İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 26.06.2008, 00:10

 
BeytullaH - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.10.2006
Mesajlar: 3.342
Teşekkür etti: 224
597 Teşekkür 287 Mesaja aldı
Bediüzzaman hazretleri

Dogunun kanli safaklarindan birinde isik vurdu yuzune...

Nefeslere derinlik veren taze bir seherde, ruhlarin gocebelik kiskirtisina yakin oldugu sabah vakitlerinde duru bir resha olarak vardi yeryuzune... Allahu akbar


Saliha bir ananin goz yasindan tasti da geldi.


Helâl-haram kaygisini bir tutam ota tasiyacak denli muttaki bir babanin alin terinden billurlasti da yagdi yagmur. o bediüzzaman

Son âlimlerin son nefesleriyle savruldu yagmur, askin ruzigârina tutuldu, damla damla sevdaya akti.
Yitirilmis bir cografyanin dagiyla tasiyla kucaklasti, fakrla, cehaletle, zaruretle derinlesen bir yaranin orta yerinde kan olup akti, kivrandi.
Ucurumlara dustu, magaralara sigindi, taslarla arkadas oldu, pinar baslarinda geceledi, gecenin orta yerinde yuregine dusen dava atesiyle buharlasti.
Van Kalesi’nin taslarindan devsirdigi hasin fitratini, Zernabâd suyunda yikadigi duru, keskin bakisini, Sark’in kavruk topragindan besledigi atesîn zekâsini alip yeniden goge karisti yagmur.

Bir sabah tozlu ayaklariyla vardigi Istanbul’a, irkcilik, kufur, suphe ve emperyalizmle kirlenmis bu iklime, muhtesem bir saltanatin batmaya yuz tuttugu hazan mevsiminde bir ikindi yagmuru olup dustu. Mahzun cografyanin meyus insanlarina, pesi sira getirdigi Sark isiklariyla taze ve rengarenk bir gokkusagi sundu.
Hicbir yagmura benzemiyordu.

Sanki baska zamanlara, baska mevsimlere, baska cografyalara aitti de, bu talihsiz mevsime, bu mahzun sehre kazara ugramis gibiydi.

‘Bediuzzaman’ dediler yagmura.
Essiz ve belki zamansiz yagmis bir yagmurdu.
Acele etmis, kista gelmisti.

Cicekleri solmus, tohumlari kurumus bu topraklara, yazi bahari unutmus bu iklime yeni baharlar getirecekti.
Yagmur, soguk ve aci kislarda da yagdi.
Kalemin ve kilicin ucu sira sehir sehir dolasti.
Harflerin efsununda savruldu, harplerin huznunde yogruldu.

Kalemi ve kilici bir tutan âlim hassasiyetini ve mucahid heyecanini her diyarin gogune tasidi yagmur.
Ilmin murekkebine dolanip sayfalar boyu yazi olmayi da, sehidlerin kanina karisip yeni baharlarin topragina gomulmeyi de goze aldi.

Sayfalar boyu kara harfler gozlere nur olacak ve sehidler sehirlere gozyasi olacak degil miydi nasilsa?
Yagmur eninde sonunda gozlere degecekti.
Son terazide, âlimin murekkebi ile sehidin kani bir tutulacak degil miydi?

Yagmur gokluydu ve nasilsa goge donecekti.
Bir gece, hain bir pusunun girdabina dustu yagmur.
Acimasiz bir kilicin ucunda, pasli bir namlunun ardi sira yabanci ellere savruldu.
Volga nehrinin hazin akisina kapildi.
Yaban ruzgârlarina esir dusup, uzak cografyalara suruklendi.

Gecenin koynunda, gurbetin kapkara huznunde, zihninde cakan yakici simseklerle sarsildi, yureginde kopan firtinalarla yeniden yeniye duruldu, ruhunu saran gokgurultuleriyle yeniden ateslendi.
Ve yagmur sanli saltanatin yikik taslarina yeniden yagdi.
Guzel zamanlardan geriye kalan bu donuk bakislara dolandi durdu.
Duruldu.
Saltanatsi devletsiz ve hilafetsiz bir payitahtin son kullerini yikadi.
“Esaretten sonra” yeniden Anadolu’ya vardiginda, Ankara Kalesi’nde soluk bir ikindi vakti, Avrupa’dan gelen katran karasi kufrun golgesini hissetti.
“Ankara’dan en kara bir halet”le yeniden ilk yurduna,
Dogu’ya dogru yola cikti.
Medeniyetin kirlerini, saltanat ve iktidarin yukunu uzerinden atarak hafifledi, duruldu.
Yalin bir damla olarak yeniden Erek Dagi’nin serin kuytularina dondu.
Sozler’ce kalbimize yagmak icin, Mektup’larca ruhumuza varmak icin, aklimiza Lem’a Lem’a Sualar dusurmek icin saflasti, inceldi, cogaldi, cagladi.
Yagmurla ilk kez cay kokulu bir sonbahar aksami tanistim.

Karsimdan degil, yanimdan konusuyordu yagmur.
Yagmur gibi yukseklerden konusuyor ama yumusakca iniyordu zihnime.
“Yagmurca” soyluyordu, incitmesiz ve berrak.
Sessiz ama ahenkle; kimseyi kimseden ayirmadan ve herkese ozel olarak dusuyordu Sozler’i.
Kagni sirtinda mechul bir surgune giderken, okuzun kanayan ayagini dert edinen Yagmur’du.
Sessiz ve kimsesiz bir yalnizliga itilirken, yavrusuna giden kuslara kanat geren Yagmur’du.
Barla’nin huzunlu yalnizliklarinda, Cam Dagi’inin vahsetli gecelerinde cise cise yagan, sessizce cogalan, hece hece biriken, Sozler’ce tasan Yagmur’du.
Denizli, Eskisehir, Afyon hapishanelerinin duvarlarini yikan bakislarla yagdi Yagmur. Parmakliklara inat yeryuzunun her noktasina vardi, zerreden kureye herseyi tefekkurle yikadi yagmur.
Bir bahar gunu, Egirdir Golu’nun yeni acmis cicekleri, taze kokulu yapraklariyla sele donustu yagmur.
Yaprak yaprak, cicek cicek binlerce Esmâ’ya sebnem oldu.
Esmânin guzel kanatlari arasinda bizi Hasre, Ebede, Cennete tasidi Yagmur.
Gozlerimizin gordugu suretlerden gonlumuzun gordugu hakikatlere surukledi bizi.
Oylece “yeryuzundeki rahmet eserlerine nazar” eyledik.
Ve oylece dirilise, hesaba, ebede vardi aklimiz.
Yusuf’un[as] ruyasiyla uyandirdi bizi.
Kuyuda ve zindanda aklimizi hakikate bogdu.
Yunus’un[as] gecesiyle aydin etti gozumuzu.
Yunus’un[as] denizinde dalga dalga gercege savurdu nefsimizi.
Ibrahim’in[as] dustugu yangindan bize ebedî guller devsirdi.
Musa’nin[as] asasini dilimize verdi; tasi tefekkurumuze tasidi, kati kalpleri tasla yumusatacak Sozlerle geldi.
Eyyub’un [as] sabrini yuregimize indirdi Yagmur.
Damagimiza metanetli bir Eyyub duasi yapistirdi.
Ve ‘Butun Zamanlarin En Guzel Yagmuru’nu, Muhammed Mustafa Aleyhisselatuvesselami, ‘Resha, Resha’ bu corak iklime, bu kurak dimaglara indirdi Yagmur.
Gulu ve salâvati, bulbulu ve nubuvveti, insani ve hasri, geceyi ve yildizlari, gogu ve tevhidi yeniden yeniye yogurup yikadi Yagmur.
Hic incitmeden, yikmadan ve kirmadan, uzmeden ve korkutmadan alnimiza, aklimiza yagdi.
Hic ayirmadan ve bolmeden, hic zorlamadan ve yormadan dimagimiza ve damagimiza degdi Yagmur.
Ve hala Sozler’ce yagiyor yuzumuze, sabahlari sebnem olup Lem’a Lem’a pariltilar saciyor, ebedi bir bahardan, sonrasiz bir andan taze ve simsicak Mektuplar tasiyor, sayfalar boyu gokkusagi oluyor, gozumuze ve gonlumuze Sualar gonderiyor.
Yagmur hâlâ yagiyor.
Rahmet rahmet mujde indiriyor gonlumuze.
__________________

İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
BeytullaH isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 26.06.2008, 00:18

 
BeytullaH - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.10.2006
Mesajlar: 3.342
Teşekkür etti: 224
597 Teşekkür 287 Mesaja aldı
Bazı insanlar bu dünyaya bir boşluğu doldurmak üzere gelirler. Onlar buradaki görevlerini tamamlayıp da sonsuzluğa göçtükleri zaman, dünyanın eksik bir parçası daha tamamlanmış olur. Zira kader, dünyamızı, içindekilerle, bilhassa o büyük insanlarla beraber planlamıştır. Onların bu dünyada ne kadar önemli bir yere sahip olduklarını anlamak için, kendilerinin bulunmadığı zamanları dikkate almak yeter. Meselâ Sinan olmasaydı Süleymaniye'siz bir İstanbul ile, Mevlânâ olmasaydı Mesnevî'siz bir dünya ile yetinmek zorunda kalacaktık.
Bediüzzaman Said Nursî'nin olmadığı bir dünya da, hiç kuşku yok ki, bugünkünden yoksul bir dünya olurdu. O da bu dünyanın önemli bir eksiğini tamamlamak üzere aramıza gelmiş, Risale-i Nur'u yazmış ve buradan gitmiştir. Ya bu dünyada bir Bediüzzaman yaşamış olmasaydı?
Bu ihtimali, sadece bir eserin yokluğu şeklinde düşünmek yanıltıcı olabilir. Gerçi Risale-i Nur gibi bir eserin yokluğu da dünya için büyük bir kayıp olurdu; ama 'Bediüzzaman olmasaydı ne olurdu?' sorusuna verilecek cevabın önemli bir bölümünü de gençliğin durumunda aramak gerekir. Çünkü onun ve eserlerinin asıl tesiri gençlik üzerinde görülmüştür. O kadar ki, Bediüzzaman hakkında 'Bu dünyaya gençler için gönderilmiştir' demek bir abartı olmaz. Erbilli Esad Efendi ve Bediüzzaman ile ilgili olarak Sami Efendi tarafından nakledilen hatıra da bu hükmü doğruluyor:
' "Bendeniz Kelâmî dergâhında hizmet ederken, Bediüzzaman Hazretleri başında poşusu, belinde silâhıyla, efevâri bir kıyafetle ziyarete gelirdi. Bediüzzaman Hazretleri o zaman gençti. Esad Efendimize sorular sorardı. Cevabını alınca 'Allahü ekber' der, hemen ayağa kalkardı. Kadirî tarikatinden ders aldı. Bir defasında Bediüzzaman gittikten sonra Esad Efendi 'Bu genç, gençlere hizmetle görevli. İstikbalde gençlere iman dâvâsında çok büyük hizmetler yapacak. Ama hâlâ kendisi bunu bilmiyor; kendisine söylenmedi' dedi.'1
Bediüzzaman'ın kendi gençlik dönemi, İslâm ve insanlık âleminin problemlerine, özellikle eğitim problemine çözüm arayışları içinde geçti. O, dünyanın büyük çalkantılar içinde olduğunu ve bu çalkantılardan, çok farklı bir dünya olarak çıkacağını görüyordu. Bediüzzaman, eski eğitim yöntemlerinin bu yeni dünyaya çok fazla birşey anlatamayacağını da görüyordu. Ne var ki, zamanı, onu anlamaya hazır değildi. O da zamanını bir yana bırakıp istikbale, istikbalin gençlerine yöneldi.
Bediüzzaman, Hutbe-i Şamiye'de naklettiği bir anısında, bir tren yolculuğundaki mübahasesinden söz eder. Bu sohbetteki yol arkadaşları ve muhatapları iki genç aydındır. Fakat Bediüzzaman, onların yanı sıra, geleceğin gençlerine de hitap etmeyi ihmal etmez ve her ikisine birlikte şöyle seslenir:
'Ey bu şimendiferdeki arkadaşlarım ve elli sene sonra fenlere çalışan kardeşlerim. . . Ey kardeşlerim ve elli sene sonra bu sözleri işiten arkadaşlarım!'
Bediüzzaman'ın Münazarat'taki asıl muhatapları ise, daha da uzak bir istikbalin gençleridir; çünkü zamanındaki muhataplarında kendisine kulak verecek bir kavrayış bulamamıştır. Onlara, 'İşte ben de sizinle konuşmayacağım; şu tarafa dönüyorum, müstakbeldeki insanlarla konuşacağım' der ve yüzyıllar sonrasına seslenir:

'Ey üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sâkitâne Nurun sözünü dinleyen ve bir nazar-ı hafî-i gaybî ile bizi temâşâ eden Said'ler, Hamza'lar, Ömer'ler, Osman'lar, Tâhir'ler, Yûsuf'lar, Ahmed'ler, ve saireler! Sizlere hitap ediyorum. Başlarınızı kaldırınız, 'Sadakte' deyiniz. Ve böyle demek sizlere borç olsun. Şu muâsırlarım, varsın beni dinlemesinler. Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizinle konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır.'
Bediüzzaman, gün gelip de Risale-i Nur'ları telif etmeye başladığı zaman, gençliğindeki gibi zamanın anlayışsızlığıyla karşılaşmadı. Daha Risale-i Nur'un tamamı değil, pek azı bile telif edilmemişken, insanlar onun etrafında pervane olmaya başladılar. Risaleler birer ikişer yazıldıkça elden ele dolaşıyor, akşamı veya sabahı beklemek bile onun müştaklarına zor geliyordu. Nihayet Bediüzzaman, genciyle, yaşlısıyla, ama daha çok gençleriyle, kendisini anlayan insanları karşısında bulmuştu. Artık zamanına arkasını dönüp de elli sene veya üç yüz sene sonrasına seslenmesine gerek yoktu. Ne çare ki, bu defa gençliğe gözünü diken başkaları da vardı. Üstelik bu gözler hiç de iyi niyetli bakmıyorlardı zamanın ve istikbalin gençliğine. Fakat bunu anlayabilmek ve o günkü meş'um çabaların yıllar sonra vereceği sonuçları görebilmek için de yine Bediüzzaman'ın gözüne sahip olmak ve bakışını istikbal üzerinde netleştirmek gerekiyordu.
Yine yıllar boyu istikbalden söz etti Bediüzzaman. Yirmi sene sonraki tokatlardan, elli sene sonra ortaya çıkacak ve şanlı geçmişini lekeleyecek nesillerden söz etti. Verdiği haberler de, ne yazık ki, günü gününe gerçekleşti. Bununla beraber, Bediüzzaman, o dehşetli yangından, pek çok şeyi kurtarmaktan da geri kalmadı. Ve bu çabalarında, kendisine pek çok yardımcı da buldu. Kurtardıklarının da, yardımcılarının da çoğunluğu gençlerdi.
Doksan yıllık bir ömrü tamamlayaraka bâki âleme göçerken, Bediüzzaman, arkasında Anadolu'ya kök salmış bir iman hizmeti ve büyük bir gençlik kitlesi bırakmıştı. O gün bugündür o kitle daha da büyüyor ve gençleşiyor. Zaman geçtikçe Kur'ân'ın gençleştiğini âleme haykıran bir iman ve Kur'ân hizmeti, bu dâvâsının maddî tezahürlerini kendi üzerinde de gösteriyor. Bediüzzaman'ın canhıraş feryatlarına kulak tıkayanlar ise evlâtlarını Satanistlerin, Hıristiyanların, alkol ve uyuşturucu simsarlarının elinden kurtarmaya çabalamakla meşguller! Bediüzzaman'ın seslendiği üç yüz sene sonrasının nesilleri henüz gelmedi; fakat Bediüzzaman, onlardan beklediği cevabı birkaç neslin gençliğinden almış bulunuyor.
__________________

İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
BeytullaH isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bediüzzaman Hazretleri ve Mustafa Kemal zulfikar Cumhuriyet Tarihi 2 10.10.2007 10:49
Bediüzzaman Said-i Nursi -kuddise sırruh- Hazretleri ibrahimem Dini Bilgi ve Eğitim 0 05.02.2007 13:55
Büyük Veli, Bediüzzaman Said-i Nursi -kuddise sırruh- Hazretleri ibrahimem Dini Bilgi ve Eğitim 10 30.10.2006 19:16
Bediüzzaman Said-i Nursi -kuddise sırruh- hazretleri albayrak Dini Bilgi ve Eğitim 14 07.04.2006 14:23
Bediüzzaman hizmet_ Dini Bilgi ve Eğitim 2 01.11.2005 06:40


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:39 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50