| Balkanlarda "sorun ve çözüm" olarak Osmanlı mirası Akif Emre: Balkanlarda "sorun ve çözüm" olarak Osmanlı mirası
ÜSKÜP- Etnik kökenlere, dil farklılıklarına, dini ayrılıklara dayanan 'milliyetçilik'lerin hayli olduğu Balkanlar'da ortaya çıkan şaşırtıcı enerjinin sonuçları üzerinde bir kez daha düşünmek zorundayız. Osmanlı'yı parçalayan Balkanlar'daki milliyetçiliğin en çok Balkanlar'a zarar verdiğini tarihi tecrübe gösteriyor.
'Balkanlaşma' gibi bir kavramı doğuran bu etnik ve dini, bazen ikisi bir arada, kimliklere dayalı mozaikleşmenin faturasını Osmanlı bakiyesi unsurların defalarca ödemek durumunda kalması bu sürecin acı sonuçları. Etnik kıyımlara, siyasal-kültürel anlamda Müslümanların da baskı ve asimilasyonlara maruz kaldıkları gerçeği, maalesef tarih sayfalarındaki bilgilerden ibaret değil. Balkanlar'a her adım atışımda bu coğrafyanın ruhuna işleyen çatışmaları, parçalanmaları, ayrılıkların dramatik sonuçları anlamlandırmak için tekrar tekrar tarihle hesaplaşmak zorunda hissederim. Bu noktada Osmanlı tecrübesi tarih sayfalarında kalan bir mazi olmaktan çıkıp, Balkanlar'ın geleceğini okumaya yarayan bir mirasa dönüşüyor. Modern Igva: etnik milliyetçilik
Balkanlar'daki Müslüman unsurlar, bölgenin her çalkalanışında büyük bedeller ödemelerine rağmen, etnik milliyetçiliğin kıskacından kendilerini kurtarabilmiş değiller. Bölgenin, asli müslüman unsurları arasında en büyük nüfusa sahip Arnavutlar adına öne çıkan siyasetçilerin "milliyetçilik" tuzağına düşmeleri, Kosova'da, Makedonya'da aynı acıları paylaştıkları Türkler'den Boşnaklar'a kadar uzanan Müslüman yelpaze adına ortak stratejiler geliştirmeyi engelliyor. Özellikle Müslüman unsurlar arasında gelişen etnik kimliğe dayalı milliyetçilik çatışmaya gebe karşı milliyetçilikleri geliştiriyor.
Balkanlar'daki Osmanlı bakiyesi en büyük Müslüman grup olarak Arnavutlar arasında, tümüyle 'modern hastalık' olarak gelişen milliyetçilik temelde diğer etnik kimliklere karşı olduğu kadar, hatta bundan daha önce, Arnavut ulusunun Müslüman kimliğine yöneliktir. Batıcı-seküler Arnavut önderleri, Müslüman Arnavutlar'ın dini kimliklerini, sırtlarında taşıdıkları tarihin bir yükü gibi algıladıklarını ideolojik ve siyasi tavırlarıyla ortaya koyuyorlar.
Özellikle, Yugoslavya'nın parçalanmasından sonra, Müslüman Arnavutlar'a yönelik "toplum mühendisliği" açık biçimde yürütülüyor. Kosova meydan savaşının 600. yıldönümünde, Sultan Marad Türbesine bakan tepede, bir tür intikam yemini eden Sırp lider Milosoviç'in kanlı macerası sonuç vermedi. Ne var ki, Milosoviç'in pençesinden Boşnaklar'ı, Arnavutlar'ı kurtaranlar(!) "tarihin intikamı"nı farklı biçimde almaya kararlı gözüküyor.
Bosna'daki Müslümanları kültürel yönden asimile etme politikası, özellikle Kosova'da olmak üzere Makedonya ve Arnavutluk'ta çok farklı boyutlarda sürüyor. Kendi ülkelerinde, dinle ilişkisi kültürel bir aidiyetten ileriye gitmeyen Batılı güçler özellikle Arnavutlar üzerinde, aktif olarak uyguladıkları din değiştirme politikası dışardan bir gözlemle bile farkediliyor. Arnavutlar'ın, Boşnaklar'ın sadece İslam ile bağlarının en alt düzeye getirilmesi değil, din değiştirmeleri, hristiyanlaştırılmaları yönündeki faaliyetler, hükümetler düzeyinde destek görüyor. Şemseddin Sami'nin mirası
Balkan Müslümanlarını derinden sarsma ihtimali olan bu dip dalgalar hissedilirken, Osmanlı'dan arta kalan bugünkü kaostan çıkışın yine Osmanlı mirasında saklı oluşunun keşfedildiği anlamlı bir adıma tanık olduk. Bir yanda Türk milliyetçilerinin Türkçülük, Arnavutlar'ın Arnavut milliyetçiliğinin ilham kaynağı olarak görmek istedikleri dilci, ansiklopedist Şemseddin Sami'nin ölümünün 100. yılında Üsküp'te, uluslararası bilimsel toplantıyla anılması; "icat edilmiş" kimlikler adına yapılan çatışmalardan yorulan bölge için çözümün nerede olduğuna işaret ediyor.
Her şeyden önce bir Osmanlı münevveri olarak, çok kültürlü, çok dilli, çok etnisiteli bir toplumun kompleksiz perspektifiyle ürün veren Sami'nin Arnavut kökenli olmasına rağmen Türkçe yazmasından daha doğal bir şey olmazdı. Faruk Akün hocanın belirttiği gibi; her iki tarafın kendine çekmeye çalıştığı bu velüd adamı, Abdülhamid saraya alıp himaye etmeseydi, kısa ömrüne sığdırdığı eserlerini kaleme alamayacaktı.
Kosova'dan gelen Arnavut sosyolog Milazim Krasniqi'nin söyledikleri meselenin can alıcı noktasına işaret ediyor. Bu zamana kadar Arnavut aydınları arasında İslami düşünceye sahip olanlar, entelijansiyamızın gündeminden bilhassa uzak tutuldu.... Türklerle Arnavutlar arasında etnik taasubun yıldan yıla körüklendiği bu coğrafyada bir Osmanlı bilim adamının bu iki unsuru birleştirmesi bir ilk olduğu gibi, çözümün nerede olduğuna da işaret ediyor.
Yeni Şafak, 23 Kasım 2004 |