İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > GENEL > Gençlik Lokali
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 09.05.2008, 09:24
 
Üyelik tarihi: 29.01.2007
Mesajlar: 481
Konulara Teşekkür etti: 49
103 Teşekkür aldı 56 Mesajlar için
Sevgiyi ararken “sevgiliyi” unutanlar




Gönül, kilidine vurulan anahtarı arar durur bir ömür boyu, yükselip tırmanmak için. Evet, kilitli olarak yaratılmıştır gönül, efsunlu olarak. Adım adım arar sevgilisini, sonsuz bir gönül arzusudur aradığı, sonsuz bir sevgidir sığdırmaya çalıştığı gönül evine.

Belki hayatın basit ayrıntılarında arar belki etrafındaki insanların arasında bulmaya çalışır dostunu, tesellicisini. Belki de güç diye, kudret diye nice sebeplere sarılır ama her defasında aradığı şey şifreli bir anahtardır ruhuna vurulan paslı kilitleri açmak için. Özgürlüğe kavuşmak ister her daim insan ruhu. İnsan gibi yaşamak ister. Tarifsiz lütuflara mazhar olmak, her güzelliği en güzel ölçüler içinde tatmak ister.

Sağına bakar, soluna bakar sürekli. Önemsenmek, önemsenecek işlere imza atmak isteyen duygular vardır yaratılışta. Takdir ve beğenilme duyguları içinde varlığını hisseden bir idrake sahiptir insan dediğimiz şey.

Varlığını ve varoluşunu ille de güçlü bir sebebe dayandırmak ister şu değerler dünyasında. Her bir şeyin “değer” ya da “değmez” gibi bir karşılığı vardır. Ve her bir değerin mutlaka bir de “bedeli” vardır. Elimizdeki veya hayatımızdaki her şeyin değeri de karşılığındaki bedellerle ölçülür hep. İstediğimiz veya aradığımız şey ne denli önemliyse bedeli de o denli değerlidir aslında.

Feda ettikleriniz elde ettiklerinize değmiyorsa hayat koskocaman bir boşluktan ibaret demektir. Günümüzdeki psikolojik sorunların ve ruhsal hastalıkların altında tam da bu vardır; Koskoca bir “anlam boşluğu”.

Anlam boşluğu belki önceleri pek fazla fark edilemez fakat bir süre sonra artık pek çok şey yavaş yavaş sıradanlaşır. Evlilik hayatı, insan ilişkileri, meslek, çoluk çocuk ve yaşananlar…

Tüketilen ve yavaş yavaş tükenenler… Gençlik, sağlık, zaman, ömür…

Yine de takdir görmemek, yine de önemsenmemek ya da…

Ya da yalancı takdir ve tahsinler, yalancıktan gülümsemeler, yalancı önemsemeler…

Hele hele sağlık kaybedilince, hele hele zaman seni yıpratınca, itibardan düşünce…

Önemsenmeme duygusu, kendini bir kenara itilmiş hissine kapılmak, etrafında sürekli bir şeylerin peşinden koşanlar…

Ne hazin bir gerçek; erteleyenler hep ertelenenlerden oluyorlar.

Parayı ararken “sevgiyi” erteleyenler…

Kariyeri ararken “çocukları ve hayatı” erteleyenler…

Gücü ve kuvveti ararken zayıf düşenler, acizleşenler…

Büyüklüğü ve saygınlığı ararken küçülenler…

Sevgiyi ararken “sevgiliyi” unutanlar…

Bulduğunu zannederken kaybedenler,

Ararken kaybolanlar…

Hayatta hiçbir şey tesadüf değildir. Kendimizi unutup, etrafımızdakileri adam etmeye çalışırken, etrafımızdakiler tarafından adam ediliriz. Kendimizi unutarak çocuklarımızı terbiye etmeye çalışırsak çocuklarımız tarafından terbiye ediliriz çoğu zaman. Aradıklarımızı aldatarak bulmaya çalıştıkça, ya etrafımızdaki birileri tarafından aldatılarak veya kendi kendimize aldanarak buluruz cevabını hayatın içinde.

Hayat bir bedel ödeme sanatıdır aslında. Fakat ödediğimiz bedellerin bize kazandırdıkları ve kaybettirdikleri açısından bakabilmektedir hayatın değeri.

Şayet ruhumuza vurulan kilidi açamıyorsa elde ettiğimiz anahtarlar, şayet gönlümüze saklanan sonsuz hazinelerin kapağını açamıyorsa, tılsımlı şifresine cevap veremiyorsa bulduklarımız, sürekli “canı sıkılan bir adam” varlığını devam ettirecektir hayatımızda.

Ağzı kulaklarında gibi görünse de bazen vicdanıyla ve kendisiyle baş başa kalıp söyleştiğinde hep canı sıkılacaktır, içindeki anlam kayması daha bir hızlanacaktır.

Sevgiyi ararken sevgiliyi unutmak, bulduğunu zannederken kaybetmek kadar hazin ve üzücü başka bir şey var mıdır?

Ruhumuza ve gönlümüze vurulmuş tılsımlı bir şifresidir sonsuz hazinelerin ilancısı.

Yüreğin, özgürlüğünü arayan bir güvercinin heyecan verici güzelliğindeki çırpınışı gibidir sevgiliyi buluşu.

Sevgiliye kavuşmanın ön şartı, kafesteki bülbülün hürriyete susaması gibidir.

Şifre, onu iliklerinde hissederek aramaktır. Şifre, onu içinde hissederek aramaktır.

Şifre, aynalara değil aynaların gösterdiğine vurulmaktır. Şifre, tüm bedelleri O’nun için ödemektir.

Şifre, bakarken, dokunurken, koklarken, işitirken, düşünürken, hissederken hep O’nun hesabına, O’nun sonsuz sevgisini yüreğine, gönlüne doldurmaktır.

Şifre, her şeyde ve her yerde O’nu anmak, O’nu anlamaktır.

Zira cennettekilerin tek pişmanlık duydukları şey; O’nu dünyada anmadan geçirdikleri zamanmış…

Çünkü insana, aradığı şeye göre değer biçilir.



Yusuf SÖNMEZ
__________________

Seida isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Seida
Cevapla


Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar son Mesaj
Ümmet Olma Sorumluluğu” ve “Milli Görüş’ü Destekleme Bilinci” NHAND Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 14 10.07.2007 13:45
“Ümmet Olma Sorumluluğu” ve “Milli Görüş’ü Destekleme Bilinci” malcolm_x Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 0 03.07.2007 19:43
“En hayırlınız” ve “en faziletliniz” İMKENEGİ Dini Bilgi ve Eğitim 1 28.06.2006 08:34
“Telfîk-i Mezâhib”den “Telfîk-i Edyân”a Ahmet Emin Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 2 10.04.2004 12:43
Giden “kardeş” Gelen “bayan”... MeRCaNDeDe Özgün Yazılarınız 0 19.05.2003 09:50


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:05 .
Powered by vBulletin Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de

 
Anasayfa - Arşiv - Yukarı git