İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 24.06.2008, 23:55

 
BeytullaH - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.10.2006
Mesajlar: 3.342
Teşekkür etti: 224
598 Teşekkür 287 Mesaja aldı
Abdüssamed Efendi ile kısa bir hatıra üstada




Abdüssamed Efendi, Adıyaman'ın Besni ilçesinde uzun yıllar ikamet etmiş, çok değerli bir âlimdir. 1992 yılında Besni'de vefat eden bu muhterem zat aslen Diyarbakırlıdır.

Doğunun tanınmış fıkıh ve tefsir âlimi olan Abdüssamed Efendi; Fransızca, matematik, geometri ve mantık gibi müsbet ilimleri de bilen bir insandır. Uzun yıllar Besni'de Kur'ân kursu öğretmenliği de yapmıştır.

Abdüssamed Efendi, Doğuda çok tanınan ve çok sevilen ünlü bir şeyh olan Şeyda Hazretlerinin en önemli talebesidir. Tahsil hayatı Şeyh Şeyda'nın yanında Cizre'de geçmiştir-.Hocasının himayesinde yetişmiş ve çok zaman da hocasının yerine medresedeki talebeleri okutmuştur.

Şeyh Şeyda, aynı zamanda bir tarikat şeyhidir. Çevresinde binlerce müridi olmuştur. Suriye, Irak ve İran'da da bağlıları vardır. Abdüssamed Efendi de, hocasının hem asistanı hem de halifesi makamında bulunmuştur.

Şevli Sevda, Bediüzzaman Said Nursi'nin, 1961 yılında Urfa'da vefatı dolayısıyla, talebeleriyle birlikte gıyabî cenaze namazını kılmıştır. Kendisi çok ünlü bir âlim ve tarikat erbabı olduğu halde, Bediüzzaman Said Nursi'ye büyük değer vermiş ve saygı göstermiştir.

İşte bu değerli âlimin en kıymetli talebesi, asistanı ve halifesi olan Abdüssamed Efendiyle, 1983 yılında Besni'de tanışmıştık. O zaman öğretmendim ve kendisini ziyarete gitmiştim. Etrafı kalabalık, kendisine hizmet eden insanları, geleni gideni çoktu.

Abdüssamed Efendi'nin yanına oturdum. Bana:

"Sen Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Risale-i Nur kitaplarını okuyor musun?" diye sordu.

Şaşırmıştım. Beni ilk defa tanıyordu. Ve Özellikle ilgi duyduğum ve alâkadar olduğum hususu, bir keramet gibi ortaya koymuştu.

"Evet okuyorum," dedim.

"Oku, o eserler bu zamanın fitnesini ve İslâm'a gelen tenkitleri bertaraf ediyor. İmansız ve Kur'ân'sız kalmış, aklı ve fikri kirlenmiş insanlar bu kitapları çok okumalıdırlar" dedi.

Yanında oturan kişilerden biraz yaşlıca, bıyıksız ve fötr şapkalı birisi söze karışarak
:


"Efendim," dedi. "Ben malûmunuz emekli müftüyüm. O zatta ve onun eserlerinde öyle üstün ve çekici bir taraf görmedim. Neden övüp duruyorsunuz?"

Abdüssamed Efendi, kızarak sert bir çıkışta bulundu.

"Müftü Efendi," dedi. "Bizler tarikat ehli, hoca ve din adamları olarak, camiye ve cemaatimize gelen dindar insanlarla meşgul oluyoruz. Onların zaten imanları var. Yaptığımız şey, onların îmanlarını kuvvetlendirmektir. Ama asıl önemli olan hizmet, camiye ve cemaate gelmeyen, sokak ahlâksızlığına düşmüş veya inkârla imanını kaybetmiş kişileri kurtarmaktır. İşte Bediüzzaman Said Nursi eserleriyle ve hizmetiyle, bu tip insanları kurtarmaya çalışmıştır. Bediüzzaman Said Nursi'ye dil uzatmak ve hizmetini tenkit etmek, dinsizlik ve imansızlık hesabına geçer. Dikkat et hata ediyorsun. Anlaşılan sen Bediüzzaman Said Nursi'yi ve eserlerini hiç tanımamışsın. İlk yapacağın şey derhal Risale-i Nur'dan istifade etmek olsun."

Bir müftünün; dünyaya mal olmuş iman ve Kur'ân hizmetlerinin sahibi Bediüzzaman Said Nursi'yi ve Risale-i Nur eserlerini tenkit etmesi, oradaki İnsanlara son derece garip gelmişti. Ayrıca, bıyıksız, fötr şapkalı bir müftü tipine de ilk defa rastlıyordum.

Abdüssamed Efendi devam ediyordu:


"Ben bugüne kadar yazılmış olan Kur'ân tefsirlerinin hepsini inceledim. İddia ediyorum ki hepsini toplayın, Bediüzzaman Said Nursi'nin yalnızca 'İşarat'ül İ'caz' isimli bir kitabına ulaşamazlar. Risale-i Nur 'tuluattır, sû-nuhattır'. Kalbe doğmuş ve yazdırılmış bir tefsirdir. Kesbî değil, vehbî bir çalışmadır. Yani çalışarak elde edilen bir ilimle yazılmamış, tamamen izn-i İlâhî ile yazılmıştır. Zaten kitapları okuyan her akl-ı selim, ele alınan mevzulara ve verilen cevaplara bir insan dehasının yetmeyeceğini görecektir."

Abdüssamed Elendi, karşısında kendisini dinleyen müftü efendinin tatmin olmadığını anlamış olacak ki:

"Müftü Efendi," dedi. "İyi dinle sana bir de hatıra anlatacağım. Bu hatırayı bir iki defa anlatmıştım. Ama şimdi sırası geldi, yeniden anlatmam lâzımdır."

"Ben Cizre'de Şeyh Şeyda Hazretlerinin medresesinde okuyordum. Aynı zamanda Şeyh Hazretleri gelmediği vakit de onun yerine hocalık yapıyordum. "

"Bir gün medresemizde yatsı namazını kılmış, sohbet ediyorduk. Şeyh Hazretleri kendi mescidine çekilmişti. O esnada, bir ilçede müftülük yapan ve aynı zamanda Şeyh Hazretlerinin talebesi olan bir arkadaşım geldi, sohbete karıştı. 'Arkadaşlar 'dedi. 'Benî dinleyiniz sizlere çok önemli bir şey söyleyeceğim"


Hepimiz sustuk. Müftü Efendiyi dinlemeye başladık. 'Benim hanımım boş olsun ki, Bediüzzaman Said Nursi ahirzamanda beklenen zattır. Hizmetiyle ve çalışmalarıyla o cemiyete huzur getirecektir ve gençliği imansızlıktan o koruyacaktır."

"Beklenmedik bu iddia ve tespite hepimiz de büyük tepki gösterdik. 'Yahu sen aklını mı kaçırdın? Neden hanımını boşuyorsun. Ya değilse? Senin hanım gitti' diye itirazda bulunduk. 'Sonra bu çok önemli meseleyi biz bilemeyiz. Bizlerin ilmî seviyesi buna yeterli değil. Bunu ancak Şeyh Hazretleri bilir. Bu konuyu gidip, ona soralım... Acaba o ne diyecek?'

"Kalktık müftü efendi ve ben, Şeyh Hazretlerine gittik. Vakit de epeyce geçmişti. Şeyh Hazretleri, her vakit kendisinin rahatsız edilebileceği konusunda bana müsaade vermişti. Ben her vakit kapısını çalıyordum."

"Mescidine gittik. Mum yanıyor, Şeyh Hazretleri ayakta, elini bağlamış ve kıbleye doğru dönmüş birisiyle konuşuyor. Ama konuştuğu kişi ortada yoktur. "

"Pencerede bir müddet, büyük bir heyecan içinde bu hâli müşahede ettik. Dinledik ki, Şeyh Hazretleri soru soruyor, o görülmeyen zat da cevap veriyor. Ama ne cevaplar... Kendisini göremediğimiz bu zat kimdir, diye merak içinde kaldık."

"Şeyh Efendinin bu konuşması bitince kapıyı dövdük ve içeri girdik. Şeyh Hazretleri: 'Gelin evlâtlarım.
dedi. 'Ne için geldiğinizi biliyorum. Müftü efendinin nikâhı sağlam ve hanımı 'boş' olmamıştır. Çünkü Bediüzzaman Hazretleri beklenen zattır. Sizin de müşahede ettiğiniz konuşmayı, Bediüzzaman Hazretleriyle yapıyordum. O, şimdi Barla'dadır. Ben, kendisine müşkillerimi ve sorularımı arz ettim O da cevap verdiler. Bu 10 yıldır sürmektedir. O yalnızca benim değil bütün âlem-i İslâmın üstadıdır. Ben huzur-u ilâhîye, O zata talebe olmanın şerefiyle çıkmak istiyorum. "

"Şeyh Efendi ağlamaya başladı. Bizler donakalmıştık. Ama ne yazık ki bu muhterem insan, hürmet ve saygı göreceği yerde, hayatı hapis ve sürgünlerle geçti. Fakat o dünya makamım şöhretini bir tarafa bıraktı, Kur'ân ve iman hizmetinde fani oldu, bakî bir hizmet vücuda getirdi. Bize şimdi düşen, bu hizmetten istifade etmek ve bu hizmet ehillerine dua etmektir."


Müftü Etendi kalktı, Abdüssanıed Efendi'nin eline sarıldı.
"Affedersiniz şeyhim," dedi. "Hata ettim. Beni bağışlayın lütfen..."
Abdüssamed Efendi ise:
"Seni Allah bağışlasın," diye revap verdi.
__________________

İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
BeytullaH isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 26.06.2008, 00:05

 
BeytullaH - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.10.2006
Mesajlar: 3.342
Teşekkür etti: 224
598 Teşekkür 287 Mesaja aldı
Bedüzzaman Said Nursi ,,yüzyılımızın yetiştirdiği önde gelen islam mütefekkirlerinden biridir,,,,,1876 da Bitlis'in Hizan kazasına bağlı nurs köyünde dünyaya gelmiş,,23 Mart 1960 da Şanlıurfa'da hakkın rahmetine kavuşmuştur,,
Keskin zekası harikulade hafızası ve üstün kabiliyetiyle çok küçük yaşlardan itibaren dikkatleri üzerine toplayan Said Nursi,,normal şartlar altında yıllar süren Klasik medrese eğitimini 3 ay gibi kısa bir zamanda tamamlamıştır,,Gençlik yıllarını alabildiğine hareketli bir tahsil hayatıyla bitirmiş,,,ilimdeki üstünlüğünü devrinin ulemasıyla çeşitli zeminlerde yaptığı münazaralarda fiilen ıspatlamıştır,,bu meziyetleriyle ilim çevresine kendini kabul ettirerek "BEDİÜZZAMAN"(ZAMANIN EN İYİSİ)lakabı ile anılmaya başlamıştır,,,,,,,,Said nursi medrese eğitimiyle dini eğitimde kazandığı ihtisası çeşitli fenlerde yaptığı tetkiklerle tamamlamış,,bu arada devrinin gazetelerini takip ederek ülkedeki ve dünyadaki gelişmelerle ilgilenmiştir,,,Diğer taraftan doğup büyüdüğü şark topraklarının sıkıntılarını ve problemlerini bizzat yaşayarak gören said nursi ,,en zaruri ihtiyacın eğitim olduğu kanaatne varmış;bunun içinde şarkta din ve fen ilimlerinin birlikte okutulacağı bir üniversite kurulmasını teğmin için yardım istemek maksadıyla 1907 de İstanbul'a gelmiştir.İstanbul'da ilim dünyasına kendini kısa sürede kabul ettiren Bediüzzaman çeşitli gazetelerde yazdığı makalelerle o günlerde Osmanlı'yı ve İstanbul'u çalkalayan hürriyet ve meşrutiyet tatrtşmalarına katılmış ,,meşrutiyete islam namına sahip çıkmıştır,,,1930'da patlak veren 31 mart olayında yatıştırıcı bir rol oynamış,,buna rağmen haksız ithamlarla Sıkıyönetim Mahkemesine çıkarılmış,,ancak beraat etmiştir,,Bu hadiseden sonra İstanbul'dan ayrılarak şark a geri dönmüştür.....
Bir mükerrer davetler neticesinde 1922 sonlarında Ankara'ya gelmiş ve bir"hoşamedi"merasimiyle karşılanmıştır,,,Ankara'da kaldığı günlerde yeni kurulan devlete hakim olan kadronun dine bakış tarzının menfi olduğunu görünce on maddelik bir beyeanname hazırlayarak,,meclise dağıtmıştır,,Bu beyeannamede yeni inklabın mimarlarını islam şearine sahip çıkmaya çağırmış ;akabinde Mustafa Kemal'le birkaç görüşmesi olmuştur,,,Kendisine şark umumi vaizliği,,milletvekilliliği ve diyanet azalığı teklif edilmiş ancak bediüzzaman bu teklifleri kabul etmeyerek Van'A dönmüştür,,,,,ve daha fazla sorunları ve dertleri olmasına rağmen ,,gelecek nesil i de unutmamıştır,,,Hayatı sürgün içinde geçmedine rağmen,,ömrünün son günlerine kadar keyfi muamele eziyetlerden kurtulamayn Bediüzzaman buna rağmen,,iman hizmetini üyük bir kararlılıkla devam ettirmiş,,,o şartlar altında telif ettiği 6000 küsür sayfalık,,,Risaile-i Nur Külliyatını tamamlamaya ve yaymaya muvaffak olmuştur,,,Kur'an ı bu asrın idrakine uygun ikna edici bi uslupla izah ve ispat eden ve vehbi olarak kalme alınan bu eserler,,onun çileli hayatının en güzel meyvesidir,,,,,benim fikrimi sorarsanız arkadaşlar,,,"pes"demeyerek 10 ws.defa zehirlenmesine rapğmen,hayatı mahpus ve çilekeş olan bi adam nasıl olurda hala gelecek nesilini düşünür,,,işte ben........başka bişi diyemiorum..Allah'a Emanet Olun
__________________

İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
BeytullaH isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Gönüller Fatihi Büyük Üstada hizmet_ Özgün Yazılarınız 1 22.10.2007 16:10
kısa kısa minibüs hikayeleri :) HiraNur Fıkra ve Mizah 0 15.09.2005 07:52


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:14 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50