Üyelik tarihi: 31.08.2002
Teşekkür etti: 11
96 Teşekkür 49 Mesaja aldı
|
Terörün hedefi
Terörün hedefi, topluma yeni ‘kurtarıcılar’ı kabullendirtmek!
Ülkemiz, nisbeten huzurlu ve geleceğe daha bir umutlu ve ülkeyi yeniden imar etmenin heyecanı içinde, yeni bir Ramazan Bayramı’na hazırlanırken, geçen hafta, İstanbul’da, 5’i yahudi, 20’si müslüman 25 insanın ölümüne vesile olan ve iki sinagog yakınında cereyan etmesi hasebiyle, dünyanın dikkatini daha bir çeken iki büyük patlama, kulağımıza karsuyu kaçırmaya yetmişti..
Ve dün sabah, İstanbul’da meydana gelen iki büyük patlamada ortaya çıkan korkunç tablo ise, sosyal dengeleri alt-üst etmeye vesile olacak büyük bir buhranın eşiğine taşıdı ülkemizi..
Terör’ün asıl hedefi, bir toplumu yılgınlığa sürükleyerek, karşı koyma gücünü, direncini yokederek, ortaya bir kaos çıkmasını temin etmek olmalı.. Çünkü, böyle bir kaç terör eylemi ile iktidara gelen terör grupları pek görülmüş değildir; ama, oluşan keşmekeş içinde; birileri, memleketi kurtarmak adına, sahneye kurtarıcı olarak fırlamak için fırsat kollarlar; yani, güreşi tutanla parsayı toplayanlar çok kez, farklı olurlar.. Önce, güvensizlik ortamı oluştur; sonra da, kurtarıcı olarak sahneye çık!.. Ne güzel bir şeytanî entrika değil mi?.
12 Eylûl 1980 öncesi, Türkiye’nin bizzat darbe yapmaya karar vermiş bir takım generaller tarafından, adım adım nasıl bir noktaya sürüklendiğinin itirafları, bizzat Ken’an Evren’in hatıralarındadır.. Nitekim, zamanın başbakanı Demirel; daha sonraları, Ken’an Evren’e ‘Sen Genel Kurmay Başkanı mıydın, Antalya’da Tapu Müdürü mü? 12 Eylûl’den önce, elinizdeki bütün kanunî imkanlar bulunduğu halde, niye seyirci kaldınız da, 12 Eylûl’den sonra, terör ve anarşi, bıçakla kesilir gibi bir anda kesildi?’ diye sormaktan kendisini alamıyordu.. Yani, toplumun bazı güç odaklarının korkuları tahrik edilip, toplumun idare ve iradesine elkonulmuş, toplum esir alınmıştır, kuvvetli silahların sahiblerince.. Hatta o zamanın 2. Ordu Kom. Org. Bedreddin Demirel’in, ‘Askerî darbe için bir sene önceden karar vermiştik, ama, hadiseler istediğimiz seviyede olmadığından, bir yıl beklemek zorunda kaldık..’ şeklindeki itirafları da unutulmamalıdır.
Giderek tırmanan son hadiselere bakıp, ‘Bu gün yapılmak istenen de, bu mu?’ demekten insan kendisini alamıyor.. Çünkü, başta C. Başkanlığı olmak üzere, YÖK, Yargıtay, Üniversiteler ve daha başka laik güç odaklarının toplumu germe çaba ve tertiblerinin Hükûmet tarafından etkisiz hale getirilmesi karşısında, yeni tertiblerin devreye sokulması niçin gerekli görülmüş olmasın..
Ki, 12 Eylûl öncesinde içerdeki laik kemalistler, anarşi ve terör dalgasını, kendi iktidarlarını halkın kabul edebileceği, ve kendilerini ‘kurtarıcı’ olarak selâmlamaya hazır ve hasret hale gelebileceği şekilde bu şekilde tanzim ederlerken; dış güçler de ayrı bir entrikalar içindeydiler.. Çünkü, o zaman, İran’da da, Şahlık rejimini devirip, Amerikan emperyalizmine büyük problem oluşturan ve İslam İnkılabı Hareketi’nin oluşturduğu körpe ‘İslam Cumhuriyeti’ nizamının yere serilmesi için, Irak diktatörü Saddam’ın İran’daki bu yeni rejime saldırtılmasının planları yapılıyor ve böyle bir savaş ânında, NATO’nun bu buhran gölgesine komşu ülke olan Türkiye’nin daha emîn, güvenilir ellerde olması gerekiyordu.. Nitekim, 12 Eylûl Darbesi olduğunda, zamanın NATO Başkomutanı Gen. Alexander Haig, zamanın Amerikan Başkanı Carter’a, darbe haberini, ‘Bizim çocuklar (Our boys) başarılı oldular..’ diye bildiriyordu..
Şimdi, AK Parti Hükûmeti’nden içerde rahatsız olanların kimler olduğu belli..
Ortadoğu’yla, İslam dünyasına yeni bir düzen getirmek isteyen emperyalist güçlerin çaba ve hedefleri de açık..
O zaman, içerdeki emperyalist uzantılarının, laiklerin hedefleriyle, dışardaki güçlerin hedefleri arasındaki paralellik niçin daha bir pekişmesin?
Nitekim, dün sabah, İstanbul’daki patlamaların hemen ardından, İngiliz Başbakanı Blair, yaptığı konuşmada, ‘Dünyayı ayırmak istiyorlar, müslümanlar hristiyanlar diye.. Biz, müslümanlarda ayrı olmadığımızı göstermek için Irak’tayız!’ diyordu, Bush’la birlikte yaptığı açıklamada..
konuşurken.. Bush ise, ‘Biz Irak’ta kaatil olarak bulunmuyoruz; Afganistan’ın, Irak’ın özgürleşmesi için oralardayız ve işimizi bitirinceye kadar da oralarda kalacağız..’ diyordu..
Bizdeki laik medya ise, patlamanın hemen ardından; bir taraftan, toplumu bilgilendirmek adına, parça parça olmuş insanları saatlerce ekranlara taşıyıp, bir sosyal yılgınlık elde etmeye çalışırken; diğer taraftan da, tıpkı Bush ve Blair gibi, ‘El-Kaide terörü’nü ve içerdeki bir takım İslamî eğilimli grupların adlarını sözkonusu etmeye başlayıvermişlerdi..
Müslüman halkımız, sahiden de, bu oyuna yine gelecek mi?
*Selahaddin Eş Çakırgil
21 Kasım 2003
__________________
" M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . "
|