| Müslümanlar Üzerine Müslümanlar Üzerine İki Grup Müslüman
Günümüzde Müslümanları çeşitli adlarla kategorize etmek mümkündür. En önemli ayırımı şöyle yapabiliriz; İslam’ı sadece amelden ibaret gören Müslümanlarla, İslam’ı hayata hakim kılmak için mutlaka kendi devletlerini talep eden Müslümanlar.
İslam’ı sadece amelden ibaret gören Müslümanların ibadet özgürlükleri olduğu müddetçe kendilerine göre bir sorunları yoktur. Bu kısım Müslümanlar sadece ibadet hakları ellerinden alındığında rahatsızlık duyarlar ve bu olumsuzluğun giderilmesi için ister kendilerinden ister kendilerinden olmayan güçlerle işbirliğine girerek çare ararlar. Bu arada kendilerine başkalarının çabaları ile bir İslami Devlet sunulacak olsa, buna da itiraz etmeyecekleri intibaını verirler.
Asıl kargaşa kendi devletlerini talep eden Müslümanlar arasında yaşanmaktadır. En mülayiminden en sert metotlara kadar bir sürü gruplara bölünmüş bu tip Müslümanların tek ortak yönleri hedefleridir . Gruplaşma o boyuta ulaşmıştır ki; metotları bile aynı olanlar arasında yine bir bölünmüşlük vardır. Bu parçalanmışlık İslamı ibadetten ibaret gören Müslümanların kendilerini haklı görmelerine sebep olmaktadır. Oysa İslami develet için çaba sarf eden Müslümanların ilk yapmaları gereken; İslamı ibadetten ibaret gören Müslümanları bu gayretlerin içine çekebilmektir. Bu gün bu kargaşa bunu mümkün kılmamaktadır. Bu yüzden İslami Devlet hedefi olan Müslümanlar sadece birbirleri ile cebelleşmek gibi kısır bir döngü içindeler. İhtilafın Ana Sebebi
İslami Devlet talebi olan Müslümanların tek ortak yönleri hedefleridir demiştik. Yani bütün grupların ortak hedefi İslami Devlet’tir. Fakat bu da sadece ismen ortak bir hedeftir.
Çünkü “İslami Devlet” tanımının içini her grup ayrı doldurmaktadır. Bu iş için ne kadar mücadele eden grup varsa o kadar “İslami Devlet” tarifi ortaya çıkmaktadır. Hatta bazen yol ile, varılacak yer karıştırılmakta, bazen de yolların cazibesi Müslümanlara varılacak yeri unutturmaktadır. Müslümanlar ve Kanunlar
Anayasa Kur’an, şeriat İslam gibi tabirler; bu tabirleri her fırsatta kullananlar tarafından bile, üzerine beş cümleden fazla söz söylenemeyen sloganlar haline dönüşmüştür. Kur’an devletlere anayasa olarak mı? indirilmiştir. Veya Kur’an’a muhalif maddeler içermeyen bir anayasaya; Kur’an’ın kendisi olmadığı için, İslam dışı denebilir mi? Ayrıca son Osmanlı şeriatı mecellede o zamanki Müslümanların kendi İslami mülahazaları yok mudur? Sonuç
İslam’ı yaşama ve yayma gayretleri sadece “İslami Devlet” mücadelesi ile sınırlı değildir. Cemaatlerin kamil insan yetiştirme gayretleri bu mücadelede en önemli rolü üstlenmektedir. Bu gün güncel hadiseler karşısında takınılan farklı tavırlar “Kamil İnsan” yetiştirmenin bereketini yok edemeyecektir.
Bütün bunlar aşılamayacak meseleler değildir. Ama İslami bir ortamın önce kendimize lazım olduğunu, başkaları için İslami bir ortam oluşturma gayretinde iken kendimizin de kamil bir Müslüman olması için çaba sarf etmemiz gerektiğini, kurtulacak olanın İslam değil kendimiz olduğunu idrak etmeliyiz.
Gruplar ne kadar uç noktalarda olursa olsun, bir birlerine buğz etmemeli, metot olarak kendisi gibi düşünmeyenler tekfir edilmemeli, hedefin bir oluşu unutulmayarak müşfik olunmalıdır. Not: Bu tahlil Türkiye içindir. Bu yazı için başka hiç bir ülke veya oluşum kast edilerek yorum yapılmasın.
__________________ " M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . " |