Cemiyetin Dört Hastalığı
Maddenin manayı boğmaya azmettiği bir zamanda,
eğer „manevî zırhlar“dan mahrum olunursa, bedenlerin süsüne ve vücudların semizliğine zıt bir şekilde ruhların buhranlar ve hastalıklar içinde kıvranmakta olması kaçınılmazdır. Yeryüzü şu gün bedenini doyurmak için çırpınan, lakin ruhî açlık sebebiyle binbir türlü „istikamet buhranları“ yaşayan yığınla insanı barındırmakta.
Müminler de zamanın bulaşıcı ve salgın illetlerinin tesiriyle bazı manevî hastalıklarla boğuşmakta ve hastalığının teşhisinden ve tedavi usüllerinden habersiz olduğu için çaresiz bir şekilde çırpınmaktadır. Oysa başta mucizeler menbaı Kur’an ve Resül-i Ekrem (a.s.m.)’ın sünnet-i senniyyesi olmak üzere İslam irfanının zengin kaynakları bu hastalıklara karşı kullanılacak ilaçları ihtiva etmektedirler. Zamanın sakinlerinin en büyük hastalığı, esasında ilacının cahili olmaktır.
1. Hastalık: Yeis (Ümitsizlik)!
Salih amellerde ve ibadetlerde bir türlü işlediği gibi başarılı olamayan ve bu vazifelerini yerine getiremeyen insan, karşılaşacağı kabir ve cehennem azabından korkar, ümitsizliğe düşer. Tembellik, çevrenin olumsuz tesirleri gibi pek çok sebepten dolayı nefsine mağlup olup kulluk vazifelerini yerine getiremeyen, sefahat bataklığı içinde çırpınan insanların çoğu ümitsizliğe kapılır.
Bu hastalık neticede insanı küfre ve inkâra kadar götürebilir. İçinde bulunduğu halden çıkmakta iyice ümitsizleşen bir insan şüphe ve vesveselerle çabuk mağlup olur. Bu tür insanlar, dinî meselelerin zıddına veya imanı ve itikadî meseleleri inkâr etmeye sevkeden en zayıf ve küçük iddialara çok büyük ve kuvvetli deliller imiş gibi yapışmak ister. Bu hal ilerlerse „isyan bayrağını“ çeker ve İslamiyet’in dairesinden çıkar, şeytanın ordusuna katılır. Mesela: Namaz kılmakta zorlanan bir insan nefsi, namazın farz olmamasını arzu eder. Şeytan kılığındaki insan ona namazın farz olmadığı vesvesesini verirse, nefsi hemen bu çürük iddiaya yapışmak ister ve şayet bu tuzağa düşerse imanını kaybeder.
İşte „ümitsizlik“ hastalığının vahim neticesi!
Şu ayet ümitsizlik hastalığına kapılan ve amellerde muvaffak olamayanların ilacı ve nuru:
„De ki: „Ey nefisleri aleyhinde (günah işlemekte) ömürlerini israf eden kullarım!(Günahlara bulaştık diye) Allah’ın rahmetinden ümid kesmeyin! Şüphesiz ki
Allah, bütün günahları bağışlar! Doğrusu, Gafur (çok bağışlayan), Rahîm (kullarına merhamet eden) ancak O’dur!“ (Zümer, 53)
2. Hastalık: Ucb (Amellere güvenmek)!
İbadetlerde muvaffak olamayıp da ümitsizliğe düşen adam, azaptan korktuğu için kendisini kurtaracak dayanak noktaları aramaya başlar. Bakar ki, bazı iyilikleri ve hayırlı amelleri var, hemen onlara yapışır. Bu amellerin kurtulması için yeterli olacağını zanneder, rahatlar. Halbuki bu hal „ucbdur, yani amele güvenmektir, insanı küfre ve dalâlete atar. Çünkü insanın yaptığı hayırlarda, ibadetlerde ve kendisinden kaynaklanan iyiliklerde hiçbir hakkı yoktur. Kendisinin mülkü değildir ki, onlara güvenebilsin. Hayırları, salih amelleri isteyen Allah’ın rahmeti onları yaratan ve insana ihsan eden „Allah’ın kudretidir.
Insanın hayır ve hasenatta hissesi sadece kabul etmektir, dua etmektir, razı olmaktadır, talep etmektir. Hem insana hayır ve hasenat yapması için vücudu, sıhhatli, kuvveti veren ve salih amellerde bulunması için hayatı veren Cenab-ı Hakktır.
Hz. Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:
„Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: „(Ey mü’minler! Amel ve ibadetlerinizi) İtidal üzere yapın, ifrattan kaçının. Zira sizden hiç kimseyi (ateşten) ameli kurtaracak değildir. Sahabiler, „Seni de mi amelin kurtaramaz, ey Allah’ın Resulu? dediler. Aleyhisselam, „Beni de! Eğer
Allah kendi katından bir rahmet ve fazl ile benim günahlarımı bağışlamazsa, beni de amelim kurtarmaz!“ buyurdular.“
İnsan amellerine güvenmekten ve hayır-hasenatına, ibadetlerine sahiplik davasından vazgeçmelidir. Bilmelidir ki, kendisinden kendisine kusurdan başka bir şey gelmez. Kendisine ne hayır isabet etmişse, o Allah’tandır. Ne şer isabet etmişse, o Allah’tandır. Ne şer isabet etmişse, o da kendisinden ve nefsindedir. Vücud ve hayat, insana verilen emanetlerdir. Her zaman insan „Mülk Onundur! Hamd Ona mahsustur! Havl ve kuvvet Allah’dan başkasında yoktur! demeli ve ucb hastalığından kurtulmalıdır.
3. Hastalık: Gurur!
Gurur, insanın kendini tanımamasından kaynaklanır. Aczinden, fakrinden, noksanlıklarındandır gurur. Gurur ile insan maddî-manevî bütün olgunluklardan mahrum kalır. Kendisini beğenen mağrurun, doymayan mağrurun yüzü bile karanlıktır. Simasında secde izi olmayan gururlu insan her gün, her an nefsinin ayağını öpecek kadar zillet içerisindedir. Gururlu insanın başı secdeye gitse dahi ruhu dimdik ayaktadır.
Mühim olan, ruha secde ettirmektir! Gururlu insanın tek dostu kendisidir. Talebesi kendisi, hocası kendisidir. Gururlu insan putperestlerin en sefilidir! Eğer gururun yönlendirmesiyle başkalarının olgunluğuna tenezzül etmeyip kendi kemâlatını, bilgilerini kendine kâfi görürse o insan noksandır! Böyle insanlar hep başka insanların güzelliklerinden ve fikirlerinden, hem de daha mühimi, geçmişte yaşamış mübarek zatların, yani „selef-i salihînin irşadlarından da mahrum kalırlar. Gururun tek meyvesi vardır: Mahrumiyet!
4. Hastalık: Sû-i Zan!
İnsan hüsn-i zan (iyi zan) ile memur ve vazifelidir. İnsan herkesi kendisinden üstün bilmelidir. Sû-i zan, insanın kendisinde bulunan kötü ahlakı başkalarında da görmesine sebep olur. Su-i zan, mü’minler arasında olması gereken, emniyet bağlarını koparır, cemiyeti temelinden sarsar. Mü’min, başkalarının bilhassa Allah’ın sevgili kullarının bazı hareketlerinin hikmetlerini bilmiyorsa, su-i zanla onları kabahatli görmemelidir.
Hz. Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:
„Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: „Sakın zanna yer vermeyin. Zira zan, sözlerin en yalanıdır. Tecessüs etmeyin, haber kokla-mayın, rekabet etmeyin, hased-leşmeyin, birbirinize buğzetme-yin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları! Allah’ın emrettiği şekilde kardeş olun. Müslüman müslümanın kardeşidir.
Ona (ihânet etmez), zulmetmez, onu mahrum bırakmaz, onu tahkir etmez. Kişiye şer olarak, müslüman kardeşini tahkir etmesi yeterlidir. Her müslümanın malı, kanı ve ırzı diğer müslümana haramdır.
Allah sizin suretlerinize ve kalıplarınıza bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize bakar. Takva şuradadır! (Eliyle göğsünü işaret etti.) Sakın ha! Birinizin şahsı üzerine satış yapmayın. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun! Bir müslümanın, kardeşine üç günden fazla küsmesi helal olmaz! (Buhari, Nikâh 45)
Kuran’ın ahlakıyla ahlaklanmak ve sünnet-i seniyye’nin nuranî dairesine girmek, bizleri bütün manevî hastalıklardan uzak tutacaktır. Yukarıda dört çeşidini izah etmeye çalıştığımız manevî hastalıkların yegâne deva kaynakları olan Kuran ve sünnet-i seniyye düsturlarına can-ı gönülden bağlanmazsak ebedî hayatımızı kaybedebiliriz. Cenab-ı Hakk bizleri her türlü manevî hastalıktan, iman zayıflığından muhafaza eylesin! Amin!..