Üyelik tarihi: 01.02.2003 Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Köktendinci ABD’nin dünyayı işgal harekâtı MÜMİNLERİ UYANMAYA
ÇAĞIRIYORUZ Köktendinci ABD’nin dünyayı işgal harekâtı Ne zaman Osmanlı dünya sahnesine çıktı, Hıristiyan batının hayat damarları kesildi. Kan akıtmaya alışık olanlar, bu sefer de zulümlerini kendi mensuplarına yapmaya başladılar. Engizisyon mahkemelerinde, kendi insanlarına insanlık dışı işkence ve zulümlerde bulundular.
Hristiyanlığın alçak yüzü haçlı seferleri
Bugün Irak'ta yaşanan zülüm ve insanlık suçunun iki yönü bulunmaktadır. Bir, görünen ve işgalkatliam yapmak için alenî olarak ortaya atılan gerçek olmayan sebepler. İki, işgal ve katliamın gerçek sebebi. Bu yazımızda Irak'ta yaşanan olayların arka plandaki gerçeklere değinecek, yaptığımız çalışmalar neticesinde elde ettiğimiz bilgileri siz okurlarımızla paylaşacağız. Bugün Ortadoğu'da yaşanan hâdiseler ne tesadüfen meydana gelmiştir, ne de kısa vadeli bir planın uygulamasıdır. Ortadoğu'da yaşanan hâdiseler düşünce olarak belki binlerce yılın bir sonucudur. Binlerce yıllık bir plan ve onun uygulanması. İşte Ortadoğu'da yaşananların en kısa tarifi bu.
Sapık düşünce ve ideolojiler tarihin hiçbir döneminde insanlığa huzur ve mutluluk getirmemiştir. Bu sapık düşünce ve ideolojilerden biri de Hıristiyanlıktır. İsa Aleyhisselâm'ın getirdiği şeriat, İslâm dini, İsa Aleyhisselâm'dan sonra zaman içinde tahrif edilerek bozuldu ve bugünkü Hıristiyanlık hâlini aldı. Mevcut hâli ile de insanlığa zulüm, kan ve gözyaşından başka bir şey vermedi.
Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in getirdiği son şeriat ile karanlıklar aydınlığa, zulümatlar nura döndü. İslâm dininin bu ışığından Hıristiyanlık da nasibini aldı ve insanlık, onların zulmünden kurtuldu.
İslâm dininin dünya yönetiminde söz sahibi olduğu dönemlerde, Hıristiyanlar zulüm yapamaz oldular. Ne zaman İslâm devletleri zayıfladı, etkinliklerini kaybettiler, işte o zaman Hıristiyanlık karanlık yüzünü ortaya çıkararak, zülüm ile kan dökmeye başladı.
İslâm tarihine baktığımızda Asrı Saadet yıllarından sonra sırasıyla, önce Emevîler, ardından Abbasîler, sonra da Selçuklular dönemi yaşandı. Bu üç dönemde de zaman zaman çok güçlü ve dirayetli devlet yapıları sayesinde İslâm inancı dünya idaresinde söz sahibi oldu. Her üç dönemin içindeki bazı zaman dilimlerinde, değişik sebeplerden dolayı devlet zaafa uğrayıp, gücünü kaybettiği oldu. İslâm devletlerinin bu zaafını fırsat olarak değerlendiren Hıristiyanlar zulüm, kan ve gözyaşı icraatlarına başladılar. Bunu en açık örneği Haçlı seferlerinde görülmektedir.
Haçlı seferleri İslâm topraklarında tam bir insanlık trajedisinin yaşanmasına sebep olmuştur. Bir defasında Kudüs'e kadar gelip, Kudüs sokaklarını kan gölüne çevirenler, Hıristiyan Haçlılardı. O kadar ileri gittiler ki, çocuk, yaşlı, kadın demeden, önlerine gelen herkesi öldürdüler. Tarafsız tarihçilerin rivayetine göre, Kudüs'te sokaklarından kan akmayan tek yer kalmamıştı.
Yine Haçlı seferlerinden birinde, batıdaki açlık ve sefalet sebebiyle insanlıktan çıkan askerlerin, Anadolu'da önlerine çıkan genç insanları kesip etlerini pişirerek yedikleri de tarihçiler tarafından nakledilmiştir.
Hıristiyan Avrupa, yaptığı her Haçlı seferinde, zulmün en âlâsını işlemiş, önlerine geleni ayırt etmeksizin katletmişlerdir.
Hıristiyan âlemi
ve Endülüs
İslâmiyet hızla yayılmaktadır. Bu yayılan yerlerden biri de İber yarımadasında bugün İspanya olarak bilinen, tarihî adı ile Endülüs'tür. Yıllarca insanlıkla alâkası olmayan uygulamalar ve yaşantı ile insanlığı unutmuş olan Avrupa insanı, birden karşılarına çıkan ve kendilerine dünya ve âhiret saadeti sunan bu güzel din ile insan olduklarını anladılar. Bu durum, önce Hıristiyan din adamlarını rahatsız etti. İslâm dininin İber yarımadasındaki hızlı yayılışının önüne geçmek, ancak Haçlı mantığı ile hareket etmekle mümkün olacaktı. Endülüs'teki Müslümanları dinlerinden döndürmek için aklın, mantığın almadığı zulümleri yaptılar. Beş yüz yıl süren kanlı bir zulüm ve işkence neticesinde Endülüs'ü yerle bir ettiler. Endülüs'te bir tek Müslüman bırakmadılar.
Müslüman osmanlı adaletle anılır,
Hıristiyan batı ise vahşetle
Bir başka örnek de Akdeniz'den. Akdeniz bir Hıristiyan denizi olduğu zaman Hıristiyan korsanların zulmünden, Akdeniz'de ticaret yapan herkes kan ağlıyordu. Ne zaman ki, Müslüman bir denizcinin kontrolüne geçti, Akdeniz bir huzur denizi oldu.
Ne zaman Osmanlı dünya sahnesine çıktı, Hıristiyan batının hayat damarları kesildi. Kan akıtmaya alışık olanlar, bu sefer de zulümlerini kendi mensuplarına yapmaya başladılar. Engizisyon mahkemelerinde, kendi insanlarına insanlık dışı işkence ve zulümlerde bulundular.
Hıristiyan devletler, tebaalarına o kadar zulüm ve işkence yaptılar ki, o devletlerin tebaaları Osmanlının ülkelerini işgal etmesine davetiye çıkardılar. Memnuniyetlerini açıkça ifade etmekten çekinmiyorlardı. Bunun bir örneği Bizans'ta yaşanmıştır. Bizans aydınları şöyle diyordu:
"Bizans sokaklarında, Hıristiyan serpuşu görmektense, Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederiz." Bu temenni sadece Bizans'la sınırlı değildi, Balkanlardan Fransa'ya kadar uzanan coğrafyanın her yerinden bu ve benzeri temenniler geliyordu.
Ya Sırpların balkanlarda işledikleri cinayetler, insanlık dışı hâdiseler saymakla bitmez.
Hıristiyan mantığında, Hıristiyan fikrinde zulüm vardır, işkence vardır, kan vardır, gözyaşı vardır. Ne zaman gücü ellerine geçirmişler, o zaman zulme başlamışlardır.
Yakın tarihimize baktığımızda Hıristiyan mantığının ne kadar tehlikeli olduğunu daha iyi anlayacağız. Üzerinde yaşadığımız vatan toprağından nasiplenip, bu milletin ekmeğini yiyen Hıristiyanlar, Osmanlının yıkılması için ellerinden geleni yapmış, işgal ordularını çiçeklerle karşılamışlardır.
Hıristiyan Hitler'in yaptığı insanlık dışı icraatlar hâlâ zihinlerde tazeliğini korumaktadır. Ya 1990'lı yıllarda Sırpların Bosna'da işledikleri cinayetlere ne diyeceksiniz? Bu yazıyı yazdığımız dakikalarda ajanslara düşen taze bir haber Sırp caniliğinin yeni bir belgesi niteliğindeydi: Saraybosna'da yeni bir toplu mezar bulundu. Toplu mezardan yaklaşık yedi bin çocuk, kadın ve yaşlı Bosnalının cesedi çıkarıldı.
Ya bizim yakın tarihimiz?... 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'na gelinen süreç. Bu süreçte onlarca toplu mezar bulunmadı mı? Hamile kadınları, üç beş yaşlarındaki çocukları katledip toplu mezarlara gömmediler mi? Hıristiyanlığın bu noktada sicili oldukça kabarıktır. Dünya, Hıristiyanların yaptığı zulüm ve vahşetle kan gölüne dönmüştür. Ellerine fırsat geçtiğinde hiç tereddüt etmeden canileşmişler, mazlum ve masum kanı akıtmışlardır. Hem de büyük bir zevkle.
Amaç İslam’ı
kötü göstermek
Hıristiyan âleminin durumuna kısaca göz attıktan sonra 1400 yıllık İslâm tarihine de kısa bir bakış yapalım. Bizim tarihimizde, batıda görülen vahşetin bir tek benzeri dahi yoktur. Özellikle ne Selçuklularda, ne de Osmanlı'larda insanlık dışı bir hâdise meydana gelmemiştir. Objektiflik açısından değinmeden geçemeyeceğiz, bazı küçük lokal hâdiseler olmuşsa da, bunların meydana geliş sebepleri ve nedenleri incelendiğinde arka planlarında bir dinî motifin olmadığı açıkça görülecektir. Çok rahatlıkla denilebilir ki, bizim ecdadımızın, canice insanları katledip toplu mezarlara gömdüğü görülmemiştir. Ecdadımızın katliama varan hiçbir eylemi de yoktur.
Müslüman Osmanlı'nın insanlığa adalet, huzur ve mutluluktan başka bir şey vermemesi, Hıristiyan dünyasını kudurtmuştu. Hâl böyle olunca Hıristiyan dünyası ne yaptı, kendi iç çirkinliklerini yamayacak bir yer aradı. Bu yer de her geçen gün güneş misali parlayan, insanlığı aydınlatan İslâm dininden başkası değildi. İslâm dininin arka planı temiz, pırıl pırıldır. Tarihinde en küçük bir leke yoktur. Kendi dinleri sürekli kan kaybediyor, zaten bu yüzden de kendileri de dinlerinden uzaklaşıyor. Dediler ki: "Ne yapalım, madem bizim dinimiz elden gitti, geçmişte bizim dinimizin yaptığı alçaklıkları, şimdi de İslâm dininin ve mensuplarının başına biz saralım."
"İslâmî Terör", "İslâmî Vahşet" gibi kavramların içlerini iyi bir organize ile dolduralım ve geçmişte Hıristiyanlığın yaşadığı evreyi İslâm dinine de yaşatarak, onu da insanlığın gündeminden düşürelim."
Bugün bütün dünyada konuşulan "İslâmî Terör" kavramı, Hıristiyanlar tarafından ortaya atılmış, içi de onlar tarafından doldurulmuştur. Amaçlarından bir tanesi, İslâm dininin önlenemeyen yükselişini engellemektir.
26 Şubat 1993 tarihli Amerikan gazete, radyo ve televizyonlarında şöyle bir haber var: O tarihte New York'un Manhattan semtinde Dünya Ticaret Merkezi bombalanmıştı. Bakın, basın yayın organları bu haberi nasıl vermişti:
"Müslüman teröristler, Dünya Ticaret Merkezi'ni bombaladılar."
Bu sunum şekli o zaman CNN televizyon yönetiminde bulunan ve dürüst bir Yahudi olan Michael Kinsley'i bile isyan ettirmiş ve o şöyle demiştir:
"Bu ayıptır, bu haksızlıktır. İslâm dininin olayla ilgisi nedir?" diye soruyor ve ekliyor: "Kabul ediniz ki, ben bir suç işledim. Olaydan bahsederken Yahudi M. Kinsley mi suç işledi dersiniz yoksa sadece ismimden mi bahsedersiniz?" (1)
Köktendinci cani
Hıristiyanlar Fundamentalizm
Batı dünyası Hıristiyanlığı terk etmeye, Hıristiyanlığı kiliseye hapsetmeye başladığı yıllardan itibaren insan olmaya başlasa da, azınlıkta bir kısım Hıristiyan bu dinden uzaklaşmaya karşı çıkmıştır. Dine karşı bu hareket onları bâtıl dinlerine daha çok bağlamış, onları farklı noktada teşkilatlanmaya yönlendirmiştir. Hıristiyanlığın yavaş yavaş ortadan kalktığını, gelişen dünyada Hıristiyanlığın yerinin olamayacağını anlayan bu azınlık, değişik projeler geliştirdiler. Dinlerine olan bağlılıkları sebebiyle bazen dinlerinin temel prensiplerinden bile taviz verdikleri görüldü. Bu akıma köktendincilik mânasına gelen "Fundamentalizm" denilmiştir. Bu akım yirminci yüzyıl dünyasında daha çok ABD'de yankı bulmuş, taraftar toplamıştır. Hıristiyan ilahiyatının şuur altında ezilmişlik, yanılgı ve sürekli mahcubiyet vardır. Tarih boyunca Hıristiyan din âlimleri, ileri sürdükleri tezlerde sürekli yanılmışlardır. Her yanılgı, Hıristiyanlık inancının, mensuplarının gözünden düşmesine sebep olmuştur. İlk yanılgı, önemli din âlimlerinden, milâdî 2. yüzyılda yaşamış olan Romalı Hippolytus ile yaşanmıştır. Bu zat, kesin bir ifade ile kıyametin milâdî beş yüzde kopacağını söylemiştir. Kıyamet kopmadan önce de onların inancına göre (hâşâ) Rab İsa geri gelecektir. Bu beklenti olmadı, Hıristiyan âleminde hüsran yaşandı. Bundan sonra birinci bin yılda kıyametin kopacağı ve İsa'nın geleceği söylendi, bu da olmadı. Bundan sonra değişik miladi tarihler ve hedefler gösterildi hiçbiri olmadı. En son 2000 yılını söylemişlerdi, o da olmadı.
Hıristiyan "Fundamentalizm" ine göre, (hâşâ) Rab İsa geri gelecek ve Hıristiyanlar dünyaya hâkim olacak. Bunun için (hâşâ) Rab İsa'nın gelişi yaklaşmıştır ve bu sebeple ona zemin hazırlanmalıdır. Hıristiyan köktendincilerin inancına göre, kıyamet kopmadan önce, Ortadoğu'da büyük bir savaş olacak. Bu savaşta (hâşâ) Rab İsa gelecek, Hıristiyanlara yardım edecek, savaş kazanılacak, düşman yok edilecek, dünyada büyük bir saltanat kurulacak, sonra da kıyamet kopacak. Onlar bu savaşa "Armagedon Savaşı" demektedirler. ABD'nin bugün bütün plan ve projeleri bu savaş ve hâkimiyetin üzerine kurulmuştur. Evanjelist ABD yöneticileri
dünyayı yakacak
ABD'deki köktendinciliğin, en önemli kolu ve gizli bir teşkilatı "Evanjelizm"dir. Başta ABD yöneticileri olmak üzere halkın da önemli bir kısmı Evanjelistir.
Evanjelizm'in ne olduğunu, ne ifade ettiğini anlamak için bu konuda bir kitap yazan İsmail Vural'a kulak verelim.
"Evanjelizm, sözlük anlamı yönünden, Kutsal Kitab'a yönelmek, dönmek anlamını taşır. "Evanjelizm" terimi, farklı protestan grupları tanımlamak için kullanılmaktadır. Kelimenin kaynağı Yunanca "iyi haber" veya genel olarak "asıl gerçek" anlamına gelen "evangelion"dan gelmektedir. Ayrıca "Hz. İsa'nın gerçek öğretisi" yerine de kullanılmaktadır.
İngilizce konuşulan dünyada, Kuzey Atlantik AngloSakson dinî geleneğini 18. ve 19. yüzyılda değiştiren ve farklılaştıran dinî hareketler ve mezhepleri ifade etmek için kullanılmaktadır. Bugün için Evanjelizm, Amerika'daki Hıristiyan toplumunun tutucu kanadını ifade etmektedir." (2)
Evanjelizm özellikle, komünizmin sahne almasından sonra komünizme karşı bir kalkan olarak kullanılarak, gelişimine katkı sağlamıştır. Sonra ABD'de yaşanan ekonomik ve sosyal krizler de Evanjelizm'i gündemde tuttu ve taraftar toplamasını sağladı. Özellikle de 1950'li yıllardan sonra hızla gelişti ve ABD'de en aktif dinî grup durumuna geldi. Yetmişli yıllardan sonra iş başına gelen ABD başkanları Evanjelizm taraftarı ve mensubuydular. Aslında sadece yetmişli yıllardan sonrakiler değil bütün ABD başkanları dine yakındır, hepsi denilmese de büyük çoğunluğu Fundamentalist felsefeye bağlıdır. Bunun için birkaç örnek verecek olursak:
George Washington der ki: "Temelinde din olmayan iyi bir yönetim, varlığını sürdüremez." (3)
Son dönemde Amerika Birleşik Devletleri başkanlığına seçilmiş bulunan Jimy Carter, Ronald Reagan, George Bush ve Bill Clinton ve oğul Bush özellikle "Evangelicalism"in simgesi olan "Yeniden Hıristiyan Doğmak" sloganını başarıyla kullanmışlar ve hâlen de kullanıyorlar. (4)
Evanjelistler haçlıların bir kopyasıdır
Amerika'daki Fundamentalizm ya da Evanjelizm'in temelinde Haçlı zihniyeti yatmaktadır. Haçlı zihniyeti olduğunun önemli göstergelerinden biri de bu konuda özellikle üniversitelerde kurulan öğrenci teşkilatlarıdır. ABD'deki birçok üniversitelerde gençler arasında Haçlı grup ve komiteleri vardır. Irak savaşının başlama aşamasında ABD Başkanı dilinin altından baklayı çıkardı: "Bu bir Haçlı seferidir." Bunu bilerek mi bilmeyerek mi söyledi bilinmez, ancak bilenen bir şey var ki, Bush doğru söyledi. ABD'nin İslâm coğrafyasına müdahalesi tam mânası ile bir Haçlı seferidir.
ABD'nin İsrail ile olan ilişkisi ve İslâm coğrafyasındaki tasarrufları büyük bir planın uygulamasıdır. Bakın, Cumhuriyetçilerden Oklahoma senatörü James Inhofe, İsrailFilistin sorunu hakkında ne diyor:
"Bu bir politik savaş değildir. Tanrı'nın sözünün doğru olup olmadığı üzerine bir mücadeledir." (5)
Demek ki, Amerika Ortadoğu'da inancının gereği için bulunuyor ve inan-cının gerektirdiği hedefe varmadan da bu coğrafyadan çıkacak değildir.
ABD, inancının ve çıkarlarının gereği olarak bu coğrafyaya geldi ve bu coğrafyadan da çıkmayacaktır. Taşlar tamamlanıyor, onların inancında İsrail'in vaat edilmiş toprakları ele geçirmesi gerekiyor. Bu operasyon tamamlanmak üzeredir. Eksik olan bir tek taş var, o da (hâşâ) Rab İsa. Onun gelmesi gerekiyor, şimdi beklenen odur. Bir yandan onun gelişi beklenirken, diğer yandan gelişinin alt yapısı hazırlanıyor. Özellikle de İslâm ümmetini infiale zorlayacaklar. İşler bilerek ve kasıtlı olarak gerilecek. Müslümanlar, her ne kadar elleri kolları bağlanmışsa da netice itibariyle isyan edecekler ve büyük savaş başlayacak. Şu anda hazırlığı yapılan ve beklenen durum budur.
Bugün İsrail'in ABD desteği ile Filistin'de yaptıkları başka ne ile izah edilebilir? Hiçbir şekilde barışa yanaşmayan taraf İsrail'dir. Anarşi ve kargaşanın artması için İsrail elinden geleni yapıyor. ABD ile kol kola girmiş, Filistinlilerin köklerini nasıl kurutacağız, onun uğraşısı içindedirler. Sonuçta ikisinin de amacı onların tabiri ile "Armagedon Savaşı" ve dünya hâkimiyeti… VAHŞETİN ARKA PLANINDA YA KİLİSE YA PAPAZ VAR Tarih sürecinde yaşanan Hıristiyan vahşetlerinin önünde ya da arka planında muhakkak bir dinî motif bulunmaktadır. Bu vahşetleri planlayan bazen tek başına kilise olmuş, örneğin, Haçlı seferlerinin bizzat organizesini Papalık makamı yapmıştır. Endülüs'teki vahşeti de direkt olarak kilise organize etmiştir. Avrupa içindeki engizisyon ve vahşetin perde arkasında da kilise vardır. Sırpların yaptığı insanlık dışı caniliğin arka planında da kilise veya din adamları bulunmaktadır. Kıbrıs'taki, katliamların arka planında da Makaryos canisinin bulunduğu gibi.
Kısaca şunu diyebiliriz ki, Hıristiyanların uyguladığı vahşet ve cinayetlerin herhangi bir safhasında muhakkak bir dinî motif vardır. Ya uygulayıcı, ya planlayıcı ya da destekleyici olarak.
Hıristiyanlık insanlık tarihine, tarih sürecinde en küçük bir olumlu katkıda bulunmamıştır. Bilakis topluma ahlâksızlığı, zulmü ve gözyaşını getirmiştir. Gelişmeye, bilime kapalı bir inanç olan Hıristiyanlık, eğer batıda laikleşmemiş olsaydı, batı bugün çoktan sefalet ve açlıktan kendi kendini yok etmişti. Batı ne zaman Hıristiyanlık inancını kiliseye hapsetti ve kilisenin dışına çıkmasına müsaade etmedi, o zaman kendine geldi, bilimde, teknikte ilerledi. Bir İslâm âlimi bu konuda şöyle bir tespitte bulunmuştu:
"Batı, dinine bağlı olduğu sürece yerlerde süründü. Ne zaman dinini bıraktı, yükselmeye başladı. Biz ise, dinimize bağlı olduğumuz sürece zirvede idik. Ne zaman dinimizden uzaklaştık, uzaklaşmamıza paralel olarak sürünmeye başladık."
Ne kadar güzel ifade edilmiş değil mi?
Son zamanlarda batıda yapılan kamuoyu araştırmaları gösteriyor ki, batıda dinden uzaklaşma bugün de hızla devam etmektedir. Son olarak İngiltere'de yapılan bir kamuoyu araştırmasının sonuçları bu yazdıklarımızı desteklemektedir: 2004 yılı itibariyle İngiltere'de dine ve Allah'a inanmayanların oranı yüzde kırk üçmüş. Bu oran, bundan otuz sene önce yüzde yirmi beşmiş. Demek ki, aradan geçen otuz sene zarfında inançsızların sayısı on sekiz puan daha artmış. Batı dininden uzaklaştığı oranında insanlaşmış, medenîleşmiştir. TERÖR YAHUDİ VE HIRİSTİYANLARIN
İŞİNE YARIYOR Bu mânada yapılan organizeler o kadar planlı bir şekilde yapılmaktadır ki, sanki her şey doğal olarak gelişiyor imajı verilmektedir. Bir yerde bir yara meydana getiriyorlar. Mü'min tevekkül sahibidir, yaralı da olsa hâdiseyi Allah'a havale ediyor, yarasını kaşımıyor. Bakıyorlar ki, yara meydana getirdiğimiz hâlde yara kaşınmıyor. Bu sefer yaranın üzerine tuz döküyorlar. Tuz dökülen yarayı kaşımamak mümkün mü? Yara mecburiyetten kaşındı mı, işte al sana, İslâmî terör… Yarayı kaşıyan da haklı olarak ortaya çıkıyor, davasına hizmet adına başlıyor eyleme. Yüzeysel bir bakışla, mazlum zalime kıyam ediyor olarak görünüyor. Diğer taraftan bu şer odaklarının davasına daha çok hizmet edilmiş oluyor.
Bir iki örnekle konuyu kapatalım.
Yer Filistin toprakları. İsrail'in işgal ettiği topraklarda bir geçiş noktası. Bir araba hızla geçiş noktasına doğru yaklaşmakta, içinde bir erkek ve bir bayan var. Araba geçiş noktasında cani İsrail askerleri tarafından durduruluyor. Aracı kullanan genç adam, hanımının hamile olduğunu doğum için hastaneye yetiştirmesi gerektiğini söylüyor. Ancak dinleyen kim? Bir defa genç adamdan şüphelenmişlerdir. Genç Filistinli ile caniler arasında sözlü tartışma olur. Ardından İsrail askerleri genç adamı tartaklamaya başlar, kargaşa sırasında bir el silah sesi duyulur. Genç adam yeni doğacak çocuğunu göremeden şehit olmuştur. Hâdiseyi izleyen kadın araçtan iner, yerde yatan kocasına doğru koşarken, alçak Yahudi askerlerinin tekmelerine maruz kalır ve o da yere düşer… Kadın hastaneye kaldırılır, çocuk kurtarılır, ancak anne de şehitler kervanına katılmıştır. Bu doğan çocuk, yarın büyüyecek, anne ve babasını soracak ve ona hâdise anlatılacak.
Bu çocuktan ne yapması beklenir?.. Bu çocuk gereğini yapacaktır, bunda zerrece şüphe yoktur. Ancak o çocuğa bu muamelenin senaryosunu çizenler zaten bu sonucu bekliyorlar. Bu sonuç, onların istediği bir sonuçtur. İşte bu nedenledir ki, bugün İslâm üzerine oynanan oyun, çok karmaşık ve tehlikeli bir boyut kazanmıştır.
Bir başka anekdot daha. Bugün başta ABD ve batının bir numaralı düşmanları olan eski Irak lideri Saddam ve elKaide'nin lideri Bin Ladin. Bu ikili bir zamanlar ABD'nin en iyi müttefikleri idiler. Özellikle Saddam, ABD ile tam bir ittifak hâlinde bulunuyordu. Bugün Saddam'ın kellesini hedefleyen ABD Savunma Bakanı, bundan yirmi yıl önce, Bağdat sokaklarında Saddam'la sadece yedikleri ayrı gidiyordu. Ne olmuştu da yirmi yılda bu kadar derin görüş ayrılıkları meydana gelmişti? Bunlar hep soru işaretleri ile doludur.
Bir soru işareti daha koyarak konuyu kapatalım. Filistinlilerin şikayet ettiği hususlardan biri İsrail'in inşa ettiği güvenlik duvarı. Bu güvenlik duvarı, Filistin topraklarını açık cezaevi hâline getirmiştir. Haberiniz var mı? Bu duvarın yapımında kullanılan malzemelerin önemli bir kısmı, Filistinli firmalar tarafından temin ediliyor. Bu Filistinli firmaların sahiplerinin kimler olduğunu biliyor musunuz? Şaşırmayın, Filistin'in üst düzey yöneticileri. İşte bunun içindir ki, İslâm dini ve İslâm coğrafyası çok büyük bir uluslar üstü gizli planla karşı karşıyadır.
1 Osman Şekerci, "Amerikan Fundamentalizminin Tarihi yapısı ve İslâm Gerçeği", Sinan Yayınevi, s. 46
2 İsmail Vural, Moral Dergisi, 25. sayısı
3 Osman Şekerci, "Amerikan Fundamentalizminin Tarihi yapısı ve İslâm Gerçeği", Sinan Yayınevi, s. 37
4 Osman Şekerci, "Amerikan Fundamentalizminin Tarihi yapısı ve İslâm Gerçeği", Sinan Yayınevi, s. 36
5 David Corn, Washington editor of The Nation, AlterNet, April 19, 2002, İsmail Vural, Moral Dergisi 25. sayısı
__________________ Cümle ihvân hallenmişler hâliyle o mahbûbun Ne büyük Saadettir ihvânı olmak efendi Mahmûdun |