İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 29.07.2005, 14:57
Bize Ölüm Yok

 
kuzgun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.07.2005
Mesajlar: 709
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Beyaz TÜrk Mİne G. Kirkkanat

Bakın Beyaz TÜRK neler söylüyor


Üç tektanrılı din arasında suyla en haşır neşir olanı, İslamiyet'tir. Yahudiler bayram duasından önce ellerini suyla yıkamak, Hıristiyanlar bebekken bir kez dalıp çıktıkları vaftiz kurnasına, geri kalan ömürlerinde ara sıra parmak daldırıp çıkarmakla yetinirken, Müslümanlar günde beş kez aptes almakla yükümlü tutulmuşlardır. Üç kutsal kitap arasında yalnızca Kuran, suyla temizliği emretmekle yetinmemiş, suyun kalitesinden insan uzuvlarının ne zaman, nasıl ve hangi sırayla yıkanacağını belirlerken ölçüsünü bile saptamış, aptesin enini boyundan (namaz ve gusül)
ayırmıştır. Hatta defi hacet sonrası teharet ve kadınların adet günleriyle de yakından ilgilidir.
Kuran, sistematik temizlik iradesinde, kuşkusuz alışkanlık kaybolmasın diye, aptes hareketlerini su bulunmayan yerde bile otomatiğe bağlamış, katı maddelerle 'teyennüm' emretmiştir. İşte bu babda taş, kum, kirece sürünerek teyennüm her ne kadar temizlik kavramının özüyle çelişse de, Allah'ın işine akıl sır ermez, Müslüman da kirlenmez kabul edilir, herhal.
İslamiyet'in beden hijyenine verdiği önem 'Temizlik imandan gelir,' ifadesiyle vurgulanır ve Müslüman ne kadar temizse, o kadar mümin kabul edilir. Hatta temizlik öylesine iman, iman öylesine Müslüman'dır ki, İslamiyet'e iman etmeyen imansız, imansızlar gâvur, gâvurlar da pis mi pistir. En azından Türkiye özelinde, her mümin Müslüman kadın, Avrupalı hemcinslerinin donlarla mendilleri aynı makinede yıkamasına burun büker, hatta gâvurun tüm uzuvlarını 'akmayan su', yani bir küvette yıkayıp durulamadan çıkması pis kaldığının kanıtıdır.
Hal böyleyken, nedense Müslüman ülkeler temizlikleriyle pek tanınmamakta, bazı Müslüman halklar düpedüz pislikleriyle ünlenirken, bizim İslamistan Türkleri de üstün temizlik anlayışlarıyla öne çıkmamaktadırlar.
Nedense temiz ülke deyince önce İsviçre, ardından ne kadar imansız varsa o kadar ülke sayılmakta, halkları da pek pis görünmemektedirler. Görüntü yanıltıcıdır derseniz, kokuya geçebiliriz: Temizliğin Kuran emri olduğu Müslüman ülkelerden Türkiye'nin camileri, bugünkü kadar çok ve dolu olmadığı yıllarda böylesine ayak kokar mıydı, bilmiyorum. Ama günümüz İslamistan'ında tarihi camilerdeki ayak kokusu imansız turistleri bayıltırken, asri camilerde aynı dertten mustarip ki, mümin milletimizin ayak kokusundan duçar olan bazı vekilleri, geçenlerde ayaklarla muhatap olmayacakları VİP namaz yeri talep ettiler biliyorsunuz. Günde beş kez namaz aptesiyle yıkanan ayakların böyle kokması, ister istemez ayak mı çoraptan çıkmaz, yoksa çorap mı ayaktan sorunsalını içerir. Müslüman temizliğinde, kirli olan ayakkabıdır. Camileri kirletmemek, zaten evleri de kirletmemek için ayakkabılarını çıkaran müminler, eğer günde beş kez (namaz aptesi) ayak yıkıyor ama çorap yıkamıyorlarsa, harfiyen uydukları kutsal kitap ya çorabın icadını öngörmediği, ya da temiz ayağa temiz çorap gereğini zikretmediği içindir. Belki yeni bir tefsir, camiilerimizi özellikle yaz aylarında saran dayanılmaz kokuyu önleyebilir.
Ancak İslamistan halkının, aptes alırken önce ağzını, ardından burnunu ve en sonda ayaklarını yıkamak gibi temizlikte sıralı bir titizlik gösterirken, ayaklarıyla bastığı ve çoraplarının kokusunu taşıyan seccadeye alnını koyması da bir başka anlaşılmazdır.
Günde beş kez yıkanılmasını emreden ve temizliğe olağanüstü önem veren İslamiyet'e iman etmiş halkların, evlerinin temizliğine binbir özen gösterirken sokaklarını, caddelerini kirletmekte vardıkları performans düzeyi ile kokuya karşı duyarsızlıkları, kuşkusuz eşdüzeyde ve bir başka inceleme konusu olup, pazar günü bu sütuna malzeme olacaktır.
__________________
Milliyetçiler en çok millete zarar verir. Çünkü karşı milliyetçiliği tetikler.
kuzgun isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 29.07.2005, 15:02
Bize Ölüm Yok

 
kuzgun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.07.2005
Mesajlar: 709
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
bu da başka bire yazısından

Dünyayı harmanlayan her Türk, sanırım İstanbul Atatürk Havalimanı'yla gurur duyar. Pek çok Batılı benzerinden bile daha modern bu altyapı, Türkiye'nin 'Arap olmayan' yüzünü ağartmaktadır. Öyle ki, geçen yıl turistik bir Mısır turundan Paris'e dönerken İstanbul'da aktarma yapan bir Fransız arkadaşım, 'Aradaki farkı sana anlatamam,' demişti. 'Kahire havalimanından sonra Atatürk'e inince, hepimiz uygarlığa kavuştuk diye sevindik. Avrupa, Atatürk Havalimanı'nda başlıyor!'
ÖVe bitiyor, sayın seyirciler. Mevsimlerden yaz ve bir pazar günü, Atatürk Havalimanı'ndan Türkiye'ye giriş yapan insan, 'sahil yolu'ndan geçmek gafletine düşerse, ne denizi görür, ne havasını alır, kendisini devasa bir mangalda bulur, pişmese bile tütsülenir. Belediye, halkımıza hizmet yarışında Sahil Yolu'nu bir güzel çimlemiş ve sanırım, üzerinde yürürler, oynarlar ya da en fazla yatarlar, sanmıştır. Çünkü Türk'ün mangal tutkusuna, zaten Belgrad Ormanları, Çamlıca tepeleri ve daha pek çok yeşil alan feda edilmiştir. Buralarda, ağaçlar füme dil, yapraklar dallar közlenmiş patlıcan görünümü arz etmekte, dağları taşları saran kebap dumanı 'Keşke çiğ yeseler' dedirtirken, kesif et kokusu yamyam olmadıklarına hayıflandırmaktadır.
Sahil Yolu'nda ise, kilometrelerce uzunluktaki çim alan kenarından geçen arabalardaki seyircilerin görüş zaviyesinde olduğundan, manzara da mangal düzeyindedir : Don paça soyunmuş adamlar geviş getirerek yatarken, siyah çarşaflı ya da türbanlı, istisnasız hepsi tesettürlü kadınlar mangal yellemekte, çay demlemekte ve ayaklarında ve salıncakta bebe sallamaktadırlar. Her 10 metrekarede, bu manzara tekrarlanmakta, kara halkımız kıçını döndüğü deniz kenarında mutlaka et pişirip yemektedir. Aralarında, mangalında balık pişiren tek bir aileye rastlayamazsınız. Belki balık sevseler, pişirmeyi bilseler, kirli beyaz atletleri ve paçalı donlarıyla yatmazlar, hart hart kaşınmazlar, geviş getirip geğirmezler, zaten bu kadar kalın, bu kadar kısa bacaklı, bu kadar uzun kollu ve kıllarla kaplı da olmazlardı!
Atatürk Havalimanı'ndan sonra, mevsimlerden yaz ve pazar günleri, Sahil Yolu'nda Arabistan bile değil, Etiyopya'nın ete doymuş hali, 'Etobur İslamistan' başlıyor, sayın okurlar. İstanbul olmayan ne varsa, İstanbullu olmayan kim varsa orada: Son beş yılda 4.5 milyon artıp, 3 milyonu İstanbul'a akan nüfusun güruhu çimde etleniyor pazar günleri.
Tabii ki onların da eğlenmeye, dinlenmeye hakları var. Ama burada mı, böyle mi ?
Halkımıza hizmet yarışındaki belediye, İstanbul'un Anadolu yakasında, Şaşkınbakkal'dan Fenerbahçe'ye uzanan bir kumsal şeridi yarattı bu yıl. Maksat, Caddebostan'ın nostaljik plaj kültürünü canlandırmak, hatta yayıp uzatmak. Sonuç gerçekten güzel oldu : Yeşil alanından kumsalına, şezlonglarından şemsiyelerine Cote d'Azur'u andıran bir düzenleme yapıldı. Zaten sonuç güzel olduğu için başarısı paylaşılamıyor, Kadıköy Belediyesi ben yaptım diyor, İstanbul Büyük Şehir hayır, ben yaptım. Her neyse, açılışı Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk, mankenler eşliğinde denize girerek yaptı. Ne var ki 1930'ların Caddebostan plajı modernitesini akla getiren açılıştan yalnızca bir gün sonra, 2005'in realitesi teslim aldı kumsalı, yeşil alanı ve sunulan tüm hizmetleri : Ümraniye plaja indi. Bırakın mayoyla denize girmek, sahilde laf atılmadan yürümek imkânsızlaştı. Tesettür anaları kumsalda mangal yeller, babaları don paça yatarken, irili ufaklı danaları da pamukludan dalgıç tulumlarıyla suda cıp cıp yapıyorlardı. Açılışın ertesi günü konulan mangal yasağı bir işe yaramadı, yalnızca iki gün sonra oturulsun diye halkımızın hizmetine sunulan tahta banklar, parçalanıp yakılmış, daha doğrusu mangala odun yapılmıştı. Şimdi bu sahillerde sabah yürüyüşleri yapan 'creme de la creme' Kadıköylüler, İslamistan varoşlarının işgal ettiği denizlerine ve kumsallarına bakıyor, lanet yağdırıyorlar halkımıza 1 milyon karşılığında plaj hizmeti sunan belediyelere. Ben de kendilerine sormak isterdim : Neredeydiniz o varoşlar oluşurken, hangi partiye girip kaliteli sesinizi, dünya görüşünüzü duyurmaya çalıştınız, ne kadar ilgilendiniz politikayla? Gecekondular denize inmez, eşkiya sizin yolunuzu DA kesmez mi sandınız?
Devamı cumaya."

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=159792
__________________
Milliyetçiler en çok millete zarar verir. Çünkü karşı milliyetçiliği tetikler.
kuzgun isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 03.08.2005, 12:49
Bize Ölüm Yok

 
kuzgun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.07.2005
Mesajlar: 709
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
FaŞİst Mİne G. Kirikkanat Hezeyanlarina Devam Edİyor

'Oysa dünya döner...'
Galileo, 1633
'Oysa pislik kokar...'
Galilea, 2005


İslamistan Türkiye'sinde terör ile temizlik nedense aynı mantıkla açıklanabiliyor: Müslüman teröristlerin İslamiyet adına yaptıkları terör nasıl İslamcı terör diye nitelenmiyorsa, Kuran'ın temizliğe verdiği
önem ve değere rağmen ülkemizdeki uygulanışı İslamcı bir temizliğin varlığını kanıtlamıyor. Terörün nasıl dini yoksa, zaten temizlik de bu haliyle iman içermiyor pek.
Bu mantık aynı zamanda, 'temizlemek'ten niçin 'öldürmek' anlaşıldığını açıkladığı gibi, silip süpürmek, ortadan kaldırmak, yok etmek eylemlerine de benzeri anlamlar yüklüyor ve belki de bazılarını, yaşadığı ortak mekânlarda 'ben varım, buradan geçtim' izleri bırakmaya koşulluyor. Kimileri kurban kestiği, mangal yaptığı çimlerde bıraktığı artıkları, torbaları pislik değil, 'yok edilmediğinin' kanıtı olarak algılıyor belki de.
O artıkları pislik diye nitelese, ertesi hafta yine geleceği mekânı kirletir mi yoksa? Sokaklara, caddelere saçtığı çöpler, aslında çöp değil, parmak çocuğun yolunu bulabilmek için serptiği çakıl taşlarına eşdeğer, 'buralardan ben de geçtim'e delalet ediyor. Ama bazıları öldürmek anlamında temizlememeye o kadar özen gösteriyor ki, biri gelir, örneğin belediye saçtığı çöpleri kaldırır, 'varlık izleri'ni yok eder diye, ne olur ne olmaz ardında kokusu kolay çıkmayacak işaretler de bırakıyor (Bkz. Piknik yerlerinde henüz mangalda yakılmamış ağaç dipleri, duvar köşeleri vb.)
Dört bir yanı denizlerle çevrili bir ülkede, bırakın deniz kültürü, denizcilik filmleri izlese 'Kara göründü !..' tekmilini bile aklında tutamayanların 'kara'dan siyahı anladığı, 'kara insanı'ndan da 'siyah insan' çakozlayanın ise köşe yazarı oluşturulduğunu düşünürsek, ister istemez bir soru takılıyor akla: Haydi sivil (uygar) birikimleri belli, askerlik yaparken de mi öğrenemediler 'kara'nın ne olduğunu? Kara Kuvvetleri'ni de 'siyah kuvvetler' mi sanıyorlar acaba?
Hepsi öğrenmiyor değil. Güzelliği korumayı, ortak mekânlara saygıyı öğrenen, hatta üslenen var. Ancak bazıları internet kullanmayı, düğmelere basarak e-mail yazmayı öğrendiği zaman bile halkının ahlak, din, şeref ve etik değerlerinden neyi anlıyor ve bendenizin imansız şerrine karşı bakın hangi düzeyde savunuyor:
'Sanıyorum senin problemin Fransa'da seni edecek bir Fransız bulamaman. Oraya gidip bakın bende sizdenim, ahlak, din, şeref, etik gibi mefhumları tanımam size tapıyorum deyince hemen yakışıklı Fransızlar seni etmek için sıraya girecekler sanıyordun. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı anlaşılan. Bence sen gel Diyarbakır'aÖoralarda sana bir saat kadar tahammül edebilecek kadar çaresiz, kara bıyıklı Kürt bulÖve biraz rahatla. YadaGit Fransa'daki Agne kasabasına, ahlaki degerleri senin gibi dostlar bulabilirsin. Çocukların götür varsa, belki bir paket sigaraya, yada lastik karşılığında onlarada müşteri bulursun. Yazının başındaki resmi rutuş yapan fotoğrafçı iyi rutuş yapmış yada 30 sene önceki resmin falan olmalı.. Geçen TV'de gördüm seni. Sişko ayı gibi bir kokonaya benziyorsun. Herhalde ayna ile pek aran iyi değil. Sana şifalar diliyorum. Sahi sen nereli idin? Tokat'ta yada Hakkari'de bir köylünün kızı isen hiç şaşmam. Bu ruh hali buna işaret ediyor.
Raşit Karadeniz, silentnomor@yahoo.com'
İşte ben böylelerinden söz ediyorum, sayın okurlar. Çoğunluk olduklarını da düşünmüyorum. Ama varlar ve savundukları değerlere yakışmıyorlar. Kültür birikimi buysa, kültür ne? Eleştiri, polemik yeteneği, zekâ buysa düzey ne olabilir? İstanbul'u megapol yapan, besleyen, dolduran ve kirletenlerden kiminin düzeyi, ne yazık ki bu. Kirin, pisliğin altında yatan, feromon (koku salgısı) saçarak, 'ben varım, buralardan geçtim,' çöpleri bırakarak dolaşan CEVHER bu. Yontulmayı bekleyen hammadde bu. Buyrun eğitin, öğretin, yontun, inceltin. Hiç olmazsa takım elbiseli kravatlıları vekilleri olur, 'havaya' silah sıkmakla yetinirler.
Uygarlığa inanan ve insanlığa saygılı sizlere sabır ve metanet diliyor, bendeniz nihayet yaz tatiline çıkıyorum. Son iki yazımı küfürle yerenlere karşı coşkulu ve yoğun övgülerinize çok teşekkür ederim. Tabii ki kimseye papuç, sütunumu da boş bırakmayacak ve tatil süremde eski güftelerimden bir demet yayımlayacağım.
__________________
Milliyetçiler en çok millete zarar verir. Çünkü karşı milliyetçiliği tetikler.
kuzgun isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 03.08.2005, 12:52
Bize Ölüm Yok

 
kuzgun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.07.2005
Mesajlar: 709
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
ve Faşist Mine G. Kırıkkanat'a Mehmet Ocaktan'ın cevabi yazısı;

Fransız usulü 'geviş getirmek...'

Biliyorum, Türk medyası için artık 'etik değerler' hiçbir anlam ifade etmiyor. Bu yüzden, özellikle gazete sayfalarında çıkan bazı köşe yazılarını okurken çılgına dönüyoruz, açıkçası kimyamız bozuluyor. Ama bu kesinlikle bir çözüm değil. Bana öyle geliyor ki, bu tür durumlarda, işe eğlenceli tarafından bakmak sıhhatimiz açısından daha yararlı olacaktır.

Mesela, Fransız köylüleri arasında "Fransız usulü geviş getirmeyi" pek sevmiş bir Türk yazar, Atatürk Havalima'ndan çıkıp Zeytirburnu sahillerinden geçerken Türkleri görünce neler hisseder?

Acaba, sahil boyunca 'don paça soyunmuş' Türk erkekleri neden Fransız köylüleri gibi geviş getirmiyor diye hayıflanır mı? Hem de ne hayıflanmak...

Mesela, memleketin birinde bir yazar, içinde büyüdüğü, havasını soluduğu, suyunu içtiği ülkesinden öylesine nefret eder ki, belki de sırf bu yüzden uzaklara gider ve Fransız köylülerinin arasına karışır. Sanki hep bir "G noktası"nı arıyor gibidir ama bir türlü bulamaz... Sonunda, "Führer" hayranlığının bir sonucu olarak, kafayı Türk halkının fizyonomisine takar.

Zaten tarih boyunca da hep böyle olmuştur. Genellikle kendi fizyonomileriyle barışık olmayanlar, başkalarının fizyonomilerinden "öç alma" yolunu seçerler.

İşte bizim Fransız köylülerinin iflah olmaz hayranı yazarımız da, bir bakıma fizyonomik sıkıntısının intikamını almak için, yazılarının içine bolca "faşizim sosu" katarak Türklere saldırıp rahatlıyor!..

"Aralarında, mangalında balık pişiren tek bir aileye rastlayamazsınız. Belki balık sevseler, pişirmeyi bilseler, kirli beyaz atletleri ve paçalı donlarıyla yatmazlar, hart hart kaşınmazlar, geviş getirip geğirmezler, zaten bu kadar kalın, bu kadar kısa bacaklı, bu kadar uzun kollu ve kıllarla kaplı da olmazlardı!"

İşte ırkçılığın modern zamanlardaki yeni versiyonu... Bir zamanlar Batı'dan devşirilen formüllerle "üstünlük" taslayarak ırkçılık yapmak modaydı. Şimdi ise "beyaz adam"a şirin gözükmek için içeride "kıllı yaratıklar" icat edip sabah akşam onlara saldırmak moda...

Siz siz olun, yazılarında Fransız köylülerinin faziletlerini anlata anlata bitiremeyen, Fransız TV'lerinde o kötü Fransızca'sıyla Türkleri yabancılara jurnalleyen bir yazar gördüğünüzde, mümkünse yanından geçerken "şakacıktan" da olsa Fransız usulü geviş getirmeye çalışın... Yoksa yazarımız, kıllarınıza karşı Fransız köylülerini ayaklandırır!... Hatta Eyfel'in dibinde açlık grevi bile başlatır...
__________________
Milliyetçiler en çok millete zarar verir. Çünkü karşı milliyetçiliği tetikler.
kuzgun isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 03.08.2005, 13:51
Bize Ölüm Yok

 
kuzgun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.07.2005
Mesajlar: 709
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
nuray mertin de bir cevap yazısı var. ancak nedense Faşist Mineciin yazılarına ulaşabiliyorken Nuray Mertin yazılarına Radikal'in sayfasında bugün erişilemiyor.

yazı şu şekilde
"sevgi... kibirlenmez, çirkin muamele etmez, hiddetlenmez... Sevgi zeval bulmaz, diller ise bitecekler ilim ise iptal olunacak (Yeni Ahit, I. Korintoslulara, Bap 13)
bugüne kadar bu gazetede yazan bir yazarın hezeyanlarını seviye düşürmemekk için görmezden gelme yolunu seçtim. Ancak Mine Kırıkkanat adlı yazarın 27 Temmuz tarihli ve Halkımız eğleniyor başlıklı yazısı (üstte okumanız için eklemiştim. kuzgun) çoğunlukla olduğu gibi, bir düşüncenin değil bir nefretin aşagılama çabasının çirkin dille ifadesi. Yazarın bu ve buna benzer dil kullandığı bir çok yazısının "medeni"hiçbir ülkede sorunsuzca yayınlanabileceğini sanmıyorum. Yazarın tüm yazıları özetle "Batılılar iyi, güzel, doğru Doğulular ise çirkin kötü ve yanlış" olarak nitelenebilecek bir Üçüncü Dünya aşağılık kompleksi olarak tanımlanabilir. Bu çok tandık bir yaklaşımın fazlasıyla karikatür bir örneği.
Ancak işi ırkçılık, rencide edici, aşağılayıcı, çirkin bir dile dökmek hepimizi ilgilendirmesi gereken bir medya etiği sorunu. Bu noktada şahsen bu dille yazan biriyle aynı gazetede yazmaktan utandığımı, kamuoyundan özür dilemek durumunda hissettiğimi açıklamak gereğini duyuyorum. Yazarın piknik yaparken hoş görüntüler sergilemediğini düşündüğü bir takım insanları "'Bu kadar kalın, bu kadar kısa bacaklı, bu kadar uzun kollu ve kıllarla kaplı' diye tarif etmesi, hiçbir mazeretle açıklanabilecek bir şey gibi gözükmüyor.
Aynı yazar, daha önce de, buna benzer sayısız yazı yazmıştı; insanlardan 'hayvan türevleri' diye bahsetmiş (20 Şubat 2002), çocuklarını 'domuz yavruları'na benzetmiş, çok çocuk yapanların çocukları için, 'insanlar tarafından yenilip, tüketilmek' gibi bir seçenek de olmadığı için sefalet içinde yaşadığı şeklinde son derece 'ilginç' bir 'eleştiri' yazısı kaleme almıştı (24 Ekim 2000). Müslümanları ve özellikle Arap olanları açıkça aşağılayan yazılarını şimdilik bir yana bırakalım. Söz konusu olan; ırkçı, faşist bir zihniyetin, köşe yazısı başlığı altında fütursuzca ifade edilmesi. Kırıkkanat'ın kullandığı dil, doğrudan Hitler'in Yahudiler için kullandığı di… Faşizm, sadece bir yönetim biçimi değil, sorunlu bir zihniyet, hastalıklı bir insanlık halidir, hiçbir şekilde, geçit vermemek lazım.
(bu kısmın altını bilerek büyük ve kırmızı yazıyorum. Faşizm bir hstalıktır ve hiçbir platformda geçit vermemek gereklidir. Bu burasi içinde geçerli olsa gerektir. FAŞİZME KARŞI OMUZ OMUZA)
__________________
Milliyetçiler en çok millete zarar verir. Çünkü karşı milliyetçiliği tetikler.
kuzgun isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Beyazim Ben Beyaz... Lilyum Resim ve Karikatür 30 04.06.2008 23:37
Beyaz Dağlar grunburg Özgün Yazılarınız 5 28.09.2007 18:58
Turhan Çömez: Ey Türk gençliği; Türk Ordusu'na SAHİP ÇIK: Alp Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 2 01.04.2007 22:01
Beyaz Gül hizmet_ Özgün Yazılarınız 5 07.12.2005 14:52
ula beyaz adam kurtcebe Fıkra ve Mizah 2 11.09.2003 09:11


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:43 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50