Hüseyin Üzmez/ Vakit
AK Parti milletvekili bir kardeşimle konuşuyorduk. Bana iktidarı nasıl bulduğumu sordu. “Türkçemizde çok güzel bir söz vardır. Almadan vermek Allah’a mahsustur” derler. Bunu biraz derinlemesine düşünürsek, AK Partili kardeşlerimizin ne kadar takva sahibi oldukları ortaya çıkar. Hâşâ Adetullah’la tam paralellik içinde gibiler. Onlar da almadan veriyorlar. Avrupalılar ne dedilerse aynen yerine getirdiler. AB üyeliğine öyle bir kilitlendiler ki... Başka bütün dertlerimizi unuttular. Piyasalar öldü. İş hayatı durdu. Onlar enflasyon düşüyor dediler. “Düşüyor” ne kelime?.. Mezarlıklarda enflasyon sıfır. Alan yok, satan yok. Böyle başarı mı olur? İktidar olalı tam 2 yıl geçti. Bütün problemlerimiz olduğu gibi duruyor. “Ha girdik, ha giriyoruz” derken... Bir de baktık ki, Kıbrıs neredeyse elimizden çıkıyor. Annan Planı’na uymamız, AB’yi memnun etmişti. Güya ambargoyu kaldıracaklardı. Kaldırmadılar. KKTC’nin, uluslararası bir toplantıya gözlemci olarak katılmasına bile razı olamadılar. Kıbrıs hâlâ sırtımızda yük. Bakalım nereye ve ne zamana kadar? Verdikleri hiçbir sözde durmuyorlar. Bir de bizden Ada’daki asker sayımızı azaltmamızı istiyorlar. Niyetleri kötü olmasa, asker sayımızdan kendilerine ne? Yarın FIR hattı ve Ege’deki karasuları gibi, sürpriz taleplerle karşılaşmayacağımız ne malûm? Yunanistan’la iyi münasebetler başlattığımız için çok memnunlar. Daha çok memnun olmak için, yeni tavizler ve fedakârlıklar isteyebilirler. Meselâ Kürtlere özerklik, Ermenilere tazminat, Yahudilere GAP’tan toprak ve Manavgat’tan su derler. Süratle uyum yasaları çıkarmamızı alkışlıyorlar. Arkasından bir “ancak parantezi” açıyorlar. Tam üyeliğimizi 10-15 sene ileriye itiyorlar. Başlıyorlar bu ertelemenin gerekçelerini sıralamaya: ‘Millî savunma giderleriniz, şeffaf değil’ diyorlar. (Size ne, para cebinizden mi çıkıyor?) ‘Kürtçe yayınlara kısıtlama uyguluyorsunuz.’ (Kürtler bizim kardeşlerimiz, size n’oluyor?) ‘DGM’leri hukuken kaldırdınız, ama üzerinizdeki asker baskısı hâlâ devam ediyor.’ (Ediyorsa ediyor. Alan razı veren razı. Siz kim oluyorsunuz?) ‘Evleri yakılıp yıkılanlar, köylerine dönemiyorlar.’ (Yiğitseniz, gelin de siz oralara gidin.) ‘Doğu ve Güneydoğu’daki Kürtlerin hali perişan.’ (Oralarda yaşayan Türkler çok mu rahatlar?) Bu insancıl(!) tesbitlerden sonra, asıl baklayı ağızlarından çıkarıyorlar. Ve şöyle diyorlar:
- Azınlık haklarına riayet etmiyorsunuz. (Tam aksine, onlar sırtlarını Batı’ya dayamışlar, olmadık küstahlıkları yapıyorlar.) ‘Ülkenizde gayrimüslimlerin mal, mülk ve arazi almalarına zorluk çıkartıyorsunuz.’ (Keşke öyle yapabilseydik. Tam aksine, daha şimdiden Yahudiler ‘Arz-ı Mevud’ saydıkları GAP bölgesinde, Türk asıllı hain yandaşlarına binlerce hektarlık araziler satın aldırmışlar. Orayı da Filistin’e çevirmek istiyorlar.) ‘Heybeliada Rum Okulu’nun açılmasına müsaade etmiyorsunuz.’ (Son 2 yılda Türkiye’de müthiş bir misyonerlik faaliyeti başlatıldı. Hemen her mahallede bir kilise açtılar. Bugün ülkemizde binlerce kilise var. Rum okulu da noksan olsa kıyamet mi kopar?) ‘Gayrimüslimlerin dinî faaliyetlerini kısıtlıyorsunuz. (Yalancının... ??? Ulan biz imparatorluğumuz zamanında bile kimsenin inancına, ibadetine karışmadık. Şimdi elimiz mahkûmken mi karışacağız?)
Bütün bu sakıncalara ve onlarca noksanlıklara daha komisyon raporunda yer verildiği halde... Belki de “Türkiye, AB’ye alınmalıdır” diyecekler. Sonuçta bu bir tavsiyedir. Tutmaya mecbur değillerdir. Ama adamlar enayi mi ki, “Hayır, biz Türkiye’yi aramıza almıyoruz” desinler. Şimdiye kadar vaat etmekten kim ölmüş? Söz verir de yapmaz. Ne diyebilirsin? Söyler söyler çarkeyler. Çevir kaz yanmasın, enayiler uyanmasın.
Adamlar bize 10-15 sene sonrasına gün vermekten söz ediyorlar. Onun da gerçekleşeceğini bilsek yine bekleriz. Kırk yılımız öyle geçmedi mi? Ne onlar utandı ne de biz usandık. Örs demirinin üzerinde bile bir gün ot bitebilir. Ama Allah’ın günleri, yarınları ve zamanları biter mi? “Bekle Ârif kapısını. Yüz göstere irfan sana...”
Milletvekili kardeşimle tam telefonları kapatacak ki... Ben de kendisine bir soru sordum: “Yahu, Allah aşkına siz orada ne iş yapıyorsunuz?” dedim. “Valla hiçbir şey yapmıyoruz. Sadece Sayın Salih Kapusuz’a bakıyoruz. O elini kaldırırsa, biz de kaldırıyoruz. İşte o kadar” dedi. “Peki, CHP’liler ne yapıyorlar?” “Onlar da Sayın Kapusuz’a bakıyorlar. Şu farkla ki; o elini kaldırırsa, CHP’liler indiriyorlar” diyordu. Gülüşerek telefonu kapattık. Allah, milletimize yardım etsin.