Batı, Müslümanların birleşmesinden korkuyor Katar Üniversitesi Şeriat Fakültesi Dekanı Yusuf el- Kardavi Millî Gazete’ye konuştu:
Batı, Müslümanların birleşmesinden korkuyor
Batı aleminin özellikle de Amerika’nın en çok korktuğu ve önüne engeller koyduğu şey, İslam aleminin birbirine yakınlaşmaları ve aralarındaki çatışma ve tartışmaları bir tarafa bırakarak güçlerini birleştirmeleridir. Müslümanlar; İslam kardeşliği birliğini, devlet yönetimi düzeyinde hayata geçirmelidir.
RÖPORTAJ: M. SABRİ DEMİR
* İstanbul’da 15.’si düzenlenen oturumların “Aile …” başlığı ile yapılması dikkatlerimizi çekti. Neden böyle bir şeye ihtiyaç hissettik. İslam’da aile neden bu kadar önemli, neden aile kurumunun korunmasına ve yaşatılmasına büyük önem veriliyor?
- Evet İslam’da evlilik kurumu çok önemli. Çünkü kainat kanunu karşı cinslerin birleşmeleri üzerine kurulmuştur. Buna aykırı davranmak fıtrata ve tabii hukuka aykırı davranmak olur. Kur’an’da “biz çifter çifter yarattık” buyuruluyor. İnsanlığın genel kabulü olduğu gibi İslam da tarafların mağdur olmaması, suiistimal edilmemesi için bu birlikteliklere koruyucu tedbirler getirmiştir. Bunun ismi de Kur’an’da “Misak’an galiza” diye geçer. Yani sağlam, ağır bir sözleşme. Bu akitle taraflar kendi görevlerini ve sorumluluklarını bilirler ve kabul ederler. İyi nesillerin yetişmesi, insan onuruna ve şahsiyetine uygun bir yaşam için İslam, aile kurumuna çok önem vermiştir.
Ancak bugün insan fıtratına uygun olan aile kurumunu temelden sarsma girişimleri var. Aile kurumu olmayan birlikteliklerin meşru gösterilerek yaygınlaştırılması ve genç insanlarımıza model bir yaşam biçimi olarak gösterilmesi büyük tehlike arzetmektedir. Bugün Batı’da eski katı Katolik aile kurumuna özlem duyulmasının altında yatan sebeplerden biri sınır tanımaz ve doğallığın dışına taşan bu yöndeki gidişattır. Modern zamanda aile kurumunun temelini zedeleyen girişimlere karşı İslam alemi tedbirlerini almalı. Evlilik kurumunun korunması ve örnek model olarak görülmesi için yeni düzenlemelerin yapılması gerekir. İslam aile nizamını insan fıtratına uygun şekilde ayarlamıştır. Ancak bazı yorum ve bazı dönemlerde yanlış uygulamalar İslam’a mal edilmemeli. İslam kolaylıkla boşamaya müsamaha gösteren bir din olmadığı gibi, ayrılmak isteyen çiftlere, Hayır ayrılamazsınız” diyen bir din de değildir. İslam’ı Katolikleştirme eğilimine karşı tavır alışlar da sanki İslam boşamayı da çok kolay hale getirmiş gibi bir izlenim verilmesinden de kaçınılmalı. Gerektiğinde bazı düzenlemelerin de yapılması gerekir. Ha bir de teaddüd’ü zevcat meselesi var. Bunda adalet başta olmak üzere bazı şartlar var. Bu şartlar yerine geldikten sonra Allah’ın helal ettiğini kimse haram kılamaz. Bu yönde aşırı yorumlar da yanlış şeyler. İslam saliha hatuna sahip olmayı dünyada en büyük kazanım olarak görür.
* Sizce bu toplantılar amaçlanan hedeflerine ulaştı mı?
Tabii ki ulaştı. İstanbul’da düzenlenen sempozyum yine bundan önce on dört kez düzenlenen önceki oturumlar bu yönde gerekli tedbirlerin alınması ve aile kurumunun korunması ve canlı tutulması için yapılan mütevazı girişimlerdir. İsviçre, Bosna... derken Allah’a hamd olsun 15. oturumu da çok güzel ve verimli bir şekilde yerine getirdik. Bu sempozyumun düzenlenmesinde emeği geçen sivil toplum kuruluşlarına ve yöneticilere teşekkür ediyoruz...
* Son dönemlerde hassas imtihanlardan geçen Türkiye’deki İslami uyanış hareketlerinin gidişatını nasıl görüyorsunuz?- Radikal ve köktenci laiklerin, Müslüman kesime karşı bütün menfi girişimlerine rağmen, Türk halkı kalplerindeki iman ateşinin sönmediğini her zaman gösterdiler. Yılmadılar milli ve manevi değerleri koruyanları her zaman desteklemeye devam ettiler. Bu duruşlarından dolayı onları alınlarından öpüyorum. Türkiye’de İslami uyanışın hala sönmediğinin bir diğer göstergesi de İslam konusunda ve Müslümanların sorunlarıyla alakalı Arap aleminde ve batıda yazılan kitapların kısa zamanda Türkiye’de tercüme edilmeleridir. Bu konulara ilgi bitmiş olsaydı bu yönde bir açlık hissedilmezdi. Benim kitaplarımın da tercüme edilen bu kitaplar arasında görmek inanın beni çok sevindiriyor. Belki İslami uyanışa tercüme edilen kitaplarımı da bir nebze katkısı olmuştur diye umut ediyorum. Bu yüzden çok mesrurum. Kitaplarımı tercüme edenlere ve bunları yayınlayan yayıncılara teşekkür ediyor, başarılı çalışmalarının devamını diliyorum.
Siyasetlerinin adalet ve insaftan uzak olduğunu herkes biliyor
* Amerika’nın İslam ülkelerine yönelik siyasetini nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Amerika’nın İslam ülkelerine yönelik siyaseti adaletten ve insaftan uzak bir siyasettir. İşte Irak sorunu, işte Filistin ve Keşmir sorunu. Hepsinde ABD’nin parmağı var ve hepsinde de sorunlar çığ gibi duruyor. Irak’a hiç bir makul ve meşru bir gerekçesi olmadan girdiler. Filistin sorununda da açıkça İsrail taraflısı bir politika güttüklerini gösterdiler ve buna da devam ediyorlar. Kudüs meselesi onların taraflı siyaseti nedeniyle hala bir sorun olarak duruyor. İsrail siyasi desteklerinin yanında Amerika’nın mallarıyla, maddi destekleriyle ayakta duruyor. Onların silahlarıyla bölgede kan ve gözyaşı akıtıyorlar.
Irak’a ne diye geldiler, neler yapıyorlar. Orada yaptıkları yetmiyormuş gibi bir de Ortadoğu bölgesini yeniden kendi çıkarlarına göre dizayn edeceklerini söylüyorlar. Bunun adını da “Genişletilmiş veya Büyük Ortadoğu Projesi” diye isimlendiriyorlar. Yine bu plan kapsamında kendi çıkarlarına hizmet edecek yapay bir İslam oluşturmak istiyorlar. Bunun için satılmış kalemleri, fikri olgunluğu olmayan, milli ve dini bir dava ve dert taşımayan kişileri kullanıyorlar. Bu gibi kimselerle İslam’a hizmeti geçen kişi ve kurumları karalanmak ve yaralanmak isteniyor. Gayretli İslam davetçileri yıpratılmaya çalışılıyor.
ABD bununla da kalmıyor bir de İslam ülkelerinde eğitimden, yaşam tarzından tutun da kültüre hatta dini eğitime kadar bir çok alanda değişiklikler yapılması baskısında bulunuyor. Bu baskılar neticesinde Yemen’de, Mısır’da ve daha bir çok İslam ülkesinde İslami eğitim veren okulların kapıları şimdi kapalı vaziyette. Hadis, fıkıh, tefsir gibi din ihtisas alanlarında iyi eğitim almış İslam neslinin önüne geçmek için bütün bunlar yapılıyor. İslami eğitim ve öğretimden geçmeyen nesle sahip toplumların değiştirilmesi, dönüşmesi ve yönlendirilmesi kolaydır. İşte bütün bunlar bu BOP’un başarılı şekilde uygulamaya geçmesi içindir.
* İslam aleminin ve dünya Müslümanlarının geleceğini nasıl görüyorsunuz?
- Yakın vadede İslam alemini ve dünya Müslümanlarının sıkıntılı günler yaşayacağı tahmin ediliyor. Ancak uzun vadeli perspektiften bakıldığında durumun hiç de böyle olmadığı görülüyor. İslam alemi, elinde bulundurduğu güç ve değerler bakımından çok güçlüdür. Yeraltı madenleri, dağları, ovaları, tarıma elverişli toprakları, altın, bor madenleri ve petrolüyle, su kaynaklarıyla çok güçlü öz zenginliklere sahiptir.
İşgaller, Haçlı Seferleri’nin devamı
* Türkiye Müslümanlarına uyarı, nasihat olarak söyleyecekleriniz var mı?
- Türkiye halkına özelde de İslami gayret hareketlerine söyleyeceklerim şunlar: İslam düşmanlarının çıkarına hizmet edecek tartışmalardan uzak durmaları ve ayrılıklardan vazgeçmeleridir. İslami kesimler ve cemaatler birbirlerinin önlerinde engel olmamalılar. Birbirlerine saygılı davranmalılar, birbirlerine merhamet göstermeliler. Biz bize karşı merhametli davranmazsak, başkalarından merhamet beklemek boşuna olur. Ben her gittiğim yerde, her yaptığım konuşmanın ardında veya açılış konuşmasında devamlı olarak Müslümanların birlik ve bütünlüğünün bozulmaması duasında bulunmuşumdur. Şimdi de aynı duayı ediyorum:
...Ufak tartışmaları bir tarafa bırakın, İslam ümmetinin aleyhine yapılan bunca karalama kampanyaları, çirkin girişimler ve düşmanlıklar gözlerimizin önünde cereyan ederken birlik ve bütünlüğümüzü koruyalım, saflarımızı birleştirelim.
Allah Kur’an’da bizim duruşumuzun nasıl olması gerektiği konusunda, “...Onlar birbirine kenetlenmiş yapı taşları gibi, tek bir saf halinde İslam düşmanlarıyla savaşırlar...” ayeti çok önemlidir. Burada Müslümanlardan sadece askeri savaş anında değil, her zaman İslam’a ve Müslümanlara karşı cephe alan kesime karşı tek saf halinde, birlikte mücadele etmeleri istenmektedir.
Savaşlar tek boyutlu değildir. Askeri savaşlar olduğu gibi, iktisadi savaş, kültürel savaş, dini savaşlar gibi savaşlar vardır. İslam alemi ve dünya Müslümanlarının bir çoğu doğrudan askeri bir savaş içinde olmadıkları durumundan hareketle kendilerinin hiç bir savaşın içinde bulunmadıkları yanlışına düşmemeliler. Bugün İslam alemine yönelik büyük bir ekonomik, kültürel savaş verilmektedir.
Askeri savaşlarda olması gerektiği gibi Müslümanlar bu savaşlarda da tek saf olmalı, güçlerini boşa çıkartacak boş tartışmalardan uzak durmalı... Büyük tehlikeler kapılarında dururken ufak ihtilaflardan vazgeçmeli tek saf yek vücut olmalı...
Bugün İslam aleminin bazı bölgelerinde askeri savaş durumu da var. Bazı bölgelerde de hem askeri hem ekonomik hem kültürel savaşı bir vermektedirler. Çok yönlü bir savaş durumu yaşayan dünya Müslümanları özelde de Türkiye Müslümanları ne tür bir mücadelenin içinde olduklarının farkına vararak birlik ve beraberliklerini daha fazla pekiştirmeli. Aksi hadiseler bizleri çok üzüyor.
Sadece Türkiyeli Müslümanlar için değil, bütün İslam alemi için bunları söylüyorum. Bush Afganistan’ın ardından Irak’a yaptığı askeri operasyolar sırasında bir cümle sarfetti. “Haçlı seferlerine devam ediyoruz” diye. Daha sonra bu sözlerin bir dil sürçmesi olduğunu söyledi ve İslam aleminden özür diledi. Hz. Ali’nin bir sözü var. Kalpte olan dışarı yansır” şeklinde. Evet İslam alemine karşı gizlenmeye çalışılan, ama bazen dil sürçmeleriyle, bazen başka ifadeler ve tavır alışlarla açıkça Haçlı Seferi olduğu apaçık anlaşılan bu askeri müdahalelere karşı İslam alemi dün olduğundan daha fazla dayanışma ve yardımlaşma içinde olmalı. Her türde ilişkilerini daha da artırmalı. Kardeşlik bağlarını pekiştirmeli.
Batı aleminin özellikle de Amerika’nın en çok korktuğu ve önüne engeller koyduğu şey, İslam aleminin birbirine yakınlaşmaları ve aralarındaki çatışma ve tartışmaları bir tarafa bırakarak güçlerini birleştirmeleridir. “İslam Kardeşlik Birliği”ni devlet yönetimi düzeyinde hayata geçirmeleridir.
İfrat ve tefritten kaçınmalıyız
* İslam’ı nasıl anlamalıyız? Müslümanların İslam’ı anlayışlarında ifrat ve tefrite kaçanlar yok mu? Ayrıca İslam hukuk çalışmalarında metotların yenilenmesine ve geliştirilmesine ihtiyaç yok mu?- Tabii ki var. İslam hukukunun büyük bir kısmı zaman ve şartların değişmesiyle gerektiğinde değişebilen hükümleri içeriyor. Çok sadece yüzde 10’luk gibi cüzi bir kısmı değişmeyen hükümlerden oluşuyor. Bu kısmın önemli bölümünü de inanç esasları oluşturuyor.
Önemli olan İslam’ı ve yaşadığı dönemin ihtiyaçlarını bilen İslam alimleri yetiştirmektir. Dengeli olmaktadır mesele. Denge ve vasat yol kaybedildiği için içtihat kurumu canlandırılamıyor. Bunun önündeki engellerin kaldırılması gerekir.
İslam’ı doğru bir kavrayışla anlamalıyız. Ne sağa ne sola meyletmeliyiz. Ne ifrat ne tefrit içinde olmalıyız. Mizan’da denge... Dünya kainat bir ahenk bir denge üzerine kurulmuştur. Bu dengeyi yaratan Allah’ın gönderdiği dindir İslam. İslam dengeyi yani orta yolu izlememizi söyler. İslam kendi hukukunun zamana göre değişen ve değişmeyenlerin ayrımında itidali, akıl ve nakli çeliştirmeyen ve her ikisine de layıkı değeri veren bir tavrın gösterilmesini emreder.
Ferdi topluma, toplumu ferde feda eden değil her ikisine de gereken değer verilmeli. Erkek karşısında kadının, kadın karşısında erkeğin haklarının korunmasında da dengeli olunmalı. Küçüklere sevgi büyüklere saygıda, işçi ile işveren arasında ez cümle İslam, hayatın bütünündeki dengeyi korumak ve kurmak içindir. İslam itidaldir, İslam vasat yoldur. İslam hakların korunmasıdır. Biz böyle bir dine inanıyoruz ve insanlığı böyle bir dine davet ediyoruz.
İnsan kaynakları açısından da çok dinamik. Maddi ve iktisadi gücü var. İnsanlık tarihinde çıkan medeniyetlerin hemen hemen hepsinin çıktığı yerlere şimdi İslam ülkeleri hakim. Semavi dinlerin doğduğu yerler dünyayı yöneten medeniyetlerin hepsi, bizim şimdi sahip olduğumuz bölgelerden çıkmıştır.
Sahip oldukları bu güç, İslam alemine ve Müslümanlara yeni bir medeniyet oluşturma yükümlülüğünü yüklemektedir. Uygar, ahlaki, manevi, insani, Rabbani... bir çok mesajın taşıyıcılarıyız. Bunun farkında olmalıyız. Bütün bunların hepsine birden sahip olmak İslam aleminden başka hiç bir millete nasip olmamıştır. Bugün zayıf halde olmamız bizleri karamsarlığa ve ümitsizliğe itmemeli. Elimizde bulundurduğumuz gücün farkında olur ve bunun gereği gibi hareket edersek zaaflarımızdan kurtulur, kuvvetli oluruz.
* Batılı ülkelerde Müslüman azınlıklara, başta başörtüsü meselesi olmak üzere, yapılan haksız uygulamalar konusunda neler söyleyeceksiniz?- Başörtüsü yasağı uygulayan Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’a bir mektup yazdım. Orada adil bir demokrasi dini ve etnik azınlıkların haklarını gözetendir. Dini sembolleri uygulama özgürlüğüne saygılı demokrasi ancak adil olabilir.” şeklinde ifadelerde bulundum. Son zamanlarda da Avrupa ülkelerinde Müslüman kesime yönelik çirkin saldırılar oluyor. Bunlar da azınlık haklarına aykırı davranışlardır. Dünyaya demokrasi dersi vermeye yeltenenlerin böyle çirkin hadiselere göz yumması ve gerekli tedbirleri almaması savunduklarıyla ters düşmektedir.
* Ancak başörtülü öğrencilere yapılan bu haksız uygulamalar sadece azınlık konumunda olan Müslüman öğrencilere yapılmıyor. Bazı İslam ülkelerinde özellikle de Türkiye’de dini gerekçelerle başörtüsü takan Müslüman kız çocuklarına da yapılıyor. Bizdeki bu haksızlıklara karşı neler söyleyeceksiniz?- Bunlar üzüntü verici şeyler. Halkının rızası dışında uygulamalarda bulunanlar iflah olmazlar. Halkın gönlünü kırmak, ana-babaları, mazlum kız evlatlarını üzmek, onların gözyaşlarına aldırmamak devletin babalık misyonuna zarar verir. Adil olmayan ve merhametli davranmayan baba, evlatlarının güvenini kaybeder. Bu güven kaybı da devlet ekonomisine, siyasetine, sosyal hayata olumsuz bir şekilde yansır. Devlet milleti için vardır. İnşaallah İslam ülkelerinde yapılan bu haksız ve yanlış uygulamalardan kısa zamanda vazgeçilir.