İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 27.10.2004, 16:04

 
Cihad74 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.02.2003
Mesajlar: 2.123
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
İsraİl Nasil Kuruldu

İSRAİL NASIL KURULDU

Tarih: 26.10.2004 Saat: 04:26 Yayınlayan: otuken_org


Der Yasin köyü... Bir kaç gün evveline dünyadan bihaber, ziraatle, kendi işleri ve güçleriyle meşgul olan mes'ut insanların ömür sürdükleri mütevazi iptidai ve sade bir Arap köyü... Bu köy halkından kanlı Filistin savaşlarına katılmış olanlar da yok. Bunlar, mukaddes topraklarda cereyan eden ve dünya tarihinin en namert, kancık ve vahşi boğuşması olan bu mahşeri kıyamın neden ve niçin çıktığının farkında bile değiller... Tepeden inme bir belayı ilahi, bir musibet gibi canavar sürülerinin ani hücumlarına uğrayıp şaşırıp kalmışlar... Köyde çoluk çocuk, erkek üç yüzden fazla insan var....

Şimdi seri halindeki cinayetlere geliyoruz. Bir kaç defa daha hatırlatalım ve tekrar edelim ki, bu olup bitenler, bu havsala ve vicdanın kabul etmediği cinayetler, zulümler ve barbarlıkları hep İsveç Kızıl Haç Cemiyetinin beynelminel raporlarından öğreniyoruz.

Der Yasin köyü... Bir kaç gün evveline dünyadan bihaber, ziraatle, kendi işleri ve güçleriyle meşgul olan mes'ut insanların ömür sürdükleri mütevazi iptidai ve sade bir Arap köyü... Bu köy halkından kanlı Filistin savaşlarına katılmış olanlar da yok. Bunlar, mukaddes topraklarda cereyan eden ve dünya tarihinin en namert, kancık ve vahşi boğuşması olan bu mahşeri kıyamın neden ve niçin çıktığının farkında bile değiller... Tepeden inme bir belayı ilahi, bir musibet gibi canavar sürülerinin ani hücumlarına uğrayıp şaşırıp kalmışlar... Köyde çoluk çocuk, erkek üç yüzden fazla insan var....

Bu halk arasında doğum sancıları çekmekte olan kadınlar, korkudan yavrularını düşüren bedtalih analar da var... Kanlı kaatiller öyle vahşi öyle tüyler ürpertici, kudurmuş bir savletle köye saldırdılar ki, sanki o saatte kıyamet kopmuş, gök kubbe başlarına yıkılmıştı.

Halk arasında müthiş bir panik kopmuş, ana ve babaların, çoluk çocukların çığlık ve feryatları afakı tutmuştu. Bir dehşet ve felaket kasırgası köyü sarmıştı. Tıpkı koyun sürüsüne saldıran kudurmuş kurtlar gibi vahşilerin ve barbarların yaygaralarıyla halkın feryad ve figanı birbirine karışıyordu. Kıyameti andıran bu mahşeri gürültü arasında en çok kulaklara şu cümleler çarpıyordu:

-Ya Allahım... Dahilek ya Muhammed... Dahilek ya Resulellah... anne... baba... Fatma... Hasan... Emine...

Bu, insanı insanlığından iğrendiren, yirminci medeniyet asrında taş devrine taş çıkartan barbarlık arasında kudurmuş insanların salyalı ağızlarından şu cümleler dökülüyordu:

-Muhammed ha! Muhammed ha! Al sana Muhammed...

Bir sürü aygır, rastgelene sopa, tekme, dipçık, sille, tokat indirdiler. Orası bir ana baba günü, bir kıyamet günü, bir ceza ve ölüm, dehşet günü yaşıyordu. Kaatiller arasında İrgun tedhiş çetesinin en azılı canilerinden Strumze adında, gözünü kan bürümüş bir alçağın sesi bütün gürültüyü bastırdı, ortalığa yeni bir dehşet saçan gök gürlemesi gibi haykırdı:

-Muhammed ha! Şu bizim dinimizi kirleten, sahtekar (Haşa, sümme haşa) öyle mi? Ve hep birden silahlar, silahsız müdafaasız zavallı köylülerin üzerlerine sıkıldı. Sesi çıkabilenler, gayri şuuri bir halde bağırıyorlardı:

-Allah aşkına yapmayınız, merhamet ediniz, merhamet... , diye...

Henüz yaşamakta olan çocuklar ve kadınlar hüngür hüngür, avaz avaz ağlıyorlardı. İçlerinden bazıları ümitsizliğin verdiği zorla ağzına gelen küfürü sallıyor, bazılarının ağzında kelimeler yarıda kalıyordu.

Zavallılar, bu vicdansızlara hangi Allahtan, hangi mukaddesattan, hangi insanlıktan bahsediyorlardı? Onlar Allahsız, insafsız ve vicdansızdırlar. Onların ilahı altun buzağıdır. Onlarda vicdan, merhamet, asalet ve insanlık aranmaz. Asırlar boyunca, bütün bu meziyetlerden mahrum oldukları için tekmil dünya milletlerinin nefretlerini üzerlerine çekmişlerdi, her sığındıkları ve misafirperverlik gördükleri memlekette hakaret ve tiksinti ile karşılaşmışlardır. Onlarda merhamet ve insanlık aramak kadar budalalık olamaz! Onlar nankör ve riyakardırlar! Onların iki yüzlülüklerine inanan ve kanan milletler acı acı aldanmışlardır. Onlar İspanya ve Portekiz'den kovulduktan sonra en büyük yardım ve asil himayeyi Türklerden görmemişler mi idi?...

Akka şehri... Napolyon Bonapart'ın Türk şehameti karşısında söktüremediği tarihi ka'la... Burada damlarında kızıl haç işareti taşıyan bir Lübnan hastanesi... İçerisi Müslüman ve Hıristiyan yaralılarla tıklım tıklım dolu... Kolları ve bacakları kopmuş çocuklar, memelerinden kan akan kadınlar, vücutları süngü ve dipçik darbelerinden hurdahaş olmuş yarı ölüler ve ağır yaralıların birbirine karışan ah ve figanları yürekleri yakıyor, göklere yükseliyor.

Müslümanlar şehadet getiriyor, ağzını açamayacak kadar mecalden düşmüş bedbahtlar sağ ellerinin şehadet parmaklarını kaldırıyor öylece teslim-i ruh ediyorlardı.

Hıristiyan yaralılar İncil'den parçalar okuyor, takatsız ellerle istavroz çıkarıyorlardı. Manzara çok acıklı ve yürek yakıcı idi. Çocukların ağlamaları, ah ve eninleri, büyüklerin yürekler acısı feryatları birbirine karışıyor, hazin ve tüyler ürpertici bir ahenk doğuruyordu.

Suriyeli, Lübnanlı ve Filistinli hemşireler ve hastabakıcılar vakur, me'yus ve mütevekkil biçarelerin yaralarına merhem, dertlerine deva olmak için çırpınıyor, koşuyorlardı.

Bir yandan da hastaneye kafile kafile yeni yaralılar gelmektedir. Bunlar, asırlarca ferih fahur yaşadıkları mes'ut vatanlarına canavarlar gibi saldıran kaatillerin nankör ve namert silahlarıyla yaralanmış insanlardı. Evleri, barkları yıkılmış, yuvaları dağılmış, çoluk çocukları perişan ve darma dağınık olmuştu. Sokak ortasında, vatansız ve yuvasız kalmanın acısı yetmiyormuş gibi aziz vücutlarından kopmuş parçalar ve bu parçalardan sızan kanlarla öyle bir vahşi, öyle tüyler ürpertici bir manzara arz ediyorlardı ki, insan bu kanlı hailelerin dehşetinden insanlığa lanet ederdi.

Bu cinayetleri kimler işledi? Yurtsuz kaldıklarından şikayetçi, insanlardan, milletlerden zulüm ve hakaret gördüklerinden şikayetçi, kamplarda mahvedildiklerinden, insanların merhametsizliklerinden şikayetçi insanlar değil mi?

Evet, tarih itiraf ve kabul ediyor ki, bu sürü, bu menfur sürü asırlar boyu her milletten hakaret görmüş, kötü muamele görmüş insanlardır. Acaba neden?

İnsanları birbirine kırdıran, sükunetleri fırtınalara çeviren, birlikleri bozan, bütün fitneleri, salgınları, ihtilalleri hazırlayan ve insan kanı akıtmayı din vazifesi telakki eden kendileridir de ondan...

Her iyilik ve himaye gördüğü memleket halkını birbirine düşüren, ihtikar, kaçakçılık, hayasızlık ve tefeciliği meslek edinen mahluklar oldukları için değil mi? Evet, tarih o iddiaları tasdik ediyor ama, böyle ediyor işte!...

Hem ne garip bir talih cilvesidir ki Alman milletinden gördüklerini iddia ettikleri ve bütün dünyayı da ellerindeki müthiş propaganda sayesinde inandırdıkları fena muamelelerden şikayetçi olan bu sürüye bir bakınız, bunlar şimdi masumiyet, mağduriyet maskesini atmış, hakiki hüviyetleriyle önünüzde duruyorlar!...

İnsan oğulları, cins ve mezhep ayırmaksızın asırlarca İĞNELİ FIÇI hikayelerinin hunin manzarası karşısında ürktüğü, nefret ettiği bu azınlığı şimdi, mazinin efsaneleşmiş hikayelerine rahmet okutacak müthiş bir canavar halinde görüyor! Amma, tufan gibi, sağanak gibi insan dimağını altüst eden propaganda, beşer şuurunu dondurmuş, kararsız, mefluç hale sokmuştu.

Şimdi bu c anavarlar sürüsünü ve onların cinayetlerini bütün çıplaklığıyla bu kızıl haç hastahanesinde tetkik edelim ve İsveç'in namuslu evlatlarının raporlarından faciaları tetkik edelim:

Lübnan'ın Hilaliye köyünde yeni gelin olmuş, genç ve güzel bir kadın... Üm Assaf'ın kızı... Lübnan dağlarının çam ormanları, güzel havalı, iyi suyu ve bol üzümlü muhitinde büyümüş, tabiatın bahşettiği bol nimetler sayesinde mes'ut yaşamış pembe tenli, ceylan gözlü, uzun kirpikli, masum ve sade bir dilber... Bedbaht kocası da yanında... Henüz saadetlerinin bal aylarını idrak ediyor ve birbirlerini deli gibi seviyorlardı.

Bu kötü talihli, zavallı kocanın gözleri önünde bir kaç kaatil el, genç kadının yakalarına sarıldılar. Birbirinden ebediyete kadar ayrılmamaya azmetmiş bu yekpare iki vücudu yekdiğerinden ayırdılar.

Hayat arkadaşının, deli gibi sevdiği, çocukluğundan beri kendisine aşık olduğu sevgili karısının bu kadar namussuzca ve barbarca elinden alındığını gören erkek, içler acısı bir ümitsizlik ve taşkınlık içinde feryada başladı:

-Sizde Allah korkusu yok mu? Merhamet yok mu, insanlık duygusu yok mu? Bizden ne istiyorsunuz? Biz size ne yaptık halimize acımıyor musunuz? diye çılgın gibi feryad ediyordu.

Üst üste 'şırrak, şırrak...' diye tokatlar, tekmeler, sopalar, bu kötü talihli kocanın suratında, vücudunda patladı ve kamçılar bu bedbahtın vücudunu hurdahaş etti. Zavallı adamın şuuru bütün bütün kaybolmuştu...

-Alçaklar... kaatiller... namussuzlar... mel'unlar... diye avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Bu feryat ve figan arasında İRGUN çetesinin kanlı katilleri, güzel kadını bir kenara çektiler, zavallı <> i anadan doğma soydular. Biçare kadının yüzü kül gibi olmuş, kanı çekilmiş, ağzı kurumuş, gözleri yuvasından oynamış, şaşkın ve deliye dönmüştü...

-Bana acıyınız... Biz hiçkimseye yan bakmış insanlar değiliz... Biz kendi halinde fakir köylüleriz. Bizden ne istiyorsunuz? Allah aşkına yapmayınız, yalvarırım size... yapmayınız, yapmayınız diyorum, yapmayınız.... merhamet ediniz, Allah'tan korkunuz....

Bütün bu ciğer parçalayan yalvarış ve feryat, canilerin ruhunda en ufak bir ihtizaz bile yapmadı, hiç kimse bu can yakıcı ah-u vahlara kulak asmadı. Genç ve masum, güzel ve kara talihli kadının bu hazin manzarası barbarların yüreğinde en ufak bir tesir bile yapmadı. Kadını sürükleye sürükleye bir kenara çektiler. Ölü gibi hareketesiz ve mecalsiz kalmıştı. Bir sürü kaatil vahşi domuzlar gibi zavallının üzerine çullandılar. Kudurmuş köpekler gibi gözleri dönmüş caniler, sıra ile kadıncağızın ırzına tecavüze başladılar.

Derin nefes almalar, kararmış gözler, sırtlan gibi teskin edilen şehvetler arasında yalnız şu ses işitilebildi:

-Ya Mesih!

Ve nihayet kadın ölü gibi yere serildi kaldı...

Talihsiz genç koca, yüzü gözü param parça, ağzından, burnundan, vücudundan kanlar akıyor, gözlerinin feri sönmüş, kendisini kaybetmiş, çıldırmıştı.

İyi görmeyen gözlerinin önünde karısına yapılan şeni' muamelerden şuurunu kaybetmiş olan biçare bir iki defa mütecavizlerin yüzlerine tükürebilmiş, yediği sille, tokat ve kamçılardan olduğu yere yıkılmış, ağzından - vücudundan kanlar aka aka bayılmış, kendinden geçmişti.

Bir düzine kanlı kaatil, hayvanlardan çok bayağı zevklerini bu derece alçakça yerine getirdikten sonra ellerindeki silahları belki de çoktan ölmüş olan adamın vücuduna boşalttılar. Bu sayede kara bahtlı erkek, tarif ve tasavvuru mümkün olmayan azap ve işkenceden kurtuldu. Cansız cesedi boylu boyunca uzandı.

Genç kadın ise, haydutların köpekleşmiş şehvetine karşı koymaktan, yediği dayaklardan ve gördüğü hünin manzaranın dehşetine fazla mukavemet edemiyerek o da oracıkta can verdi. Bal aylarının en mes'ut ve tatlı günlerinde iki vücut böylece ebedi aleme intikal etti ve aşkları bu suretle ebedileşti...

* * *

Dindar bir Müslüman kadını... Oruç tutmakta ve ibadetiyle meşgul idi... Onu da, çocuğu ve kocasıyla birlikte çalkaya ettiler. Remle kasabasından Abdülgaffar kızı ve Nurullah Fevzi karısı Ümmü Gülsüm... Geniş bir bostanda ailece çalışıyor ve refah içinde yaşıyorlardı. Bunlar o kadar iyi kalpli insanlardı ki bahçelerini çeviren frenk incirlerini para ile satmaz, mahallelerinin fakirlerine hediye ederlerdi. Yakınlarındaki mahalle mektebinin bütün çocukları ona anne der ve her gün kendisinden şeker parası alırlardı.

Ümmü Gülsüm; Müslümanlığın, alicenaplığın, şefkatin canlı timsali idi. Yahudiler evvelce kendisinden büyük para karşılığı arazisini satın almak istemişlerdi.

-Maazallah... Allah'ın ve Resulu'nün düşmanlarına toprak satmak küfürdür diye mukabele ederdi.

Canım herkes bol para alıp arazisini satıyor, dendiği zaman:

-Onların gözünü hırs bürümüş... Allah onları islah etsin, hidayet versin, derdi. İşte Ümmü Gülsüm, genç, güzel ve alicenap müslüman kadını bu tipte bir insandı. Şimdi kendisini yahudilerin merhametsiz elinde esir olarak görüyoruz. Bu biçare kadının kocasının ellerini ayaklarını bağlayarak, gık demeden koyun boğazlar gibi, kıtır kıtır gözlerinin önünde doğradılar. İradesini ve şuurunu kaybetmişti. Yuvasından fırlamış gözlerinden sel gibi yaşlar akmakta ve bu yaşlı, sisli gözlerle, hazin hazin ümitsiz ve meyus karısına ve yavrusuna bakmakta idi. Dili tutulmuştu. Gözler sabitleşmiş, lisan-ı haliyle konuşuyordu. Karısı da çıldırmıştı, saçlarını yoluyor ve avazı çıktığı kadar feryat ediyordu:

-Allah'tan korkmazlar!.. Kaatiller!... Vicdansızlar, namussuzlar!...

Her feryada kamçı, küfür, tekme, tokat ve kırbaç cevap veriyordu. Her tazallümün akabinde tekme, şamar ve dayak... Küçük oğlan Hammudi, kendisini çoktan kaybetmiş, anam anam diye bağırıyordu. Bu masum ve dünyadan bihaber yavrunun beynine sıkılan bir kurşun ve karnına atılan bir hayvan tekmesi onu cansız yere yıktı, sesi ve soluğu kesildi...

Şuurunu tamamen kaybetmiş olan ana: Dahilek ya Muhammed, dahilek ya Rasulelah, dahilek diye bağırıyor, çırpınıyordu. Onun da sesi takadı kesildi, olduğu yere yıkılıverdi. İrgun çetecileri silahlarını cansız kadının cesedine boşalttılar. İnsan kanı içen ve bunu dini bir vazife bilen, kendilerinden başkalarını hayvan yerine koyan, merhamet ve asalet nedir bilmeyen bir sürü KABBALİST yeni bir vatan kurmanın vahşi zevki içinde insanlıktan o kadar uzakta idiler ki...

Tarih Boyunca Yahudi Mezalimi
Cevat Rıfat Atilhan
__________________
Cümle ihvân hallenmişler hâliyle o mahbûbun
Ne büyük Saadettir ihvânı olmak efendi Mahmûdun
Cihad74 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
MHP'nin kanalı ATA TV kuruldu Alp Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 21 21.03.2007 23:36
ırakda islam devleti kuruldu ? itimat Dini Bilgi ve Eğitim 22 12.01.2007 21:01
İsraİl’le CİlveleŞmek… SALTUKBEY Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 1 02.01.2006 10:38
İsraİl Şİfresİ ! ARMAGAN Dini Bilgi ve Eğitim 13 22.12.2005 00:25
Alevilik ( nasil kuruldu ) kilic Dini Bilgi ve Eğitim 4 11.02.2004 14:58


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:29 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50