O Mescid-i Dırar’dır Hakim Bey
Laik mahkemelerimizin birinden yine dini konuda içtihatlar çıktı. Bunun örneğine geçmişte de rastlamıştık. Bu tür uygulamalar Türkiye’de laikliğin gerçekten olmadığını açıkça ortaya koyuyor.
Din karşısında tarafsız durması gereken devlet denen kurum bizde buna sadık davranamıyor. Maalesef Türkiye’nin böyle bir terbiyesi, böyle bir alışkanlığı yok. Devlet kendi gücünü sürekli İslâm karşıtlığından yana kullanıyor.
1980 ihtilalini yapanlar devlet kurumlarında kılık kıyafet düzenlemesinin nasıl olabileceğine kafa yorarken Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan görüş istemişlerdi. Başörtüsünün Kur’an’daki tartışmasız konumu bu istekle birlikte laik bir ülkenin din teşkilatı tarafından da vurgulanmıştı.
Edirne İdare Mahkemesi başörtüsünden dolayı müslüman kızların eğitimine getirilen kısıtlamanın yasal bir dayanağının olmadığına hükmetmiş, kararında Diyanet’in görüşüne de yer vermişti.
İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, Edirne İdare Mahkemesi’nin bu kararını bozdu. Bozma gerekçesi çok ilginçti: “Laik bir devlette din referans olarak gösterilemez. Oysa mahkeme kararında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görüşüne itibar etmiştir.” Görüldüğü gibi, üst mahkeme diğerinin kararını “din ile irtibatlandırılmış” diye laiklik ilkesine aykırı görüp iptal ediyor.
Oysa bu karardan daha sonra bizzat Yargıtay, verdiği kararda dini referans olarak almakta sakınca görmedi. R. Tayyip Erdoğan’a verilen cezanın gerekçesinde 8. Daire aynen şu görüşe yer vermişti: “ “O’nun (Erdoğan’ın) bu tutumu Kur’an-ı Kerim’in Hucurat Suresi’nde belirtilen -Müslümanlardan iki topluluk karşı karşıya gelirse onların aralarını güzellikle bulun- hükmüyle de uyuşmamaktadır.”
Dün bir gazetede yer alan haber doğruysa yine mahkemelerimizden birisi din adına önemli bir içtihatta bulunmuş. Mahkeme kararına göre İslâm’da caminin yeri yokmuş. Açıklamada dinin kaynağının
Allah olduğu, evrenin de Allah’ın mülkü olduğu vurgulanıyor ve “Kul evrenin her yerinde ibadet yapabilir..” deniyor. Bu kararı verenlere “sizce icat ettiğiniz kamusal alan da bu mülke dahil mi” diye sormak gerekiyor.
Mahkeme kararı çok çarpıtılmış bir iddiayı da içeriyor. İslâm’da caminin olmadığı iddiası, “Kendi döneminde yapılan bir mescit bizzat peygamber tarafından yıkılmıştır” sözleriyle pekiştirilmek istenmiş. Bahsedilen mescit belli ki Kur’an’da zikredilen Mescid-i Dirar. Laik hukuk sisteminde din adına böylesine pervasız karar verenler acaba Mescid-i Dırar’ın konumunu ve neden yıkıldığını öğrenme gereği duymazlar mı? Veya bunu bildikleri halde çok daha başka amaçlar için mi bu tür kararların altına imza atarlar?
*Milli Gazete Yorum