İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 04.04.2005, 19:33

 
Üyelik tarihi: 23.06.2004
Mesajlar: 189
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Ulus ve din ya da İslamcılığa ağıt..

Ferhat Kentel: Ulus ve din ya da İslamcılığa ağıt..

Anlaşılan “çevre”deki çeşitli toplumsal kesimlerin “merkez”e doğru yürüyüşleri sırasında üzerine bindikleri İslâmî hareket dalgası “işlevini” doldurdu artık. Entelektüel / felsefi bir akım olarak İslamcılık değil ama, en azından modern bir toplumsal hareket olarak İslâmî hareket bugün sadece -ve hâlâ- eminçölaşangiller gibi dönüp dönüp bina okuyanların kendilerini anlamlı kılmak için kullandıkları bir referansa dönüştü… Aslında İslamcılık bütün Cumhuriyet tarihi boyunca, seçkinler tarafından “olmayan” bir düşmanı kurmak üzere araçsallaştırılmıştı ve buna karşı gelecek fakat benzer şekilde geçtiğimiz 20 yıl içinde de toplumsal kesimler tarafından “adam yerine konma” mücadelesi içinde araçsallaştırılmıştı.

Geçtiğimiz yüzyılın son 20 yılında, içinde seçkinciliğe, toplumsal adaletsizliğe, maddiyatçı ve acımasız yapılara karşı isyanı barındıran insanların ruhlarının sesini dinleyerek yükselttikleri bir hareket olarak İslâmî hareket bir yanıyla Türkiye’nin klasik parti pratiklerine bağlı bir gelişme gösterdi. Hareket türlü çeşitli toplumsal müzakere ve mücadele süreçlerinden dönüşe dövüşe geçerken son durağı AKP’yle özdeşleşti. AKP bu toplumsal ifadenin somut bir tezahürü oldu.

Diğer yandan, bu yıllar boyunca, özel olarak AKP’yi, genel olarak İslâmî hareketi içine alacak ve bu somut tezahürlerin çok ötesinde başka ve çok daha büyük bir hareket gerçekleşti. Söz konusu olan, din ya da dinsellikler vasıtasıyla insanların yaşadıkları dünyayı anlamlandırma, o dünyaya dair itirazlarını dillendirme çabalarıydı. Giderek, anlam bolluğunda anlamsızlaşan, derinliğini kaybeden bir dünyaya dinin içinden verilen entelektüel, ruhanî ve siyasal cevaplar insanların şimdiye kadar düşünmedikleri boyutlara ulaşmasını sağladı. Toplumsal ve fikrî yaşam olağanüstü bir dinamizm ve düşünümsellik kazandı.

Türkiye’de bu dönüşümü provoke eden, yeni açılımları sağlayan dinsellikler ya da din üzerine ortaya çıkan tartışmalar oldu. Dindar veya dindar olmayan tüm kesimlerin kolay kolay göz ardı edemeyecekleri din meselesi önlerine gelmişti. Bu aslında her anlamda statükonun, statükoya bel bağlayan konformist zihniyetlerin sarsılması anlamına geliyordu. Çünkü her şeyden önce en saf “inanma” eylemi Rabbini merkeze koymuş, kozmos içindeki tüm canlıları, varlıkları, tüm eylemleri, insanlık hallerini, kurtuluşu o Rabbe bağlamıştı. Bu inanma eylemi tüm diğer inanma eylemlerinin sahip olduğu meşruiyetin surlarını delik deşik etmişti. Diğer inanma eylemleri o büyük inanmaya hesap vermek, kendilerini rötuşlamak, uyarlamak ya da yalanlamak zorunda kaldılar. Bu türden bir radikal karşılaşmanın en çarpıcı örnekleri 28 Şubat sürecinde yaşandı örneğin… Hep beraber televizyonlarda en doğru dinin hangisi olduğunu, cenaze namazını kadınların kılıp kılamayacağından, tarikat şeyhlerinin özel yaşamlarına, Hizbullah’tan Gonca Kuriş’e farklı dinsellikleri, 28 Şubatçı din bilginlerinden Fadime’lere ya da Emine’lere, Yaşar Nuri Öztürk’ten Zekeriya Beyaz’a ya da Ali Rıza Demircan’a kadar yorumların türlü çeşitlisini izledik. O dönemi korkularımızla bir kriz olarak yaşadık ama o zamana kadar dile gelmemiş sorular dile getirildi.

Ve 28 Şubat galip geldi… İslâmî hareketin o zamanlar ön plandaki yüklenicisi Erbakan ve arkadaşları kenara itildi. Galip gelenlerin sunduğu şema ve proje 99 seçimlerinde sonucunu verdi; MHP’siyle, DSP’siyle konformizmin temsilcileri bir dönem daha işlev yüklendiler. Ama yaşanan büyük sorgulama izlerini bırakmıştı; toplum bu izlerle “düşündü” ve bu düşüncenin içinden çıkan “alternatif düşünebilme kapasitesi” AKP vasıtasıyla dile geldi.

Bu sorgulamanın eksenini “ulus” ve “din” meselesi somut hale getirdi. Son 200 yılın ürünü ve belli bir toplumsal coğrafyada aidiyet veren, modern bir kurgu olarak homojenleştirici ulus ve onun karşısında tüm zamanları kapsayan, sınırları aşan din… 28 Şubat kazandı ama bu karşılaşmada modern ulus ve onu her daim, tutarlı olmak zorunda olmadan ve her duruma adaptasyon yeteneğiyle yeniden kurabilme kapasitesine sahip olan milliyetçilik, insan aklında din vasıtasıyla açılacak kapıların kapatabilmek için verdiği entelektüel ve zihinsel mücadeleyi kaybetti.

Ancak bu 200 yıllık milliyetçilik kurgusu dinin, dinselliklerin sağladığı –demokrasiyi de aşan– açılımlar karşısında pes etmedi. Elindeki silahlarla, her yolu mübah görerek vuruşmaya devam ediyor. Bugünden geriye doğru gidiyor, malzemelerini topluyor ve bugüne geri dönüp vuruyor. Örneğin, Türk bayrağını yere atan iki küçük provokasyon meraklısının yarattığı fırsatın üzerine atlıyor; kan tazeliyor, yeni kan arıyor…

Her eline geçirenin sonuna kadar sömürdüğü ama bir türlü hakim de olamadığı ulus bugün kaybedilen geçmiş zaman iktidarlarının tutunma kertesi olarak işlev görmeye devam ediyor. Ancak ulus ve dinin sınırlarını ayrıştırmak da artık kolay değil. Örneğin, İslâmî harekete tutunanların hepsi olmasa bile, hareketin üzerine binerek yükselmeyi başarmış bir kesim de ulusa tutunuyor. Çoğulluktan gelip, tekillik dünyasına kapılananlar, kazandıklarını kaybetmek istemiyorlar. Onların bugün ruhları artık konuşamaz oldu. İçine girdikleri yeni daireyle başka bir zihniyetin esiri oldular. Dinin çoğulluğunu, anlam zenginliğini güçlünün dayattığı anlama esir ettiler. Onların -olduğu kadarıyla- dinlerini, dinselliklerini kaygan ulus ele geçirdi.

O yüzden bugün, büyük açılımlara önayak olmuş bir siyasal hareket hâlâ güçlü silahlara sahip ulus kurgusunun ve o ulusun modern devletinin elinde rehin konumunda… Etrafında oluşan entelektüel haleyi, düşünce ve duygu derinliğini bir kenara bırakıp çaresiz bir biçimde –“Stockholm sendromuna” giren kurbanlar gibi–(*) o devletçi zihniyetle özdeşleşiyor; saldırgan ve hâlâ yaptırımcı bir güce sahip olan, yaratıcılığını kaybetmiş otoritenin cazibesine kapılıyor. Kendi sahip olduğu, onu besleyen, aklını çoğullaştıran damarlar yerine, celladına ve celladın sunduğu kelepçelere, şakağına dayanan silaha hayranlık besliyor.

(*) Arkadaşlarım Yasemin Çelik ve Muhteşem Özdamar’a teşekkürler. Sohbetlerimizde vermiş oldukları örnekler sayesinde zihnim açılıyor. “Stockholm sendromu” da bu yazılı sohbetlerde onların anlattıklarından aktarma: Bu terim, 1973’te Stockholm'deki bir banka soygunu sırasında, beş gün boyunca rehin alınan kişilerde görülen davranışlarla ilgili olarak kullanıldı ilk kez. Psikiyatr Nils Bejerot’nun olayın ardından TV’de yaptığı konuşmayla ortaya çıktı. “Kurban” durumunda bırakılmış kişilerin bazılarında görülen ilginç bir davranış türü. Gerçeği algılamaları çarpılmıştır sanki. “Saldırgan” durumundaki kişiyle bir tür özdeşleşme sonucu, o kişiyi haklı bulma, kişiye sempati ve hayranlık duyma, “kurbanları” korumaya çalışan güvenlik görevlilerine saldırma gibi, sanki neyin iyi neyin kötü, kimin kurban kimin saldırgan olduğuna dair kafaları karışmış, “saldırgan”ın “cazibesine” kapılmışlardır. Sendrom, rehinenin, daha beteri olur korkusuyla rehine tutanın içinde varolduğuna inandığı merhametten medet ummasına dayanıyor. Bu umuda yönelik ne kadar çok çaba harcanırsa ondan kurtulmak o kadar zorlaşıyor.

www.gazetem.net
otnemem isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ağıt Battal Özgün Yazılarınız 1 09.11.2007 23:20
Pakistan’dan teşekkürlü ağıt; Allah Türklere güç verdi jandarma Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 0 15.01.2006 02:04
İmparatorluktan Gelen Bir Ulus M. Ali Saral Kitablar ve Dergiler 0 07.10.2005 15:35
Bağdat'ta ölüye ağıt M. Ali Saral Özgün Yazılarınız 1 04.04.2003 00:06


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:42 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50