![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 30.08.2006
Mesajlar: 1.174
Teşekkür etti: 129
90 Teşekkür 72 Mesaja aldı
|
Ummed Abi bende bu Meseleyi ilk defa bir sene evvel falan Mahmud Efendi hazretlerinin bir Muridinden duydum, kaynak istemistim ve kaynaklari sundular, kitabi falanda okumustum. Imam Malik hz buna dair : Peygamberlerin irini Cennetden sudur. Buyurmus kaynaklara inshaAllah bir bakacagim, vaktim oluncada tercüme ederim :) |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 30.08.2006
Mesajlar: 1.174
Teşekkür etti: 129
90 Teşekkür 72 Mesaja aldı
|
[kisa tercume] : imam suyutiden : Peygamber Efendimizin tahtadan bir kabi vardi, geceleyin ona abdest bozardi, yataginin altindaydi. BIr gün onu bulamadi ve '' kabim nerde'' diye ev halkina sordu. Onlarda ''Barrah aldi'' dediler.- Barrah habesli bir hizmetci idi. Sonra onu cagirtti ve ne yaptigini sordu. Barrah'da ictigini söyledi. Efendimiz'de : ''ates ile arana bir duvar cektin'' buyurdu [tabarani / beyhaki ve Al-Khasais al-Kubra 2:252, Matbaah Dairat al-Maarif, Hayder Abad.] baya hadis var ama simdilik bunu tercume ettim.. aff ola |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 06.05.2002 Yaş: 32
Mesajlar: 6.598
Teşekkür etti: 110
454 Teşekkür 192 Mesaja aldı
|
Tabii bunu Allah c.c Resulu s.a.v efendimiz için diyemeyiz.Zaten kendisinin çocukluğunda Şeyma r.a korktuğu bir hadiseyi anlatmıştır. Beni Saad yurdunda bir takım konular olmuştur.Allah c.c Resulu s.a.v efendimiz sonraları şeytanından anlatmıştır, ve benim şeytanım yoktur ibaresi kullanmıştır. | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() Üyelik tarihi: 06.05.2002 Yaş: 32
Mesajlar: 6.598
Teşekkür etti: 110
454 Teşekkür 192 Mesaja aldı
|
Kitabın ismide yeterli.Herhangi gibi bir hadis kitabı. Ileri gelen Muhaddis r.Aleyhlerin tercihimdir.Ama diğerleride olabilir. | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 30.08.2006
Mesajlar: 1.174
Teşekkür etti: 129
90 Teşekkür 72 Mesaja aldı
|
diger bir hadis : efendimiz kanini aldirmis ve sahabe efendimize '' al bunu insanlarin ve hayvanlarin gömeyecegi bi yere sakla'' buyurmustur. Sahabe efendimiz gitmis ve onu gizli bi yerde icmistir. Geri döndügünde efendimiz ne yaptin buyurdugunuda '' insan ve hayvanlarin görmeyecegi bi yere sakladim [yani midesine]'' buyurmustur. Efendimizde sualen '' yoksa ictin mi'' buyurmus ve sahabe efendimiz de '' evet buyurdukdan sonra. Peygamberimiz kizmamistir [orda bisey diyor ama aklimda degil suan kaynaga bakmam lazim] ebu nuaym enes radiyallahu anhdan rivayet ettigine göre efendimiz medinede bir havuza irin etti ve ondan itibaren o su medinenin en soguk ve tatli suyu oldu ve enes radiyallahu anh ile sahabeler ondan ictiler. ismini ''al barud'' [soguk kaynak] koymuslardi. Dalail al-Nubuwwah, 2:381, Dar al-Baz, Makkah |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 30.08.2006
Mesajlar: 1.174
Teşekkür etti: 129
90 Teşekkür 72 Mesaja aldı
|
tmmdir ummed abi. Msn'den Haznevi arkadasima sordum oda hemen bakti bana kaynagi yazip yolladi bende kopyaladim, buyrun : Hakim, Mustadrak, Nr.6343, 3/638 Ibn Asakir, Muhtasar-i Tarih-i Dimaschq, 12/173; Daraqutni, Sunan, 1/228; Bayhaqi, Sunan-i Kubra, Nr.13407, 7/106; Abu Nuaym, Hilyatul Awliya, 1/330; Ibn Hadschar al-Asqalani, Al Matalibul Aliyya, Nr.3847, 4/21; Haythami, Madschmaudh-Dhawaid, Nr.14010, 8/482 Ali al-Muttaki, Kandhul Ummal, Nr.37226, 13,470 |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 06.05.2002 Yaş: 32
Mesajlar: 6.598
Teşekkür etti: 110
454 Teşekkür 192 Mesaja aldı
|
Teşekkür ederim.Allah c.c razı olsun Kan içme Hadisesi bir bu konuda birde uhud da yutma konusunda olmuştur Bu kanı tas ile içen Sahabe kimdi ve kaç yaşındaydı,bu çok önemlidir. Kan konusu Sahabe i kiram r.a zamanında 2 defa yaşanmıştır. Bunu sorabilirmisiniz. Hangi Sahabe yi kiram r.a dı ve kaç yaşındaydı. Kanı ne yaptın sorusu üzerine Allah c.c Resulu s.a.v. efendimize ilk verdiği cevap çok önemlidir. Bu harekat sonucunda Allah c.c Resulu s.a.v efendimizin kanı helaldir. sonucu çıkabilirmi ayrıca. Hani şunu diyebilirmiyiz Sahabe i kiram r.a Allah c.c Resulu s.a.v efendimizin kanını içmek için biribirileri ile yarışıyorlardı.Buı çok önemli bir konu. Önemi Allah c.c Resulu s.a.v efendimizin niçin bir şey demediği. İçenin kaç yaşında olduğu ve hangi Sahabe i kiram r.a olduğu. ve onu sakladım ibaresi çok ilginçtir.Neden onu içtim dememiştir acaba ilk defada. Uhud Muharebesinde olan konu ise başkadır ve bunuya benzer bir konu kanı yutma konusu mevcuttur orada. Allah c.c razı olsun. |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 30.08.2006
Mesajlar: 1.174
Teşekkür etti: 129
90 Teşekkür 72 Mesaja aldı
|
Peygamberimiz Abdesthaneden ciktigi vakit sahabelerin rivayetlerine göre koku olmazdi. Mezhep imamlarina göre peygamberlerin irini cennet suyu sayiliyor. Yukarida aktardigim Hadis-i Serifi Amr ibn Abdullah ibn Zubayr Babasindan rivayet etmisdir. Abu Asim hazretlerine göre Amr ibn Abdullah ibn Zubayr radiyallahu anh hzlerinin kuvveti bu ictigi kandan dolayi meydana gelmistir. [Ibn Hadschar, Al-Isaba fi Tamyidhis Sahaba, 4/70; Ibn Asakir, Muhtasar-i Tarih-i Dimaschq, 12/173] Kastalani hzlerinin naklettigine göre Ibn Zubayr hzlerinin kani ictikden sonra asilana kadar agzi misk kokmustur. [Qastalani, Al-Mawahibul Ladunniya, 2/316] Diger bir rivayeti ise bariyya ibn omer ibn safina babasindan, oda kendi babasindan nakletmistir. [Suyuti, Al-Hasaisul Kubra, 1/117; Ibn Hadschar, Al-Isabe, 4/70; Qastalani, Al-Mawahibul Ladunniya, 2/316] Ve devam anlatiyor : Kani ictikden sonra efendimiz bana ne yaptigimi sordum, bende ictigimi söyledim, bana kizmadi, sadece gülümsedi. [imam Bayhaki, Sunan-i Kubra, Nr.13408, 7/107; Tabarani, Mudschami Kabir, Nr.6434m 7/81] diger bir rivayet ise Uhud'da olmustur. Efendimizin yarasini emmis ve ona '' tükür kani'' dendigi vakit ''vallahi hic bir zaman tükürmem'' dedi bunun üzerine efendimizde sonra '' Cennet Ehli bir Adam görmek isteyen ona baksin'' buyurdu [Bayhaki, Dalailun Nubuwwa, 3/266; Tabarani, Mudschamil Awsad, Nr.9094, 10/40; Ibn Hadschar, Al-Isabe, 7629, 6/25] |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 12.05.2008
Mesajlar: 129
Teşekkür etti: 0
10 Teşekkür 9 Mesaja aldı
|
Şeyhlik ve tarikatçılığın İslamiyete soktuğu çirkin adet lerden biri de bazı tarikat mensuplarının tertipledikleri zi kir alemleridir. Bunlar haftanın belirli bir günü, ekseriya cu ma akşamları şeyhin veya vekili olan sofinin -bazıları buna Müritlerin Çavuşu derler- evinde veya tekkesinde toplana rak bir halka halinde oturur ve gözlerim yumarlar. Sonra bu merasimi idare eden yardımcılarıyla birlikte şiir ve beyitler okurlar. Bu beyitler son derece mübalağalı ve baştan sona kadar şeyhlerin medhi hakkındadır. Mesela birisinde şöyle denmektedir: "Benim şeyhim zamanın şeyhidir, yükselip göklere git ti, oradan ilaç kutusunu getirdi ve müritlerin kalplerini te davi etti. Şeyhim ebedi bir şeyhtir; o, dağdaki ayıyı da eh lileştirdi. Onu da kendisine itaatkar kıldı." Hepsi böyle saç ma sözlerden ibaret olan beyitler, çoğu zaman zikir esnasın da def ve dümbelek çalınarak okunur, böylece müzikli bir zikir alemi meydana gelir. Bu beyitlerin okunmasına devam edildikçe, gözü kapa lı müritler de coşar ve sallanmaya başlarlar. Derken içlerinden biri "Allah, Allah..." diyerek zıplamaya ve kendini yer den yere atmaya başlar. Onu takiben bütün müritler de bu ha reketi yaparlar. Ondan sonra herkes birbirine girer, ortalık bir savaş meydanına döner birtakım manasız sözler, uğultu lar, bağırmalar, çağırmalar meclisi çınlatıp durur. Kimisi yer de sürüklenir, kimisi arkadaşlarını tekmeler, kimisi ayakla rını yere vurur ve bu hal uzun zaman devam eder. Hepsi iyice yorulduktan sonra, töreni idare eden adam kalkar, her bi rinin sırtını eliyle sıvazlar. Bu "Yeter" demektir. Bunun üzerine hepsi yerinde durur ve zikir bitmiş olur. Bazı zikirlere kadınlar da iştirak eder, onlar da erkekler le beraber halkada oturur ve deflerle, dümbeleklerle söyle nen medhiyeler karşısında çoşkunluk göstererek yine erkek lerle beraber oynayıp zıplamaya ve yerlerde sürüklenmeye başlar ve erkeklerle birlikte birbirlerine karışırlar. Tabii kalbinde iman, Allah korkusu ve insanlık duygusu bulunan bir kimse buna asla zikir demez. Çünkü bu, hakikatte müzikli ve sazlı bir alemden başka bir şey değildir. Üstelik alemin de en ilkel ve en bayağı şeklidir. Kim bilir hangi insanlık, ahlak ve din düşmanı tarafından ne gibi bir kötü maksatla icad edilmiş bu rezalet? Sonra bu alemlere ka tılan zavallı cahil kadınlar da erkekler gibi bunu yapmakla sevap kazanacaklarını sanırlar. Tıpkı Afrika'daki bazı ka dınların, dini bir emirdir diye ve sevap kazanmak zanniyle dudaklarına tahtadan büyük halkalar takmaları gibi. Evet, İslam dininde bazı zikir ve dualar vardır. Tevhid ke limesi, Estağfirullah, Elhamdülillah... gibi zikirleri oku mak sünnettir. Fakat bunları her müslüman kendi kendine okur, hatta riya olmaması için bunları açık okumak dahi caiz değildir. Kaldı ki İslamiyette, ruhu coşturacak ve insanın bayılmasına sebep olan zevkleri ihtiva edecek bir ayin de yoktur. Çünkü İslam dini duyguya değil, akıl ve şuura hitap eder. Bir müslümanın da gözlerini yumup sallanarak değil, göz lerini açıp şuurunu toplayarak dininin emirlerini dinlemesi la zımdır ki, ne olduğunu ve ne istendiğini anlayabilsin. Tarikatlar, müslamanları parçalayıp, gruplara bölmekten başka bir şey değildir.İslamiyetin ilk çağında bütün müslü manlar, Allah'ın: "Müminler ancak kardeştirler." (Hucurat: 49/10) emri etrafında toplanarak, Allah'ın: "Dini doğrultun ve onda tefrika yapmayın." (Şura: 42/13) emrine sadık kalarak, Allah'ın: "Çekişmeyiniz ki gevşemeyesiniz ve kuvvetiniz gitme sin." (Enfal: 8/46) emrine inanarak çalıştıkları, birlik ve beraberlik tesis ettikle ri ve aralarında hiçbir tefrika ve guruplaşmaya meydan verme dikleri için üstün basanlar sağlamışlardır. Fakat Peygamberi mizin kurduğu İslam kardeşliği yerine tarikat kardeşliğinin tesis edilmesi sonucunda İslam birliği parçalanmıştır. Gerçi bundan önce de birçok ihtilaflar çıkmış, siyasi ha diseler cereyan etmiş, saltanat ihtirası yüzünden çıkan kav galar İslam alemini alt, üst etmişti. Ama ne de olsa İslam ço ğunluğu bütün bu olaylara rağmen dini birliğini muhafaz edi yor ve akidede tek vücut bulunuyordu. Ayrı tarikattan olan iki şeyh, birbirini yenmek için aman sız bir propaganda mücadelesine girişiyor; her biri kendi ta rafının dindar, karşı tarafın dinsiz veya haksız olduğunu iddia ediyor. Bunun üzerine herbirine mensup olan halk kitlesi, karşı tarafa her türlü itham ve iftiraları reva görmekte asla te reddüt etmiyor. Birbirlerini tekfir edenler bile oluyor. Tarikatçıların akıllarınca her müslümanın mutlaka bir şeyhe mensup olması gerekiyor. Bu hususta kendilerine delil ge tirmek için bir de "Kimin şeyhi yoksa, onun şeyhi şeytandır" şeklinde saçma bir söze sarılıyor ve böylece tahakkümleri al tına girmek istemeyenleri dinsizlik ve imansızlıkla damgala yıp duruyorlar. Sanki onlar Allah'ın iman veznedarı imişler ve iman ile küfür kendi ellerinde imiş gibi kendilerine uyanlara iman verip, uymanlara da kafir deyip duruyorlar. Sakın bu sözlerimizin mübalağa olduğu sanılmasın. Bu hususta şüphesi olanlar, lütfen şeyhlik ve tarikatçılığın ha kim bulunduğu bir yere, mesela doğu illerinden herhangi birine gidip bilhassa köylerdeki durumu incelesinler. O zaman söylediklerimizin az bile olduğunu göreceklerdir. Evet, doğuda durum hakikaten böyledir. Bir yanda tarikat ların muhteris şeyhleri, diğer yandan da bütün topraklan elle rinde bulunduran ağalar, doğuyu sömürüyor ve köylüye göz açtırmayarak onu kendi baskıları altında tutuyorlar |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 12.05.2008
Mesajlar: 129
Teşekkür etti: 0
10 Teşekkür 9 Mesaja aldı
|
Şeyhlere verilen asılsız ünvanlar Şeyhler halkı kandırıp kendilerine bağlamak için seyyid- lik iddiasında bulunmakla da yetinmeyip aynı zamanda kendilerine bazı göz kamaştırıcı unvanlar vermeyi de ihmal etmemişlerdir. Mesela bütün tarikatçılar tarafından bilinen ve bazı tarikat liderleri hakkında kullanılan Gavs, Kutup, Kutbulfert, Kutbialem gibi unvanlar bunlardandır. Bu gibi unvanlar Peygamberimiz, ondan sonraki halife ler ve tabiin zamanında mevcut değildi. Sonradan tarikatçı lar tarafından ihdas edildiler. Ancak bunlar pek önemli de ğildir. Bunları gölgede bırakacak diğer bazı unvanlar daha vardır ki, asıl üzerinde durulması gereken bunlardır. Bazı şeyhler hakkında "Göklerin ve yerlerin nuru" unvanı kullanılmaktadır. Halbuki bu doğrudan doğruya Kur'an'a muha liftir. Zira Cenab-ı Hak Kur'an'da şöyle buyurmaktadır: "Allah göklerin ve yerin nurudur." (Nur: 24/35) Bundan başka bazı şeyhlere de "Has ve ammın şeyhi ve hakimi" ve "Mutlak mutasarrıf denilir ki, bu da kayıtsız şartsız tasarruf edici demektir. Buna göre o şeyh her şeyin hakimi olup istediği şekilde kainatta tasarruf edebilir. Hal buki bu da ancak Allah'a (c.c.) mahsustur. O'ndan başkasın da böyle bir kudret yoktur. Şeyhler, Ağalar el ele Eski idareciler halkı kendilerine madden ve manen ita atkar bir hale getirmek için temiz sülaleden olduklarım id dia etmişler, sonra bunların evlatları da aynı yolu takip et mişlerdir. Daha sonra ayrı ayrı kollara ayrılıp birer hanedan sülalesi olmuşlar; bir kısmı madden halka tasallut etmek için derebeyi ve ağa olmuş, bir kısmı da manen halkı baskı altı na almak için kendilerine ruhani bir unvan vermiş ve şeyh olmuşlardır. Böylece şeyhler, ağalar ve derebeyleri elele vererek halkı müşterek olarak hem maddi hem manevi yön den baskıları altına almışlardır. Ağalarla derebeyleri gayri meşru olarak ve zorla milletin malına mülküne tasallut etmişler; bütün topraklan zap tederek halkı, cüz'i ücret karşılığında bu arazilerde çalıştır mışlar ve mahsulü tamamen kendilerine almışlardır. Köyler hep onların elindedir; hoşlanmadıkları kimseleri derhal köyden kovar, icabında ücretlerini dahi vermezler. Zavallı köylü her gittiği yerde ağanın ve derebeyinin emriyle çalı şır; o da kendisini beğenmediği takdirde köyünden atar. Köylü böylece ağalann iradesiyle yaşamaya ve köyden kö ye kovulmaya mahkumdur. Hatta bazan bir köylü, senede üç dört yer değiştirir. İnsan haklarına indirilen bu ağır ve merhametsiz darbe, hür ve vicdanlı her insanın kalbinde derin yaralar açtığı halde, Peygamber vekili olduklarını iddia eden şeyhler ma-lesef bu olaylar karşısında tamamen bigane kalıp vicdanla rına tasallut ettikleri insanların bu feci durumlarına zerre ka dar olsun üzülmemişler ve üzülmüyorlar da. Hatta köylüle rin bu hal karşısında gösterecekleri herhangi bir tepkiyi de peşinen önlemek için, ağaların da kendileri gibi seyyid ve "sülalei tahire" den olduklarını(!), üstelik "Ululemr" ve hanedan olduklarını, binaenaleyh bunların sözlerine mu halef etmenin veya kendilerine karşı herhangi bir husumette bulunmanın, hem Allah'ın emrine aykırı düşeceğini, hem de cetleri olan peygamberin hatırım rencide edeceğini, bunun da sonunun ebedi bir hüsran olacağını söylüyorlar. Bu suretle köylülerin bu azapta kalmaları için ağa ve derebey lerine yardım ediyorlar. Buna mukabil ağalardan da derin saygı ve sayısız maddi yardım görüyorlar. Gerçekten Allah'ın (c.c.) bütün kullarını kendilerinin kölesi olarak gören ve herkesi hakir, aşağı zanneden, halka "Beş paralık kürtler" diye hakaret eden ağalarla derebeyle ri, şeyhlerin önünde iki büklüm olup yerlere kapanıyorlar. Cüz'i bir para veya ufak bir arazi parçası yüzünden adam öl dürmekten dahi çekinmeyen ağalar ve derebeyleri, şeyhle re her türlü maddi yardımı yapıyorlar. Mahsul zamanı gelin ce babalarının ve dedelerinin halktan zorla aldıkları toprak tan gelen buğdaydan şeyh efendinin evine bir kaç yük gön derip porpagandasının ücretini veriyorlar. Buğday yetiştir meyen derebeyi ve ağalar da yerlerine göre koyun, yağ, bal vesair şeylerle şeyhi razı ediyorlar. Demek oluyor ki şeyhler halkı hem kendilerine hem de ağalara bağlıyor, ağalar da şeyhlere maddi yardım yapı yorlar. Fakat bu dalavereli oyunun kurbanı olan, sefil veya perişan bırakılan halk oluyor. Şeyhlerle ağalar halkın uyanmasını istemiyor, bilakis sürekli cahil kalması için ellerinden geleni yapıyorlar. Çün kü onlar kat'iyetle biliyorlar ki, halkın gözü açıldığı anda bu iğrenç saltanatları yıkılacaktır. Halk cehaletten kurtulduğu taktirde şeyhlere de ağalara da, derebeylerine de metelik ver meyecektir. Bunun için bunların en büyük arzusunu halkın cahil kalması oluşturuyor. Bir yandan ağalarla derebeyleri çocuklarını okutmaları için köylülere imkan bırakmıyor, onları tehdit ediyor, diğer yandan da şeyhler, okula gidenin kafir olacağını, çocuğunu okula gönderenin dinden çıkacağım söyleyip duruyorlar. Şeyhlerin İslamiyet'e sokdukları aforoz adeti Hristiyanlıkta afaroz denilen bir adet vardır. Allah'ın (c.c.) vekili olduklarını iddia eden papazlar, kızdıkları ada mı afaroz eder; yani dinden atarlar. Böyle bir adam artık dün yada halkın, ahirette de Allah'ın (c.c.) gazabına uğramış de mektir. Onun kurtuluşu papazın affına bağlıdır. Hatta eski zamanlarda bazı papazlar kralları dahi afaroz etmişlerdir. Afaroz edilen kral derhal tahttan indirilir, herkesin nefreti ne uğrar, onun önünde el bağlayanlar, kendisini tel'in eder ler. Kralın bu halden kurtulması papazın affına bağlıdır. Affederse eski şevketini bulur, yoksa en adi bir mahluk gi bi, ölünceye kadar herkesin nefretine uğrar. Tarikatçılıkta da "Tard (merdudiyet)" denilen bir çeşit ta rikattan atma usulü vardır. Şeyh herhangi bir sebeple bir mü-ridine kızdı mı onu tarikattan atar. Onlara göre tarikattan atılan adamın dini, imanı ve bütün mukaddesatı elinden gitmiş, yaptığı bütün iyilikleri de heba olmuştur. O artık dünyada da, ahirette de felaha ulaşamayacaktır. Zaten dünyada, şey hin müritleri tarafından daimi bir nefret ve tel'ine maruzdur. Ahirette de Cehennemi boylamak endişesine düşer zavallı. Onun da bu feci durum ve akıbetten kurtulması ancak ve an cak şeyhin affıyla mümkündür. Allah (c.c.) bu hususta şöyle buyurmuştur: "Her kim ki Allah onu hidayete getirmişse, onun için hiçbir dalalete götürücü yoktur." (Zümer: 39/37) Yani iman etmek ve îslam dinine girmek bir ihsana nasip olduktan sonra, onu hiçbir kimse dinden atamaz ve dalalete sürükleyemez. Çünkü İslamiyette Allah'ın bir ortağı veya dininde tasarruf yetkisine haiz bir vekili yoktur. Ama şeyhler bu esası da bozarak, halkın tepesinde durmaya de vam edebilmek için böyle bir afarozu da İslam dinine sok maya cesaret etmişlerdir. |
| | |
| Arife Her Gün Kadir Gecesidir ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 8.807
Teşekkür etti: 464
454 Teşekkür 241 Mesaja aldı
|
Osman Yeter!” Bir sohbetlerinde arzettiği Bursalı Hacı Osman efendinin, Şeyh Es’ad Efendi -kuddise sırruh- Hazretlerine intisabını anlattı: “Kabristan yolunda ihtiyar bir bakkal var o anlatmıştı, ona anlattığını size anlatıyoruz. ‘Birgün Konya’dan trene biniyordum, sakallı bir zât da benimle beraber bindi, birçok kimseler onu yolcu ettiler. Mevzu açıldı. Dedi ki: ‘Ben İstanbul’da Fatih cami-i şerifinin vâizi idim, her kürsüye çıktığımda Tarikat-ı aliye’nin aleyhinde konuşurdum, ilk vazifem bu idi. Bir gün cemaatın ortasında bir zât çıktı. ‘Osman yeter!’ dedi. O zât Şeyh Es’ad Efendi -kuddise sırruh- Hazretleri idi. ‘Yeter!’ deyince durdum, ne söyleyeceğimi bilemedim. O akşam âlem-i mânâda kendimi bir fino köpeği olarak gördüm. Çok susamışım, kıvranıyorum. İki tane çeşme var, birisi Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e âit, diğeri ise Şeyh Es’ad Efendi -kuddise sırruh- Haretlerine âit. Bir oraya koşuyorum, bir oraya koşuyorum. Nihayet Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz: ‘Açıver açıver!..’ buyurdu. Şeyh Es’ad Efendi -k |