Rahman Rahim Allahin adi ile...
Allaha hamd olsun.
Selam olsun onun secmis oldugu kullarina.
FIRSATLARI GANÎMET BİLMELİ
Mümin fırsatları iyi değerlendirmelidir.
Ömür, bize verilen en büyük nîmetlerdendir ve fırsatlarla doludur. Zaman zaman, gaybdan bir fırsat treni istasyonumuza uğrar... Fakat biz gaflet uykusunda isek, yükünü boşaltmadan geçer gider. Otrenin bazan tekrar geldiği de olur. Fakat sizin ondakilere duyduğunuz ihtiyaç, önceki gibi değildir artık.
Haşir gününün isimlerinden biri pişmanlık günü (S.Meryem, 39)... Bir diğeri de, aldanma günüdür(S. Teğâbün, 9) Ölen herkes pişman olacak... Kötülük yapanlar, kötülüklerinden dolayı; iyilik yapanlar da, daha fazla yapamadıkları için.(S.Tirmizî, Zühd 64)
Cehennemdekiler, belki de cehennem ateşinden ziyâde pişmanlık ateşiyle yanıp tutuşacaklar. Fakat, Ey bizim Rabbimiz! Bizi buradan çıkar; eğer tekrar kötülüğe dönersek, gerçekten biz zâlimleriz.(S. Müminûn, 107) Yâ Rabbenâ, Bizi (dünyaya tekrar) çıkar; yaptığımızdan başkasını yapalım (salih amel işleyelim...) diyerek canhıraşhâne feryatları bir fayda temin etmeyecektir. Zira Cenâb-ı Hakk, Size, düşünebilecek kimsenin düşünebileceği, öğüt alabileceği kadar bir ömür vermedik mi? Hem size peygamber de geldi. (Fakat siz inanmadınız.) O halde tadın (azâbı)!Çünkü zâlimlerin yardımcısı yoktur.(S. Fâtır, 37) buyuruyor.
Hayatta bize sunulan fırsatlar, bazan da aleyhimize gibi görülen şeylerde gizlidir. Şartlar, limon gibi ekşi olabilir. Fakat biz, su ve şeker ilâve ederek o limonu, limonata yapabiliriz. (Dale Carnegie, Üzüntüsüz Yaşamak Sanatı)
Sesiniz, kâside okumaya müsait olmayabilir; üzülmeyin. Zira, buna rağmen iyi bir âlim olabilir ve sesi güzel pek çok kimsenin düştüğü tuzaklardan selâmette kalırsınız.
Hasta mı oldunuz? Tedâviye çalışmakla beraber aynı zamanda bunu Allaha iltica ve tazzarrûya bir vesîle yapıp mânen istifade edebilirsiniz.
Fakir bir âilenin çocuğu musunuz? Merak etmeyin; zira değerlendire bilirseniz, bu sizin lehinize olacaktır. Pek çok zengin çocuğu tembelce oyalanırken, siz ciddî bir çalışma temposuyla onları gecebilirsiniz.
Sözlerimizi Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)in bir hadîs-i şerifleri ile noktalayalım:Müminin hâli ne güzeldir. Eğer bir nîmete mazhar olsa şükreder, sevap kazanır. Bir musîbete uğrasa, sabreder yine sevap kazanır. (S. Müslim, Zühd 64)
İLİM ELDE EDEN, BOLCA NASÎBE KAVUŞMUŞTUR
Sünenü Ebî Dâvuddan: Ebudderda radıyallâhü anh anlatıyor:
Resûlüllah (s.a.v.)ın şöyle buyurduğunu işittim: Kim ilim öğrenmek için bir yola sülûk ederse,
Allah onu, cennete giden yollardan birine dâhil etmiş demektir. Melekler, ilim tâlibinden memnun olarak kanatlarını (onun üzerine) koyarlar. Semâvat ve yerde olanlar, hatta denizdeki balıklar onun için istiğfar ederler.
Âlimin âbid üzerindeki üstünlüğü, dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, ne dînar, ne dirhem (yani para-pul, mal-mülk gibi maddî bir varlık) mîras bırakmazlar; ama ilim mîras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bolca bir nasip elde etmiştir.
İNSAN VE KÂİNAT ARASINDAKİ MÜNÂSEBET
Atalarımızın şöyle bir sözü vardır: Gökten geleni yer kabul eder. Hâdiselerin sudûru, yerin altından da olsa üstünden de gelse, rahmetin de âfetin de menşei semâdır. Binâenaleyh yerin hareketi ve düzeni de semâvî kanunlara bağlıdır. Bu kanunları vazeden ise İlâhî irâdedir; yani Vâcibül-Vücûd olan Hz. Allahtır.
Biz müminler, Allâha ve onun takdîrine îman eden insanlar, bütün kâinâtın olduğu gibi, hayatımızın da Allâh Teâlânın yed-i kudretinde olduğunu bilir ve buna inanırız. O bakımdan fizikî planda çeşitli hâdiselere karşı tedbirler alırken, hakikatte bizimle at başı giden kadere karşı bir tutum ve tavır içinde olmayız. Sadece Hz. Ömer (r.a.)in dediği gibi, Allâhın bir kaderinden yine Allâhın bir başka kaderine kaçıp sığınmaya çalışırız.
Nimetler gibi âfetler de hiç şüphesiz amellerimizin karşılığıdır. Bu aynen, atıldığı noktaya tekrar dönen akasya veya okaliptüs ağacından yapılan silaha benzer. Yeryüzünü imar etmekle mükellef kılınan bizler, aksi yönde hareket eder ve ifsat ile meşgul olursak, elbette ki bunun bir bedeli vardır. Meselâ yaptığımız işlerde eğer sünnetullâha (İlâhî kanunlara) aykırı bir şekilde tedbiri elden bırakıyorsak, bunun neticesinde meydana gelecek hâdise de sünnetullâhın bir îcâbıdır. Zira insanla kâinat arasında çok ciddi münasebetler vardır. Buna işâreten Kurân-ı Kerimde, Semâyı yükseltti ve mîzânı koydu (S. Rahmân, 7) âyet-i kerimesinin hemen akabinde, Tartıda taşkınlık edip dengeyi bozmayın. Tartıyı adâletle yapın, terazide eksiklik yapmayın (S. Rahmân, 8-9) âyetleri gelmektedir. Hûd sûresinde de bu münâsebete şöylece işâret ediliyor:
Medyene kardeşleri Şuaybı gönderdik. Ey kavmim, dedi, sizin ondan başka ilâhınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Çünkü ben sizi bolluk içinde görüyorum ve ben, sizi kuşatıcı bir günün azâbından korkuyorum! Ey kavmim, ölçüyü ve tartıyı adâletle tam yapın. İnsanların eşyasını eksik vermeyin ve yeryüzünde fesat çıkararak fenalık etmeyin. Eğer îman eden insanlar iseniz, Allâhın (helâlinden) bıraktığı (kâr), sizin için daha hayırlıdır. (Ama) ben sizin üzerinize bekçi değilim!(Âyet: 84-87)
Demek ki kâinatın unsurları ile insanların ve işledikleri fiillerin kuvvetli ve derin bir alâkası var. Yoksa Şuayb Peygamber, Medyenlilere, niçin alış-veriş mevzuunda harama girdikleri takdirde bir belâ ve musîbetle karşılaşacaklarını söylesin... O halde bunu inkâr etmek; bütün peygamberleri, semâvî kitapları, kısacası bütün tarihi inkâr etmek demektir, diyebiliriz.
... Yine Cenâb-ı Hakk buyuruyor ki: Hepsini günahıyla yakaladık. Onlardan kiminin üstüne taş yağdıran bir fırtına gönderdik; kimini korkunç bir ses yakaladı; kimini yere batırdık; kimini de boğduk; fakat onlar, kendi kendilerine zulmediyorlardı. (S. Ankebût, 40) Onun için zulmün her türlüsünden kaçınmak, mazlûmun ve yetimin ağlayışından sakınmak gerekir; çünkü Arş-ı Alâ titriyor onlara yapılanlardan ötürü...
Velhâsıl, bir cemiyette ictimâî-iktisâdî-idarî dengeler bozulmuş; kumar, zina, fuhuş, zulüm, rüşvet, iltimas ve usulsüzlükler almış başını gidiyorsa; şüphesiz ki o cemiyetin, ilim ve fikir dünyası da ahlâk dünyası gibi giderek çölleşecektir. Verilen mühlete aldanmamak lâzım. Zira Cenâb-ı Hakk imhâl eder amma, katiyyen ihmâl etmez. O bakımdan verilen bu mühletleri nimet bilip müsbet yönde değerlendirmeliyiz. Bu arada gelecek âfet ve belâları da, kendimiz için bir îkaz ve ihtar kabul etmeliyiz.
Rabbimiz celle şânühû, millet olarak hepimize intibahlar nasip eylesin.
İKİTÜRLÜAZGINLIK
Yûsuf bin Hüseyin Râzi (k.s.) hazretlerinden:
Dünyada iki türlü taşkınlık ve azgınlık vardır. Bunlardan biri, ilim sebebiyle yapılan azgınlık; diğeri de mal sebebiyle yapılandır...
ilim sebebiyle olan taşkınlıktan kurtulmak, ancak ihlâs üzere yapılan ibâdetle mümkündür.
Mal sebebiyle olan azgınlıktan kurtulmanın yolu ise, mala ehemmiyet vermeyip bolca tasaddukta bulunmak ve ondan kalben uzaklaşmakla mümkün olur.
Amelsizlerin Düşmanlığı
Amelsiz ilimde hayır olmadığından ehl-i ihlâsa hasedleri sebebiyle hasım olurlar. İlimleri Kuran ilmi, güzeldir; lâkin amel etmediklerinden fayda yerine zarar verir. Cehenneme götürür. Ve aleyhinde şehadet eder. Ehl-i ihlâsa muhalefetleri, feyz-i ilâhiden mahrum ve nefs-i emmâreye mağlubiyetlerindendir. (ebulfarukks)
İlim ve İbadet
Oğlum, ilimsiz ibâdetin tadı olmaz. Tek kanatlı kuş uçmaz. İnsanların dünyaya dalıp, istikbâl sevdasına düştükleri şu günde, Mevlânın ilmini okuyacağız. O, insana iki cihanda izzet ve şeref veren âlî bir iştir. İhlâs ve samimiyetle
Allah ve Rasûlune yönelen kimse, gölge gibi dönen dünyayı ve her hayrı kendine tabi kılar. Âhirete çalışan, dünyayı elde eder. Dünyaya çalışan ise âhireti kazanamaz. Zira âhiret hakikat, dünya haleftir. Ağacı kökünden götürürsen, gölge de beraber gider. Âhirette ne varsa, dünyada onun misâli vardır. Eğer olmasa âhiret yalan olur. Dünyada ne varsa, âhirette onun misâli vardır. Eğer olmasa dünya yalan olur. Teyemmüm abdestin halefidir, dünya da ahiretin.(ebulfarukks)
Zâhirî ilim, melekler arasında bulunup cennet ve cehennemi bilfiil gören şeytanı dahi kurtaramadı, zîrâ ilmi gırtlaktan yukarı kafada kalmış, kalbine inmemişti. Kıyâs-ı fâside ile Ben ateşten, Âdem ise topraktan halkolundu. Ateş şereflidir. Âlâ ednâya secde etmez. dediğinden, rahmet-i ilâhiden ebediyyen mahrum oldu.
Selam, Hudaya ittiba edenlere