Rahman Rahim Allahin adi ile...
Alemlerin Rabbı Allaha hamd olsun.
Afiyette ve belâda, darlıkta ve genişlikte.
Salât ve selâm, Seyyidül-mürselin Resulullah Efendimize ve tüm âline
Sübhan Allah'tan temenni: Selâmetiniz, afiyetiniz, sebat ve istikametinizdir
İNSANLARA HAKİKATI ANLATMANIN YOLU
*İnsanlara gerçekleri kabul ettirmek bir çırpıda olmaz. Onun için insanlara anlayacakları tarz ve üslupta konuşmak lâzımdır. Sonra insanlara bazı gerçekleri kabul ettirmek için tedrîcî bir yol tutmak yâni, yavaş yavaş, sindire sindire anlatmak gerekir.
*Tedric metodu, bir çok alanda tebliğ ve irşâd erbâbının, eğitimcilerin uymaya mecbur oldukları bir metoddur. Bu usulle, kolaydan zora, basitten mürekkebe, bilinenden bilinmeyene, mücerretten müşahhasa doğru bir yol tâkip edilir. Kişinin önceki tecrübeleri hemen bir tarafa atılmaz; bunlardan istifâde edilir. İnsanların eski tecrübe ve inançlarına karşı çıkarak onlara birşeyler öğretmeye çalışmak, ta’lim-terbiye ve irşâd usullerine uygun
düşmez.
*Bu gibi hallerde, kazandırılması istenen davranışlar, inanılan değerler eşliğinde sunulur. Daha sonra da tamamen yenisi tatbike konulur. Böylece fazla bir reksiyonla karşılaşılmadan hedefe ulaşılmış olur. Tabiî ki metod uygulanırken, son derece nazik olunmalı, insan haysiyetini rencide eden her türlü ifâde, mimik ve hareketlerden kaçınılmalıdır.
*Diyebiliriz ki, insanlara doğruları anlatmanın, gerçekleri öğretmenin bir çok metodu vardır. Yeter ki, bu yollar bilinsin ve gereği yapılsın!..
*Bir gün Nasreddin Hoca merhum vaaz ederken, âhirete inanmayan ve mâneviyâtı inkâr edenbirisi ayağa kalkar ve Hoca’ya:
*** Hoca Efendi!Allâh’ın varlığını, birliğini ve kudretini nasıl isbat edersin? diye sorar. Hoca adamın seviyesini göz önünde bulundurarak:
*** Ben kırk yıldır hayattayım. Bu müddet zarfında hiçbir zaman benim dediğim olmadı. Hep O’nun dediği oldu. Bundan anlıyorum ki,
Allah vardır, birdir ve her şeye kâdirdir, cevabını verir.
*Burada Hoca merhum, muhatabının seviyesini âzamî derecede dikkate almıştır. Bilhassa kendi tecrübelerini ileri sürerek, muhatabınınkinin de bundan farklı olmadığını, insanın fânî ve âciz bir varlık; Allâh’ın ise, ezelî ve ebedî olduğunu ve hudutsuz bir kuvvet ve kudretin sahibi bulunduğunu anlatmıştır.