Üyelik tarihi: 01.02.2003 Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| KÜrt Meselesİ Ve İsraİl Türkiye Için Strateji KÜRT MESELESİ, SU SORUNU VE KUZEY IRAK
"Türkiye parçalanabilir." -Morton Abramowitz
Kitabin simdiye kadar olan bölümlerinde incelediklerimiz, bizlere içinde yasadigimiz dünyanin bilinmeyen gerçegi ile ilgili pek çok sey gösterdi. Kurulu dünya düzeninin, dini otoriteye karsi uzun bir mücadeleye girisen ve basini yahudi önde gelenleriyle masonlar arasindaki Ittifak'in çektigi seküler (din-disi) güçler tarafindan kuruldugunu 1. ve özellikle de 2. bölümlerde inceledik. Bu güçlerin bugün dünya bazinda iktidari halen elinde tuttugunu da 6., 7. ve 8. bölümlerde birlikte gördük. Bu durumda rahatlikla sunu söyleyebiliriz: Yahudi önde gelenleri ve masonluk arasindaki geleneksel Ittifak, bu yüzyil içinde olusturdugu CFR, Trilateral Komisyonu, Bilderberg gibi kuruluslarla ve dünyanin tek süper gücü konumundaki ABD üzerindeki büyük etkisiyle, dünyadaki en etkili güç odagi konumundadir. Düzen, ABD Büyük Mührü'nde yazildigi gibi Yeni Seküler (din-disi) Düzen'dir (Novus Ordo Seclorum) ve Düzen'in yönetimi, yahudi önde gelenleri ve onlarla Ittifak içindeki masonik güçlerin elindedir. Bu gerçek, yine ABD Büyük Mührü'nde anlamli bir biçimde sembolize edilmistir: Novus Ordo Seclorum ibaresinin tepesinde, Yahudiligin ve mason örgütlenmesinin ünlü sembolü "üçgen içinde göz" yer alir.
Ve sözkonusu Düzen içinde, yahudi önde gelenleri israrli bir sekilde "dünya egemenligi" hedefine dogru yürümektedirler. Peki bu Düzen içinde Türkiye'nin konumu nedir?...
Türkiye'nin stratejik, ekonomik, kültürel konumu ve gelecegi ile ilgili kuskusuz buradaki çalismadan çok daha ayrintili çalismalar vardir. Ancak bu çalismalar, kitabin basindan bu yana inceledigimiz Düzen'in farkinda olarak yapilan çalismalar degildir çogu kez. Bu nedenle de eksiktirler ve gerçekligi kavramaktan uzaktirlar. (Evet çogu kimse, dis politika, ekonomi ve benzeri konularda ne denli derin bir bilgiye sahip olursa olsun, Düzen'in farkina varamaz. Çünkü Düzen kendi varligini inkar etmektedir. Zaten bu nedenle de bu kadar etkili olabilmektedir; görünmez oldugundan dolayi, muhalefetle karsilasmaz. Düzen'in temel özelligi "seküler" olmasi oldugu için, bu özelligi tasiyan baska kisiler Düzen'i farkedemezler. Ayni, hayati suyun içinde geçen baligin, suyun varliginin farkinda olmayisi gibi.)
Bu bölümde, Düzen'in gerçek tablosu önünde Türkiye'nin konumunu görmeye çalisacagiz.
CFR'nin ideologu Samuel Huntington'in kehanetine göre, bir "medeniyetler çatismasi"na sahne olmaya aday bir dünyada yasiyoruz. Bu kehanete (ya da plana) göre, dünya yakin gelecekte "Islam medeniyeti" ve "Bati medeniyeti" (siz bunu Ittifak diye okuyun) arasinda yasanacak dev bir çatismaya dogru sürükleniyor.
Böyle bir ortamda Türkiye hangi konumdadir? Bati tarafindan sadik bir müttefik mi, yoksa müslümanligindan dolayi potansiyel bir tehlike olarak mi görülmektedir? Ortadogu üzerindeki Mesihi egemenlik planlarina önceki sayfalarda degindigimiz Israil, Türkiye'ye nasil bakmaktadir? Türkiye'ye gerçekten de iddia ettigi gibi dostça mi yaklasmaktadir, yoksa baska hesaplari da var midir? Ittifak'in Türkiye üzerindeki etkisi nedir, Türkiye'nin iç dengelerini denetleyebilmekte midir; bizim de bir "P2"miz var midir?...
Bu ve benzeri sorularin cevaplarini ilerleyen sayfalarda bulmaya çalisacagiz. Sirasiyla, Türkiye'nin ve bölgenin en önemli sorunlari arasinda yer alan Kürt Sorunu'na, Irak dosyasina, Ortadogu'daki yeni denklemlere ve müslüman dünyasinin dibinde dogan yeni bir tehlikeli olusuma, "Ortodoks cephesi"ne deginecegiz. Tabii ki olaylarin bilinmeyen yönlerini görmeye çalisarak, Düzen tarafindan olusturulan saptirici yorumlarin ve dezinformasyonlarin (yanlis bilgilendirme) disina çikarak... Kürt Sorununun Washington Boyutlari
1993 yazinin sicak günlerinden birinde, Mümtaz Soysal, Hürriyet'teki "Açi" baslikli kösesinde Kürt Sorunu'na deginmisti. Soysal, sorunun ardindaki uluslararasi boyuta dikkat çekerken, bir de Washington'da kurulmus olan bir think-tank'in kendisini bir Kürt devleti kurmaya adamis oldugundan söz etti. Washington Institute for Near East Policy adli bu kurulus, Soysal'in aldigi ve yazisinda aktardigi bilgilere göre, kurulmasini hedefledigi Kürt Devleti'ne Türkiye'nin Güneydogusu'nu da dahil etme hesaplari yapiyordu.
Kisa adi WINNEP olan sözkonusu kurulusun Kürt sorununa olaganüstü bir hassaslik gösterdigi ve sorunun ancak bagimsiz bir Kürt devleti kurularak çözümlenebilecegini savundugu, baska kaynaklarda da sik sik vurgulandi. Örnegin Cengiz Çandar da, WINNEP'in Kürt devleti kurma çabasina degindi.1 Çandar, WINNEP'in "Irak: Amerikan Politikasi için Müstakbel Adimlar" adli raporundan yola çikarak, bir Kürt devletinin yolda oldugunu ima ediyordu. "... Adi geçen think-tank'in (WINNEP) de Amerikan Ortadogu politikasinin belirlenmesindeki agirligi tartisilmaz" diyen Çandar, kurumun yayinladigi raporda Kuzey Irak'taki Kürt hareketinin desteklenmesinin savunuldugunu hatirlatiyor ve rapordan, "Irak muhalefetinin semsiye örgütü Irak Ulusal Kongresi'ne, onunla temas düzeyini yükselterek ve ona bölgesel ve uluslararasi destek saglayarak, destegi arttirmak" maddesini aktariyordu.
Peki neden bu think-tank Kürt sorunuyla bu denli yakindan ilgileniyor ve daha da önemlisi, sorunun çözümünün-açikça söylemese de, Türkiye topraklarinin bir bölümünü de kapsayan-bir Kürt devleti kurulmasindan geçtigini iddia ediyordu?... Belki ülkemizde çok yaygin olan "dis mihrak" edebiyatindan hareketle, bu kurumun Ermeni ve Rum lobileriyle ilgisi oldugu sanilabilir. Oysa bu kurum, baska bir "lobi"nin uzantisiydi.
Arap-Israil sorununa Israil yanlisi olarak degil, tarafsiz bir sekilde yaklasilmasini savunan Washington Report on Middle East Affairs dergisinin Mart 1993 sayisinda sözkonusu think-tank'e oldukça genis bir yer ayirildi. Haberin basligi söyleydi: "Clinton's Indyk Appointment, One of Many from Pro-Israel Think Tank." Yazida Clinton'in Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadogu danismanligi masasina Martin Indyk'i atamasinin, "Israil yanlisi think-tank'lerden yapilan sayisiz transferin yeni bir örnegi" oldugu söyleniyordu. Çünkü Martin Indyk, Israil lobisinin en ünlü isimlerinden birisiydi. Israil'in ABD'deki resmi lobi kurumu olan AIPAC'in (American-Israel Public Affairs Committee) arastirma müdürlügü yapmis, Israil eski Basbakani Yitzhak Samir'in medya danismanligi isini yürütmüstü. Avusturalya dogumlu bir yahudi olan Indyk, Sudan ve Iran'in "terörist devlet" ilan edilmesinde oynadigi büyük rolle de dikkatleri üzerine çekmisti. Indyk, son olarak 1995 basinda Clinton tarafindan Amerika'nin Israil Büyükelçisi olarak atandi.
Indyk'in önemli icraatlarindan biri ise 1985 yilinda, AIPAC'in yöneticiligini yapmis Los Angeles'li bir yahudi olan Barbi Weinberg ile birlikte Ortadogu konusunda strateji üretecek bir think-tank kurmus olmasiydi. Washington Report'un "Israil yanlisi" olarak tanimladigi bu kurum, Washington Institute for Near East Policy (WINNEP) idi, yani az önce "Türkiye'yi bölme" hesaplari yaptigina degindigimiz think-tank!...
Kurumun Israil lobisiyle olan iliskisi, daha dogrusu Israil lobisinin bir uzantisi oldugu o kadar belliydi ki, Washington civarinda "AIPAC'in bir kolu" olarak tanimlaniyordu. Örgütün kuruldugu yil seçilen 11 kisilik yönetim kurulunda, 6 kisi AIPAC'in üst düzey yöneticisiydi.
Washington Report'un bildirdigine göre, kurumun Israil baglantisi her geçen gün daha da güçlenerek devam etti. Baslangiçta sadece üç kisi istihdam edebilen enstitüde bugün en asagi 30 civarinda uzman, arastirmaci, yönetici çalisiyor. Kisa zamanda büyüyen enstitünün yillik bütçesi 750 bin dolar civarinda ve bu bütçe büyük ölçüde yahudi lobisinin ve yahudi cemaatinin bagis ve yardimlarindan geliyor.
Enstitünün Indyk ve Weinberg disindaki üyeleri de oldukça ünlü ve kurumun Israil baglantisina uygun isimlerdi. Washington Report'un yaptigi tanimlamalarla bu isimleri söyle sayabiliriz:
"Amerikan tarihinin en Israil yanlisi Disisleri bakani" olarak tanimlanan George Schultz; eski NATO genel sekreteri General Alexander Haig; "Israil'in uzun vadeli destekçilerinden" BM eski temsilcisi Jeane Kirkpatrick; Mossad ajani David Kimche ve Israil Basbakani'nin terör danismani Amiram Nir'le baglantili çalisan Reagan'in mahkum olmus eski Milli Güvenlik Konseyi danismani Robert Mc Farlane; Kissinger Sirketler Toplulugu'ndan Lawrence Eagleburger; Bush yönetiminde Disisleri danismanligi yapan Dennis Ross; ABD'nin eski Israil büyükelçisi Samuel Lewis; eski Savunma Bakanligi yardimcilarindan yahudi asilli "Karanliklar Prensi" Richard Perle; askeri yorumcu Edward Luttwak; eski Baskan yardimcilarindan Siyonist örgüt B'nai B'rith üyesi Walter Mondale; US News and World Report, Atlantic Monthly ve The New York Daily News'un sahibi Mortimer Zuckerman; Yahudi cemaatinin yayin organlarindan New Republic'in yayincisi Martin Peretz; Carter dönemindeki iç politika danismani ve Israil için yapilan lobi çalismalarinin lideri Stuart Eizenstat; Bush yönetimindeki yahudi asilli Milli Güvenlik Konseyi Ortadogu danismanlari Richard Haass ve Aaron David Miller...
Washington Report'un da vurguladigi gibi bu isimlerin en büyük ortak özellikleri Israil yanlisi görüs ve icraatlariyla taninmalariydi. Zaten yarisina yakini-Barbi Weinberg, Martin Indyk, Samuel Lewis, Martin Peretz, Richard Haass, Aaron David Miller, Richard Perle-yahudiydi. Kuruma üye olmasa da, çalismalarina katkida bulunan kisiler arasinda da ilginç bir isim daha vardi: "Tarihin Sonu" teziyle ses getiren Francis Fukuyama...
Washington Report, ayrica kurumun "Kissinger baglantisi" üzerinde de durmustu. George Schultz'la birlikte "Israil çikarlarini en çok savunan Disisleri Bakani" ünvanini tasiyan Kissinger, Washington Report'un deyimiyle, Israil taraftari kurumlar arasindaki iliskiyi koordine eden kilit isimlerden biriydi. "Sag kollarindan birini", Lawrence Eagleburger'i Washington Institute for Near East Policy'e üye yapan Kissinger, Washington Report'un haberine göre, bu baglantiyi kullanarak kurum üzerinde etki kurmus durumdaydi. 'Irak'in Toprak Bütünlügünün Sorgulanmasi' ve AIPAC'in Nevruz Nesesi
Washington Institute'un ve genel olarak da yahudi lobisinin Kürt devleti kurma hedefine, gazeteci Sedat Ergin de Hürriyet'in Washington muhabiri oldugu siralarda deginmis ve sunlari yazmisti:
Demokratik aday Bill Clinton'un seçim zaferinden en çok hosnut olan kesimlerin arasinda ABD'deki Yahudi Lobisi de yer almaktadir. ABD'deki Yahudi Lobisi'nin en güçlü kurulusu olan AIPAC'in (American Israeli Public Affairs Committee) Baskani David Steiner, geçenlerde 'Little Rock'ta (Clinton'in karargahi) pek çok adamimiz var. Yeni yönetime adamlarimizi sokacagiz' yolundaki sözlerinin yer aldigi teyp bandinin basina yansimasi üzerine istifa etmek zorunda kalmistir. AIPAC'in 'adamlari'ndan biri de Washington'un önde gelen Ortadogu uzmanlarindan Martin Indyk'tir. Ilginçtir ki, ABD'nin saygin arastirma kuruluslarindan (Think Tank) Carnegie Endowment'ta geçen hafta düzenlenen ve 'Kürt Sorunu'nun da ayrintili bir sekilde tartisildigi 'Irak toprak bütünlügünü koruyabilir mi?' konulu panelde en önemli müdahalelerden biri Martin Indky'ten gelmistir. Washington'daki bir baska nüfuzlu arastirma kurulusu, Washington Institute for Near East Policy'nin direktörü olan Indyk, ABD yönetiminin Irak'in toprak bütünlügünü savunan geleneksel çizgisini elestiren bir yaklasimla 'Irak'in toprak bütünlügünü sorgulayan bir politikanin hatasi ne olabilir ki' diye sormustur.2
Indyk, Irak'in toprak bütünlügünü sorgulamanin hikmetlerinden söz ederken, bir baska ilginç gelisme de Washington'da Barzani yanlisi Irak Kürtleri'nin düzenledigi Nevruz kutlamasinda yasanmisti. Nevruz halayi çekenlerin arasinda bir de ilginç isim vardi. Sedat Ergin, bir baska yazisinda olayi söyle anlatiyor:
Nevruz kutlamalari Washington'daki Crystal City Sheraton Oteli'nin balo salonunda düzenlendi. Sahnede asili duran Molla Mustafa Barzani'nin resmi, Barzani isminin manevi agirligini kuvvetli bir sekilde hissettirmekteydi. Gecenin sonuna dogru eglence tam bir cümbüse dönüstü. Halay çekenler arasinda Kongre Danismanlari Musevi Lobisi'nin en güçlü örgütü AIPAC'in eski direktörü Morris Amitay da bulunuyordu.3
Ne ilginç degil mi, Israil'in ABD'deki en güçlü temsilcisi olan AIPAC'in eski direktörü, isi gücü birakmis, Nevruz kutlamalarinda Barzani asireti ile halay çekiyordu. Ayni anda Martin Indyk, Irak'in bölünmesinin faydalarindan söz ediyor, baskanligini yaptigi Washington Institute for Near East Policy de bir Kürt devleti kurmak için hesaplar yapiyordu!...
Kisacasi, Ortadogu'da bir Kürt devleti kurmak için kollari sivayan ve açikça söylemeseler de Türkiye'nin Güneydogusu'nu da bu hedeflenen devlete katmayi düsünen Washington'daki odaklar arasinda en basta Israil'in ABD'deki uzantilari geliyordu!...
Bu satirlari okuyanlarin bir kismi "peki ama nasil?" diye sorabilir. "Nasil olur, Israil bizim dostumuz degil mi? Israil'in cumhurbaskanlarini, disisleri bakanlarini ülkemizde misafir edip el üstünde tutmuyor muyuz? Onlari GAP'a kadar götürüp gezdirmiyor muyuz? Onlar da bizlere gülümseyen yüzlerle baris ve isbirligi nutuklari atmiyorlar mi? Teröre karsi isbirligi yapmiyor muyuz? (daha dogrusu, yapmaya niyetlenmedik mi?) Ortadogu'nun bizden baska yegane demokrasisi olan Yahudi Devleti, müttefikimiz degil mi?" seklinde düsünebilirler.
Ama gerçek budur. Her ne kadar, "demokratik toplumlarda düsünce kontrolü"nün en önemli araci olan medya yoluyla Israil'e karsi sempati beslemeye sartlandirilsak bile, ortada biraz arastirinca hemen farkedilebilen gerçekler vardir. Kaldi ki, Washington Institute for Near East Policy ya da AIPAC'in Nevruz nesesi, Kürt sorununun ardindaki Israil gölgesini ortaya koyan göstergelerden yalnizca biridir. Israil'in Kürt Karti
Milliyet'in Washington muhabiri Turan Yavuz, ABD'nin Kürt Karti adli önemli kitabinda, Kürtlerin, özellikle de Irakli Kürtlerin onyillardir ABD tarafindan nasil kullanildigini ayrintilariyla gözler önüne sermisti. Ancak hem Yavuz'un kitabinda, hem de daha bir çok kaynakta verilen bilgiler göstermektedir ki, bir de "Israil'in Kürt Karti"ndan söz etmek mümkündür.
Israil, Araplarla süren uzun savasi boyunca, Arap ülkelerini zayiflatma stratejisi gütmüs, bunun en kolay yolunun da bu ülkelerdeki etnik ve dini azinliklari kiskirtmaktan geçtigini düsünmüstü. Israilli yazar Benjamin Beit-Hallahmi, The Israeli Connection: Who Israel Arms and Why?(Israil Baglantisi: Israil Kimi Neden Silahlandiriyor?) adli kitabinda Yahudi Devleti'nin bu strateji dogrultusunda 1950'li yillarin sonunda Kuzey Irak'ta gelisen rejim muhalifi Kürt hareketine vermeye basladigi destegi söyle anlatiyor:
Irak'taki Kürt direnisçiler her zaman Israil'in ilgi alani içerisindeydi... Mossad'in Kürtlere destegi 1958'de basladi. Israilli askeri danismanlari, cephaneyi ve silahlari kapsayan daha genis çaptaki yardim ise 1963'de basladi. Agustos 1965'de Israilli askeri uzmanlar tarafindan Kürt subaylar için Kuzey Irak daglarinda egitim kamplari olusturuldu. Haziran 1966'da Basbakan Levi Eshkol Kürt liderleriyle görüsmeler yapti. 1967 Savasi sirasinda, Kürtler Israil'in istegi üzerine Kuzey Irak'tan Bagdat yönetimine bir saldiri düzenlediler ve Irak ordusunun diger Arap ülkelerine yardim etmesini engellediler. Savas sonrasinda ise Kürtlere Misir ve Suriye birliklerinden ele geçirilen Sovyet yapimi silahlarla yardim edildi. Her ay yaklasik 500.000 dolarlik bir para yardimi da Israil tarafindan Kürt gerillalara ulastiriliyordu. Kürt lideri Mustafa Barzani önce Eylül 1967'de sonra Eylül 1973'de Israil'i ziyaret etti.4
Turan Yavuz da kitabinda Israil-Kürt iliskisinin uzun geçmisine deginir. Buna göre, Israil basindan beri Kürtlere bir "Kürt devleti" vaadetmistir. Knesset (Israil parlamentosu) üyesi Luba Eliav, 1966'da Kürt hareketinin lideri Molla Mustafa Barzani'yle yaptigi görüsmede, "Israil'in Kürt devleti ve halkinin kalkinmasi için askeri, ekonomik ve teknik yardim vermek istedigi"ni söylemisti.5 Ilerleyen yillarda Kürt-Israil iliskisinin kilit isimleri, birer Mossad ajani olan David Kimche ve "Kürt Yahudisi" Yacov Nimrodi'ydi. Yine Turan Yavuz'un bildirdigine göre, Amerikali gazeteci Jack Anderson, Washington Post'un 18 Eylül 1972 tarihli sayisinda yazdigi makalede söyle diyordu:
Her ay, kimligi belli olmayan bir Israil yetkilisi Irak'a gizlice Iran sinirindan girerek Kürt lider Molla Mustafa Barzani'ye 50 bin ABD dolari veriyor. Bu para, Kürtler'in Israil aleyhtari olan Irak hükümetine karsi faaliyetlerini devam ettirmelerini sagliyor.6
Barzani'nin Israil'in üst düzey yetkilileriyle olan iliskisi oldukça düzenli bir biçimde sürmüstü. Kürt lider, Mossad lideri Zvi Zamir ile defalarca yüzyüze görüsmüs, Zamir yaptiklari yardim karsiliginda, Barzani'den Irak rejimine karsi daha etkili saldirilar beklediklerini hatirlatmisti. Barzani, Israil'in eski Baskani Menahem Begin ile de görüsmüstü.
Barzani-Israil iliskilerini ayrintilariyla anlatan bir baska kaynak ise, Ingiliz The Guardian gazetesinin 1984 yilindan bu yana Tel-Aviv muhabirligini yapan Ian Black'in yazdigi Israel's Secret Wars: A History of Israel's Intelligence Services (Israil'in Gizli Savaslari: Israil Gizli Servisleri'nin Tarihi) adli kitap. Kitapta Mossad-Barzani iliskileri, Israil Disisleri Bakanligi ve Mossad yazismalarina dayanilarak açiklaniyor. Ugur Mumcu da, öldürülmeden 17 gün önce gazetesindeki sütununda bu kitabi kaynak göstererek uzun bir "Mossad-Barzani iliskisi" yazisi yazmisti.
Peki Israil'in Kuzey Irak'taki Kürt ayaklanmasini desteklemekteki amaci neydi? Akla ilk gelen cevap, dogal olarak, Israil'le savas halindeki bir Arap devleti olan Irak'in zayiflatilmasinin hedeflendigi seklindedir.
Oysa Israil'in hedefi, yalnizca Irak rejimini zayiflatmak degildi. Israilliler, Barzani'ye vaadettikleri gibi Irak'in kuzeyinde bir Kürt devleti kurulmasini hedefliyorlardi. Israil'in bu hedefi, Israil eski disisleri görevlisi Oded Yinon'un 1982'de yazdigi "Israil Için Strateji" baslikli raporda açikça görülmektedir.
Kitabin Israil'i konu edinen 8. bölümünde, Oded Yinon'un Dünya Siyonist Örgütü'nün yayin organi olan Kivunim dergisinde 1982 yilinda yayinlanan sözkonusu raporuna deginmistik. Raporda yazilanlar, Israil'in "Nil'den Firat'a" uzanan cografya üzerindeki yayilmaci hedeflerini ve bunun için kullanilmasi düsünülen yöntemi ortaya koyuyordu. Kullanilmasi düsünülen, daha dogrusu kullanilan yöntem, bölge ülkelerindeki etnik ve dini çatismalar körüklemekti. Böylece bu ülkelerin bölünüp parçalanmasi ve Israil isgaline hazirlanmasi öngörülüyordu. Yinon, Irak'in gelecegi hakkinda ise su kehanette bulunmustu: "Irak etnik ve mezhebi temeller üzerine bölünecektir; kuzeyde bir Kürt Devleti; ortada bir Sünni ve güneyde Sii devleti."
Israil, Kürt ayaklanmasini, yalnizca Bagdat rejimine karsi bir koz olarak kullanmayi düsünmüyordu. Bunun da ötesinde, Israillilerin aklinda, tüm Ortadogu'yu kapsayan hegemonya hesaplarina uygun olarak, bir Kürt devleti kurulmasi hedefi vardi. Hem de bu Kürt devletinin, Türkiye'nin bir bölümünü kapsamasi hedefleniyordu. Öyle ki, 1983 yilinda Israil Disisleri Bakani Yitzhak Samir Türkiye'nin Kuzey Irak'ta gerçeklestirdigi sinir ötesi harekat ile ilgili olarak görüslerini soran Brüksel'deki gazetecilere verdigi cevapta; Türkiye'yi "Kürdistan'i isgal altinda tutan devletlerden biri" olarak tanimlamis ve söyle devam etmisti: "Ama bu isgalci devletler hiçbir sey dinlemedikleri için, Kürt halkinin bagimsizlik mücadelesi bir türlü sonuca ulasamamaktadir."
Kisacasi Ortadogu da bir "Kürdistan" yaratmak, Israil'in geleneksel hedefleri arasinda yer aliyordu. Bu hedef, Oded Yinon'un "Irak'in Kuzey'inde bir Kürt devleti" öngören satirlarinin yazilisindan yaklasik 10 yil sonra gerçeklesmeye basladi: Körfez Savasi, Israil'e, Kürt kartini daha iyi oynama firsati verecekti.
__________________ Cümle ihvân hallenmişler hâliyle o mahbûbun Ne büyük Saadettir ihvânı olmak efendi Mahmûdun |