Türban mı, başörtüsü mü?
“Tekrar da olsa üzerinde durulması gereken bir konu da, türbanın geleneksel başörtüsü olmadığıdır. Türkiye’nin İslam kültüründe türban benzeri bir örtünme biçimi ve anlayışı yoktur... Türkiye’nin her yöresinden yüzlerce giysinin resimlerine bakıyorum. Türbana benzer, kadının saçını bütünüyle saklayan tek bir örnek yok.”
Uluç siyasete girmiş birisi, Anadolu’yu dolaşmış olması gerekir, resimlere değil de yaşayan örtülü kadınlarımıza baksaydı “saçının bir telini namahreme göstermemek için çırpınan” pekçok kadın görecekti. Saçı göstermemek için kullanılacak giysiye/örtüye gelince, bunun eskiden yeniye, yöreden yöreye, yaştan yaşa... değişmesinden daha tabii ne olabilir!? Köylerimizde ve şehirlerimizde örtünen kızlarımız ve kadınlarımız -bu türban efsanesi uydurulmadan önce de- farklı başörtüleri kullanıyorlardı. “Oyalı da yazma başında, oyaları kaşında” olanlar genç kızlar ve gelinlerdi, tertemiz ve sade başörtüleri de yetişkinlere aitti.
Şehirlerde yetişen ve okuyan kızlarımız da kendilerine yakışan başörtü modelleri buldular, birileri çıkıp bunlara “türban” adını verince her şey değişiyor mu? Türbanın ne olduğunu bilmiyorlar mı? Türban olmayan bir giysiye ısrarla türban demenin amacı nedir, bağcıyı dövmek mi? Tarih boyunca başörtülerini incelerseniz birçok farklı çeşit görürsünüz, bunların hepsi bir anda ortaya çıkmamıştır, her “yeni şekil” ortaya çıktığında “bu eskiden yoktu, simgedir, bid’attır, baskıdır” diyen olmadı, çağdaş olduklarını söyleyenler eskiler kadar bile müsamaha sahibi olamıyorlar, yazık! “Çözüm bu geleneğe uymayı ve türbanı “dayatmacı bir dini simge” olmaktan çıkarmayı gerektirir.
Türbanın başkaları için bir tehdit olarak görülmediği, yakın çevremizdeki diktacı dini rejimlerin kör karanlığına düşme korkusunun yaşanmadığı bir Türkiye’de, kimse kimsenin ne giydiğine bakmaz. Türban konusunda kalıcı bir toplumsal uzlaşma, ancak bu ortam gerçekleştiğinde sağlanır.” “Geleneğe uyma adına” bir çeşit başörtüsünü dayatmak akıl işi değildir.
Başörtüsü “başkaları için bir tehdit unsuru” olmamalıdır ve örtenlerin böyle bir niyetleri de, ima eden davranışları da yoktur. Karşı tarafı korkusundan/evhamından kurtarmak için daha ne yapılsın, daha ne kadar beklensin, bekletmeye kimin ne hakkı olabilir, hakkı olmadan bekletenlerin demokrasi, din özgürlüğü ve hukuka bağlılıkla alakaları hangi düzeydedir? Gelin ipe un sermeyi bir yana bırakın, anlamsız ve dayanaksız korkularınızdan kurtulun ve şu yarayı milletçe birlikte saralım!
Hayreddin Karaman/Yeni safak/24/07/2005