![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 28.11.2006
Mesajlar: 3.844
Teşekkür etti: 98
179 Teşekkür 109 Mesaja aldı
| :)
__________________ İnce sözler keskin kılıca benzer, kalkanın yoksa geri dur. (Mevlana) |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 19.11.2005
Mesajlar: 117
Teşekkür etti: 4
25 Teşekkür 17 Mesaja aldı
| Eyvallah.. |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 28.11.2006
Mesajlar: 3.844
Teşekkür etti: 98
179 Teşekkür 109 Mesaja aldı
|
bu DİN VASAT olarak indirilmiştir...bunu hiç bir zaman unutmayın...
__________________ İnce sözler keskin kılıca benzer, kalkanın yoksa geri dur. (Mevlana) | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 13.09.2008
Mesajlar: 284
Teşekkür etti: 227
105 Teşekkür 70 Mesaja aldı
| |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 19.11.2005
Mesajlar: 117
Teşekkür etti: 4
25 Teşekkür 17 Mesaja aldı
| "Mezhepler bu derece gerekli olsaydı..." derim o zaman bende... İlk mürşid Hz. Adem idi. Allah Teala sadece kitap göndermemiş her kitapla birlikte bir elçi, mürşidde göndermiştir. Her kitabı bir elçisine göndermiştir. Dahası kitap göndermediği zamanlar olmuştur ama bir rivayete göre 124000 diğer bir rivayete göre ise 224000 elçi göndermiştir. Herhalde bir mürşidin zorunluluğunu buradan anlayabiliriz ;) |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 28.11.2006
Mesajlar: 3.844
Teşekkür etti: 98
179 Teşekkür 109 Mesaja aldı
|
bu mevzuyu "belli" kişilerle "münazara" etmenin "ahmakça" olduğunun farkındayım...denenmiş denenmez... sadece şu meşhur GALATa dikkat çekmek istiyorum : tarikatlar ile mezheplerin eş tutulması... biri zahiri diğeri manevi boyutudur İSLAM ın denilir...bu cümle bir yere kadar doğrudur...ne zaman ki bu iki farklı terim her yönden birbirleriyle kıyaslanınca o zaman işin rengi değişiyor ....mesela : 1- müctehid olana kadar bir mezhebe tabii olmak FARZ dır bu hususta herhangi bir ihtilaf yoktur...mezhepte kıyas azdır...zaten temel meselelerin hepsi Kuran ve Sünnetle sabittir...yani mezhepler peygamberimiz zamanında var idi...aynen şimdi nasıl var ise...sadece o zaman olmayan meseleler o zamana göre kıyas yapılarak yeni ictihatlar ortaya konulmuştur...tarikat ise farz olması bir yana "vacip" bile denilemez...diyen olmuş mudur ? olmuştur...lakin bu hususta çok derin ihtilaflar vardır...biri olmazsa olmaz görür , bir diğeri vacip değer , diğer bazıları "meyve" der...oysa mezhep ekmek su gibidir , teneffüs edilen hava gibidir... 2- mürşit olana kadar bir tarikata girmek "farz" dır diye bir cümle kullanılamaz... 3- mezhep imamları biri diğerinden zahiren icazetle bu günlere gelinmiştir, hepsinin zahiren hiç kopmayan silsileleri vardır...oysa tarikatta bu böyle değildir , silsile her ne kadar olsa da zahiren kesiktir...mesela tarih boyunca meşhur olmuş hiç bir mezhep müctehidi ben falan zattan üveysi olarak bu ilmi elde ettim iddiasında bulunmamıştır...tarikatlarda bu durum "olağan" dır... 4- peygamberimizin nasıl namaz kıldığına dair çeşitli hadisler olmasına rağmen mesela "mağara da zikir telkininine" dair herhangi bir sahih rivayet yoktur...dahası bu zikri yapan herhangi bir sahabe de gösterilemez...bu gösterilme aynen mezheplerde olduğu gibi ya ayet ile ya da hadisi şeriflerle olacaktır...sahabelerin hatme yaptığına dair bir rivayet varmıdır ? sahabelerin günümüzdeki gibi rabıta yaptığına dair herhangi bir rivayet var mıdır ? sahabelerin ellerine tesbih alıp sağ şehadet parmağını kalbin 2 parmak altına dayayıp dil damakta kalben ALAH zikri çektiklerine dair herhangi bir rivayet var mıdır ? peygamberimizin zikir sayılarını çeşitli zamanlarda artırdığına dair herhangi bir rivayet yoktur...seyri sulukunu bitiren herhangi bir sahabesine "HİLAFET İCAZETNAMESİ" verdiğine dair yazılı herhangi bir delil yoktur...hilafet verdiği bu zatları değişik memleketlere gönderdiğine dair herhangi bir rivayet yoktur...fakat zahiri ilimleri bilenleri çeşitli yerlere "ilmi ve islamı yayma" adına gönderdiğine dair rivayetler vardır... 5- mezhepler hususunda hiç bir ihtilaf yoktur...ihtilaf delilli bilip bilmeden uyma meselesindedir... tarikatlar hiç bir açıdan mezheplerle kıyas edilemez...eden bilmediği bir hata içindedir... daha çok şeyler yazılabilir...lakin anlamlı olsa da gereksiz...
__________________ İnce sözler keskin kılıca benzer, kalkanın yoksa geri dur. (Mevlana) | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 28.11.2006
Mesajlar: 3.844
Teşekkür etti: 98
179 Teşekkür 109 Mesaja aldı
| tetimme... "Evliyâ yetiştirme mektepleri olan tarîkatler, artık îmân kurtarma mektepleri hâline geldi. Eskiden insanlar yıllarca gezer, kendilerine şeyh ararlardı. Şimdi ise şeyhler kapı kapı dolaşıp müslümanları îmânlarının kurtulması için çağırıyor ve topluyorlar. Şâh-ı Hazne (Ahmed Haznevî) Ümmet-i Muhammed’in îmânını kurtarmaya çalıştı. Yoksa bu zamanda tarîkat meselesi diye bir şey olmuyor. Şimdi bir oyalamadır yapıyoruz. Maksad îmân kurtarmaktır. Tam hidâyet Mehdî aleyhirrahme zamanında olacaktır." Gavs AbdulHakim el- Hüseyni...
__________________ İnce sözler keskin kılıca benzer, kalkanın yoksa geri dur. (Mevlana) |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 19.11.2005
Mesajlar: 117
Teşekkür etti: 4
25 Teşekkür 17 Mesaja aldı
| “Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, hayatın her sahasında üsve-i hasene olduğu gibi, insanları terbiye ve tezkiye etme konusunda da en güzel bir örnektir. Onun, peygamber olarak pek çok vazîfe ve salâhiyeti bulunmaktadır. Ancak bunlar içerisinde Cenâb-ı Hakkın, Ona verdiği şu dört vazife temâyüz etmekte ve daha da ehemmiyet kazanmaktadır: 1. İlâhî vahyi almak. Rasûl-i Ekrem Efendimiz, Allâh Teâlânın, ekseriyetle Cebrâil -aleyhisselâm- vâsıtasıyla gönderdiği ilâhî kelâmına mazhar olmuştur. Cenâb-ı Hakk'ın dileyip lutfetmesiyle vâkî olan bu vahye muhâtab olma keyfiyeti, Peygamber fendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-in dâr-ı bekâya irtihâliyle nihâyete ermiştir. 2. Kurân-ı Kerîmle nâzil olan ahkâm ve hakîkatleri, hadis-i şerîflerde ve Siyer-i Nebîde vârid olduğu üzere şerh ve îzah etmek. Rasûlullâhın bu ilmî salâhiyeti (otoritesi) müctehidler tarafından devâm ettirilmiştir. İlâhî ahkâmın şerh ve îzâhı, beşerî hayâtın yeni îcâp ve ihtiyaçları karşısında ictihad adı altında devâm edip gitmektedir. Ehli bulunmadığı durumlarda bu keyfiyet, bâzan rafa kalkmış gibi görünse de, ona âit lüzûm ve zarûret hep bâkî kalmıştır. Bu vazîfe, ictihad makâmına erişen âlimlere âittir. 3. Dînin emir ve nehiylerini müessese ve nizâm hâlinde tatbîk eden ve canlı tutan dârî otoriteye sâhip olmak. Bu da halîfeler (ulül-emr) tarafından devralınıp devâm ttirilmiştir. 4. Ruhlarda tasarruf etmek sûretiyle insanların iç âlemini tezkiye edip düzeltmek. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimize âit olan vahyi nakletme dışındaki bütün vazifelerin O'nu tâkip edenler tarafından bir şekilde devam ettirilmesi nasıl matlûb ve mecbûrî ise, O'nun, insanların iç âlemini tezkiye edip düzeltme vazifesinin de nihâyete ermemesi ve bunun meşâyıh tarafından kıyâmete kadar devam ettirilmesi aynı şekilde matlûb ve mecburîdir. Çünkü müminlerin sâdece zâhirinin değil, bâtınının da temizlenmesi, ancak ve ancak bu sûretle mümkün olabilmektedir. İşte tasavvufî usûl ve esasların ana menşei, rûhu Kur'ân ve hadislerde mevcûd olan bu nebevî faâliyetin her zaman ve mekânda temâdîsinden ibârettir. Meşâyıh zümresi ve onların kesintisiz devâm etme gerçeğinin kaynağı, bu îcâb ve ihtiyaçtır. “ Şu meşhur YANLIŞ’a da cevap verelim. Tarikatlar ile mezhepler eş tutulmuyor. Nasıl eş olsun, birisi islamın zahirini anlatıyor diğeri manevi boyutunu. Ortaya çıkma gerekçeleri olarak ikisini eş tutuyor ya da benzetiyoruz. Peygamber zamanında mezhep yoktu diyenler nasıl hata içerisinde ise tarikat yoktu diyenler de aynı hatanın içerisindedir. İslamın bu iki müessesi de bir zarureti binaen ortaya çıkmışlardır. Ondan önce de yine insanlar bilemedikleri konuları müctehid alimlere danışır, kamil insanların sözlerinden ve ahlakından istifade ederlerdi. 1. Şimdi birileri diyor ki bir mezhebe tabi olmak ne farzdır ne de vaciptir. Bunların anlayışsızlığı karşısında nasıl aciz bir halde isek tarikatları inkar edenlerin karşısında da öyle aciz kalıyoruz. Mezhepler Efendimiz zamanında nasıl var idi denilebilir, hayret! Nasıl olduğunu yukarıda söyledik. O zamanın mürşidi ve her zamanın mürşidi kamili de Efendimiz aleyhisselam idi. Eğer müctehid alimlerin var olması mezhepler var idi demekse tarikatlar da o zaman vardı denilebilir. 2. Sahih itikat, doğru amel için bir mezhebe bağlanmak bu zamanda bizler için vacip gibidir. Bunun gibi tarikata girmek de kamil bir müslüman için zaruridir diyebiliriz. Neden müctehid alimler var ve neden meşayih zümresi ortaya çıkmıştır yukarıdaki alıntıda var cevabı. 3. Üveysiliği inkar edeceğini zannetmiyorum. Yoksa Saidi Nursi hz.lerinin sözleri ortadadır. 4. İlk zamanlarda nasıl ilmi icazet verilmiyor idiyse mürşidi kamil konumundaki zatlar da herhangi bir yazlı icazet vermiyorlardı. Belki şifahen bir yönlendirme söz konusuydu. Mezhepleşme ve tarikatlaşma sonraki asırlarda olmuştur. 5. Mezhepler hususunda nasıl bir ihtilaf yok ise size göre, tarikatlar hususunda da yoktur. Hem delil bilememek hem de nasipsizlikten… İlk zikir telkini yapan Efendimiz’dir. Hem cehri hem de hafi zikri telkin eden O’dur. Kişinin meşrebine, haline göre ikisinden birine istidadı vardır. Bunlardan sonra şunları sormak da seni anlamak için faydalı olacak kanaatindeyim. Cevşen hangi sahih kaynak da vardır? Bu konuda sahih sünnete bağlı biri olarak ne dersin? Saidi Nursi hz.lerinin risalelere Kur’an’da işaret olduğunu söylemesini nasıl anlamalıyız? Bunu geçmiş ya da çağdaş tefsirlerde bulabilir miyiz? O şekilde bir işaretten bahsediliyor diye soruyorum. Hz. Ali gibi zatlar yine risalelere işaret ediyormuş herhalde, buna ne diyeceksin? Saidi Nursi hz.leri de üveysi bir tarzda Hz. Ali, Geylani gibi zatlardan istifade ettiğini söylüyor. Hani üveysilik yoluna bir taş atmıştın şimdi bu taşı kaldırıp almak lazım mıdır? Saidi Nursi hz.lerine muhabbetim büyüktür. Onun sözlerini tartışmak için sormuyorum. Konu tarikat ve tasavvuf olunca birden selefileşebilen nurcuların bu sözler karşısında nasıl oluyor da mezheplerinin, kabullerinin ehli tasavvuftan daha geniş olabildiğini anlamaya çalışıyorum. Ha bir de İmam-ı Rabbaninin Mektubatında işaret varmış. Said ismi geçiyor ya.. |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 19.11.2005
Mesajlar: 117
Teşekkür etti: 4
25 Teşekkür 17 Mesaja aldı
| Gavs hazretleri de diğer meşayih gibi müridanın kabiliyetsizliğinden şikayet etmiş. Yoksa hiç bir şekilde tarikat yoktur, seyrü süluk yoktur demek istememiştir. Öyle olsa idi nasıl halife yetiştirebilecekti? Sami Efendi hz.leri de pek çok veli yetiştirmiştir. Bunlar nereden yetişti? Yine aynı yoldan. Tasavvuf zaten iman kurtarma davasının merkezinde olmuştur. Bu soruların cevabı zaten konu içerisinde mevcut. Herhalde okunan anlaşılıyordur. Şeyh Kıbrısi hz.leri ehli tarik değil mi, kaç kişinin hidayetine vesile olduğu gibi, yüce nakşi tarikatıyla da tanıştırmıştır? Japonya da Nimetullah Hoca öyle değil mi? Avrupa ve Amerika'da hizmet eden pek çok şeyh efendi öyle değil mi? Konya'da binlere vaaz eden Tahir Büyükkörükçü imanları kurtarmadı mı? En sıkıntılı zamanlar da yüzbinleri İmana İslama bağlayan Süleyman Efendi öyle değil mi? Hakeza pek çok şeyh efendi... Fakat bunlar reklamsız yaptıkları gibi bir şeyi, ismi de kendilerine aitmiş gibi lanse etmediler. Yani bu CHP'nin emekçi takılması gibi. Siz kimsiniz, biz nurcuyuz iman kurtarıyoruz, onlar ise veli ediyorlar, bu zamanda o da yok ya demeleri gibi... Tarikatlar eksik kalıyormuş bu zamanda. Hala anlayabilmiş değilim bu sözü. Vallahi anlatan da çıkmadı. Yani imani bi mesele sorulduğunda ehli tarikin dili dönmüyor da vahdeti vücuddan mı anlatıyor :) Hey Allah'ım... |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 05.07.2005
Mesajlar: 3.225
Teşekkür etti: 152
91 Teşekkür 72 Mesaja aldı
| İşte bu Allah dostlarından Abdulkadir Geylani hazretlerinin bu konudaki öğüdü şöyledir: “Hak ehli yani Allah’ın has kulları seni çabuk anlar. Onların birine düşersen edepli ol. Onu karşılamadan önce günahlarına tevbe et. Onların yanında küçüldüğünü bil. Onlara tevazu göster. İyi kullara gösterilen tevazu Allah için olur. Bir kimse Allah için kendini engin gönüllü ederse Allah onu yüceltir. Senden üstün herkesin yanında edebini iyi et. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurdu: Bereket ve bolluk büyüklerin bulunduğu yerdedir.” |
| | |
![]() |
| Lesezeichen |
| Seçenekler | Arama |
|
|
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Msn De 10 Dilde Çeviri Hizmeti Başladı - Video Haber | Muttaki | Günümüzde Teknik | 11 | 17.09.2008 01:41 |
| Ey İman Edenler.....İman Edin... | mervex | Dini Bilgi ve Eğitim | 38 | 28.08.2007 01:05 |
| AKP'nin İslam'a ne hizmeti var? | gaziasker | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 41 | 18.07.2007 23:13 |
| Hizmeti suistimal | jandarma | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 4 | 20.02.2006 12:40 |
| ADSL hizmeti | Mustafa_K_C | Hardware ve Software konusunda Sorular, Cevaplar | 9 | 23.05.2004 15:56 |