değer bir durumdur değilmi :)
cidalcu isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)   Alıntı ile Cevapla
  #46
Alt 27.05.2008, 11:57

 
hayalEt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 21.10.2004
Mesajlar: 1.178
Teşekkür etti: 13
49 Teşekkür 35 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız cidalcu
Mesajı göster
hayalEt
hayalEt
hayalEt

:) kopyala yapıştırı pek sevmediğim için yanlış yazmışım. şimdi 3 kere yazınca size verdiğim değer elbetteki artmadı :) ama siz rahatlamış olun. eğer size değer vermesem zannınız ile sizi başbaşa bırakırdım. fakat muhatab alınıyor ve selam veriliyor duaya ortak ediliyorsunuz.!
selam ve dua ile (onlara yok!)

not= enazından hayalet yazmamışım bu kayda değer bir durumdur değilmi :)
Tamam cidalcu...bi daha olmasın.... :D

Bundan sonra Kendi kendine Nick UYDUR'ma... :D ;)
hayalEt isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #47
Alt 27.05.2008, 19:56

 
Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 768
Teşekkür etti: 12
202 Teşekkür 109 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Mavi
Mesajı göster
Kabirden değil, kabirlerde bulunan mübarek zatlardan yardım istenir. Bir sahabenin Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) kabrine giderek Efendimiz'den (sallallahu aleyhi ve sellem) yardım talebinde bulunması gibi.

İmam Beyhaki'nin, Efendimiz Ömer'in haznedarı Mâliki'd-dâr'dan sağlam bir senetle rivayet ettiği hadisin manası şöyledir:

''Ömer zamanında kıtlık baş göstermişti. Adamın biri Resul'ün (aleyhisselâm) kabrine geldi ve dedi ki: ''Ya Allâh'ın Resulü, ümmetin için yağmur iste, çünkü onlar mahvoldular!.'' Rüyasında adama denildi ki: ''Ömer'e selâm söyle kendisine yağmurun geleceğini haber ver ve ümmetin hizmetinde gayret göstersin.'' Adam Efendimiz Ömer'e gelip durumu haber verince Ömer (radiyAllâhu anh) ağladı ve ''Ya Rabbi, elimden ne geliyorsa geri koymaz yaparım'' dedi.''

Bu kişinin sahabeden Bilâl bin el-Hars el-Müzeni olduğunu söylenmiştir. Dolayısıyla bu sahabi Allâh'ın Resulünün (aleyhisselâm) kabr-i şerifine teberrük için gitmiştir ve bunu ne Efendimiz Ömer red ve tenkit etmiş ne de diğerleri..
"Artalan gürültüsünü" ve "parazitleri" duymazdan gelip, bu rivayetle alakalı bazı bilgileri hatırlayalım.

İngilizce veya Arapça bilenler, şuradaki bilgilerden faydalanabilirler:

Tawassul: Narration of Malik al-Dar

İngilizce metinde şu alimler ve kitapları zikredilmiş:

Musannaf (12/31-32) of ibn Abi Shayba (d. 235 AH)
Imam al-Bayhaqi's Dala'il al-Nubuwwa (7/47)
al-Irshad fi Ma'rifa Ulama al-Hadith of Hafiz al-Khalili
Ibn Kathir in al Bidaya wal Nihaya (7/106)
Hafiz Ibn Hajar al-Asqalani in al-Isaba fi Tamyiz al-Sahaba (3/484)
Hafiz ibn Hajar in Fath al Bari (2/495)
Imam ibn Abdal Barr in al-Isti’ab (2/464)

Yazının sonunda da şu yorum var:

"Note: All of these Imams narrated it and not one of them weakened it let alone said it leads to Shirk as some of the innovators of this age claimed! In fact Imam ibn Hajar and Imam ibn Kathir explicitly declared its Isnad to be Sahih. Ibn Kathir in his recently published: Jami al-Masanid (1/223) - Musnad Umar - declared it as: "Isnaduhu Jayyid Qawi: ITS CHAIN OF TRANSMISSION IS GOOD AND STRONG!" Let the pseudo-Salafiyya take note - that this is the ruling of ibn Kathir in 2 places, and he was associated with Ibn Taymiyya."

Yaklaşık tercümesi:

Not: Bütün bu imamlar bunu rivayet etmişler ve bir tanesi bile onu zayıflatmamıştır; hele zamanımızdaki bid'atçıların iddia ettiği gibi şirk olduğunu hiç biri söylememiştir. Aslında, İbni Hacer [Askalani] ve İbni Kesir onun isnadının sahih olduğu açıkca ifade etmişlerdir. İbni Kesir yakın zamanda basılan kitabında (Camiül Mesanid (1/223)), "isnaduhu ceyyid kavi" = rivayet zinciri iyi ve kuvvetlidir, demiştir. Selefiler not edin: Bu İbni Kesir'in iki ayrı yerdeki hükmüdür; o İbni Kesir ki İbni Teymiyye'nin çevresindendir.

***

Daha evvel kitabından tercümeler yaptığım Abu Ammar diyor ki:

"Ayrıca İmam-ı Buhari bundan Tarih el-Kebir kitabında, Malik el-Dar'ın hal tercümesinde bahsetmiştir." (Traditional Scholarship and Modern Misunderstandings: Understanding The Ahl al-Sunna)

Nitekim, Prof. Dr.Zekeriya Güler de diyor ki:

"İbn Hacer (v. 852/1448), İbn Ebî Şeybe’nin (v. 235/849) rivâyet ettiği bu hadisin isnadının sahih olduğunu zikretmektedir . Hadis, aynı isnadla Beyhakî (v. 458/1065) ve İbn Asâkir (v. 571/1175) tarafından da rivâyet edilmektedir. (...) Buhârî, Târîh’inde Ebû Sâlih Zekvân tarîkiyle Mâlik ed-Dâr’dan Hz. Ömer’in kıtlık senesindeki sözünü (muhtasar olarak) rivâyet etmiştir. Aynı rivâyeti tafsilatlı olarak İbn Ebî Hayseme de tahriç etmiştir."

Prof. Z. Güler şu referansı da veriyor:

Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, VII, 304-305.

Adı geçen hadis alimleri sözleri dinde sened, büyük ve muhakkik alimlerdir. Bizlere delil olarak bunların sözleri yeter. Bununla beraber, belli çevrelerin propagandalarıyla kafaları karışmış olup evhamdan kurtulamayanlar için, İbni Teymiyye'nin dahi bu rivayeti doğru kabul ettiğini hatırlatmak isterim:

Kuraklık olduğu zaman, birisi Peygamberimizin (aleyhisselam) kabrine geldi ve kuraklık hakkında şikayet etti. Daha sonra Peygamberimizi gördü. Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) "Ömer'e git ve İstiska namazı kılmasını söyle" buyurdu. ...Buna benzeyen birçok doğru rivayet mevcuttur. [İktizâu's-Sirati'l-Müstakim, Pınar Yayınevi tarafından neşredilmiş olan Türkçe tercümesinin 5. baskısının 493. sayfası. Ayrıca, bu tercümedeki 90 nolu dipnotta, İbni Kesir'in bu haber hakkında "isnadı sahihtir" dediğini görüyoruz.]

Bütün bunlara ilaveten, Şafii ulemasının en büyüklerinden Hâfız İbni Hacer-i Mekkî (Heytemî) diyor ki:

"...Bundan başka, Resûlullah ile tevessül istigâse etmek demek, Onun duâ etmesini istemek demekdir. Çünkü O, kabrinde diridir, isteyenin istediğini anlar. Sahîh haberde bildirildi ki: (Emîr-ül-mü’minîn Ömer “radıyallahü anh” zamânında kaht [kıtlık] oldu. Eshâb-ı kirâmdan birisi, Resûlullahın kabri yanına gelip, yâ Resûlallah! Ümmetine yağmur yağması için duâ eyle! Ümmetin helâk olmak üzeredir, dedi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, buna rüyâda görünüp yağmur yağacağını haber verdi. Öyle de oldu. Rüyâda ayrıca (Ömere git, Selâm söyle! Yağmur yağacağını müjdele. Keys ile hareket etmesini söyle!) de buyurdu. Keys, yumuşak davranmakdır. Ömer “radıyallahü anh” sert idi. Dînin emrlerini yerine getirmekde şiddet gösterirdi. Bu kimse, Halîfenin yanına geldi. Olanı anlatdı. Halîfe dinledi ve ağladı. Bir habere göre rüyâyı gören, Eshâbdan Bilâl bin Hâris Müzenî idi. Burada, rüyâyı değil, Sahâbînin, Resûlullahın kabrine gelerek tevessül etmiş olduğunu bildirmek istiyoruz. Görülüyor ki, Resûlullahdan, hayâtda iken olduğu gibi vefâtından sonra da, dileklerin hâsıl olmaları için duâ buyurması istenilir. Onun duâ ve şefâat etmesi ile dilekler hâsıl olduğu gibi, hayâta gelmeden önce ve hayâtda iken ve vefâtından sonra, Onu vesîle ederek yapılan duâ ve tevessüller de kabûl olmakdadırlar." (İbni Hacer-i Mekki; Cevher-ul-Munzam)

Murat Yazıcı isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #48
Alt 27.05.2008, 21:24

 
Üyelik tarihi: 26.05.2008
Mesajlar: 7
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
ben de bu konulara mudahel etmek istiyorum izninizle
Abuhilal isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #49
Alt 27.05.2008, 21:52

 
Üyelik tarihi: 26.05.2008
Mesajlar: 7
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
-İmam Beyhaki’nin sahih bir isnatla Malik Ed-Dar’dan rivayet ettiğine göre ikinci Halife Ömer Bin Hattab zamanında kıtlık ve açlık oldu. Sahabelerden biri ( Bilal B. Haris el-Muzeni) Peygamber efendimizin
kabrine teberrük amacıyla giderek şöyle demiştir. “Ey Allâh’ın Resulü Allâh’a dua et ümmetine yağmur yağdırsın, çünkü helak olmuş durumdalar.” Sonra bu adam Peygamberimizi rüyasında görmüş ve Peygamberimiz O’na şöyle demiştir: “Ömer’e selam söyle ve Allâh’ın onlara yağmur yağdıracağını haber ver.” Adam Ömer’e gider ve olanları anlatır.
Olayda adı geçen sahabe Peygamberimizin kabrine selam için değil teberrük maksadıyla gitmiştir. Efendimiz Ömer de ev bu olayı duyan hiçbir sahabe buna itiraz etmemiş ve bu yaptığın şirktir dememiştir. Hatta İmam Beyhaki de bu olayı kabul edip rivayet etmiştir.

Bu hadise itiraz eden bazı sapıklar diyorlar ki bu olayı nakleden Malik ed-Dar güvenilir biri değildir. Ancak bunlar dikkat etmediler mi? Bu kimse Hz. Ömer’in Haznedarıdır. Hz. Ömer güvenilir olmayan biri bu göreve getirir mi?
Dikkat edilmesi gereken bir husus var bu sahabe peygamber efendimize yağmur yağdır dememiştir. Allâh’a dua et ki yağmur yağdırsın. Ölülerden yardım dileyen mü’minler, bu ölü hiçbir şey yaratamaz diye inanırlar ama onları Allâh’a vesile olarak kullanıyorlar.
Yukarda gösterilmiş olan ayetlerin iniş sebebi ve kimler hakkında indiğini bilmeden bu şekilde delil olarak kullanamazsınız.
Ayrıca Al-Fatih suresini bir ayetini gösterildi “Sana kulluk ederiz” doğrudur sadece ve sadece Allâh’a kulluk edilir. Bir ölüden veya bir canlıdan yardım dilemek ona kulluk edinmiş manasında değildir. İbadet-Kulluk kelimesinin manası ne olduğunu ilk önce örensinler ondan sonra konuşalım
Abuhilal isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #50
Alt 27.05.2008, 21:53

 
Üyelik tarihi: 26.05.2008
Mesajlar: 7
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
TEVESSÜL
Göstermiş oldukları ayetlerdeki kınamalar gerçekten Allâh’tan başkasına ibadet niyetiyle yaklaşan kimseler hakkındadır. Bir Peygambere veya bir evliyaya tevessül eden kimse onlara ibadet niyetiyle yapmaz. Sadece onlarla, Allâh nezdinde büyük makam sahibi oldukları için tevessül ediyor. Onlarla teberrük edildiğinde faydayı ve zararı yaratıyorlar diye inanılmaz. Sadece onların yüzü suyu hürmetine Allâh’tan istenilir. Peygamber efendimiz bunu bizzat sahabelerine öğretmiştir.

Adem alayhisselem ağaçtan yedikten sonra “Ey Allâh’ım Muhammed hakkı için beni bağışla” diye dua etti……Bu hadis hakkında uydurma olduğunu iddia edenler var ama bu hadisi İmam Hâkîm Hz. Ömer rivayet edip ve senedi sahih olduğunu “El-Müstedrak” adlı kitabında açıklamıştır. Aynı hadisi İmam Beyhâki de rivayet etmiştir.

-İmam Subki “Şifau-s Sakam” adlı kitabında şöyle diyor: “Diyorum ki; Peygamber efendimiz, yaratılmadan önce, yaratıldıktan sonra, hayattayken, öldükten sonra berzah hayatındayken ve hesap sahasındayken onunla tevessül etmek caizdir.

-Hz. Ömer’in, Peygamber efendimizin amcası olan Abbas ile tevessül etmesinin olayına gelince, muhaddisler bunun hakkında salih kişilerle tevessül etmenin caiz olduğunu bildirmek için Hz. Ömer böyle yaptı demişlerdir. Çünkü Hâkim’in rivayetinde Hz. Ömer şöyle dedi: “Ey İnsanlar! Peygamber efendimiz amcasına, bir çocuğun babasına göstermiş olduğu saygı ve hürmeti gösteriyor. Bundan dolayı siz de Peygamber efendimize tabi olunuz ve onu (Abbas’ı) Allâh’a vesile olarak tevessül ediniz.” Buradan da anlaşılıyor ki, Hz. Ömer’in Abbas’la tevessül etmesi Peygamber efendimizin vefat etmesiyle ilgili değildir. Hafız İbni Hacer Askalani ” Fethil Beri” adlı kitabında bu olayı zikrettikten sonra şöyle dedi:“Abbas’ın olayından alınan hüküm; Hayr ehli, Salih kişiler ve Ehli Beyt ile tevessül etmek müstahaptır.”

İmam Tabarani’nin rivayet ettiği göre gözleri görmeyen bir kişinin Peygamber efendimizin yanına gelerek şöyle dedi:” Ey Allâh’ın Resulü benim körlüğüm için dua edermisiniz.” Peygamberimiz:”İstersen sabret, istersen sana dua edeyim.” Diye cevap verdi. O adam: “Bana yardım edecek kimsem yoktur” dedi. Peygamber efendimiz ona dedi ki:” abdesthaneye git ve abdest al sonra iki rekat namaz kıl sonra şu duayı oku: “Ey Allâh’ım! Sana rahmet Peygamberi olan senin Peygamberinle dua ve teveccüh ediyorum. Ya Muhammed seninle Allâh’a teveccüh ediyorum ki..... “Bu olay esnasında hazır olan ve onu nakleden Osman B. Huneyf şöyle demiştir: “Allâh’ın adına yemin ediyorum ki, oradan ayrılmadan ve uzun bir süre geçmeden o adam, gözleri açık bir şekilde içeri girdi.” Bundan anlaşıyor ki:

1-Peygamber efendimiz, gözleri görmeyen adama tevessül duasını öğretti.
2-Bu olayı nakleden Osman B. Huneyf ismindeki sahabe bu duayı Hz. Osman’ın zamanında Hz. Osman’dan isteği olan birine öğretmiştir. Yani Sahabe olan Osman B. Hunef, Peygamber efendimizin vefatından sonra birine bu duayı öğretmiştir.
3-Yukarıda geçen Osman B. Huneyf’in iki olayını İmam Tabarani “El- Mu’cem El-Kebir ve El-Mu’cem Es-Sağir” adlı kitaplarında rivayet edip sahih olduğunu söylemiştir.


-İmam Tabaranı’nin İbni Abbas’tan rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor: ”Muhakkak ki, Allâh’ın hafaza (koruma melekleri) dışında öyle melekleri vardır ki, yeryüzünde dolaşırlar, ağaçtan düşen yaprakları yazarlar, şu halde sizden birinizin açık arazide başına bir sıkıntı gelirse ’Allâh’ın kulları yardım edin’ diye seslensin. Başak bir rivayette ‘Yetişin ey Allâh’ın kulları’

-İmam Buhari’nin Abdullâh B. Ömer’den rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor: “Kıyamet gününde güneş başlara çok yakın olacaktır. Bazı kişilerin teri kulağının yarısına kadar olur. Hâl böyle iken bazılar ‘Âdem’e sonra Mûsâ’ya sonra da Muhammed’e istiğase edeceklerdir.’ Enes’in rivayetinde istiğase yerine “onlardan şefaat dileyeceklerdir” diye geçiyor. Bu iki rivayette sahihtir.
Abuhilal isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #51
Alt 27.05.2008, 21:55

 
Üyelik tarihi: 26.05.2008
Mesajlar: 7
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
“Pratik Akâid Dersleri” adlı kitapta geçen Kur’ân’a, Sünnet’e ve İcma’a aykırı sözler:

بسم الله الرحمن الرحيم
الحمد لله والصلاة والسلام على رسول الله
Allâh-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴿ وَتَعَاوَنوُا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلا تَعَاوَنوُا عَلَى الإثْم ِ وَالْعُدْوَانْ ﴾

“Hayırlı amellerde birbirlerinize yardım ediniz, kötülük ve haramlarda birbirlerinize yardım etmeyiniz.”(El-Mâideh/2)

Bu ayetten yola çıkarak sizlere bu yazıyı göndermeyi uygun gördük. Ehl-i Sünnet vel Cemaat’ı savunduğunu iddia edip de Ehl-i Sünnet vel Cemaat’e aykırı görüşler ileri sürüp, hükümler veren kimseye karşı susmak kesinlikle caiz değildir. İmam Ebu Ali Ed-Dakkak’in dediği gibi “haksızlık karşısında susan dilsiz bir şeytan olur.” Siz, değerli müslümanlar dilsiz bir şeytan olmak istemezsiniz. Bu büyük vebal altında da kalmak istemezsiniz. Bu büyük vebal ile ahirete gitmek kolay mıdır? Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor: “Din nasihattir.” Bu hadis-i şerife dayanarak bu yazıyı yazdık. Siz de değerli müslümanlar bu yazıyı iyice ve anlayarak okumanızı ve müslümanları bilinçlendirmenizi tavsiye ediyoruz.

Bu kitabın yazarlarının kullanmış olduğu metotları şöyle sıralayabiliriz:
1-Ayetlerden kendi heva ve heveslerine göre yorum çıkarmaktadırlar. Onların görüşlerine uymayan yorumları da reddediyorlar.
2-Kendilerinin görüşlerine uymayan hadisleri sahih değil, zayıf veya uydurmadır diyerek reddederler.
3-Yine, kendi görüşlerini çürüten bir âlim varsa, bu kişi için de hemen Ehl-i Sünnet’ten değildir diyerek o alime iftira atarlar.
-1-
İlk önce kitabın 24/25 sayfasında İbni Teymiyye için “Şeyh’ul İslam” ve öğrencisi İbnu’l Kayyim ile birlikte yine ikisi için “Yol gösterici âlimler” diye geçmektedir.

Cevap: İbni Teymiyye hakkında konuşmaya kalkarsak onlarca belki de yüzlerce sayfalık koca bir dosya yazı hazırlamamız gerekir. Çünkü onun hakkında bilinen o kadar çok sapıklıklar vardır ki, Hafız Muhaddis İmam Iraki şöyle dedi: “İbni Teymiyye, İcma’a 63 meselede muhalif olmuştur. Bazıları akâidlerde bazıları da füru’lardadır.”
Sapmış olduğu meselelerden bazıları şöyledir:
1- Allâh ile beraber ezeli (başlangıçsız) olan bazı yaratıkların olduğunu iddia etmesi. (El-Feteva ve Mihacu-s Sünne en-Nebeviyye)
2- Allâh’ın zatına bağlı yaratılmış sıfatların var olduğunu iddia etmesi. (Muvafakat Sarih el-Makul ve Mihacu-s Sünne en-Nebeviyye)
3- Allâh’ın cismaniyete sahip olduğunu, cisim olduğunu iddia etmesi. (Şerh Hadisi-n Nüzul ve Muvafaka Sarih el-Makul)
4- Allâh’ın, bir yerden bir yere göç ve hareket ettiğini iddia etmesi. ( Muvafaka Sarih el-Makul ve Minhacu-s Sünne en-Nebeviyye)
5- Allâh’a mekân ve yön nispet etmesi. (Er-Risale et-Tedmuriyye ve Beyan Telbis el-Cehmiyye)
6- Allâh’ın oturduğunu iddia etmesi. (El-Fetval Hamidiyye ve Mecmu’ Feteva İbni Teymiyye)
7- Peygamber efendimizin kabrini ziyaret etmek için yolculuğa çıkmanın haram olduğunu iddia etmesi. (Mecmu’ Feteva İbni Teymiyye ve er-Red alal Ehna’i)

Parantez içinde yazılı olan isimler İbni Teymiyye’nin ortaya
attığı görüşlerin yazılı olduğu kitapların isimleridir.

İbnul Kayyim’in yazmış olduğu “Al-Kaside Annuniyye” adlı kitabı kendisinin sapık olduğuna yeterli bir delildir. İbnul Kayyim yazmış olduğu bu risalesinde Ehli Sünnet’i çok açık bir şekilde eleştiriyor, kınıyor ve kötülüyor. Bu kitapta ve “Bede’il Feveid” adlı
-2-
kitabında İbni Teymiyye’nin bütün görüşlerini savunmaktadır. İbnul Kayyim’in aleyhine büyük zatlardan olan Hafız Muhaddis İmam Takiyuddin Es-Subki “Es-Seyfus Sakil” adlı bir kitap yazmıştır.


Sayfa 35: Allâh hakkında “Kâinatın dışında bulunan” ifadesi geçmektedir.

Cevap: Bu konuda bilinmesi gereken ilk şey “Allâh-u Teâlâ’nın hiçbir şeye benzemediğidir.” Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَْئٌ
(Eş-Şurâ / 11)
Manası: “Allâh, hiçbir şeye benzemez.” “Allâh-u Teâlâ bütün yön ve mekânlardan münezzehtir” diyen âlimler bu ayeti delil almışlardır. Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyurmaktadır: “Allâh vardı ondan başka hiçbir şey yoktu.” Bu hadisten de anlaşılıyor ki, hiçbir şey yokken; ne Arş ne sema ne yer ne mekân ne de başka bir şey var iken Allâh vardı. Başka bir ifadeyle ”Allâh, kendisinden başka hiç bir şey yok iken vardı.” Bu demektir ki; ezelde (başlangıçsızlıkta) Allâh’tan başka hiç bir şey yoktu. Ne zaman, ne de mekân, ne insan ne de melek, ne hayvan ne de cin, ne gök ne de yeryüzü, ne kâinatın dışı ne de içi var idi.

-Dördüncü Halife Ali radiyallâh-u anhu şöyle diyor: “Mekân yok iken Allâh vardı, şimdi de ezelde olduğu gibi mekânsız olarak vardır.”

-İmam Müfessir Er-Razi, Tefsirinde şöyle diyor: “Allâh-u Teâlâ’nın mekân, yön ve barınmaktan münezzeh olduğuna icmâ edilmiştir.”

-Büyük İmâm Âbdul-Kâhir B. Tahir et-Temîmî el-Bağdâdî “El-Farku Beynel-Firak“ (Fırkalar Arasındaki Farklar) adlı kitabında şöyle demiştir: “Onlar (âlimler), O’nu (Allâh’ı) mekânın kuşatmadığına ve O’na zamanın cereyân etmediğine dâir icmâ etmişlerdir.“

-Büyük Hanefi âlimlerden İmam Murtaza ez-Zebidi “İthaf es-Sedel Muttakin” adlı kitabında diyor ki: “Allâh-u Teâlâ, bir halden bir hale
-3-
değişmekten veyahut bir yerden bir yere geçmekten münezzehtir. Bu âlemin içinde veya dışında bulunmaktan da münezzehtir. Bir şeyle yapışık veya ayrı olmaktan da münezzehtir.”

-Yine büyük Hanefi âlimlerden İmam Allame Muhaddis Ebul Mahasin el-Kavukci “Al-İtimad Fil İtikad” adlı kitabında şöyle diyor: “Allâh, yönlerden ve cisim olmaktan münezzehtir. O’nun hakkında; sağı, solu, arkası, önü vardır, Arş’ın üstünde, altında, sağında, solunda bulunmaktadır, Âlemin içinde veya dışındadır demek caiz değildir. O’nun yerini O’ndan başka kimse bilemez de denmez. Ve her kim “Bilmiyorum Allâh gökte midir, yerde midir? der ise küfre düşer. Çünkü bu iki yerden birini Allâh’a mekân olarak nispet etmiş olur.”

Sayfa 41’de diyorlar ki; “Le ileheillallâh deyip bununla Allâh’ın vechini (yüzünü) arzulayan kimseye, Allâh cehennemi haram kılmıştır.”

Cevap: Burada “vecih” kelimesinin anlaşılması noktasında, parantez() içerisinde “yüz” kelimesi ile izah etmek Allâh’ı insanların, cinlerin, meleklerin ve hayvanların organlarından olan “yüz”e benzetmek olur ki, bu inanç da Allâh’ı cisimleştirmek demektir. Bu söz Kur’an’ı yalanlamaktadır.

Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَْئٌ
(Eş-Şurâ/11)
Manası: “Allâh hiçbir şeye benzemez.”

-İmam Ebu Cafer Et-Tahavi, “El-Akide et-Tahaviyye” adlı kitabında şöyle diyor: “Allâh-u Teâlâ, sınırlardan, gayelerden, kenarlardan, büyük ve küçük organlardan münezzehtir.”

Ve diyor ki: “Her kim Allâh’ı, insanların sıfatlarından her hangi bir sıfatıyla vasferderse küfre düşer.”
-4-
Kur’ân’da ve hadislerde Allâh hakkında, “Allâh’ın vechi” kelimesinin manası “Allâh’ın rızası”, bazı yerlerde de “Allâh’ın kıblesi” şeklinde açıklanılır. “Organ” manasıyla kesinlikle hiçbir âlim açıklamamıştır.

-İmam Buhari, Sahih’inde bu ayette geçen “Vech” kelimesini “mülküdür” diye açıklamıştır ve:“Allâh için yapılan amel de denilebilir.” demiştir.

-İmam Beyhaki’nin, Mücahit’ten rivayet ettiğine göre bu ayet hakkında “Allâh’ın kıblesi demektir” demiş.


Sayfa 44’de diyorlar ki; Ancak Allâh’ın sıfatlarının keyfiyetlerine ve hakikatlerine gelince, bunları Allâh’tan başka kimse bilemez. Nitekim İmam Malik’e “Allâh, Arş’a istiva etti” (Taha Suresi 20/5) ayetinde geçen ‘İstiva’ nın keyfiyeti hakkında soru sorulduğunda; “İstiva; bilinmektir ve keyfiyeti ise meçhuldür. Ona İman etmek farz, soru sormak ise Bid’at’tır” şeklinde cevap vermiştir. İmam Malik’in istivanın keyfiyeti ve manasıyla ilgili cevabı, bütün sıfatlar için kaide olmaya elverişlidir.

Cevap: İlk önce keyfiyetin ne olduğunu bilmemiz gerekir. Keyfiyet; şekil, şemal, surat, cisim ve organ anlamındadır. Bunlar yaratılmışların sıfatlarındandır. Yukarıda belirttiğimiz gibi Allâh-u Teâlâ, bu tür sıfatlardan münezzehtir.

-İmam Malik’in sözüne gelince, İmam Malik’in verdiği iddia edilen cevabı yukarıdaki gibi değildir. “Keyfiyeti ise meçhuldür” şeklinde İmam Malik’e isnat edilen bu rivayet sahih değildir. Doğrusu ise İmam Beyhaki'nin sahih bir isnat ile rivayet ettiği şu rivayettir: “İmam Malik’e bir adam “Allâh, Arş’a nasıl istiva etmiştir?” diye sormuştur. İmam Malik de adama “Allâh’ın istivası malumdur, yani sabittir (Kur'an'da geçtiği ve bir benzetme içermediği malumdur). Keyfiyet ise imkânsızdır ve ona iman edilmesi farzdır. Bunun hakkında "Nasıl" diye soru sormak bid’at’tır” diye cevap vermiştir. Buradaki fark nedir? Sahih olmayan rivayette geçen “meçhuldür” kelimesinin anlamı ise;
-5-
“Allâh’ın keyfiyeti var ama biz bilemeyiz” şeklindedir. Sahih olan rivayette geçen “ imkânsızdır”, yani Allâh keyfiyetten münezzehtir. Bu kişiler, sahih olmayan bu rivayeti savunuyorlar. Çünkü bu söz onların itikadını savunan bir sözdür. Çünkü onlar Allâh’ın cisim olduğunu iddia etmektedirler.


Sayfa 46’da diyorlar ki; Allâh Teâlâ’nın bazı sıfatları:

*İSTİVA: “Rahman Arş’a istiva etti.” (Taha20/15)

Cevap: İbni Teymiyye ve Vahhabiler, “istiva”’yı “Allâh, Arş’a oturdu” diye açıkça söylüyorlar.

Ehli Sünnet vel Cemaat’tan hiçbir âlim “istiva” kelimesini “oturmak” anlamında açıklamamıştır. Bu kelimeyi; İstila etti (İbnil Mübarek, ez-Zeccec) hükmetti (Kuşeyri), tasarruf eder (Matüridi), korumak (Beyhâki) gibi Allâh’a yakışan anlamlarıyla kullanmışlardır. .



*İKİ EL: (Mealen: Allâh İblis'e dedi ki; ”Ey İblis! İki elimle yarattığıma (insana) secde etmekten seni alıkoyan nedir? (Sad 38/75)

Cevap: Bellidir ki, burada Allâh’a organ nispet etmeye çalışılıyor. Bu da yukarıda ayet mealinde açıklandığı gibi (Eş-Şurâ /11) “Allâh hiçbir şeye benzemez” ayeti kerimesine ters düşmektedir, Doğru anlamlı tefsir Allâh’ın sıfatlarından olan İradesi ve Dilemesine uygun olarak yaratması şeklindedir. Ehli Sünnet Vel Cemaat’tan hiçbir müfessir bunu organ mahiyetinde açıklamamıştır. Bazıları “Vasıtasız Âdem’i yarattı” (yani babasız ve anasız) (Bayzavi) derken bazıları da “itinayla yarattı” (Eş-Şeybi) şeklinde tefsir etmişlerdir.

-İmam Ebu Cafer Et-Tahavi “El-Akide Et-Tahaviyye” adlı kitabında şöyle diyor: “Allâh-u Teâlâ, sınırlardan, gayelerden, kenarlardan,

-6-
büyük ve küçük organlardan münezzehtir.”

*VECH: “Ancak Rabbinin celal ve ikram sahibi vechi (yüzü) bakî kalacaktır.”(Rahman–55/27)

Cevap: Bu ayette geçen “Vech” kelimesin yüz ile açıklanması çok büyük bir hatadır. Bu da onların itikadının tecsim (Allâh’ın cisim olduğunu) ve teşbih (Allâh’ı yaratıklara benzetme) üzerine kurulmuş olduğu açıktır.
-İmam Buhari, Sahih’inde bu ayette geçen “Vech” kelimesini “mülküdür” diye açıklamıştır ve ” Allâh için yapılan amel de denilebilir” demiştir.
-İmam Beyhaki’nin, Mücahit’ten rivayet ettiğine göre bu ayet hakkında “Allâh’ın kıblesi demektir” demiştir.


*ULUVV: “Gökte olanın, sizi batırıvermeyeceğinden eminimsiniz?” (Mülk/16)
Cevap: Burada da Allâh’ın göklerde olduğunu söylemeleri açıktır. Hâlbuki müfessirlerin bir kısmı “Gökte olanın”, yani “meleklerin” olduğunu, bazıları da “Uluvv” dan maksat “Şanı yüksek veya Şanı en yüksek olan yer, yani göklerde olduğunu söylemişlerdir.” Hiçbir Ehl-i Sünnet Vel Cemaat âlimi Allâh’ın bizzat göklerde olduğunu söylemiş değildir. İmam Kurtubi ve İmam Razi, Tefsirlerinde ve Hafız Irâkî “El-Emeli” adlı kitabında “GÖKTE OLAN” dan maksat “Melekler” olduğunu söylemiştir.

Dağıtılan ve söz konusu olan kitapta geçen bu ifade ile Allâh-u Teâlâ’nın göklerde bulunduğu anlaşılıyor ki, bu da Yahudi ve Hıristiyanların inancına eştir. Ayette geçen “gök ehli’nin” doğru manası, “Allâh’ın melekleri” dir.


*NÜZUL: Rasulullâh şöyle buyurmuştur; Rabbimiz Tebereke ve Teâlâ her gecenin son üçte birlik bölümü kaldığı zaman dünya göğüne iner ve şöyle der: Yok mu bana dua eden? Duasını kabul edeyim. Yok mu benden bir şey isteyen? İstediğini ona vereyim. Yok mu benden
-7-
bağışlanma dileyen onu bağışlayayım? ve sayfa 62’de 8- Allâh Subhanehu’nun dünya göğüne indiği vakit.....


Cevap: Nüzul: Allâh hakkında “dünya semasına iner” ifadesiyle, Allâh’ın bir yerde bulunduğu veya yükseklerde olduğu anlaşılır ki, Allâh’ın mekânı olduğu inancı vurgulanmaktadır. Böyle bir inanç Allâh-u Teâlâ'yı yarattıklarına muhtaç olduğunu, yaratmış olduğu melekler, insanlar, cinler gibi varlıklara benzetmek olur. Çünkü meleklerin mekânı göklerdir, cinlerin ve insanların mekânı yerlerdir. Bu varlıklar Allâh’ın yaratmış olduğu mekânlar arasında, Allâh’ın dilediği kadar hareket etmektedirler. Allâh-u Teâlâ, yarattıklarına benzemez.

Nüzulun, bizzat Allâh’ın, zatıyla yukarıdan aşağıya indiği anlamına geldiği kabul edilemez. Çünkü Allâh cisim değildir, mekân ve yönden münezzehtir. Ayrıca bizzat, Allâh’ın zatıyla dünyanın semasına indiğini kabul etmek akla da ters gelir. Söz konusu olan nüzul hadisi, meleklerin inmeleri manasında veya Allâh’ın rahmetinin inmesi manasında anlaşılmalıdır. Çünkü hadis-i şerifte geçen nüzul, hâşâ Allâh’ın bizzat kendisi dünyanın semasına indiği anlamına geldiği kabul edilecek olursa o zaman hâşâ “Allâh’ın inmekten başka bir şey yapmadığı” inancını ortaya çıkarır. Çünkü hadis-i şerifte geçen nüzulün, gecenin son üçte bir bölümden itibaren sabaha kadar olduğu geçmektedir. Gece ve gündüz vaktinin dünyanın her ülkesinde bir olmadığı herkes tarafından malumdur. Bu hadis ise dünyanın her bölgesi için geçerlidir. Yeryüzünün bir tarafı gündüz iken diğer tarafı da gece olur. Bu itibarla gece ve gündüzler nispidir. Dünyanın bir ucunda gündüz ise diğer ucunda da gecedir. Yani 24 saat bazında (tüm vakitlerde) yeryüzünün gece ve gündüz hali olmadığını bilmek lazım. Durum böyle olunca Allâh, fiili olarak Arş üzerindedir diyenlere ne demeli..!? Çünkü bu gruba göre Allâh, gecenin bir bölümünde dünya gökyüzüne iner. Yukarıda izah edildiği gibi, gecenin o vaktine tevafuk etmeyen hiç bir yeryüzü yoktur. Gecenin tayin edilen o vakti her an ve her zaman yeryüzünün bir tarafına isabet eder. Dolayısıyla hem Arş üzerinde hem de yerin gökyüzünde bulunmak, iki zıttın bir arada bulunması demektir. Bu safsatalığı da akli selim sahibi kimseler asla
-8-
kabul etmezler.

Diğer taraftan bu çarpık inancı çürüten bir başka delilimiz ise, Arş’ın göklerden çok daha büyük olduğunu belirten, sıhhatinde şek ve şüphe olmayan kuvvetli hadis-i şeriflerin olmasıdır. Peygamber efendimiz bu büyüklük orantılarını anlatırken gökler, kürsünün yanında çölde bir halka gibi, Kürsü de Arş’ın yanında aynı şekildedir (yani çölde bir halka kadardır). Her göğün bir altındaki göğe karşı olan büyüklüğü de sabittir. Göklerin, birinci gökten yedinci göğe kadar müthiş orantılarla büyüyerek yükseldiğine göre yukarıdan aşağıya inecek kişi büyüklükten küçüklüğe, şekilden şekle ve hacimden hacme, durmadan bir halden diğer hale değişip duran bir cisim değil midir?

Hadis hafızı El-Irâkî, hadis-i şeriflerin hangi şekilde en doğru bir biçimde tefsir edileceği hususunda şöyle demiştir: “Hadisi en güzel açıklayan hadisledir.” Bu nüzul hadisinde geçen nüzul’den, meleklerin indiği bir başka hadisten anlaşılır. Allâh’ın emriyle bir melek iner. Bundan anlaşıyor ki, bu konuda değişik ama sahih açıklamalar var ama bu açıklamaların hiç birinde Allâh, bizzat kendisi iner diye kabul olunmamıştır.

-İmam Ahmed B. Hanbel Müsned’inde, İmam Kurtubi Tefsirinde, Hafız İbni Hacer Askalani “Fethul Beri” adlı kitabında ve Hafız İbni Cevzi, Zad el-Mesir adlı tefsirinde şöyle dediler: “İmam Nese’i Ebu Hureyre’den naklettiğine göre Peygamber efendimiz şöyle buyurdu: “Gecenin üçte birini geçtiğinde Allâh, birine (bir meleğe) şöyle nida etmesini emreder:.........”. Öyle ki, bir başka hadis-i şerifte de “Yunzilu Rabbuna ...” diye geçmektedir, yani “Rabbimiz indirir..” diye geçmektedir. Veyahut rahmeti iner ( İmam Al-İz B. Abdusselem, İmam Dehlen) manasındadır.

Peygamberler

Sayfa 78’de şöyle diyor: Rasûl, Allah’ın ( Peygamber olarak) seçtiği, kendisine bir şeriat vehyettiği, kendi mesajını iletmesi için
-9-
İNANMAYAN kavme gönderdiği erkek insandır.

Cevap: Dinimizde sabittir ki; Âdem alayhisselamın kavmi, yani çocuklarının hepsi mü’min idi. Âdem’den sonra gelen Şis Peygamber’in kavmi de mi’min idi. Ondan sonra gelen İdris Peygamber’in kavmi da mü’min idi. Şirk ve küfür İdris Peygamberden sonra başlamıştır.
-İmam Buhari, Sahih’inde rivayet ettiğine göre İbni Abbas radiyallâhu anh “ El-Bakarah” Sûresini 313. ayeti açıklarken şöyle dedi : “Bütün insanlar tek bir ümmet idi, hepsi İslam üzerindeydiler. Şirk ise İdris Peygamberden sonra otaya çıkmıştır.”


Sayfa 97’de şöyle diyor: “Arz ve hesaptan maksat, kulun Allah-u Teâlâ’nın KARŞISINA çıkartılması….”

Cevap: “Karşısına” demek Allâh’a mekân (yer) isnat etmektir. Bu da yukarıda belirttiğimiz gibi İslam inancına terstir. Çünkü Allâh mekândan münezzehtir. Karşı karşıya olan hem mekânda olur, hem de cisim olur. Allâh ise ikisinden de münezzehtir. Eş-Şurâ suresinin 11. ayeti buna delildir.

Sayfa 117’de şöyle geçiyor: ”1- Tevbe etmesini istemenin vucubu, yani eğer tevbesi kabul edilen kimselerden ise tekrar İslama dönmesi ve irtidadından vazgeçmesi için davet edilmesi. Bunun süresi de üç gündür. Eğer tevbe edip, istidadan dönerse onun tevbesi kabul edilir.”

Cevap: “Eğer tevbesi kabul edilen kimselerden ise” niye tövbesi kabul olunmayan mı var?
Ondan sonra “Bunun süresi de üç gündür. Eğer tevbe edip, istidadan dönerse onun tövbesi kabul edilir.” Yani üç gün sonra Kelime-i Şehadeti getirirse ondan kabul olunmaz mı? Akaid kitaplarda bildirilen hüküm şöyledir: “Riddeye düşen kimse Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman olur.”?


-10-

Muskalar

Sayfa 136’da şöyle diyor: “İslam’ın ortadan kaldırdığı ancak insanların astıkları Temaim ( nazarlık ve hamayıl) türleri...”

Cevap: İslâm’ın ortadan kaldırdığı “Temaim”, şu andaki insanların kullanmış oldukları ve içinde Kur’an’dan ayetleri olan himayeler veya muskalar değildir. 135. sayfada geçen hadis-i şerifte geçen Temaim, cahiliye döneminde müşriklerin boyunlarına asmış oldukları boncuklardır. Aynı şekilde bu hadiste geçen “Rukya” yine müşriklerin cahiliye döneminde söylemiş oldukları sözler olup bu sözlerde kendilerince ilah etmiş oldukları putun adını zikrediyorlardı.

İçinde Kur’an-ı Kerim’den ayetler olan himayeler ve Kur’an-ı Kerim’den ayetler veya Peygamber efendimizin öğretmiş olduğu duaları “rukya” niyetiyle okunursa haram değildir.

İmam Nese’i ve İmam Tirmizi’nin Amr B. Şuayb’ın dedesinden şöyle işittiğini rivayet ettiler: “Peygamber efendimiz korku halindeyken, uyumadan önce bize okumamız için bu duayı öğretti: ‘Euzu bikelimetillâhit temmeh min gadabihi ve ikabihi ve min şerri ibadihi ve min hemezettiş şeyatin ve en yahdurun.’ Abdullâh B. Amr da, ergenlik çağına girmiş olan çocuklarına bu duayı öğretiyordu. Ergenlik çağına girmemiş olanlar için de duayı yazıp boyunlarına asardı.”

İmam Ahmed’in oğlu Abdullâh “Meseil İmam Ahmed” adlı kitabında şöyle diyor:“Babamın, sara veya sıtma hastalığına yakalananlara koruma ayetlerini yazdığını gördüm. Suya okuyup hastalara içirip başına dökerdi. Babam, Peygamber efendimizin Sakal-ı Şerifini alıp öptüğünü ve gözlerine sürdüğünü gördüm. Ayrıca suya batırıp şifa için içtiğini gördüm.”

İmam Ahmed’in olayında çok önemli olaylar olduğunu görüyoruz:
1-Hastalara şifa niyetiyle ayetler yazdı.
-11-
2-Hastalar için suya okuyup içirirdi.
3-Peygamber efendimizin Sakal-ı Şerifini öpüp gözlerine sürdü.
4-Peygamber efendimizin Sakal-ı Şerifini suya batırıp içti.

Demek ki, muska niyetiyle ayetleri yazmak, hastalara okumak, suya okuyup hastalara içirmek, teberrük niyetiyle Sakal-ı Şerifi öpmek, gözlere sürmek ve hatta suya batırıp içmek caizdir, sakıncası yoktur.

Bu hadis, kitaptaki teberrük, muska ve rukaya tamamen haram diyenlerin iddialarını tamamen çürütmektedir.

Bu rivayeti Hanbeli İmam Şemseddin B. Muflih “ El-Âdâp el-Şer’yyeh” adlı kitabında daha geniş bir şekilde İmam Mirvezi’den nakletmiştir.


Teberrük

Sayfa 139’da şöyle diyor: “Birtakım mekânlarla, bazı kimselerin eserini taşıyan şeylerle, taşlarla, ağaçlarla, diri ya da ölü olsun şahıslarla teberrük (bereket ummak) caiz değildir.”

-İmam Buhari ve İmam Müslim’in Enes’ten rivayet ettiklerine göre Peygamber efendimiz Veda Haccı’nda saçını kestirdikten sonra Ebu Talha’ya verip “insanlara dağıt” demiştir.

-İmam Ahmed, “Müsned”inde rivayet ettiğine göre Peygamber efendimiz tırnaklarını kesip kendisi bizzat insanlara dağıtmıştır.
Peygamber efendimiz, saçını ve tırnaklarını niçin dağıtmıştır acaba! Bildiğimiz kaderiyle saç ve tırnak yenilmez. Muhakkakki bereketlensinler diye dağıtmıştır.

-İmam Beyhaki’nin sahih bir isnatla Malik Ed-Dar’dan rivayet ettiğine göre ikinci Halife Ömer Bin Hattab zamanında kıtlık ve açlık oldu. Sahabelerden biri ( Bilal B. Haris el-Muzeni) Peygamber efendimizin
-12-
kabrine teberrük amacıyla giderek şöyle demiştir. “Ey Allâh’ın Resulü Allâh’a dua et ümmetine yağmur yağdırsın, çünkü helak olmuş durumdalar.” Sonra bu adam Peygamberimizi rüyasında görmüş ve Peygamberimiz O’na şöyle demiştir: “Ömer’e selam söyle ve Allâh’ın onlara yağmur yağdıracağını haber ver.” Adam Ömer’e gider ve olanları anlatır. Olayda anlatılan sahabe Peygamberimizin kabrine selam için değil teberrük maksadıyla gitmiştir. Efendimiz Ömer de ev bu olayı duyan hiçbir sahabe buna itiraz etmemiş ve bu yaptığın şirktir dememiştir.

-İmam Beyhaki “Deleil en-Nübüvve” ve İmam Hâkim “El-Müstedrak” adlı kitaplarında rivayet ettiklerine göre, Yermük savaşında Sahabe Halit B. Velid takkesini kaybetmiştir. “Arayınız” dedi. Aradılar ama bulamadılar. Tekrar “Arayınız” dedi. En sonunda buldular. Sonra Hz. Halit şöyle dedi: “Peygamber efendimiz umrede saçını kestirdi. İnsanlar Peygamberimizin saçından alabilmek için yarıştılar. Onlardan önce Peygamberimizin ön saçlarından birkaç tane aldım ve bu takkemde sakladım. Bunlara katıldığım her savaşı kazındım.” Hafız İbni Hacer el-Heysemi bu hadis hakkında şöyle dedi: “Bu hadisi İmam Tabarani ve İmam Ebu Ya’la rivayet etmişlerdir.”

-İmam Müslim’in “Sahih”inde rivayet ettiğine göre Ebu Bekir’in kızı Esma, bir cübbe göstererek şöyle dedi: “Bu, Peygamber efendimizin cübbesidir. Aişe’nin yanındaydı. Aişe vefat ettiğinde ben aldım. Peygamber efendimiz giyerdi. Biz de hastalar için yıkayıp içirirdik.”

Hatta Şeyhul İslam diye adlandırdıkları İbni Teymiyye “İktidaus Sirat el-Mustekim” adlı kitabında şöyle diyor:” Ahmed ve başkası da bereketlenmek için peygamber efendimizin minberine ve Rummene’ye (yani peygamber efendimiz oturduğu ve elin yeridir) el sürmenin caiz olduğunu söylemiştir.”

İşte kendileri haram olduğunu iddia ettikleri teberrük meselesi, onların şeyhi bile caiz olduğunu söylemiştir.


Sayfa 140’da şöyle diyor: Ayrıca onlar Peygamberin namaz kıldığı yahut oturduğu yerleri teberrük etmek gayesiyle de ziyaret gitmemişlerdir.

Cevap: İmam Buhari’nin sahihinde Musa B.Ukbe’den rivayet ettiğine göre sahabe olan Salim B. Abdullâh’ın bazı yerlerini takip edip o yerlerde namaz kılardı ve babası da o yerlerde namaz kıldığını gördüm diyor ve Peygamber efendimizin kıldığı yerler olduğunu söylerdi. Ve Nafi’ denen sahabe, İbni Ömer’in o yerlerde namaz kıldığını söyledi.” İmam Buhari “Sahih adlı kitabının namaz bölümünde bu konuya geniş bir yer ayırtmıştır. İsteyen oraya baksın. Hafız İbni Hacer Askalani “Fethil Bâri Ala Sahih Buhari” adlı kitabında bunun kakında şöyle dedi:” Muhakkak ki İbni Ömer bereketlenmek için yapıştır.”


Teberrük İçin Büyüklerin Kabirlerini Ziyaret Etmek

Sayfa 153’te şöyle diyor: “Teberrük kastıyla ve onlardan isteyip yalvarmak için kabir ziyaretine gelince bu, haram olan şirk bir ziyarettir.”

Cevap: Bir Peygamber veya velinin kabrini ziyaretinden dolayı Allâh’ın ziyaret edene bereket, hayır ve fayda sağlansın diye caizdir.
-13-
Peygamberler vefat ettikten sonra Allâh-u Teâlâ onları diriltecektir. Kendilerini ziyaret edeni hisseder ve o kişiler için Allâh’a dua ederler. İmam Bayhaki’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber aleyhisselam şöyle buyurmuştur: “Peygamberler kabirlerinde diridirler, canlıdırlar, namaz kılarlar” bunu destekleyen Bezzar’ın rivayetindeki hadiste de Peygamber aleyhisselam, “Hayatta olmam sizin için hayırlıdır. Ölümüm de sizin için hayırlıdır. Öldüğümde amelleriniz bana gösterilir. Hayır gördüğümde hamd, şer gördüğümde de sizin için istiğfar ederim.” buyurmuştur.


-Sahabe Bilal B. Haris el-Muzeni, Peygamber efendimizin kabrine teberrük amacıyla giderek şöyle demiştir. “Ey Allâh’ın Resulü! Allâh’a dua et ümmetine yağmur yağdırsın, çünkü helak olmuş durumdalar.” Bu adam Peygamberimizi rüyasında görmüş ve Peygamberimiz O’na şöyle demiştir. “Ömer’e selam söyle ve Allâh’ın onlara yağmur yağdıracağını haber ver.” Adam Ömer’e gider ve olanları anlatır. Ömer ağlamaya başlar. Olayda anlatılan sahabe Peygamberimizin kabrine selam için değil teberrük maksadıyla gitmiştir. Efendimiz Ömer ve bu olayı duyan hiçbir sahabe buna itiraz etmemiş ve bu yaptığın şirktir dememiştir. (İmam Beyhaki)

İmam Müslim’in rivayet ettiğine göre Mûsâ aleyhisselam Mirac gecesinde Peygamber efendimizle Beytul Makdis’te ve altıncı semada bir araya geldi. Peygamberimiz yedinci semavatın üstündeki bir mekândan inerken Mûsâ aleyhisselam O’na sordu “Ümmetine ne farz kılındı?” Peygamberimiz de “Bize elli vakit namaz kılındı” diye cevapladı. Mûsâ Peygamber “Dön ve Rabbine hafifletilmesi için dua et” dedi. “Ben İsrail kavmini denedim, onlara Allâh-u Teâlâ iki vakit farz kılmıştı onlar ise yerine getirmediler.” Peygamberimiz Rabbine dua ettiği yere geri döndü ve defalarca hafifletilmesi için dua etti. Her seferinde Mûsâ aleyhisselam O’na “dön ve hafifletilmesi için dua et dedi.” Bu durum elli vakit namaz sevabına eşit olan beş vakit namaza düşürülünceye kadar devam etti. Hiçbir akıllı kimse Mûsâ aleyhisselamın bu ümmete sağladığı yarar ve faydaya şüphe edemez. Mûsâ aleyhisselam ise Mirac hadisesinden bin yıldan daha fazla süre önce vefat etmiştir. Bu amelle Mûsâ
-14-
aleyhisselam kendi vefatından binlerce yıl sonra Peygamber efendimizin ümmetine fayda sağlamıştır.

Hafız İbni Asâkîr “Tarih Dimaşk” adlı kitabında şöyle rivayet ediyor: ” Hz. Ebu Bekir’in zamanında Bilal Habeşi Şam’a yerleşti. Daha sonra Hz. Ömer’in zamanında Peygamber efendimizi rüyasında gördü. Peygamber efendimi ona şöyle dedi: “Nedir bu soğukluk ya Bilal. Seni özledik.” Bilal sabahleyin uyandığında hemen Medine’ye doğru yola çıktı. Medine’ye vardığında hemen Peygamber efendimizin kabrine gitti. Yüzünü kabrin toprağına sürmeye başladı. O kadar ağladı ki, yüzüne yakın olan toprak çamur oldu. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Bilal’ın geldiğini duyunca hemen ona gelip ondan ezan okumasını istediler. Bilal ezana başladığında Kelime-i Şehadet’in birinci kısmına varınca Medine halkı onu dinlemeye başladı. Tekrarlayınca herkes evinden, iş yerinden dışarı çıktı. Kelime-i Şehadet’in ikinci kısmına gelince herkes camiye doğru yürümeye başladı. Tekrarlayınca da herkes onun gibi ağlamaya başladı.”
Burada Hz. Bilal, Şam’dan Medine’ye sırf Peygamber efendimizi ziyaret etmek için gitmiştir.

-İmam Şafii şöyle diyordu: “Ben, Ebu Hanife ile teberrük ediyorum. Ve hep kabrine geliyorum. Şayet bir derdim olursa iki rekât namaz kılıp onun kabrine gidip orada dua ederdim. Muhakkak ki, uzun sürmeden duam kabul olurdu.”
- hatta İbni Teymiyye bile Peygamber efendimizin oturduğu bereketlenme amacıyla dokunmak caiz olduğunu İmam Ahmed’ten nakletmiştir. “İktidaus Sıratıl Mustakim” adlı kitabında şöyle diyor:” Ahmed ve başkaları, Peygamber efendimizin minberini ve Rummane yani Peygamber efendimizin oturduğu yerini bereketlenme amacıyla dokunmak caiz olduğunu icazet vermiştir.”
Bu halde sayfa 153’te geçen görüşe göre yukarda adı geçen bu zatlar ve İbni Teymiyye dahil olmak üzere harama olan şirke düşmüş olurlar!!



Kabir Başında Dua Etmek

Sayfa 154’te şöyle geçiyor: “Bazı kimselerin yaptıkları, kabirlerin yanı başında kendileri için DUA ETMELERİ yahut Kur’an okumaları, kabirlerin yanında namaz kılmaları ve benzeri işlere gelince; bütün bunlar HARAM kılınmış bid’atlerdendir.”
-15-
Cevap: İlk önce aynı sayfanın başında şöyle diyor: “Kabir ziyareti iki sebep dolayısıyla MEŞRU’DUR:
2- Ölülere selam vermek, onlar için mağfiret dilemek ve DUA ETMEK.
Dikkat ediniz aynı sayfada hem meşru hem de haram diyor.

Kabrin başında Kur’an-ı Kerim’i okumak meselesine gelince de:
-İmam Beyhaki’nin “Şuabul İman” adlı kitabında ve İmam Tabarin’nin İbni Ömer’den rivayet ettiklerine göre Peygamber efendimiz şöyle buyurdu: “Sizlerden biri öldüğünde onu geciktirmeyip hemen mezara koyunuz ve onun başının tarafında “El-Bakarh” Sûresi’nin başı ve ayaklarının tarafında “El-Bakarah” Sûresi’nin sonunu okunsun.”

-İmam Nese’i’nin rivayet ettiğine göre Hz. Ali şöyle diyor: “ Her kim mezarlığa girdiğinde “El-İhlâs” Sûresini 11 defa okuyup sevabını ölülere hibe ederse, ölüler kadar sevap alır.”
-İmam Ahmed el-Mâverzi, İmam Ahmed B. Hanbel’in şöyle dediğini işittim diyor: “Mezarlığa girdiniz zaman, “El-Fatihah”, “En-Nâs”, “El-Falak” ve “El-İhlâs” Sûrelerini okuyup sevabını mezarlıkta bulunan ölülere okuyunuz. Çünkü sevap onlara ulaşır.”

-İmam Murtaza Zebidi “Şerh İhya Ulumuddin” adlı kitabında diyor ki: “İmam Suyuti ‘Şerhus Sudur’ adlı kitabında şöyle dedi: “Kabrin başında Kur’an-ı Kerim’i okumanın caiz olduğunu bizim âlimler ve başkaları kesinleştirdiler.”

-İmam Nevevi “Şerh El-Muhezzep” adlı kitabında şöyle diyor: “Kabir ziyaretine giden kimseye, kabrin başında Kur’an’dan bir şeyi okumasının ve ölülere dua etmesinin müstehap olduğunu İmam Şafii söylemiş ve âlimler de buna ittifak etmişlerdir.”


Yine sayfada şöyle geçiyor: “Ne olursa olsun kabirleri ziyaret etmek için yolculuğa çıkmak şer’an caiz değildir. Şüphesiz ki, bu bir haramdır.”
-16-
Cevap: İlk önce göstermiş oldukları hadis sahihtir. İmam Buhari rivayet etmiştir. Ancak bu hadise yapmış oldukları yorum yanlıştır. Ehli Selef olsun, Ehli Halef olsun bu hadisi hiç biri bu şekilde anlamış değildir. Hiçbiri Peygamber efendimizi ziyaret etmek için yola çıkmanın haram olduğunu söylemiş değildir. Bu hadisten anlaşılan hüküm şöyledir: “Bu üç camii dışındaki camilerin namaz konusunda bir özelliği yoktur. Bundan dolayı bu üç camiin dışında namaz kılmak için yola çıkmanın gereği yoktur. Çünkü Mescid-i Haram’daki namazın sevabı yüz bine, Peygamber efendimizin Mescid’inde bine Mesicid-i Aksa’da ise beş yüze katlanır.

Bu hadisten, Peygamber efendimizin kabrini ziyaret niyetiyle yola çıkmanın haram olduğunu sadece ve sadece İbni Teymiyye ve yandaşları anlamışlardır.

-İmam İbni Hacer El-Heytemi “El-Cevher El-Münazzam Fi Ziyaretil Kabiri-ş Şerifi-n Nebevil Mükerram” adlı kitabında şöyle diyor: “Bana: ‘Sen nasıl Peygamber efendimizi ziyaret etmenin icma’ ile caiz olduğunu söyleyebildin ve İbni Teymiyye bunu inkâr etmiş ve hatta haram olduğunu iddia etmiş ve o, bu ziyaret esnasında namaz kısaltılmaz dedi’ dersen, derim ki: ‘İbni Teymiyye kimdir ki, onun sözlerine bakılsın ve dini konularda onun görüşleri alınsın. O, El-İz B. Abdusselam gibi birçok âlim eleştirdiği, görüşlerinin batıl ve fikirlerinin kötü olduğunu söyleyerek hakkında şöyle söylemiştir: “Allâh, onu saptırdı, rezillik gömleğini giydirdi ve büyük iftira ve yalanlarından dolayı kötü bir sonuca ve mahrumiyete ulaştı.”

-İmam Takiyyuddin El-Husani “Defu Şübehi Men Şebbehe ve Temerrad” adlı kitabında şöyle diyor: “İbni Teymiyye’nin eleştirildiği konulardan biri, Peygamber efendimizi ziyaret etmenin âlimlerin icma’ı ile haram olduğunu iddia etmesidir. Bu sözdeki büyük iftiraya bak. İcma ile diyor. Bu “İcma” sözü nerede geçiyor. Bu sapıktan sakındıran Sahabelerden, Tabilerden veya Müslümanların imamlarından bir delil istiyoruz. Tabi söylenen bu batıl sözü ondan başka hiç kimse söylemedi. Bilakis meşhur olan ve meşhur olamayan kitaplarda ve müslümanların davranışlarından bu ziyaretin caiz ve en önemli sünnetlerden biri olduğu anlaşılır. Hatta bu Resullerin sünneti
-17-
ve muvahhidlerin ittifakıyladır. Bunu ancak kalbinde münafıkların hastalığı varsa veya Yahudilerin ve din düşmanların yandaşı olan kötü niyetli insanlar söyler.”

Ehli Selef olsun Ehli Halef olsun, Peygamber efendimizi ziyaret etmenin caiz olduğunu ve o niyetle yola çıkmanın caiz ve sevaplı bir amel olduğunu söylemişlerdir.

-İmam Tabarani’nin rivayet ettiği ve Hafız İbni Seken’in sahih olduğunu söylemiş olduğu hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyurdu: “Her kim bana ziyaret ederse -bana ziyaret etmekten başka niyeti yoksa- ona şefaatçi olmamı hak etmiştir.”

-İmam Ebu Davut Et-Tayalısı ‘Müsned’inde Hz. Ömer’den rivayet ettiği hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyurdu: “Bana ziyaret etme niyetinden başka bir niyeti olmadan bana ziyaret edene şefaatçi veya şahit olurum.”


TEVESSÜL

Sayfa 161’de şöyle geçiyor: Birtakım insanlar, zatları ve yüzleri suyu hürmetine tevessülün caiz olduğunu söylerler........

Cevap: Göstermiş oldukları ayetlerdeki kınamalar gerçekten Allâh’tan başkasına ibadet niyetiyle yaklaşan kimseler hakkındadır. Bir Peygambere veya bir evliyaya tevessül eden kimse onlara ibadet niyetiyle yapmaz. Sadece onlarla, Allâh nezdinde büyük makam sahibi oldukları için tevessül ediyor. Onlarla teberrük edildiğinde faydayı ve zararı yaratıyorlar diye inanılmaz. Sadece onların yüzü suyu hürmetine Allâh’tan istenilir. Peygamber efendimiz bunu bizzat sahabelerine öğretmiştir.

Onlara, kendileri sayfa 165’te zikretmiş oldukları hadis ile cevap veririz. Bu hadis hakkında uydurma olduğunu iddia ettiler ama

-18-
bu hadisi İmam Hâkîm Hz. Ömer rivayet edip ve senedi sahih olduğunu “El-Müstedrak” adlı kitabında açıklamıştır. Aynı hadisi İmam Beyhâki de rivayet etmiştir.

-İmam Subki “Şifau-s Sakam” adlı kitabında şöyle diyor: “Diyorum ki; Peygamber efendimiz, yaratılmadan önce, yaratıldıktan sonra, hayattayken, öldükten sonra berzah hayatındayken ve hesap sahasındayken onunla tevessül etmek caizdir.

-Hz. Ömer’in, Peygamber efendimizin amcası olan Abbas ile tevessül etmesinin olayına gelince, muhaddisler bunun hakkında salih kişilerle tevessül etmenin caiz olduğunu bildirmek için Hz. Ömer böyle yaptı demişlerdir. Çünkü Hâkim’in rivayetinde Hz. Ömer şöyle dedi: “Ey İnsanlar! Peygamber efendimiz amcasına, bir çocuğun babasına göstermiş olduğu saygı ve hürmeti gösteriyor. Bundan dolayı siz de Peygamber efendimize tabi olunuz ve onu (Abbas’ı) Allâh’a vesile olarak tevessül ediniz.” Buradan da anlaşılıyor ki, Hz. Ömer’in Abbas’la tevessül etmesi Peygamber efendimizin vefat etmesiyle ilgili değildir. Hafız İbni Hacer Askalani ” Fethil Beri” adlı kitabında bu olayı zikrettikten sonra şöyle dedi:“Abbas’ın olayından alınan hüküm; Hayr ehli, Salih kişiler ve Ehli Beyt ile tevessül etmek müstahaptır.”

Sayfa 164’te geçen gözleri görmeyen kişinin olayına gelince de, bu hadis Peygamber efendimizin orada hazır olmazsa dahi, onunla tevessül etmenin caiz olduğuna dair çok büyük bir delildir. Tabi ki anlayana. Dikkat edilmesi gereken bir husus vardır. Bu adam Peygamber efendimizden dua istedi ama Peygamber efendimiz ona dua değil tevessülü öğretti ve bu hadisi n