Üyelik tarihi: 31.08.2002 Teşekkür etti: 25
146 Teşekkür 76 Mesaja aldı
| İstifa edeni bir de tevbe ettirmek, bir gelenek ve zarûret mi? Sovyetler Birliği zamanında makamından, rütbesinden azledinler adeta bir tevbe kapısından geçerler ve ‘İyi oldu.. Kimseye kırgınlığım yoktur, tam tersine, bu gerekliydi.. Büyüklerimiz böyle münasib gördüklerine göre, mutlaka iyi yapmışlardır.. Yoksa zararlı olmaya başlayabilirdim..’ gibi cümleleri sıralarlardı.. Hattâ, Stalin’in kalıntılarını bile, onun ölümünden 3 sene sonra temizlemeye kalkışmış ve büyük çapta başarılı da olmuş ve Sovyetler Birliği’ne 12-13 yıl hükmetmiş olan Nikita Kruşçef gibi ünlü liderler bile, azledildikten sonra böyle demişlerdi.. Aksi halde, başlarına gelecek olanları bilirlerdi..
İsmet (İnönü) Paşa’nın da 1937’de Başbakanlık’tan azledildikten sonra, M. Kemal’e yazdığı ve içinde, ‘Büyük Şefim! Her neye sahib olduysam, senin sâyende oldum.. Sen yol göstermeseydin, ben bir hiçtim.. Bağışla beni, ellerinden öperim; en kalbî bağlılıklarımı kabul buyur!’ gibi cümlelerin yer aldığı tövbenâme gibi bir mektub vardır ki, sadece yazana değil, onun yazılmasına vesile olacak kadar can korkusu uyandırana da, ancak utanç verir..
Baskıcı rejimlerde, istifa edenlere, psikolojik baskıyla, tevbe de ettiriliyor. Bu gibi toplumlarda, istifadan bunun için de korkuluyor, olmalı..
Bunları, ‘Süleymaniye’deki çuval geçirme hadisesinden dolayı rütbe alamayınca, istifa yolunu seçtiği’ açıklanan 3. Kolordu K. Korg. Köksal Karabay’ın sözleri üzerine hatırlatıyorum.. Günlerdir bu iddialar yazılıp çizildi..
Ama, şimdi, bunlar reddediliyor.. Sanırsınız ki, her şey, güllük-gülistanlık..
Askeriye, bizde, hâlâ da bir kapalı kutu.. Bu kurumda nelerin olup bittiğini, herkes bilir, hiç kimse bilmez! ‘Görmedim, duymadım, bilmiyorum..’ şeklindeki ‘üç maymun’ oynanır.. Fısıltı gazetesinden yayılanların zararı ise, şeffaflığın getireceği zararlardan kat kat fazladır..
Biliyorsunuz, geçen yıl, Irak’ın Süleymaniye şehrinde, TSK’ mensubu 11 kişilik ‘özel görev’ timi, Kerkük’lü 20 kadar türkmenle birlikte ‘işbaşı’ndayken, Amerikalıların baskınına uğramış ve başlarına çuval geçirilerek tevkıf edilmişti.
Süleymaniye, Türkiye sınırına en yakın noktadan 260 km. kadar güneyde bir yer idi ve Amerika’lıların iddia ettiğine göre, bu ‘özel tim’ orada büyük suikasdlerde kullanılan ‘C-4 plastik bombaları’ ve diğer ağır silahlarla yakalanmışlardı.. Ve, TC güvenlik güçlerinin, sınır güvenliği için, en fazla 50 km. kadar bir genişlikteki sınır şeritinde bulunabilme hakkı vardı.. Böyleyken, bu güçlerin ‘Süleymaniye’de neler yaptığı ve dahası, Amerika’lıların baskını sırasında, kendilerini niçin savunmadıkları, silahlarını vermelerinin ne mânaya geldiği’ sorgulanamamış; sadece, bol ‘çuval geçirme’ edebiyatı yapılmış ve TSK’nın bu güç duruma düşürülmesinin faturası Hükûmet’e çıkarılmış ve hatta Hükûmet’e ‘istifa’ çağrısı bile yapılmıştı.. Ama, kimse, ordunun başındakilere; bırakınız ‘istifa’ ve hadisenin oluş şekli hakkında açıklamada bulunma talebinde bile bulunamıyordu. Ve aradan aylar geçtikten sonra, bunların cevabı, Korg. Karabay’ın istifası ve ondan sonraki açıklamalarla verilmiş oldu; ama, yığınla yeni ‘acaba’larla birlikte.. Evvelki gün, yeni KKK. Org. Y. Büyükanıt, Karabay’ın Ordu’dan istifa yoluyla ayrılması münasebetiyle yapılan ‘devir-teslim’ merasimindeki konuşmasında, ‘Rütbeler ve makamlar, kimseye ne vaad edilmiş, ne de ömür boyu tahsis edilmiştir. (…) Bunu burada açıkça ifade ediyorum. Terfiler, yükselmeler, emeklilikler, görev süreleri uzatmaları, YAŞ’ın yasal bir uygulamasıdır. Buna her asker ve herkes saygı duyar.’ diyordu..
Korg. Karabay ise, ‘Memleket hizmetinde şahsi kapris olmaz. Gayet tabii ki 7 arkadaşımızdan 2’si terfi edecekti. (…)Bu yılki Şûra kararlarıyla terfi eden arkadaşlarımız daha faydalı olacak ki, onlara nasip oldu. Bunu samimiyetle ifade ediyorum. Asla kırgın, küskün, üzgün, süzgün değilim. (…) Buna saygı duyuyorum..’ diyor ve ‘Süleymaniye baskınında Özel Kuvvetler’e, ABD askerlerine mukavemet etmeyin emri verdiniz mi?’ sorusuna da, ‘Saniyelik, anlık olay.. Türkiye’den hiç kimsenin emir verme şansı yoktu. Detayları açıklama yetkisine sahip değilim. Bu kadar söylüyorum. Oradaki 11 kişi olaydan önce de, sonra da kahramanca görev yapmıştır.’ karşılığını veriyordu.
Pekiy, en kıdemli ve terfi etmesi beklenen koskoca korg. niçin istifa etti? Kişi, istifa ederken bile, ibham perdesini daha bir kalınlaştırıyor; olacak şey mi?
Bütün bu gelişmelerden sonra, sözün en doğrusunu, galiba, ‘Mafia Babası’ olarak nitelenen Alaeddin Çakıcı isimli kişi, dünkü gazetelerde yer alan faks notunda dile getirdi.. O, MİT ve Yargıtay Başkanı’nı da tanımadığını ve onlardan hiçbir istekte bulunmadığını belirtiyor ve Yargıtay Başkanı’na, ‘Gelişi-güzel herkesle irtibat kurmanın bedelini ödemekte olduğunu’ hatırlatmak istercesine, ‘.. Yargıtay Başkanı’na sesleniyorum: (…) Lütfen; bu makama gelmiş bir insan dost ve arkadaşlarını seçmesini bilmeli. Türkiye’yi yanlış dostluklarla bu bunalıma sürüklemeye hakkınız yoktur.’ diyordu..
Yargıtay Başkanı’na ve başka ‘dokunulamaz’lara, yanlış ilişkilerin bedeli ve istifa hatırlatmasını yapmak için, illâ da, ‘Mafia Babası’ mı olmak gerekli!
* Selahaddin Eş Çakırgil / 20 Ağustos 2004
__________________ " M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . " |