| Eylül'de...
Üyelik tarihi: 27.04.2007 Teşekkür etti: 799
286 Teşekkür 196 Mesaja aldı
| CihaD CİHAD “Cihad” kelimesi, ‘cehd’ veya ‘cühd’ kökünden gelir. Cihad ve mücahede, kelimelerinin sözlük anlamı, kararlı ve bilinçli bir şekilde çalışmak, uğraşmak ve zorluklara karşı çaba göstermek demektir. Terim olarak da hemen hemen aynı anlama gelir. Yani, hakkın yükselmesi, korunması ve yayılması için her türlü çalışmada bulunmak, uğraşmak ve gayret sarf etmek demektir. Daha açık bir ifade ile Allah (c.c.) tarafından kullarına verilmiş olan her türlü bedeni, mali ve zihni kuvvetleri Allah (c.c.) yolunda kullanmak, o yolda feda ve isâr etmek; kendini, yakınlarını, sevdiklerini, aile efradını, soy, kavim ve milleti Allah (c.c.) yolunda feda etmek, Hakk’ın düşmanlarını ortadan kaldırmak için çalışmak... cihaddır. Hak düşmanlarının tedbirlerini ve entrikalarını bozmak, yok etmek için çalışmak, onların saldırılarını kırıp püskürtmek, bunun için gereken bütün savaş hazırlıklarını zamanında tamamlamak... İşte cihad budur. Bu da bir ibadettir ve İslam’ın temel rükünlerinden biridir. Müminlerin kararlı ve bilinçli çabalarının bedenle yapılanına ‘cihad’, ruhsal olanına ‘mücahede’, fikir ve İslâmî ilimlerde yapılanına da ‘ictihad’ denilir. “Allah uğrunda gereği gibi cihad edin.” (Hac, 78) Fakihler, genellikle cihadı ibadetler arasında saymazlar. Fakat Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde, diğer hükümler ve ibadetlere göre, cihadın farz oluşu ve önemi üzerinde daha fazla durulmuştur. Bunun için cihada önemine uygun bir yer vermek gerekmektedir. Cihad Saldırı mıdır? İslâm’ın yanlış anlaşılan emirlerinden biri de cihad’tır. Özellikle batılı araştırmacılar cihad’ın bir saldırı olduğunu, İslâm’ın bu saldırı yoluyla yayıldığını, müslümanların saldırı anlamındaki cihad emrine uyarak başka ülkeleri işgal ettiklerini ısrarlı bir şekilde iddia etmektedirler. Müslümanlar söz konusu olunca, yerli-yersiz cihadın saldırı amacıyla kullanıldığını ve bunu da ‘Kutsal Savaş’ şeklinde anladıklarını ileri sürmektedirler. Genellikle “Cihad”ın, savaşmak manasına geldiği bilinir. Fakat bu kavramı bu kadar dar çerçeve içinde ele almak kesinlikle yanlıştır. Ne yazık ki, dar görüşlü yetersiz ve yanlış bilgilere sahip bazı kişiler, cihad adını verdiğimiz bu kapsamlı kavramı dar bir çerçeve içinde ele almak ve ondan sadece “savaşmak” manasını çıkarmak istiyorlar. Defalarca söylediğimiz gibi, Rasûlullah (s.a.v.)’ın öğretileri, yüce İslâm şeriatı yalnız nazari ve felsefi bahislerden ibaret değildir. İslâm dini, kurtuluşa ermek için bir köşeye çekilip oturmak, ruhbaniyyet, nazarî murakabe, inziva ve felsefenin hayali kuruntuları üzerine kurulmamıştır. Aksine, Allah (c.c.)’ın birliğine, peygamberlerin (a.s.), meleklerin, kitapların hak olduğuna, ahirete, ceza ve mükafata inandıktan sonra bu inanca uygun iyi işler için çalışmak ve uğraşmak gibi temel prensipler üzerine kurulmuştur. Bunun için Kur’an-ı Kerim’de cihad sözünün karşıtı olarak “kuud” kelimesi kullanılmıştır. “Kuud”, oturmak ve bir yerde kalmak demektir. Bundan maksat atalet, tembellik, gaflet, görevi ihmal gibi şeylerdir. Nisa sûresinde buyuruluyor ki: “İnananlardan, özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile mal ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler birbirine eşit değildir. Allah, mal ve canlarıyla cihad edenleri, mertebece, oturanlardan üstün kılmıştır. Allah hepsine de cenneti vaad etmiştir, ama Allah, cihad edenleri oturanlara büyük ecirler, dereceler, mağfiret ve rahmetle üstün kılmıştır. Allah bağışlar ve merhamet eder.” (Nisa, 95-96 Buradaki “oturmak”, “bir yerde atıl ve etkisiz kalmak” anlamı taşıdığından ve bunun zıddı da cihad olduğundan şu gerçek ortaya çıkar: Cihad, gerçekte, boş oturmanın, tembellik yapmanın, gaflette bulunmanın ve rahatlığı sevmenin tam zıddıdır. Burada bir şüphenin ortadan kaldırılması gerekir: Halkımızın çoğu “cihad” ile “savaş”ı aynı manada, birbiriyle eşanlamlı kelimeler zannetmektedir. Halbuki gerçekte bir değildir. Kur’an-ı Kerim’de bu kelimeler (cihad ve harb-ı kıtal) ayrı ayrı yerlerde ve farklı anlamlarda kullanılmıştır. Şu halde “cihad fi sebilillah” (Allah yolunda cihad) etmek ile “kıtal fi sebilillah” (Allah yolunda savaşmak) terimlerinin manası aynı değildir. Bunların ikisinin de genel ve özel manaları ve yerleri vardır. Yani cihad sadece kital-savaş demek olmayıp belki cihadın değişik şekillerinden biri de savaş olmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de bu kelimeler kullanılırken daima bu farklı manalar gözönüne alınmıştır. Nitekim Nisa suresinin yukarıya aldığımız ayetinde cihadın iki ayrı manasına işaret edilmiştir. 1.Cihad binnefis, yani beden ile cihad, 2.Cihad bilmal, yani mal ile cihad. İnsanın kendi nefsi, kendi bedeni ile cihad, hakkın korunması için her çeşit zahmete katlanmak, tehlikelere göğüs germek, hatta canını bile feda etmeye hazırlanmak, ateşe atılmak, ok, mızrak, kılıç, tüfek, top, bomba gibi her türlü silaha karşı hazır bulunmak demektir. Mal ile cihad ise, hakkın yükselmesi ve başarılı olması için malını, mülkünü, parasını kısaca bütün servetini harcamaya hazır bulunmak demektir. İşte biz, can ve mal sevgisini, hakkın yücelmesi, milletin mutluluğu ve yükselmesi için feda etmeye hazır olmazsak kamil insan, tam bir muvahhid sayılmayız. Aksine bunu yaparsak, yeryüzünde ilerlememize engel olan herşeyi ortadan kaldırırız. Her çeşit maddi ve manevi yükselişin sebebi budur. Rasûlullah’ın ortaya koyduğu bu anlayış ve sevaba erişme isteği iledir ki Müslümanlar, Mekke’de 13 yıl çeşitli işkencelere karşı koydular. Kızgın çöllere, yakıcı güneşe, ayaklarına bağlanan, boyunlarına geçirilen zincirlere, göğüslerine konulan ağır taşlara, mızrak ve kılıç yarasına, vatandan, çoluk çcuktan ayrı kalmanın, evi barkı terk etmenin acısına dayandılar. Buna rağmen şeref ve istiklal uğrunda, Hak yolunda bir adım gerilemediler. Bu sebepledir ki Medine-i Münevvere’de Müslümanların kılıçlarının parladığını bütün dünya gördü. “Hicret edenleri, memleketlerinden çıkarılanların, yolumda ezaya uğratılanların, savaşan ve öldürülenlerin günahlarını elbette örteceğim. And olsun ki, Allah katından bir nimet olarak, onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım.” (Al-i İmran, 195) “İnananlar, ancak Allah’a ve Peygamberi’ne inanmış, sonra şüpheye düşmemiş; Allah uğrunda mallarıyla, canlarıyla cihad etmiş olanlardır. İşte onlar doğru olanlardır.” (Hucurat, 15)
__________________ Kömür Karası Gözlerini Devirdi,Yüreğimin Üstüne.. |