İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 07.03.2004, 19:34
 
Morpheus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.10.2003
Mesajlar: 399
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Tele-Hapishane

Tele-Hapishane

SAVAŞ BARIŞTIR
ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR
BİLGİSİZLİK KUVVETTİR...

VE BÜYÜK BİRADERİN GÖZÜ SENDE ...


George Orwell’ın 1984 adlı romanı nın bir çok yerinde geçer bu dizeler. Bunlar, Okyanusya’yı yöneten partinin sloganlarıdır . Ve Okyanusya’da büyük biraderin gözü her yerdedir. Orwell’ın 1984 adlı romanı hakkında bir çok yazı yazıldı, eleştiri yapıldı. Günümüzde yaşananlarla bağlantıları, benzer yanları saptandı. Orwell’ın gelecek görgüsüne övgüler düzüldü...

Bu yazının "1984"den alıntılarla başlamasının nedeni ise, kitap hakkında yapılacak eleştiriler değil. Roman sayfalarında oldukça iyi betimlenen big brother’ ın, korkunç gerçekliği ve onlarca kolu ile hayatımızda ki yıllardır reddedilen, sinsi varlığıdır. Okyanusya’da bilmek ve düşünmek dünyanın en büyük suçuydu...

Henüz düşüncelerimiz okunamıyor. Aklımızdan geçenler yüzünden suçlanmıyoruz. Ancak iletişim kanalları yoluyla açıkladığımız düşüncelerimiz , her an big brother’ın kepçe kulaklarına yakalanabilir. Aman dikkat!!!

Sivil halkı da denetimi içine alan bu büyük istihbarat mekanizmanın tarihsel süreç içindeki gelişimi nasıl oldu? Bu sistemin temelleri 2. Dünya Savaşına dek uzanmaktadır. İkinci Dünya Savaşında Nazi Almanyasına karşı ittifak yapan Amerika ve İngiltere bu işbirliğini istihbarat alanında da sürdürdüler. Alman şifre sistemiEnigma’nın şifresini çözen İngiliz ekip şifreyi Amerika’ya verdi. Japon askeri şifre sistemini çözen Amerikalılar ise şifreyi İngilizlere verdiler. Bu yolla, düşmanların radyo haberleşmeleri dinlendi ve gizli mesajlar çözüldü.

Savaşın bitimiyle 1947 yılında İngiltere ve Amerika arasında UKASA anlaşması imzalandı. Böylece Echelon sistemi oluşturulmuş , savaş sırasında başlamış olan işbirliği, resmi bir anlaşmaya dönüşmüş oldu. Daha sonra İngiliz uluslar topluluğuna üye Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda da elektronik istihbarat birliğine katıldı. Zaman içinde Batı Almanya, Danimarka , Norveç ve Türkiye'de UKASA sistemine üçüncü ülkeler olarak eklendiler.

Yıllarca reddedilen bu sistemin varlığı ilk olarak1960 yılında, Rusya’ya iltica etmiş NASA görevlileri tarafından açıklanmıştı. Bernon Mıtchell ve William Martin NSA’nın (Ulusal Güvenlik Dairesi) 2000 dinleme istasyonu ile , 40 ülkeyi dinlediğini açıklamışlardı. Yıl 1960. Aradan 42sene geçmiş. Bu günkü istihbarat ağının büyüklüğünü düşünmek zor olmasa gerek.

Echelon’un varlığı yıllarca tartışıldı. 1993 yılında BBC’de bir Echelon belgeseli yayınlanmasına, İngiltere de bulunan ve Echelon'un kalbi olarak anılan dev bir tesisten söz edilmesine rağmen, varlığı hala inkar ediliyordu. Ta ki 23. Mayıs 1999 tarihinde Avustralya Canbera'daki Savunma Sinyalleri Müdürlüğü başkanı Martin Brady bir açıklama yapana kadar. Brady Avustralya’nın Echelon sistemini işleten ülkelerden olduğunu kabul ediyordu.


Varlığının temelleri 2. Dünya Savaşına dek uzanan,resmi olarak ise varlığı ancak 1999'da kabullenilen bu sistem ne işe yarıyor?

UKASA anlaşması İngiltere’nin savaş sırasında kullandığı telsiz dinleme istasyonlarını, ABD’nin kurduğu binlerce dinleme istasyonunu, Yeni Zelanda, Kanada ve Avustralya’nın Pasifik’teki istasyonlarını biraraya getirdi. Bunların yanı sıra müttefik ülkelerde bir çok yeni istasyon açıldı. Amaç Sovyetlerin haberleşmesini izlemekti.

*1960’lı yılların ortalarında bir çok istasyona yerleştirilen 500 metre genişliğinde FLR-9 diye tanınan dev dizgeler, her yüksek frekanslı radyo sinyalini hangi açıdan gelirse gelsin zaptedebildiği gibi, sinyalin çıkış yerini de anında belirleyebiliyordu. Bu antenlerin ilk örnekleri İngiltere, İtalya, Filipinler, Japonya ve Türkiye ’de bulunuyordu.

*1970’ler ile haberleşmelerdeki hedef kelimeleri tarayabilen bir filtre sistemi kullanılmaya başlandı. 70’lerde yaşanan tek gelişme bu değildi; artık dost ülkelerin diplomatik, sivil ve ticari haberleşmeleri de istihbarat hedefleri arasına girmişti. Birçok Amerikalı izlenmeye başlanmıştı.

*1980’ler ile bilgisayarları da kapsayan yeni bir sistem geliştirildi. Artık online olarak da izleniyorduk. Bu sistem ile her gün trilyonlarca Byte hacminde yazılı arşiv taranabiliyor, on binlerce online kullanıcı ile temas kurulabiliyor, milyar Byte mertebesinde veri içinden hedef bilgiler ayıklanabiliyordu.

'Global bir network sistemi' olarak tanımlanan Echelon telefonların yanı sıra teleks, faks ve internette 'hedef sözcükleri' tarayabiliyor. Milyonlarca mesaj arasından aranan sözcüklerin kullanıldığı elektronik mesajları tespit edebiliyor. Echelon sözlüğünde bulunan hedef sözcükleri tarayan bilgisayarlar, aynı anda gelen mesajları sıraya koyarak taramayı sürdürebiliyor. Üye ülkeler (ve hatta üye olmayanlar) içinde gerçekleşen bütün telefon görüşmeleri , sisteme bağlı "filtre" bilgisayarların içinden geçiriliyor. Bu, bütünüyle otomatik bir işlem. Her an, yüz binlerce telefon görüşmesinin ses kayıtları, Echelon’un "trol ağları"na yakalanıyor yani. Burada, benzeri görülmedik bir hassasiyete sahip "speech recognition" , yani "ses tanıma" yazılımları otomatik olarak devreye giriyor. Söylenen bütün cümleler, bütün sözcükler, hızla taranarak dijital ortama "metin" biçiminde aktarılıyor. Ardından, sistem içinde "Dictionary" olarak adlandırılan dev bilgi bankaları giriyor devreye. Bu bilgisayarlarda, istihbarat örgütlerinin kripto uzmanlarınca uzun araştırmalardan sonra belirlenmiş, her dilden, yüz binlerce "anahtar sözcük" depolanmış durumda . Bunların neyin anahtarı olduğunu söylemeye gerek var mı? Politik içerik taşıdığı ya da "suç"la ilişkili olabileceği varsayılan her sözcük, "Dictionary"lerde hazır ve nazır. Oluşturulan metinler, sözcük sözcük taranarak içlerinde "anahtar sözcük" olup olmadığı sınanıyor. Eğer bir ya da birkaçına rastlanırsa, bilgisayarlar otomatik olarak o görüşmeyi hem ses (analog) hem de metin (sayısal) olarak dosyalayıveriyor hemen! Ardından, bir başka "süzgeç" işlemeye başlıyor: Görüşmeyi kim yapmış? Intelsat uydularıyla birbirine bağlı echelon bilgi ağı, görüşmenin yapıldığı ülkenin kayıtlarına ulaşarak o insanların kimliklerini belirleyip, açılan dosyaya bu "yeni bilgileri" ekliyor.

Genel elektronik istihbaratın bir parçası da IMINT ( görüntü istihbaratı). IMINT, fotoğraf uydularıyla resim çekerek ve radar uydularıyla karaları, denizleri tarayarak dünya ölçeğinde gerçekleştirilen bir casusluk sistemi. Bu görevi yürüten Ulusal İstihbarat Ofisi ( NRO) Amerikan gizli servisleri içinde en küçüğü. 2000 kadar görevli uyduları yörüngelerinde tutmak ve yönlendirmekle sorumlu.


Küresel düzen Ortadoğu’dan kuruluyor. Dünyanın en büyük ikinci petrol rezervi için Mobil-Exxon, Shell, BP, ChevronTexaco şirketleri şerefine düzenlenen bu operasyonda, kadehlere arap çocukların kanı dolduruluyor. Bu operasyonla, toprağın kanı olan petrolün paylaşımından çok daha fazlası hedefleniyor.

Küresel imparatorluğun iktidarını tesis etme ihalesi, petrol müzayedesinin tam ortasında açılıyor. Dünyanın efendileri, küreselleşme dedikleri sürecin yüzündeki sırıtkan maskeyi indiriyor. Sunuculuğunu Clinton’ın yaptığı “iletişiyoruz, kaynaşıyoruz, refahlıyoruz, ferahlıyoruz” masallarının yerini, gerçeğin bunaltıcı kabusu alıyor. Sırıtkan maskenin dişleri uzuyor, dudaklarının arasından sızıyor içtiği kan. Programın bu bölümünde sunuculuğu ebleh oğul Bush yapıyor. Artık, küresel imparatorluğu kafalara kazımanın ötesine geçmek gerek. Ötesine geçiyorlar. ABD, küresel imparatorluğu tesis ihalesini kapmaya oynuyor. Alman-Fransız konsorsiyumunun ve Çin-Rusya flörtünün çelmelerine rağmen, ABD, gücünü yitirmediğini ispatlamaya uğraşıyor.

Bağdat’ta bir Pazar yerine atılan iki ABD füzesi en az 36 insanın canını alıyor. Bu olay üzerine İngiliz ve ABD hükümet sözcülerinin yaptığı açıklamalar, ne denli vahşi bir düşmanla karşı karşıya olduğumuzun göstergesi. Dünyanın kanını emen bu zorbalar, gerekirse sivilleri öldürmekten çekinmeyeceklerini açıklıyorlar. Uygarlık masalı buraya kadar . Bu kimin savaşı? Biz bu savaşın neresindeyiz? Masallar diyarından gelen fotoğraflar ve televizyon görüntüleri ne kadar uzağımızda çekiliyor? Ve protesto etmekten başka bir şansımız yok mu?

Bu bizim savaşımız. Bush’un ya da Saddam’ın yanında olduğumuz için değil. Ki ABD’ye karşı olmak, Saddam diktatörlüğüne sessiz kalmak anlamına gelmiyor. Bu bizim savaşımız; çünkü küresel iktidar, yoksul emekçilerin ceset tepeleri üzerine dikiyor rezil bayrağını. Küresel köyün başıbozuk yerel güç odaklarını dize getirmek de pazar yerlerine atılan füzelerle sağlanıyor. Bu bizim savaşımız. Bugün Irak halkı füzelerin hedef tahtasına oturtulurken, yarın İran halkı olacak namlu ucunda. Sonra Venezuella, Kore, Küba ve kimbilir başka hangi halklar…

Bugün protesto ediyoruz savaşı. Bize açılmamış gibi. Bir tarafı değilmişiz gibi. Çünkü füzeler masal diyarında bir yerleri vuruyor. Bunun bize karşı açılmış bir savaş olduğunu anladığımızda, protesto etmenin yetersizliğini de daha iyi anlayacağız. Ve herhalde o zaman, savaş karşıtı bildirilere “her türden savaşa karşı olmak” gibi saçmalıkları sokuşturmaya çalışanlar da olmayacak. Küresel iktidarın kuruluş savaşına karşı, yerküre ezilenlerinin özgürlük savaşı!
__________________
meseldir sözümün onda dokuzu
eski ustalardan onda yedisi
bir yudum su kadar gündelik sözler
Gök'ün uyumundan gelir büyüsü
Morpheus isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 09.03.2004, 17:38
 
Morpheus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.10.2003
Mesajlar: 399
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
SİM kartlı hayat

Cep telefonlarımızdaki küçük çipleri yakında sadece konuşmak için değil, kapılarımızı açmak, hesap ödemek için kullanacağız


08/03/2004

Cep telefonu kullanıcı sayısı 1 milyarı aştı. Ulaşılan noktaya zaman çerçevesinden bakıldığı zaman kablolu telefonların 100 yılda ulaştığı kullanıcı sayısına mobil telefonların sadece 12 yılda ulaştığı görünüyor. Mobil iletişim sektörü şimdiden ikinci 1 milyarlık dilim için hedef ve planlarını ortaya koymaya başladı. Cep telefonları da 12 yıl içinde oldukça gelişti. Ancak sektörün tüm aksi çabalarına rağmen onları en çok kullanma sebebimiz konuşmak.

İki hafta önceki Dünya GSM Kongresi'nde tartışılan konu başlıklarından birisi de SİM tabanlı güvenlik sistemleri oldu. Her aboneyi ayrı ayrı belirleyen SİM kart, kişiye özel bir sistem kullandığı için pekâlâ anahtar, kredi kartı veya benzeri kişisel şifreleme ve onaylama amacıyla da kullanılabiliyor. Böylece evinizin kapısını açmak için kendi SİM kartınızın takılı olduğu bir telefona bir şifre girmeniz yeterli. Üstelik bluetooth veya kızılötesi gibi kablosuz protokollerle bunu kısa mesaj ya da benzeri 'ücretli' ara yollar olmadan çözmek mümkün. Bugün Türkiye'de de büyük şehirlerde görünmeye başlayan kısa mesaj tabanlı yiyecek/içecek otomatlarının da SİM hizmetlerine insanları ısındıracağı düşünülüyor.


Kısa mesajla hesap ödeme

Kimi mekânlarda kullanılmaya başlanan sistemlerdeyse restoranda hesabı bile kısa mesaj olarak ödeyebiliyorsunuz. Hesap geldiğinde restorana özel kısa mesaj hattına bir mesaj yolluyorsunuz. Cevap olarak hesap tutarı size geliyor. Bu mesaja da cevap vererek onayladığınızda hesabın tutarı ya cep telefonu faturanıza, ya da daha önce belirlediğiniz kredi kartı hesabınıza yansıyor. Böylece yanınızda sadece cep telefonu taşıyarak hem anahtalarınızdan hem de kredi kartlarınızdan kurtulmak mümkün hale geliyor. Elbette bunun ne kadar hızlı yaygınlaşacağı bulanık bir resim.
SİM kartların bu kişiye özel yapıları kimilerinin de korkulu rüyası oluyor. Geçtiğimiz sene Pakistan'ın Karaçi şehrinde yakalanan 11 Eylül saldırılarının planlayıcısı El-Kaide yöneticisi Halit Şeyh Muhammed de bunlara iyi bir örnek. Örgütün gizlilik politikası gereği normalde telefon kullanmaması gereken Muhammed, bıraktığı izleri gizlemek için İsviçre'nin mobil cep telefonu operatörü Swisscom'un hazır kartlarını kullanıyordu. Cep telefonlarının parmak izi sayılan IEMI numalaranın takip edilmesini engellemek içinse sürekli cep telefonu değiştiriyordu. Ancak unuttuğu şey, SİM kartının da takip edildiğiydi. Çünkü cep telefonları her açıldığında IEMI ve SİM numarasını merkeze yollayarak onay alıyor.

Böylece CIA basit bir takip sonucu Halit Şeyh Muhammed'i SİM rehberindeki bütün telefon numaralarıyla birlikte yakaladı. Gerisi çorap söküğü gibi geldi. Oysa El-Kaide'nin örgüt eğitiminde telefon kullanılmaması ve hiçbir bilginin bir yere yazılmaması, akılda tutulması konusundaki uyarıları biliniyordu. İsviçre'den alınmış bir ön ödemeli kartın Pakistan'da kullanılması bile CIA'i alarma geçirmeye yetmişti.


Sürekli takip modeli

Cep telefonlarının sahibinin konumu, kimlerle konuştuğu ve nerelere gittiği hakkında sunduğu bilgiler sadece teröristleri değil, kişisel haklarını korumak isteyen sade vatandaşları da tedirgin ediyor. Birçok abone bu tip bilgilerin toplanmasını veya kaydedilmesini istemiyor. Ancak bu taleplerinin bir fayda sağladığını da söyleyemeyeceğiz. Yakın gelecekte mekân tabanlı hizmetlere geçildiğinde bunun daha yoğun tartışılacağı düşünülüyor. Mekân tabanlı hizmetler, bulunduğunuz yere göre SMS, WAP ya da MMS yoluyla pazarlama ve bilgilendirme hizmetlerine karşılık geliyor.


Radikal
__________________
meseldir sözümün onda dokuzu
eski ustalardan onda yedisi
bir yudum su kadar gündelik sözler
Gök'ün uyumundan gelir büyüsü
Morpheus isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 19.03.2004, 19:38
 
Morpheus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.10.2003
Mesajlar: 399
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
''İçinden konuşan'' kişi duyulabilecek

HOUSTON 18.03.2004 TSİ 15:00


Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), ''içinden konuşan'' kişiyi duymak için, beynin sözü kontrol etmek üzere gırtlağa gönderdiği sinyalleri çözümlemeye yönelik bir yazılım programı geliştirdiğini açıkladı.
Sistem hakkında bilgi veren NASA yetkilisi Chuch Jorgensen, bu programın, astronotlara, gürültülü ortamda çalışanlara ve engellilere faydalı olabileceğine dikkat çekerek, çenenin altına ve ademelmasının iki tarafına yerleştirilen küçük alıcıların, beyinden gönderilen sinyalleri çözümleyerek kelimelere çevirdiğini keşfettiklerini belirtti.

NASA'nın California eyaletindeki Ames Araştırma Merkezi'nde çalışan Jorgensen, ''Bir yazı okunduğunda ya da içinden konuşulduğunda, dudaklar ve yüz oynatılmadan ya da oynatılarak biyolojik sinyaller üretilir'' diye konuştu.

Bilim adamları, ''iç sesi'' duymak için kullanılacak bu sistemin, uzay elbiselerinde ve hava trafiğini düzenleyen kontrol kuleleri gibi gürültülü ortamlarda kullanılabileceğini, ayrıca konuşma zorluğu çeken kişilerin konuşabilmek için kullandığı cihazların geliştirilmesinde işe yarayabileceğini düşünüyorlar.

Bilim adamları, yazılımlarının bu aşamada, ''insanların içinden tekrarladıkları 6 sözcük ve 10 sayıyı tanımlayabildiğini'' belirterek, sözcüklerin anlaşılabilme oranının ise yüzde 92 olarak belirlendiğini kaydetti.
__________________
meseldir sözümün onda dokuzu
eski ustalardan onda yedisi
bir yudum su kadar gündelik sözler
Gök'ün uyumundan gelir büyüsü
Morpheus isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Nureddin Şirin'e Yine Hapishane Yolu Göründü refah Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 2 24.05.2008 22:57
metin kaplanin hapishane hayatina basladiktan sonraki sozleri!! elhamd Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 0 07.03.2007 17:08


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:27 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git