| Aşırı, Ilımlı, Tarafsız Bundan kırk yıl öncesi, yani 1960 yılı Türkiye için bir dönüm noktasıydı. Türkiye Cumhuriyetin ilân edilişinin üzerinden otuz yedi yıl geçince, 27 Mayıs 1960’ta bir askerî darbe gördü. Darbe sanki Pandora’nın kutusunu açmıştı. Devlete olan güveni sarsacak ne kadar düşünce varsa ortalığa saçıldı. Bu düşünceler kimileri tarafından ateşli bir biçimde savunuldu. İşin içine ateşli silâhlar da girdi. Kimileri ortalığa saçılan düşünceleri ihtiyatla karşıladı. Kimileri ise bu düşüncelere kapılmak şöyle dursun, onlarla ilgilenmeyi bile gereksiz saydı. Böylelikle Türkiye son kırk yılını aşırılar, ılımlılar ve tarafsızlarla geçirdi. Daha doğrusu insanlar birbirlerine aşırıların ne belâ olduğundan, ılımlılarla nasıl bağlantı kurulabileceğinden ve tarafsızların hangi işlerde kullanılabileceğinden bahsetti. Neyin aşırılık, neyin ılımlılık, neyin tarafsızlık olduğu çoğu kez dıştan belirtildi. İnsanlar bu nitelikleri kendilerine nadiren yakıştırdılar. Aşırıyım, ılımlıyım, tarafsızım demediler. Kendi dışlarında kalanların kimilerini aşırı, kimilerini ılımlı, kimilerini tarafsız saydılar.
2000 yılına gelindiğinde bunlardan hiçbiri kalmadı. Aradaki kırk yıl içinde Süleyman Demirel 12 Mart 1971’de yüksek rütbeli subaylar tarafından verilen muhtıra, 12 Eylül 1980’de ise yüksek komuta heyetinden oluşan bir cunta marifetiyle başbakanlıktan uzaklaştırıldı. Bu uzaklaştırılan (veya bir türlü uzaklaştırılamayan) zatın Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olduğu zamanda artık yönetimlerin bir askerî müdahaleye maruz kalmayacağı kabul ediliyor. Darbeler devri kapandı. Son kırk yıl boyunca çeşitli cephelerden hücuma uğrayan rejimin bugünkü şartların elverdiği ölçüde restorasyonuna karar verildi. Öyle bir duruma gelinmek isteniyor ki 1960, 1971, 1980 müdahaleleri hiç yaşanmamış gibi olsun. Pandora’nın kutusu sıkıca kapatılsın.
Bu hiç olmayacak bir iş değildi. Pandora’nın kutusu kapatılabilirdi. Açmayı bilen kapatmayı da bilir. Öyle de oldu. Hem de pek çabuk oldu. Zira bahse konu ettiğimiz şahıs büyücünün çömezi değil koskoca devlettir. Madem bu iş bu kadar kolaydı, niye şimdiye kadar akıl edilemedi? Bu bir zekâ, kabiliyet, akıllılık veya akılsızlık meselesi değildi ki! Bu bir sıra meselesiydi. Devlete göre her işin bir sırası vardı. Türk devleti geçen son kırk yılı kutudan kaçanları geri tıkmaya çabalamakla geçirmişti. Bu işin hakkından büyük ölçüde geldi. Büyük ölçüde; ama tamamen değil. Görüyorsunuz şimdi hiç kimse hiç kimse hakkında aşırı, ılımlı, tarafsız gibi sıfatlar kullanmıyor, kullanmak gereğini duymuyor. Bu sıfatlar Pandora’nın kutusu açık durduğu sürece anlamlıydı. Artık kutu kapandı ve devlete olan güveni sarsacak düşünceler çıktıkları yere gerisin geri tıkıldı. Oysa biliyoruz ki kutunun kapağını kapatanlar daha düne kadar ihtiyaç duydukları enerjiyi herkesin birbiri hakkında söylediği bu sözlerden devşiriyorlardı. Bundan böyle bizleri aşırıları, ılımlıları, tarafsızları olmayan bir Türkiye’de yaşatacaklar, yani düşüncenin bir değer derecelendirilmesine tâbi tutulmayacak kadar önemsiz kılındığı bir Türkiye’de. İsmet ÖZEL Milli Gazete / 27 Ocak 2000
__________________ " M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . " |