Başbakan Tayyip Erdoğan´a tavsiyelerim...
Belediye Başkanı iken imtihanı başarmış ve T.C´nin başbakanlık koltuğuna davet edilmiş. Etrafındakiler karma olarak diğer partilerden alınarak kendisine yamalanmış vaziyette. Bürokratlar, kurumlar ve askeriye, küflenmiş 80 senenin artıkları konumundalar. Onlar eşittir sistem, sistem eşittir kemalizm! Ve onların sözü kanundur, Başbakan ile Cumhurbaşkanı’na derslerini dikta eden üst kurumlar!
Bundan dolayı T.C´de söz sahibi koltuğuna oturan değil de, onun arkasında tetikte bekleyen kurumlarıyla birlikte kemalizmdir! Onlar istedikleri vakit koltuğun muhatabı belirlenir, tatlı canları istedikleri zaman da yerleşeni kovabilirler. Bunun tersi şimdiye kadar sözkonusu olmamıştır. Sizi o makama getirenler, gerektiği zaman yine sizi o makamdan edebilirler. Kaç kat tedbirler almışlar, saydığımız bürokratların yanında MİT, Jitem, medya...
Ve bunlarla üstesinden gelemeyecek olurlarsa, askerî darbeler yapılır! Adamlar kendi çıkarlarını ön plana aldıklarından dolayı, insan kaybının bir değeri yoktur yanlarında. Zamanı gelir başbakanlık koltuğunda oturanı alırlar ve ipe götürürler. Buna kemalizm demişler: Çetecilik ve diktatörlük ile ekmeğini kazanan düzen!
Tayyip Bey, sizler bu saydıklarımızı gün be gün yaşıyorsunuzdur. „İşin içine bir kere girdik!“ diyerek gözlerinizi yummuş ve kulaklarınızı tıkayarak ilerlediğinizi sanıyorsunuzdur. İslamî konuları gündemden düşürerek ve yanına yaklaşmaktan kaçınarak, „Hizmet ediyorum!“ zannına kapılmışsınız. Oysa askeriyenin her dediğine „Evet!“ diyerek, hizmetiniz ayrı kapıyaymış!
Başörtüsü yasağını uygulayarak, İmam-Hatip ve Kur´an kurslarının kapılarındaki kilitleri yağlayarak ve Almanya´daki müslümanları da rahatsız etmeyi hizmet olarak görüyorsanız, bu hizmetin kimlere ve hangi maksatla olduğu kendiliğinden anlaşılıyor! Yok eğer „Mecburiyet karşısında bunları yapıyorum!“ diyorsanız, sizi bu adıma zorlayan hangi nedenlerdir?
Bırakın o kölelik makamını ve kemalizmin başına çalın kırmızı koltuğu! Kendi çamurlarını kendileri temizlesinler!
„Vatan sevgisi, millete hizmet etme aşkı ve İslam dinine yararı için bunlara göz yumuyorum!“ diyorsanız, işte o zaman sizi nefsinizle hesaplaşmaya davet ediyorum. Niyyet ile fiiliyat arasında, yani teori ile pratik arasında yüzde yüzlük bir çelişki var ise, o zaman insanın kendi kendini bir kontrolden geçirmesi gerekiyor: „Ben ne yapıyorum? Kime hizmet ediyorum, icraatımdan kimler faydalanıyor? Sağ defterime mi yazılıyor, sol defterime mi?“
Vatana olan sevginin ve milletine hizmetin en iyi örneğini peygamberler sunmuştur. Böyle bir kaygınız varsa, Allah´ın resullerini kendinize örnek alın. Onların sevgisi asıl sevgidir, onların mücadelesi bu temele binaendir! Zalimlere karşı bayrak açmanın, putlara karşı kendini siper etmenin gayesi acaba hangi duyguya dayanıyordu?
Tayyip Bey, siz de halkınızı seviyorsanız, o putlara karşı tavrınızı belirlemek zorundasınız. Müslümanın tutumu İslam dininin temeline ve Tevhid lafzının özüne dayanır. „Müslümanım!“ diyeceksiniz ve putların hizmetine kendinizi adayarak, o düzeni alın terinizle ayakta tutmaya çalışacaksınız?!. Müslümanım diyeceksiniz ve başörtüsü yasağını uygulayarak, Kur´an öğretilmesini yasaklayacaksınız?!. Olacak bir iş mi, olacak bir şey mi bu?
Şu anki konuma göre Tayyip Bey’e iki yol görünüyor: Kemalizmin çöküşünü yavaşlatamayacak olursa, kısa vaadede kasetleri ortaya çıkartılır ve koltuğundan olur. Erbakan gibi bir Şubat´a imza atar ve arkasındaki torunlar kendisine lânet okur.
Eğer ekonomide başarılar gösterecek olursa ve halk ile kemalizmin arasında bir kö
prü kurma konumuna gelirse... İşte bu durumda sonucu daha feci olur. Kö
prünün son taşı örülür örülmez, aşağıya doğru bir ip bırakılır ve ucunda başbakanlığına aldanan Tayyip Bey görünür. Kemalizm biraz daha nefes alırken, Tayyip Erdoğan son nefesine imzasını atmış olur!
Acıklı bir sonuç, ne müslümanlara yaranmış olur, ne de kemalist dinsizlerine! Tayyip Bey’e bu durumda tavsiyem, yakın tarihten ders çıkarması dileğiyle, boğazınıza takılan ipi kendisinin çekmemesidir!