| Müslümanlar el ele ,Filistin icin!
Üyelik tarihi: 22.08.2003 Teşekkür etti: 41
84 Teşekkür 51 Mesaja aldı
| Yetım Ve Mazlum Çocuklarin Feryadi YETİM VE MAZLUM ÇOCUKLARIN FERYADI
Bizler yeryüzü coğrafyasında nerede açlık, nerede susuzluk, nerede soğuk, nerede kan, nerede bomba sesleri, nerede sürgün, nerede zindan, nerede işkence, nerede zulüm varsa orada yaşayan çocuklarız. Yani biz müslüman çocuklarıyız! Bizler bu ümmetin mazlum, mustaz’af çocuklarıyız! Biz bu ümmetin gözü yaşlı yetimleriyiz! Yasin´iz, Ammar´ız, Abbas´ız, İştihad´ız, Sena´yız, Ali´yiz, Mehmed´iz! Ancak hepimiz müslümanız, müslüman çocuklarıyız!
Kimimizin annesi yok, kimimizin babası yok! Bir çoğumuzun ise annesi de yok, babası da yok! Kâh bir Amerikan askeri, kâh bir İsrail askeri, kâh bir Rus askeri, bazen de onların yerli işbirlikçisi müslüman (!) askeri alıp götürüyor babalarımızı. Bir bilinmeyene, bir meçhule... Bir daha hiç dönmemek üzere! Bizlere sadece „Babacığım! Babacığım! diye çığlık atmak düşüyor. Gözümüzün yaşına bakmıyor kâfir askerleri bizleri anamızdan, babamızdan, abilerimizden ayırırken!
Zaten kâfir askerlerinin bize acımasını da beklemiyoruz. Müslümanlar bize acımazken, onlar nasıl acısın ki? Belki bu sözlerimiz size dokunabilir. Ama öyle değil mi? Kaçımızın karnını doyurdunuz? Kaçımızın gözyaşını sildiniz? Bebe olanlarımızın hangisine süt, mama gönderdiniz? Bitmeyen, bitmeyecek bu savaşların enkazından sakat olarak kurtulmuş hangi birimizin tedavisini üstlendiniz? Ecza dolaplarındaki yığınla ilaçtan bir kutusunu da mı kıyıp gönderemediniz bizlere, biz ümmetin mazlum, mustaz’af çocuklarına?..
Savaşın ortasında doğmayı biz seçmedik. Iraklı olmak, Filistinli olmak, Afganlı olmak, Çeçenli olmak bizim kendi tercihimiz değildi. Buna rağmen biz savaşın gözü yaşlı çocuklarıyız. Bizim en iyilerimiz ise şehid oldular!
Bizler, biz savaşın çocukları, lânetlenmiş yahudinin hayvanlara bile reva görülmeyecek bir şekilde gözümüzün önünde götürdüğü babalarımızı sayıklarken, siz her sabah çocuklarınızı öperek işe gidiyorsunuz öyle mi? Hem de akşam eve döneceğiniz bildiğiniz halde. Üstelik de elinizdeki şeker ve çikolatalarla... Onlarla oynayıp güreş mi yapıyorsunuz? Hiç mi bizi anımsamıyorsunuz? Sizler değil misiniz „Mescid-i Aksa esir iken ben nasıl gülerim? diyen Selahaddin-i Eyyûbi´nin torunları olduğunu söyleyen?
Mescid-i Aksa esir... Kudüs esir… Hz. Hüseyin´in kanıyla sulanan Kerbela esir… Hz. Ali´nin mübarek kabrinin bulunduğu Necef esir… İmam-ı Azam´ın diyarı Bağdat esir… Çeçenistan esir… Müslümanlar esir… Müslüman çocuklar esir… Gökler ağlıyor ümmetin bu haline… Toprak ağlıyor ümmetin bu yetim çocuklarına! Dağlar taşlar ağlıyor, nebatat ağlıyor! Mescid-i Aksa ağlıyor! Mescid-i Haram ağlıyor! Mescid-i Nebevî ağlıyor! Ümmetin yetimleri ağlıyor! Onlar ağlarken siz gülebiliyor musunuz?
Ya siz anneler! Çocuklarınız yanınızda mışıl mışıl uyurken ne kadar rahatsınız değil mi? Filistin´de çocuk olmak, Irak´ta çocuk olmak, Çeçenistan´da çocuk olmak, Eritre´de, Moro´da, Keşmir´de, Afganistan´da çocuk olmak nedir bilir misiniz? Düşündünüz mü Kudüs´lü Yasir´i, Bağdat´lı Ali Abbas´ı, Kabil´li Sıbgatullah´ı, Türkiye´li Ahmed´i? Üşüyorlar mı?.. Karınları aç mı? Sıcak bir yatakları var mı?.. Sırtını soğuktan koruyacak bir kazağı, ayağını kardan, çamurdan koruyacak ayakkabısı var mı? Sizler yavrularınızı kucaklarken, bizleri gecenin soğuğu kucaklayıp, bağrına basıyor!
Sizler, „Aman yavrum uyanmasın!“ diye ayaklarınızı korka korka yere basarken, biz savaşın çocukları bomba seslerinin gürültüsünden, dehşetinden gözümüze uyku giriyor mu ki? Gökten yağmur değil, gülleler yağıyor, bombalar yağıyor, şarapnal parçaları yağıyor!..
Sizler okula gönderdiğiniz çocuklarınıza beslenme hazırlığı yaparken, bizim annelerimiz sapanla, sapan taşını koyuyor çantalarımıza ve ceplerimize.
Çünkü her an üzerimize bir namlu doğrultulabilir. „Onların gelişmiş silahlarına karşı, siz sapan taşıyla ne yapabilirsiniz ki?“ diyorsunuz belki de. Kâbe´yi yıkmaya gelen Ebrehe´nin ordusunu darmadağın, yanmış ekin gibi yapan Ebabil kuşlarının taşıdığı da küçük taşlar değil miydi? Tıpkı bizim sapan taşları gibi! Bir gün, bizim o küçücük taşlarımız da lanetli kavmin soyunu kazıyacak! Ve onlar arkasına saklanacakları bir ağaç arayacak, ama ağaçlar da bize, onların yerlerini haber verecek. Çünkü biz Kur´an´ın bahsettiği Muhammed (s.a.v.) ordusuyuz!
Filistinli çocuk yahudilerin namluları altında okuluna giderken, Bağdatlı, Afganlı çocuk Amerikan bombardımanı altında iken, Çeçenli çocuk Moskof mezalimi altında inliyorken yavrularınıza sarılıp, onları koklayıp öpebiliyor musunuz? İçiniz hiç sızlamıyor mu?
Bayram geliyor! Çocuklarınıza yeni elbiseler alırken, bizim ayakkabımızın, çorabımızın, montumuzun, eldivenimizin olmadığını unutmayın! Soğuktan içimizin titrediğinden haberiniz olsun! Bizler aç olduğumuz, bir taş sıcak çorbaya muhtaç olduğumuz, çoğumuz yalınayak, sırtı çıplak bir vaziyette iken, bizim yaralarımıza bir nebze de olsa merhem olmadığınız halde neyin bayramını kutlayacaksınız? Gazze´li İştihad şehadetle evlenirken, Basra´lı minik yavrunun kundağı kefen olurken, Anadolu´daki çocuklar açlık ve sefaletle pençeleşirken siz bayram mı yapacaksınız?
Siz çocuklarınıza sabun kokulu, tertemiz giysileri giydirirken, bizim elbiselerimiz, kan kokacak, zulüm kokacak! Renkleri ise kızıla bürünmüş olacak... Lânetlenmiş yahudi ve büyük şeytan Amerika doymuyor müslüman kanına! İçiyor, içiyor, yine içiyor! Emiyor kanlarımızı! Sanki bir vampir gibi!..
Bizlere yapılan bu vahşete birazcık insaf sahibi Avrupalı´lar bile „Dur!“ derken siz ne dersiniz? İngiliz İşçi Partisi Başkan Yardımcısı „Gelecek yüzyılın köleleri, zayıf halkları olmak istemiyorsanız, ayağa kalkın ey müslümanlar!“ derken hiç mi utanmıyorsunuz?
„Müslümanlar ancak kardeştir!“ diyor yüce Kitab’ımız. Bizler sizin kardeşleriniz değil miyiz? Kardeşlerinizin çocukları değil miyiz? Amcalar, teyzeler, halalar, dayılar! Çocuklarınız aç iken, çockuklarınız işkence altında iken, çocuklarınız kışta kıyamette üşürken uyuyabilir misiniz? Rahat edebilir misiniz? Onların karnını doyurmaz mısınız?
Öyle ise ne duruyorsunuz?
Eğer, „Evet, bizler elbette kardeşiz; Sizler de bizim çocuklarımız, kardeşlerimizin çocuklarısınız!“ diyorsanız, haydi ne duruyorsunuz? Filistinli, Iraklı, Çeçenyalı, Türkiyeli, Keşmirli, Afganlı, bu ümmetin yetim, mazlum, mustaz’af çocukları sizlerin, siz değerli büyüklerimizin yardımlarınızı bekliyoruz. Ne olur? Ne olur hiç değilse şu rahmet ayı Ramazan´da ve arkasından gelen Ramazan bayramında bizi unutmayın olur mu? Kulaklarımızda Rabb´imizin şu ayeti çınlasın: „Rabb´imiz! Bizi halkı zalim olan bu beldeden kurtar! Bize katından bir yardımcı gönder diyen kadın-erkek, çocuk mustaz’aflar uğrunda niçin savaşmıyorsunuz?“ (Nisa, 75)
__________________ Particilik, Müslümanlari Parti Parti bölmekdedir! Hepiniz birden Allah'ın ipine (İslâm'a) sarılın, asla ayrılmayın, (Âli İmrân, 3/103)
Konu Salah ad-Din tarafından (13.12.2003 Saat 06:28 ) değiştirilmiştir..
|