| Hedefe varmak için her yol meşru mu?
Soru : Hedefe varmak için her yol meşru mu?
Cevap:
Gözünü sonuca diken ve gerisini pek umursamayan bir çağın insanlarıyız. “Amaca giden yolda her şey mübahtır” diyen Makyavel'in manevi torunları, bugün dünyanın her tarafında dolaşıyor. Hazır medeniyet, eğitim kurumlarından gazete haberlerine, romanlarından filmlerine kadar hemen her vesileyle, önemli olanın sonuç olduğunu fısıldıyor. Ne şekilde olursa olsun, yeter ki sonuca ulaş diyor insanlara.
O yüzden, nasıl kazanmış olurlarsa olsunlar, bolca para kazananlar değerli oluyorlar. Bunun faizle mi, rüşvetle mi, hırsızlıkla mı kazanıldığı kimseyi pek ilgilendirmiyor. Sonuca ulaşılmışsa, o sonuca ne yolla ulaşıldığını soran eden olmuyor.
Oysa Rabbimiz, gözünü sonuca diken insanlığa, sonuçtan çok daha önemli olanın 'araçlar' olduğunu bildiriyor. Yürünen yol doğru olduktan sonra, o yolun sonuna erişilip erişilmemesi, ancak ikinci planda anlam taşıyor. Mesela insanlara İlahi vahyi iletip onları tek bir Rabbe kul olmaya çağırmakla yükümlü bir nebi, Yunus aleyhisselam gibi, tek bir insana dahi bunu kabul ettiremese dahi, yine de vazifesini yapmış oluyor, yine nebiler arasında anılıyor. Yine bu sırdandır ki, yeryüzünde hakikatin hükmetmesi olması yolunda maddi- manevi cihada girişen biri, ölmesiyle, bu çağın anlayışına göre başarısız; ama gerçekte şehit oluyor. O yüzdendir ki, Resul-i Ekrem'in (a.s.m.) bir beldeye tebliğ için gönderdiği kırk sahabeden biri, tuzağa düşürüldükleri ve mızrağın göğsünden girip sırtından çıktığı dakikada, “Vallahi zafere ulaştım” diye haykırabiliyor.
Kısacası, ehl-i dünya için 'başarı'nın ölçüsünü 'sonuç' belirlerken, gerçek de bunu 'gidilen yol' belirliyor. Doğru yolda giden, velev ki sonuca ulaşmış olmasın, 'başarılı' oluyor.
__________________
o geliyor müjdeler olsun
|