Üyelik tarihi: 29.01.2007 Teşekkür etti: 646
1.282 Teşekkür 632 Mesaja aldı
| “Masum değiliz, hiç birimiz Şehirde oturuyorsunuz.
Diyelim ki eskimiş bir çekyatınız var. Ondan kurtulmak istiyorsunuz. Hem evinizde kötü bir görüntü oluşturuyor, hem de artık ona ihtiyacınız kalmadı.
Yapmanız gereken, çekyatı çöpe atıp ondan kurtulmaktır.
Fakat hiçbir çöp kamyonu onu almaya yanaşmaz. Bir miktar bahşiş verseniz bile almazlar.
Eskici de almaz. Alıp da ne yapacak?
Kırıp yakmayı deneseniz, hem olmaz, hem de eviniz doğalgazlı.
Kamyonet tutup gece yarısı ıssız bir yol kenarına bırakmayı deneseniz, işin içinde yakalanıp kaçak moloz dökmekten ceza yeme ihtimali var. Ayrıca, kamyonetin ücretini de unutmamak gerek. Astarı yüzünden pahalıya gelecek.
Çekyat, adeta başınıza bela olmuştur.
Bir gece yarısı, gizlice, sokağın tenha bir köşesine bırakmayı düşünür, sonra bir tanıdık görür diye vazgeçerseniz.
Bir fakire vermeyi düşünseniz, bu meretten en fakirinde bile var.
Artık çaresiz bir şekilde, sırf eski çekyattan kurtulmak adına, o malum kampanyalardan birine katılırsınız. “Eskimiş eşyanızı getirin, şu kadar peşine sayalım, size aynısından yeni bir eşya verelim.”
Eski çekyatınızı gelip evinizden alırlar ve yerine yeni bir çekyat verirler. Eski çekyatınızdan kurtulmuşsunuzdur, bu iyidir; fakat yeni bir borcun altına daha girmişsinizdir, bu kötüdür…
Evet… Batılılaşma da böyledir.
Batıya yakanızı bir kaptırdınız mı, artık ondan kurtuluş yoktur. Atsanız atılmaz, satsanız satılmaz.
Batıdan kurtulmak için yine batıya gidersiniz. (Birinci Dünya Savaşı’nda İngiltere ve Fransa’dan kurtulmak için Almanya’ya gidilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki birçok dava da bu konuya örnek olabilir.)
Onun verdiğini elden çıkarmak için, yine ondan bir şey alırsınız: Almanya’dan aldığınız tank eskimiş ise, yenisini Fransa’dan… İsviçre’den ithal ettiğiniz kanunlardan memnun değilseniz, yenisini İtalya’dan…
Ondan aldığınız borcu kapatmak için, yine ondan borç alırsınız. İşin içinde faiz de olduğundan, borcunuz sürekli artar. Ödedikçe kabarır…
Peki, yapılması gereken nedir? Bu kısırdöngüden, bu kumpastan kurtulamaz mıyız?
Bu kafayla, hayır…
Merhamet
Kaç aydır, “Merhamet” başlıklı bir şiire çalışıyorum. Olmuyor.
“Yanağa yaklaşan öpücük gibi / Konarsın dalına kimsesizlerin” dedim ve kaldım. Bu iki dizenin yanına, bir dize dahi olsun ekleyemedim. Hiç böyle olmamıştı.
İlk defa, böyle bir nasipsizlikle karşı karşıyayım.
“Açılır ovalar darda kalana” diyor, sonra vazgeçiyorum. “Keramet istediler, güzelliğini gösterdim” diyor, sonra beğenmeyip karalıyorum. Ne yazsam olmuyor, içime sinmiyor.
Sonra, uzun uzun, bu şiiri niye yazamadığımı düşündüm. Galiba buldum.
Tavukların çuvala doldurulup canlı canlı yakıldığı... 32 yaşındaki uçak mühendisinin diri diri toprağa gömüldüğü... Deprem sonrasında insanlar enkaz altında inlerken, gece kulüplerinde sabahlara kadar içki içilip dans edildiği... Yüz binlerce insan açlık sınırında veya altında yaşarken, muazzam israfların edildiği bir toplumda, ne kadar hassas olursanız olun, bir şekilde kirleniyor, bu merhametsizlikten nasibinizi alıyorsunuz.
Çünkü şahitlik de insanı kirletiyor.
Nasıl anlatsam? Diyelim ki, mankenlerin, popçuların, gününü gün edenlerin yaşadığı o malum hayat tarzına çok uzaksınız. Fakat bu hayat tarzının anlatılıp gösterildiği magazin programlarını, tele voleleri falan hiç kaçırmıyorsunuz. Evet, farkında olmasanız bile, bir anlamda, siz de bu hayatın bir parçası oluyorsunuz.
Ne diyordu Sezen Aksu?
“Masum değiliz, hiç birimiz…”
ibrahim tenekeci |