İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 19.09.2008, 22:19
Forever

 
Muttaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.03.2005
Yaş: 26
Mesajlar: 7.209
Teşekkür etti: 865
856 Teşekkür 543 Mesaja aldı
Smile Süleyman Ateş İyice Saçmaladı - Reddiyeler

Selamlar... Türkiyede 2 dönem önce Diyanet işleri başkanlığı da yapmış olan bir din adamı nasıl olurda bu kadar sapıtıyor benim hala aklım almıyor. Allahu tealadan isteğimiz duamiz olsun, Ey Rabbimiz bizi hidayetten ayirma, ayaklarimizi sabit kadem eyle, Amin.

Yamış olduğu gazete köşe yazısını aynen aktarıyorum.


Âdet ibadete engel değildir





Lohusa ve âdet halindeki kadının kirliliği inancı, Kur’ân’dan değil, Tevrat’tan alınmadır. Bundan söz etmediğine göre demek ki Kur’ân, Tevrat’ın bu hükümlerini muhataplarından kaldırmışken gelenek, bunları hadisleştirerek fıkıh kuralları haline getirmiştir. Tevrat, lohusa kadını murdar (cünüp) saymaktadır (Levililer: 12/2-5). Yine Tevrat’a göre kendisinden kan gelen (âdetli) kadın, yedi gün murdar olur. Ona dokunanlar da murdar (pis) olurlar. Hatta o kadının oturduğu yatak ya da döşek üzerine bir şey bulaşırsa o şeye dokunan erkek, akşama kadar murdar (pis) olur. Âdetli kadınla yatıp da üstüne bir şey bulaşan erkek de yedi gün murdar (pis) olur (Levililer: 15/19, 23-24).

“Ve eğer bir kadının akıntısı olur ve bedeninde akıntısı kan olursa yedi gün murdarlığında kalacak ve ona her dokunan akşama kadar murdar olacaktır” (Levililer: 15/19).

“Bir kadın gebe kalır, çocuk doğurursa âdet murdarlığı günlerinde olduğu gibi murdar olacaktır. Fakat çocuk doğurursa iki hafta murdar olacak ve altmış altı gün kendi tathiri kanında kalacaktır” (Levililer: 12/2, 5).

Kur’ân âdetli kadının murdar olacağından söz etmez. Ancak âdet halindeki kadınla yatmanın, kadına eziyet olacağını, bu yüzden âdetli kadınla yatmaktan uzak durulmasını emreder (Bakara: 92/222). Tevrat’ın, âdetli kadının pis olacağı hükmü de hadis şekline getirilmiştir. Özetle âdet ibadete engel değildir. Oruç da tutun, namaz da kılın. Bunlar güzel şeylerdir. O durumda kadın özürlü hükmündedir. Özürlü, her namaz vakti için bir abdest alıp o vakit içinde tüm namazları kılar. Orucunu da isterse tutar. Çünkü hasta gibidir. Eğer gücü yetiyor, dayanabiliyorsa tutar.

Cünüp olan kimsenin dahi su bulamadığı takdirde, Kur’ân’ın hükmüne göre teyemmüm edip namazını kılması gerekirken âdetli kadın cünüpten daha mı kötü durumdadır ki namaz kılamasın, oruç tutamasın? Bir iki kişinin dünya kadar çelişkili rivayeti, Kur’ân’ın üstüne çıkarılıyor. Maalesef rivayetler dinleştirilmiş. Âdetlinin ibadet edemeyeceği hükümleri hep Tevrat’tan esinlenmedir. Ben bunu Kur’ân Ansiklopedisi’nde açıkladım. Siz bu konuyu ansiklopedideki “Hayız” ve “Âdet Hâli” maddelerinden okuyabilirsiniz. Ayrıca “Soru ve Cevaplarla İslâm” adlı eserimde de bu sorularınızın hepsinin ayrıntılı yanıtları vardır.


Bir Başka Yazısı:


İnsanın isteği dışında oluşan özür, ibadete engel değildir. Hz. Peygamber, düzensiz âdet gören kadına, yıkanıp namaz kılmasını emretmiş ve bu kadın, her namazında yıkanarak (veya abdest alarak) namaz kılmıştır. Düzensiz âdet görmeyle düzenli âdet görme arasında ne fark vardır? İkisinde de kadından gelen kan, aynı kandır. Gelen kan, pis görüldüğü için bu kadına, temizlenip yani abest alıp namazını kılması emredilmiştir. İnsanın elinde olmayan bir hal, neden onun ibadetine engel olsun? Düzensiz âdet görme özür sayılıyor da normal âdet görme neden özür sayılmasın? Aşağıdaki rivayet, Hz. Peygamber’in normal âdeti özür saydığını kanıtlar: Âdet halinde bulunan Hz. Ayşe, mescitte bulunan Peygamber’in başını yıkayıp tarardı. Peygamber, âdetli Ayşe’ye, “Mescitten bana humre(seccade)yi getir” demiş. Ayşe, âdetli olduğunu söylemiş. Peygamber, “Âdet, senin isteğinle olan bir şey değildir. Sen mescide git, seccadeyi getir” demiş.

Kur’ân-ı Kerîm’in kendisinde ne âdetin süresinden, ne de âdetliyken Kur’â’n okunamayacağından, namaz kılınamayacağından, oruç tutulamayacağından söz edilir. Âdet, tıpkı idrar tutamamak gibi bir özürdür. Özürlü erkek ibadetten muaf tutulmaz, sadece her vakit için abdest alır. Kendi içinde olağanüstü çelişkili olan bu kişi rivayetleriyle maalesef din bozulmuş, Kur’ân’ın söylemediği şeyler dine sokulmuştur. Kur’ân, âdetli kadının neyi yapamayacağını söylüyor, o da cinsel ilişkidir. Kadına eziyet vereceği için erkeklere, bu durumdaki kadınla ilişkiye girmemeleri emredilmiştir. Maksat kadına eziyet vermemek, bir de o durumda kadına karşı bir soğukluk duygusu oluşma olasılığına fırsat tanımamaktır.

Kur’ân-ı Kerîm’de âdetli kadının cünüp olacağına ve âdeti kesilen kadının, cünüplükten yıkanır gibi yıkanması gerektiğine dair bir söylem yoktur. Yalnız kan akması, insanlar tarafından pislik kabul edilir. Özellikle akan kan temizlenmezse o bölgede mikrop üremesine neden olur. Bu bakımdan âyette “Temizlendikleri” yani kan akması durduğu zaman, onlarla cinsel ilişkide bulunulabileceği belirtilmektedir. Elbette akan kan durduktan sonra o bölgenin yıkanması gerekir. Bu, cünüplükten temizlenme değil, kan bulaşıklarından temizlenmedir. Bunu cünüplük hali olarak görmek hatadır.
__________________
Bir Çiçekle Yaz Gelmez Ama, Her Yaz Bir Çiçekle Başlar
Muttaki isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 19.09.2008, 22:25
Forever

 
Muttaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.03.2005
Yaş: 26
Mesajlar: 7.209
Teşekkür etti: 865
856 Teşekkür 543 Mesaja aldı
Bunlarda Süleyman Ateş e cevaplardır. lütfen dikkatle okuyunuz.

Hayz ve Nifaslıya yasak olanlar
1- Namaz kılamaz. Hadis-i şerifte de, (Hayzlı kadın namaz kılamaz) buyuruldu. (Buhari, Müslim, Ebu Davud)

2- Oruç tutamaz. [Hazret-i Âişe validemizin naklettiği hadis-i şerifte, hayzlı iken tutulamayan oruçlar kaza edilir, kılınmayan namazlar affolur. (Buhari)]

3- Kur'an okuyamaz. Hadis-i şerifte, (Hayzlı ve cünüp, Kur'an-ı kerim okuyamaz) buyuruldu. (Tirmizi)

4- Mushafa el süremez. Kur'an-ı kerimde mealen, (Kur'ana temiz olanlardan başkası dokunamaz) buyuruluyor. (Vakıa 79)

Hadis-i şerifte de, (Kur'ana ancak hadesten [abdestsizlikten, cünüplükten, hayz ve nifastan] temiz olan el değdirebilir) buyuruldu. (Nesai, Hakim, Beyheki, Taberani, Darekutni)

5- Camiye giremez. Hadis-i şerifte (Cünübe ve hayzlıya mescide girmek helal olmaz) buyuruldu. (İbni Mace)

6- Kâbe�yi tavaf edemez. Hadis-i şerifte, (Beytullahı tavaf etmek, namaz kılmak gibidir, yani abdestli olmak lazımdır) buyuruldu. (Tirmizi)

7- Cima edemez. (Bekara 222)

8- Hayzlı iken de, hayzsız iken de kadına dübüründen [anüsünden yani makattan] yaklaşmak haramdır. Oral [ağız ile] seks de, hayzlı iken de hayzsız iken de caiz değildir.

9- Kadın, hayzın başladığını ve bittiğini kocasından gizleyemez. Kocası sorunca söylemezse, büyük günah olur. Hadis-i şerifte, (Hayzın başladığını ve bittiğini kocasından saklayan kadın melundur) buyuruldu. (Cevhere)

10- Yanında kocası veya mahremi olmayan hayzlı kadın, uzun yola çıksa, seferi olamaz. Hayz bitince, bulunduğu yerden 104 Km�den daha fazla giderse, ancak o zaman seferi olur.

Sual: Hat öğreniyorum. Âyet-i kerimeler yazıyoruz. Hayzlı iken âyet-i kerime yazmak caiz mi?
CEVAP
Hayzlının âyet-i kerimeye dokunması caiz olmadığı gibi, yazması da caiz değildir. (Halebi)

Sual: Çocuklar sureleri ezberliyor, hayzlı günümde takıldıkları yerde nasıl yardımcı olabilirim?
CEVAP
Âyet okunmaz. Bir kelime söylenebilir. Mesela, çocuk iyyeke dedi, öyle değil, iyyake denebilir.

Sual: Bazı ilmihâllerde namaz sureleri aslı ile yazıldığı için âdetli kadın o ilmihâlden okuyabilir mi?
CEVAP
İlmihâllerdeki âyetleri okuyamaz, eli ile de dokunamaz, ilmihâl bilgilerini okur.

Sual: Muayyen özrü zuhur eden kadın, evde kocasının, oğlunun veya kızının okuduğu Kur�an-ı kerimi, mukabeleyi dinleyebilir mi?
CEVAP
Kur�an-ı kerime dokunmamak şartı ile mukabele dinlemekte mahzur yoktur. Ancak özürlü kadın, mukabele dinlemek için camiye gidemez. Camiye girmesi haram olur. Hatta camiye abdestsiz de girilmez. (Mevkufat)

(Evde mukabele okumanın sevabı olmaz) diyenler, dinimize iftira ediyorlar. Kadınların camiye gitmeyip, evde, kadın bir hocanın okuyacağı mukabeleyi dinlemeleri çok sevap olur.

Sual: Bir caminin iki kapısı olsa, hayzlının bir kapıdan girip ötekinden çıkması caiz olur mu? Camiye abdestsiz girilebilir mi?
CEVAP
Cünüp veya hayzlı iken camiye girmek, hatta cami içinden geçmek haramdır. Geçecek başka yol bulamazsa veya camide uyuyup cünüp olursa veya camiden başka yerde su bulamazsa, teyemmüm edip girer ve çıkar. Camiye abdestsiz girmek ise mekruhtur. (Dürer)

Sual: Piyasadaki mealleri, tefsirleri hayzlı iken veya abdestsiz iken tutmak caiz mi?
CEVAP
Caiz değildir

Sual: Bazı din kitaplarının sonunda orijinal hâliyle âyetler yazıyor. Hayzlı iken, bu kitapların sadece o sayfasına mı el süremeyiz, yoksa kitaba mı el süremeyiz?
CEVAP
Kitaba değil, sadece o sayfadaki âyetlere el sürülemez.

Sual: Bir bayan hayzlı iken Kur'an-ı kerim öğrenemez mi, mesela Kur'an harflerini okuyup yazamaz mı?
CEVAP
Sadece harfleri yazar okur. Âyetlere dokunamaz ve okuyamaz. Âyetlerde geçen kelimeler de aynıdır, yani bunlara da dokunamaz ve okuyamaz.

Sual: Hayızlı kadın, Kur�an öğretirken, âyete dokunabilir mi ve okuyabilir mi?
CEVAP
Hayzlı kadın, âyet-i kerimelere eli ile dokunamaz ve okuyamaz. Sadece öğrenciye doğru okuması için, âyet-i kerimelerdeki, yanlış okunan kelimeleri, öyle değil, şöyle diyerek bir kelime okuyabilir. Mesela; zalike, ülâike, müflihun gibi.

Sual: Hayızlı olan kadın, caminin bahçesine de giremez mi?
CEVAP
Bahçesine girebilir. Bahçesi, cami hükmünde değildir.
__________________
Bir Çiçekle Yaz Gelmez Ama, Her Yaz Bir Çiçekle Başlar
Muttaki isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 19.09.2008, 22:26
Forever

 
Muttaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.03.2005
Yaş: 26
Mesajlar: 7.209
Teşekkür etti: 865
856 Teşekkür 543 Mesaja aldı
Hayz ve Nifaslıya serbest olanlar Yasak edilenlerin dışında her şey yapabilir. Mesela şunları yapar:
1- Hayzlı kadın, Besmele, salevat-ı şerife, kelime-i tevhid, istiğfar ve bütün duaları okuyabilir, tesbih çeker, zikreder. Fâtiha, Rabbenâ âtina.., Rabbenağfirli... ve daha başka dua âyetlerini dua niyetiyle ezberden okuyabilir. Hayzlı iken kabir ziyaretine gidebilir, dua niyetiyle orada Fatiha okur. Her namaz vaktinde abdest alıp, o namazı kılacak kadar zaman oturup zikreder, tesbih çekerse, en iyi kıldığı namazın sevabını kazanır.

2-
Cünübe saç ve tırnak kesmek mekruh, ama hayzlıya mekruh değildir. Cünüpken de, hayzlı iken de saç boyatabilir. Hayzlı iken yiyip içilebilir; fakat cünüpken ağzını yıkamadan yiyip içmek mekruhtur ve fakirliğe sebeptir. Oruç için sahura kalkan kimsenin, vakit dar ise, elini ağzını yıkadıktan sonra, yiyip içmesi, daha sonra gusletmesi günah değildir. (Halebi)

3-
Kadın cünüp iken hayz görse, cünüplük için gusletmesi iyi olur, hayz bitinceye kadar bekleyip, sonra ikisi için bir gusletmesi de caizdir. Cünübün ağzını yıkamadan yiyip içmesi tenzihen mekruhtur. Çünkü ağzına aldığı su, müstamel olur. Müstamel suyu içmek ise mekruhtur. Hayzlı böyle değildir. Hayz iken gusletmesi emredilmedi. Hayzlı kadın, göğsünü yıkamadan, çocuğunu emzirebilir. Cünüp kadının, yıkamadan emzirmesi mekruhtur. (Hadika)

4-
Tilavet secdesini işiten cünüp kimse, temizlendikten sonra tilavet secdesi yapar. Fakat hayzlı ve nifaslı olana temizlendikten sonra da tilavet secdesi gerekmez.

5-
İstihaza günlerindeki kadın, idrarını tutamayan, devamlı burnu kanayan veya bir akıntısı olan kadın gibi, özür sahibi olur. Namaz kılması ve oruç tutması lazım olur ve kan gelirken de vaty caiz olur. İstihaza kanı hastalık alametidir. Çok akarsa doktora gitmelidir.

Sual: Abdestsiz iken dua, salevat söylenir mi?
CEVAP
Abdestsiz, dua okumak, istiğfar çekmek, salevat-ı şerife getirmekte mahzur yoktur. Boş dururken de, iş yaparken de bunları okumak çok iyi olur. Abdestli olursa daha çok sevap olur. Abdestsiz olursa da, hatta muayyen özürlü iken de mahzuru olmaz.

Sual:
Muayyen günlerde Mektubat, İlmihâl okunur mu ve elimizde taşınır mı?
CEVAP
Okunabilir ve ihtiyaç olunca elde taşınır.

Sual:
Mübarek gecelerde namaz kılın, gündüz oruç tutun, Kur�an okuyun diyorsunuz. Hayzlı kadınlar bunların hiç birisini yapamaz. Bizim ne yapmamızı tavsiye edersiniz?
CEVAP
Hayzlı kadın şunları yapabilir:
1- Sadaka verebilir.
2- Evde birisi Kur�an-ı kerim okursa dinleyebilir.
3- Her çeşit zikir ve dua edebilir.
4- Hepsinden daha kıymetlisi de ilim öğrenebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Bir saat ilim öğrenmek gece sabaha kadar ibadet etmekten kıymetlidir. Bir gün ilim öğrenmek, üç ay
[nafile] oruç tutmaktan kıymetlidir.) [Ebu Nuaym]

(İlim öğrenmek, namaz, oruç, hac ve cihaddan daha kıymetlidir.)
[Deylemi]

(İlim öğrenip de amel etmeyen bile; bin rekat
[nafile] namaz kılmasından daha fazla sevap alır. Eğer öğrendiği ilimle amel ederse veya başkasına öğretirse, hem bunun sevabını alır, hem de kıyamete kadar bununla amel edenlerin sevabını alır.) [Hatib]

(İlimden bir mesele öğrenmek, dünyadaki her şeyden kıymetlidir.)
[Taberani]

İlmin bu önemi, ibadetlerin sahih olması içindir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Fıkhı bilmeden ibadet eden, gece karanlıkta bina yapıp, gündüz yıkana benzer.) [Deylemi]

Belki ilmi nereden ve nasıl öğrenebiliriz diye sorabilirsiniz. En uygun ilim, ilmihal okumaktır. Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabı ise en uygun ilim kitabıdır.

Sual: Hayzlı iken, kabir ziyaretinde Fatiha okuyup ölünün ruhuna bağışlayabilir miyiz?
CEVAP
Evet, okuyabilir ve bağışlayabilirsiniz.

Sual: Her hafta hatmi tehlil okuyoruz. Hayzlı iken de okuyup hediye edebilir miyiz?
CEVAP
Evet, okuyabilir ve hediye edebilirsiniz.

Sual: Hayızlı iken, abdest almak veya gusletmek caiz midir?
CEVAP
Evet, caizdir. Fakat, bu abdest ile namaz kılınmaz, Kur�an-ı kerim okunmaz. Hayızlı kadın, her namaz vaktinde abdest alıp, seccadesi üzerinde, o namazı kılacak kadar zaman oturup, tesbih okursa, salevat getirirse, dua ederse veya herhangi bir zikir yaparsa, en iyi kılmış olduğu bir namazın sevabını kazanır. (Ey Oğul İlmihali)

Sual: Hayzlı kadın, kabir ziyareti yapabilir mi?
CEVAP
Hayızlı veya cünübün, kabir ziyaret etmesinde, bir sakınca yoktur. (Hindiye)

Hayzlı iken, kabrin başında, dua niyetiyle Fatiha okunup, ölüye bağışlanabilir. Ancak, her duayı abdestli okumak daha iyidir.

Sual:
Hayzlı iken kesilen tırnağı ve dökülen saçları guslederken yıkamak gerekir mi?
CEVAP
Hayzlı iken dökülen saçları ve kesilen tırnağı yıkamak gerekmez. Hayzlı iken tırnak kesmek caiz, cünüp iken tırnak kesmek mekruhtur.

Sual: Kadınların, hayızlı iken kabir veya türbe ziyaret etmelerinde bir mahzur var mıdır?
CEVAP: Kabir ziyaretini abdestli yapmak müstehab ise de, hayızlı iken ziyaret etmek de caizdir. Büyük zatların, hele kendi hocasının kabrini hayızlı iken ziyaret etmek, edebe aykırı olur. Ziyarete giderken abdestli olmalı, hatta guslederek gitmek çok iyi olur. Kadınlar her gün kabir ziyareti mi yapıyor da, hayızlı iken kabir ziyaretine ihtiyaç duyulsun. Ama bir ihtiyaç olunca, hayızlı iken de ziyaret edilir.
__________________
Bir Çiçekle Yaz Gelmez Ama, Her Yaz Bir Çiçekle Başlar
Muttaki isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 19.09.2008, 22:30
Forever

 
Muttaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.03.2005
Yaş: 26
Mesajlar: 7.209
Teşekkür etti: 865
856 Teşekkür 543 Mesaja aldı
Süleyman Ateş kimdir?




EVRİMCİ SÜLEYMAN ATEŞ

Süleyman Ateş, İbn-i Teymiyye'yi büyük bilen bir kimsedir. Diyanet işleri Başkanı iken resmî bir yazı ile bu fikrini bir abonemize bildirmiştir. O da Karaman gibi İbn-i Teymiyye'nin bazı ictihadî hatalarının bulunduğunu zikretmektedir.

Muhtasar İslâm İlmîhali isimli kitabında Profesör Kâmil Miras'ın alyans hakkındaki (Altından mamul nişan yüzüğü hakkındaki) yazısını aynen Karaman gibi benimsemiş, altın nişan yüzüğü takmanın cevazını yazmıştır. Altın fiatlarının ucuz olması, süs için değil nişan için takılması, ekseri insanlar tarafından takılması gibi gerekçelerle altın yüzüğün harâmlılığını kaldırmıştır. Bilindiği gibi bir şeyi harâm kılmak veya haramliğinı kaldırmak ancak Allahü teâlâya mahsustur. Bu salâhiyet Peygamber aleyhisselâm ile dinde sözü senet olan müctehidlere verilmiştir. Kâmil Miras gibi İbn-i Teymiyyeciler kendilerini MUTLAK MÜCTEHİD zannettikleri için harâmları helâl, helâlleri harâm kılabiliyorlar.

Bütün İbn-i Teymiyyeciler gibi Doç. Dr. Süleyman Ateş de Muhiddin Arabi gibi tasavvuf büyüklerine karşıdır. Vah-det-i vücut isimli tasavvufun Hint ve Yunan felsefesinden geldiğini söyleyecek kadar ileri gitmiştir. Ateş aynen şöyle demektedir:

«Vahdet-i vücut, Hint ve Yunan felsefelerinin Arapçaya çevrilmesi ve müslümanların diğer milletlerle teması sonucu İslâm tasavvufuna geçmiştir, İslâmın öz malı değildir.» (İslâm Tasavvufu S. 99)

Bununla da kalmıyor, aynı kitabında Brahmânların sapıklıklarını anlattıktan sonra şu fikre varıyor:

«Bu fikir, İbnul Arabi'nin tesiriyle tasavvufa iyice yerleşmiş, hemen her mutasavvufta bunun izleri görülmeye başlamıştır.» (İslâmda Tasavvuf S. 100)

Bu görüşlere karşı mutasavvıfların da bulunduğunu zikrettikten sonra misal olarak Aliyyül Kari'nin İbnül Arabi'nin sistemine .karşı çıktığını belirtmektedir. {S. 100-101)

Tasavvuf lehinde olan, sahih hadîs-i şerîflere mevzu diyen, Peygamber aleyhisselâmın mübarek anne ve babalarına kâfir diyecek kadar ileri giden Aliyyülkari acaba nasıl mutasavvuf olur hayret ettik. Böyle bir kimseden nasıl nakil yapılır?

Şeyhi Ekber Muhiddin Arabi hazretlerinin şeriata aykırı gibi görünen ifadelerini İmâm-ı Rabbanî hazretleri Mektûbâtında açıklamıştır. Muhiddin Arabî hazretlerinin büyükler arasında bulunduğunu bildirmiştir.

Süleyman Ateş, İbni Arabi hazretlerine hücum etmekle kalmıyor, evliyanın büyüklerinden, silsile-i aliyyenin onbeşincisi olan Şahı Nakşibend Bahâeddin-i Buharî hazretlerine de hücum ederek şöyle demektedir:

«O da aşağı yukarı İbnül Arabi'nin fikirlerini benimsemiş görünmektedir.» (İ. Tasavvuf S. 104)

İmanın altı esasından birini inkâr veya şeriata aykırı şekilde te'vil eden kimse kâfirdir. Mevdûdî kaza ve kaderi inkâr ederken Süleyman Ateş de meleklerin rüzgâr olduğunu yazmıştır. Yani meleklerin varlığını apaçık bir şekilde inkâr etmiştir. Bunu ispat için KUR'ÂN-I KERÎME GÖRE EVRİM TEORİSİ isimli yazısından iki paragrafı aynen alıyoruz :

«Burada bulutları sevkeden melek, basınç değişikliği ile meydana gelen rüzgârdan başka bir şey değildir. Bir hadîse göre de sesleri kulaktan kulağa nakleden melektir. Şüphesiz bu melek de seslerimizi titreşimiyle etrafa yayan atmosferdir. Demek ki tabiat kuvvetleri de melek olmaktadır. Zira melekler Allah'a isyan edemeyen, yani hür irade yeteneğinden yoksun, emredildiği şeyi yapan güçlü varlıklardır. Tabiat kuvvetleri de aynı niteliğe sahip değil midir?

……………….

İşte Âdem'e secde eden melekler, irade yeteneğini, akıl gücünü insana boyun eğen tabiat kuvvetleridir. İnsan akıl gücünü kazanınca tabiat kuvvetlerini emri altına almış, onlardan yararlanmasını, onların korkunç etkilerini önlemesini bildirmiştir.”(İlahiyat Fakültesi Dergisi C. 20, S. 143-144)

Necip Fazıl, bu ifade için şöyle diyor:

«Dehşet ki dehşet, bu adam hem meleklere itikadı elden bırakmıyor, hem de onları tabiat kuvvetlerinin aynı ve tâ kendisi kabul ederek maddeleştiriyor, şuursuzlaştırıyor," iradeden mahrum cemadlar olarak görüyor, küfrün böylesine hiç rastlanmamıştır.» (Rapor 3, S. 34)

Doç. Süleyman Ateş, mason Abduh'un düşük faizlere cevaz verdiği gibi % 3 faize cevaz vermektedir. Uygarsal fetvası aynen şöyledir:

«Her muamelesinin faizle işlediği bir toplumda yaşayan fert de ister istemez faize bulaşır. Onun korunmak için bankalara yatırdığı paradan banka % 50, % 100 kazanırken kendisinin aldığı % 3'lü faiz aslında parasının süre içinde uğradığı değer kaybını bile karşılamaz. Zarurete binaen o da parasının faizini alır, ama içi tutmuyor, takvası müsaade etmiyorsa faiz olarak aldıklarını fukaraya, hayır kurumlarına verir.» (Tefsir Dersi Notları S. 12)

Ehl-i ilim bilir ki, bir kimse bir milyon lirasını bir lira faizle birisine verse bir milyon bir lira olarak geri alsa, faiz olan yalnız bir lirası değil, bir milyonun tamamı da faiz olmuş olur. S. Ateş, gördüğünüz gibi Kur’ân-ı Kerîmi böyle tefsir etmektedir. Salâhiyetli müfessirlerden nakil yapmayanın hali böyle olur.

Özürü kabahatinden büyük olarak da faizi alır, içi tutmuyorsa aldığı faizi fakirlere veya hayır kurumlarına verir, diyor. Paranın tamamının faiz olduğunu bilemiyor»

Necip Fazıl, bu ifade için şöyle diyor:

«Deminki, İslâmın madde ötesi itikatlarına tam aykırılık halinde küfür... Bu da yeryüzü muamelesine ait bir kanunun, hem mahiyet olarak bilinmemesi, hem de küçümseyici bir eda içinde tatbik imkânından mahrum sayılması bakımından küfür çapında bir dalâlet..

...Bu adamın suratına su hadîs mealini çarpınız: FAİZİN EN HAFİF ŞEKLİ, ANASIYLE KÂBE DUVARI DİBİNDE ZİNA ETMEKTEN BETERDİR.» (Rapor 3, S. 35)

Darwin'in de evrimciliğini aşan Doç. Süleyman Ateş maymunun insandan geldiğini söyleyecek kadar ileri gitmiştir. Kendisi gazetelerde günlerce tnnkid edildiği halde, «İnsanlar Âdem aleyhisselâmdan gelmiştir. Âdem aleyhisselâmı da Allah yaratmıştır.» gibi bir ifade kullanmaktan hasseten çekinmiştir. Bütün canlıların ilkel hücrelerden evrimleşe evrimleşe geldiğini kat'iyetle ifade etmektedir. KUR'ÂN-I KERÎM'E GÖRE EVRİM TEORİSİ isimli yazısından bazı kısımları hep birlikte okuyalım :

«Hayatın, ilkel hücrelerden evrimleşe, evrimleşe önce basit canlıların, sonra daha üstün yapılı canlıların ve sonunda da insanın meydana geldiği kesin kanıtlarla ortaya konmuştur.

...İnsanın maymundan değil, maymunun insandan turediği de düşünülebilir.» (İ. Fak. Dergisi C. 20, S. 131)

Görüldüğü gibi insanın Âdem aleyhisselâmdan geldiğine dair en küçük bir ifade bile yoktur ilkel canlılardan evrimleşerek insan meydana gelmiş, hem de bu kesinmis. Allahü teâlâ insanın Âdem aleyhisselâmdan geldiğini bildirirken evrimci doçentimiz, ilkel hücrelerden meydana geldiğini söylüyor.

Necip Fazıl, bu ifadeler için de KÜFÜR damgasını bastıktan sonra şöyle diyor :

«Maymunun insandan geldiği iddiasında bu adam şöyle bir vesika gösterebilir: «(Bana bakın da insandan neler gelebileceği üzerinde ibretle düşünün ve artık maymunu da insandan gelmiş kabul edin.)» (Rapor 3, S. 39)

Doç. Süleyman Ateş, biraz daha ileri giderek aynı sayfada şöyle diyor :

«İnsanın şu veya bu hayvandan tekâmül etmiş olması onun değerini düşürmez. Çünkü Allah kâinatı tekâmül kanununa göre yaratmıştır.»

Görüldüğü gibi insanın bir hayvandan gelmesi, onun değerini düşürmezmiş.

Hemen aşağıda şöyle diyor :

«Belki de insan, bugünkü hayvanların hiç birinden değil de doğrudan doğruya çamurdan yaratılan ilkel bir varlıktan evrimleşerek ortaya çıkmıştır. Muhakkak olan nokta insanın bir evrim geçirdiğidir.» (Kur'ân-ı Kerîme Göre Evrim Teorisi İ. F. Dergisi C. 20 S. 131}

Süleyman Ateş'in bu ifadesinde üç tane azîm hata vardır :

1 - Cümleye belki ile başlamış, belki ihtimali ifade eder. İhtimal üzerine dinî karar veriyor.

2 - Çamurdan yaratılan varlığa ilkel varlık diyor. Çamurdan yaratılan ilk varlık Âdem aleyhisselâmdır. Adem aleyhisselâm ilkel bir varlık değil, kâmil bir insandır, ulül'azm bir Peygamberdir.

3 - Bugünkü insanın ilkel varlıktan evrimleşerek ortaya çıktığını söylüyor ki tamamen Kur'ân-ı kerîme aykırıdır. Allahü teâlâ bugünkü insanın Âdem aleyhisselâmdan geldiğini bildiriyor. Âdem aleyhisselâmın da Ulül'azm bîr Peygamber olduğunu bildiriyor. Binlerce Peygamber içerisinde Ulül'azm derecesine yükselen sadece altı tane Peygamber vardır, bunlar, Âdem, Nuh, İbrahîm, Musa, İsa ve Muhammed Mustafa (Aleyhimüssalâtü vesselam) hazretleridir.

Doç. Süleyman Ateş, Âdem aleyhisselâma ilkel insan demekle, bugünkü insanın evrimleşerek yani tekâmül ederek yüksek seviyeye çıktığını söylemekle Cenâb-ı Hakkın -hâşâ- yalancı olduğunu söylemektedir, ilkel insan evrimleşerek ve devrimleşerek kâmil insan olmuş, yani bugünkü insan henüz evrim geçirmemiş olan Âdem aleyhisselâmdan, Şit aleyhisselâmdan, İdris aleyhisselâmdan hâşâ çok kâmil bir varlıktır.

Nuh aleyhisselâmın 950 sene kavmini ıslâha çalıştığı Kur'ân-ı kerîmde sarahaten bildirilmektedir. Bin sene yaşayan bir Peygamber mi kâmildir, yoksa bugün yüz seneyi zor aşan evrimleşmiş ve de devrimleşmiş mahlûklar mı kâmildir? Doç. Süleyman Ateş'in insanların evrim geçirdiğine dair kesin kanıtları varmış. Kanıtının yalan olduğuna dair bizim de elimizde yanıtlar vardır. Hem de Kur'ân-ı kerîmden...

Doç.'imiz, Peygamber falan ayırt etmeden, eski insanların çok geri olduğunu, ilimsiz, hikmetsiz, akılsız olduğunu söylemekle 24 bin veya 124 bin Peygamber gönderen Allahü teâlâyı yalancı çıkarmak istiyor. Aynı derginin 137. sayfasını dehşete kapılmadan okuyalım.

«Nihâyet evrim insan sınıfına yaklaşmıştır. Hayvanlık mertebesinin başında maymunlar ve benzeri hayvanlar vardır. Bunlarla insan arasında azıcık bir mesafe kalmıştır. Burası atlanınca insan olur. Bu noktaya gelince nefsin boyu düzelir, azıcık ayırım gücü, bilgi kazanma yeteneği hasıl olur. Dünyanın uzak kutup bölgelerinde yaşayan bu ilkel insanlarla hayvan arasında büyük fark yoktur. Bunlardan hikmet sâdır olmaz, komşu milletlerden de bilgi öğrenmezler. Bu yüzden halleri bozuk, yararları azdır. Daha da evrimleşen orta kuşaktaki insanlar, işte gördüğünüz bu zekâ, bilgi ve maharet düzeyine gelmişlerdir.»

S. Ateş'in KUR'ÂN-I KERÎME GÖRE EVRİM TEORİlSİ ifadesi için Necip fazıl şunları söylemektedir:

«Al sana bir rezalet daha... Hiç Kur'ân hükümlerine, (teori-nazariye) sıfatı yakıştırılabilir mi? Bu bir felsefe, yani başıboş düşünce tabiri ve sağlam veya çürük ve daima yalanlanması mümkün görüşlere verilen ad... Bu cümleyi kullanan bir Diyanet İşleri Başkanında, Kur'ân ile herhangi bir kitabı, vahy ile felsefeyi ayırdedici ölçü yok demektir. Olmayınca da Diyanet İşleri, cinâyet işleri olmaz da ne olur?» (Rapor 3, S. 44)

Dinîmiz bazı hallerde azle cevaz vermiştir. Annenin hayatı tehlikeye girerse anne karnındaki çocuğu kürtajla ve ameliyatla almak caizdir. Zaruret olan bu hallere kıyas ederek doğum kontrolünün cevazına hükmetmek bir cinâyettir.

S. Ateş'in doğum kontrolü için verdiği cevaza Necip Fazıl söyle cevap vermektedir :

«Doğum kontrolünü teşvik ve insan üremesini tevkif edici görüşler, dayandığı dinî ölçüler tamamen yanlış olarak davayı göz bağcılığına getirmeye çalışmaktan başka bir şey belirtmez. (Rapor 3 S. 41)

Necip Fazıl'ın S. Ateş hakkındaki genel hükmü ise şöyledir: «8 adet vesika bu adamın, iman, meçhule saygı, anlatılamaz ve anlaşılamaz olana karşı korku, ilim, irfan ve zekâ adına zerre miktarınca nasibi olmadığını göstermeye yeter...» (Rapor 3 S. 41)

Doç. Süleyman Ateş'in bütün kitapları nakil esasından ziyade indi görüşleriyle doludur. Hemen her kitabında İbni Teymiye'den de nakiller yapmakta kimliğini gizlememektedir.

Süleyman Ateş, evrime ve devrime uyarak, Allahü teâlâ ismini çok kere Yüce Tanrı olarak kitaplarına almıştır. Allah kelimesinin kat'i surette tanrı olarak kullanılmayacağını da bilmemektedir. Tanrı kelimesi ilâh, mabud manasına kullanılır. Fakat Allah manasına kullanılmaz. Meselâ Müslümanların tanrısı Allah'tır denir, kendi ifadelerine göre evrimcilerin tanrısı maymundur şeklinde kullanılabilir. Fakat bizim rabbimize tanrıdır denemez.

S. Âteş Kur'ân-ı kerîmi tefsir ettiğini bütün kitaplarında bildirmektedir. Âyetlerin tercümesi tefsir olamaz. Bu tercümeler Murâd-ı ilâhiyi bildirmez. Ancak tercüme edenin o âyetten anladığını bildirir. Kur'ân-ı kerîmin bir âyet-i celîlesinin mealini alırken selâhiyetli bir müfessirin kitabından nakil suretiyle almak lazımdır. Eğer herkes kendi anladığını alırsa ortaya 72 tane sapık mezhep çıkar.

İşte Süleyman ATEŞ:

1 - Kur'ân-ı kerîmi kendi kafasına göre tefsir etmeye kalkan,

2- Evrime inanan, hattâ Kur'ân-ı kerîmde evrim teorisi olduğunu bile söylemekten çekinmeyen,

3 - İnsanların ilkel bir hücreden türediğini söyleyen,

4-Maymunun insandan gelmiş olabileceğini savunan,

5- Melekleri tabiat kuvvetleri olarak kabul eden, meselâ rüzgârı melek sayan

6 - Altın yüzüğe cevaz veren,

7 - Düşük faizi meşru kabul eden,

8 - Doğum kontrolünü teşvik eden,

9 - Vahdet-I vücud isimli tasavvufun, Hind ve Yunan felsefesinden geldiğini iddia eden,

10- İbni Teymiyye'yi büyük bir âlim olarak bilip ondan nakiller yapabilen evrimci bir kimsedir.
__________________
Bir Çiçekle Yaz Gelmez Ama, Her Yaz Bir Çiçekle Başlar
Muttaki isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 20.09.2008, 10:58

 
maksat kelam olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16.06.2008
Mesajlar: 14
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
yahu ben bu kadarda beklemzdim vallahi yaw....
-Bu adam masır osmanlık olmuş yaw...Adam düpedüz dazlak nurinin kopyası,zekeriya beyazlan aynı türden desenize....
-Cevapların için emeğine tşk..ALLAH razı olsun kardeş.....
maksat kelam olsun isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 20.09.2008, 11:04

 
Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 768
Teşekkür etti: 12
207 Teşekkür 111 Mesaja aldı
Yukarıdaki son yazı oldukça eskidir (en az 25-30 sene gibi). Merhum Necip Fazıl alim değildi; ama, sağlam bazı ölçülere sahipti. Sapık şahısları tespit edebiliyordu. Şu yukarıdaki tespitleri yaptığı zaman, bir kısım "İslamcı" medya Süleyman Ateş'e destek vermişti. Bugün S. Ateş'in nasıl birisi olduğu herkes tarafından anlaşıldı sanırım.

Mezhebsizleri, reformcuları, Vehhabileri vs. tenkid edenler hep tepki görmüştür. "Efendim, ümmeti bölmeyin" diye ukalalık yapanlar çıkmıştır. Halbuki, bazen iç düşmanlar topla tüfekle saldıran haçlı ordularından daha zararlı ve tehlikeli olabiliyorlar.
Murat Yazıcı isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #7
Alt 20.09.2008, 11:33

 
Üyelik tarihi: 20.07.2007
Yaş: 35
Mesajlar: 795
Teşekkür etti: 215
254 Teşekkür 155 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Murat Yazıcı
Mesajı göster
Yukarıdaki son yazı oldukça eskidir (en az 25-30 sene gibi). Merhum Necip Fazıl alim değildi; ama, sağlam bazı ölçülere sahipti. Sapık şahısları tespit edebiliyordu. Şu yukarıdaki tespitleri yaptığı zaman, bir kısım "İslamcı" medya Süleyman Ateş'e destek vermişti. Bugün S. Ateş'in nasıl birisi olduğu herkes tarafından anlaşıldı sanırım.

Mezhebsizleri, reformcuları, Vehhabileri vs. tenkid edenler hep tepki görmüştür. "Efendim, ümmeti bölmeyin" diye ukalalık yapanlar çıkmıştır. Halbuki, bazen iç düşmanlar topla tüfekle saldıran haçlı ordularından daha zararlı ve tehlikeli olabiliyorlar.
hay Allah razı olsun,tam bunları yazacaktımki tercüman olmuşsunuz..evet maalesef bazı söylenenlere geç inanılıyor,insanlara birsürü zararı dokunduktan sonra meydan çıkıyor,merhum seyyit kutup içinde mezhepsizdir 30 sene önce mezhepsizdir denildiği vakitt hatırlıyorum bir kısım "İslamcı" medya vay efendim nasıl siz şehide mezhepsiz dersiniz diye yaygra koparmışlar ve uyaranlrı bilgilendirenleri en ağır şekilde yıllarca suçlamışlardır(halada bu suçlamaların izi var ve devam ediyor.! )lakin şimdi yaygara koparanlar kendi içlerindende bilgili yazarların yetişmesi olsun bilgisayarın hayatımıza getirdiği kolaylıklardan olsun gördü ve ayynı şeyleri 30 sene sora anlatmaya başladılar..
__________________
Din âlimlerinin etleri zehir gibidir. Koklayan(tenkide) yönelen,hastalanır, tadan (kötüleyen) ölür ..İbni Asakir
s@manyolu isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #8
Alt 20.09.2008, 12:17

 
elhamd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.02.2007
Mesajlar: 1.167
Teşekkür etti: 50
121 Teşekkür 86 Mesaja aldı
bu süleyman atesin annesi ermeni acaba biliyormusunuz?
__________________

İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.


İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
elhamd isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Al-Bani'ye ReddiyeLer... darulhikme Dini Bilgi ve Eğitim 8 17.06.2008 13:34
Halimizi İyice Anlayalım itimat Hayatın içinden 2 11.10.2007 13:58
Süleyman Ateş Hz.Mehdi A.S inkar eden beyanları atalay442 Dini Bilgi ve Eğitim 1 15.08.2007 15:51
Süleyman Ateş hakkında Necip Fazıl'ın tesbitleri Alp Dini Bilgi ve Eğitim 6 19.03.2007 20:08
Süleyman Ateş ve Türbeler Alp Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 4 19.03.2007 18:42


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:28 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49