| Bize Ölüm Yok ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 29.07.2005
Mesajlar: 709
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
bu da başka bire yazısından Dünyayı harmanlayan her Türk, sanırım İstanbul Atatürk Havalimanı'yla gurur duyar. Pek çok Batılı benzerinden bile daha modern bu altyapı, Türkiye'nin 'Arap olmayan' yüzünü ağartmaktadır. Öyle ki, geçen yıl turistik bir Mısır turundan Paris'e dönerken İstanbul'da aktarma yapan bir Fransız arkadaşım, 'Aradaki farkı sana anlatamam,' demişti. 'Kahire havalimanından sonra Atatürk'e inince, hepimiz uygarlığa kavuştuk diye sevindik. Avrupa, Atatürk Havalimanı'nda başlıyor!' ÖVe bitiyor, sayın seyirciler. Mevsimlerden yaz ve bir pazar günü, Atatürk Havalimanı'ndan Türkiye'ye giriş yapan insan, 'sahil yolu'ndan geçmek gafletine düşerse, ne denizi görür, ne havasını alır, kendisini devasa bir mangalda bulur, pişmese bile tütsülenir. Belediye, halkımıza hizmet yarışında Sahil Yolu'nu bir güzel çimlemiş ve sanırım, üzerinde yürürler, oynarlar ya da en fazla yatarlar, sanmıştır. Çünkü Türk'ün mangal tutkusuna, zaten Belgrad Ormanları, Çamlıca tepeleri ve daha pek çok yeşil alan feda edilmiştir. Buralarda, ağaçlar füme dil, yapraklar dallar közlenmiş patlıcan görünümü arz etmekte, dağları taşları saran kebap dumanı 'Keşke çiğ yeseler' dedirtirken, kesif et kokusu yamyam olmadıklarına hayıflandırmaktadır. Sahil Yolu'nda ise, kilometrelerce uzunluktaki çim alan kenarından geçen arabalardaki seyircilerin görüş zaviyesinde olduğundan, manzara da mangal düzeyindedir : Don paça soyunmuş adamlar geviş getirerek yatarken, siyah çarşaflı ya da türbanlı, istisnasız hepsi tesettürlü kadınlar mangal yellemekte, çay demlemekte ve ayaklarında ve salıncakta bebe sallamaktadırlar. Her 10 metrekarede, bu manzara tekrarlanmakta, kara halkımız kıçını döndüğü deniz kenarında mutlaka et pişirip yemektedir. Aralarında, mangalında balık pişiren tek bir aileye rastlayamazsınız. Belki balık sevseler, pişirmeyi bilseler, kirli beyaz atletleri ve paçalı donlarıyla yatmazlar, hart hart kaşınmazlar, geviş getirip geğirmezler, zaten bu kadar kalın, bu kadar kısa bacaklı, bu kadar uzun kollu ve kıllarla kaplı da olmazlardı! Atatürk Havalimanı'ndan sonra, mevsimlerden yaz ve pazar günleri, Sahil Yolu'nda Arabistan bile değil, Etiyopya'nın ete doymuş hali, 'Etobur İslamistan' başlıyor, sayın okurlar. İstanbul olmayan ne varsa, İstanbullu olmayan kim varsa orada: Son beş yılda 4.5 milyon artıp, 3 milyonu İstanbul'a akan nüfusun güruhu çimde etleniyor pazar günleri. Tabii ki onların da eğlenmeye, dinlenmeye hakları var. Ama burada mı, böyle mi ? Halkımıza hizmet yarışındaki belediye, İstanbul'un Anadolu yakasında, Şaşkınbakkal'dan Fenerbahçe'ye uzanan bir kumsal şeridi yarattı bu yıl. Maksat, Caddebostan'ın nostaljik plaj kültürünü canlandırmak, hatta yayıp uzatmak. Sonuç gerçekten güzel oldu : Yeşil alanından kumsalına, şezlonglarından şemsiyelerine Cote d'Azur'u andıran bir düzenleme yapıldı. Zaten sonuç güzel olduğu için başarısı paylaşılamıyor, Kadıköy Belediyesi ben yaptım diyor, İstanbul Büyük Şehir hayır, ben yaptım. Her neyse, açılışı Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk, mankenler eşliğinde denize girerek yaptı. Ne var ki 1930'ların Caddebostan plajı modernitesini akla getiren açılıştan yalnızca bir gün sonra, 2005'in realitesi teslim aldı kumsalı, yeşil alanı ve sunulan tüm hizmetleri : Ümraniye plaja indi. Bırakın mayoyla denize girmek, sahilde laf atılmadan yürümek imkânsızlaştı. Tesettür anaları kumsalda mangal yeller, babaları don paça yatarken, irili ufaklı danaları da pamukludan dalgıç tulumlarıyla suda cıp cıp yapıyorlardı. Açılışın ertesi günü konulan mangal yasağı bir işe yaramadı, yalnızca iki gün sonra oturulsun diye halkımızın hizmetine sunulan tahta banklar, parçalanıp yakılmış, daha doğrusu mangala odun yapılmıştı. Şimdi bu sahillerde sabah yürüyüşleri yapan 'creme de la creme' Kadıköylüler, İslamistan varoşlarının işgal ettiği denizlerine ve kumsallarına bakıyor, lanet yağdırıyorlar halkımıza 1 milyon karşılığında plaj hizmeti sunan belediyelere. Ben de kendilerine sormak isterdim : Neredeydiniz o varoşlar oluşurken, hangi partiye girip kaliteli sesinizi, dünya görüşünüzü duyurmaya çalıştınız, ne kadar ilgilendiniz politikayla? Gecekondular denize inmez, eşkiya sizin yolunuzu DA kesmez mi sandınız? Devamı cumaya." http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=159792
__________________ Milliyetçiler en çok millete zarar verir. Çünkü karşı milliyetçiliği tetikler. |
| | |
| Bize Ölüm Yok ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 29.07.2005
Mesajlar: 709
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| FaŞİst Mİne G. Kirikkanat Hezeyanlarina Devam Edİyor 'Oysa dünya döner...' Galileo, 1633 'Oysa pislik kokar...' Galilea, 2005 İslamistan Türkiye'sinde terör ile temizlik nedense aynı mantıkla açıklanabiliyor: Müslüman teröristlerin İslamiyet adına yaptıkları terör nasıl İslamcı terör diye nitelenmiyorsa, Kuran'ın temizliğe verdiği önem ve değere rağmen ülkemizdeki uygulanışı İslamcı bir temizliğin varlığını kanıtlamıyor. Terörün nasıl dini yoksa, zaten temizlik de bu haliyle iman içermiyor pek. Bu mantık aynı zamanda, 'temizlemek'ten niçin 'öldürmek' anlaşıldığını açıkladığı gibi, silip süpürmek, ortadan kaldırmak, yok etmek eylemlerine de benzeri anlamlar yüklüyor ve belki de bazılarını, yaşadığı ortak mekânlarda 'ben varım, buradan geçtim' izleri bırakmaya koşulluyor. Kimileri kurban kestiği, mangal yaptığı çimlerde bıraktığı artıkları, torbaları pislik değil, 'yok edilmediğinin' kanıtı olarak algılıyor belki de. O artıkları pislik diye nitelese, ertesi hafta yine geleceği mekânı kirletir mi yoksa? Sokaklara, caddelere saçtığı çöpler, aslında çöp değil, parmak çocuğun yolunu bulabilmek için serptiği çakıl taşlarına eşdeğer, 'buralardan ben de geçtim'e delalet ediyor. Ama bazıları öldürmek anlamında temizlememeye o kadar özen gösteriyor ki, biri gelir, örneğin belediye saçtığı çöpleri kaldırır, 'varlık izleri'ni yok eder diye, ne olur ne olmaz ardında kokusu kolay çıkmayacak işaretler de bırakıyor (Bkz. Piknik yerlerinde henüz mangalda yakılmamış ağaç dipleri, duvar köşeleri vb.) Dört bir yanı denizlerle çevrili bir ülkede, bırakın deniz kültürü, denizcilik filmleri izlese 'Kara göründü !..' tekmilini bile aklında tutamayanların 'kara'dan siyahı anladığı, 'kara insanı'ndan da 'siyah insan' çakozlayanın ise köşe yazarı oluşturulduğunu düşünürsek, ister istemez bir soru takılıyor akla: Haydi sivil (uygar) birikimleri belli, askerlik yaparken de mi öğrenemediler 'kara'nın ne olduğunu? Kara Kuvvetleri'ni de 'siyah kuvvetler' mi sanıyorlar acaba? Hepsi öğrenmiyor değil. Güzelliği korumayı, ortak mekânlara saygıyı öğrenen, hatta üslenen var. Ancak bazıları internet kullanmayı, düğmelere basarak e-mail yazmayı öğrendiği zaman bile halkının ahlak, din, şeref ve etik değerlerinden neyi anlıyor ve bendenizin imansız şerrine karşı bakın hangi düzeyde savunuyor: 'Sanıyorum senin problemin Fransa'da seni edecek bir Fransız bulamaman. Oraya gidip bakın bende sizdenim, ahlak, din, şeref, etik gibi mefhumları tanımam size tapıyorum deyince hemen yakışıklı Fransızlar seni etmek için sıraya girecekler sanıyordun. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı anlaşılan. Bence sen gel Diyarbakır'aÖoralarda sana bir saat kadar tahammül edebilecek kadar çaresiz, kara bıyıklı Kürt bulÖve biraz rahatla. YadaGit Fransa'daki Agne kasabasına, ahlaki degerleri senin gibi dostlar bulabilirsin. Çocukların götür varsa, belki bir paket sigaraya, yada lastik karşılığında onlarada müşteri bulursun. Yazının başındaki resmi rutuş yapan fotoğrafçı iyi rutuş yapmış yada 30 sene önceki resmin falan olmalı.. Geçen TV'de gördüm seni. Sişko ayı gibi bir kokonaya benziyorsun. Herhalde ayna ile pek aran iyi değil. Sana şifalar diliyorum. Sahi sen nereli idin? Tokat'ta yada Hakkari'de bir köylünün kızı isen hiç şaşmam. Bu ruh hali buna işaret ediyor. Raşit Karadeniz, silentnomor@yahoo.com' İşte ben böylelerinden söz ediyorum, sayın okurlar. Çoğunluk olduklarını da düşünmüyorum. Ama varlar ve savundukları değerlere yakışmıyorlar. Kültür birikimi buysa, kültür ne? Eleştiri, polemik yeteneği, zekâ buysa düzey ne olabilir? İstanbul'u megapol yapan, besleyen, dolduran ve kirletenlerden kiminin düzeyi, ne yazık ki bu. Kirin, pisliğin altında yatan, feromon (koku salgısı) saçarak, 'ben varım, buralardan geçtim,' çöpleri bırakarak dolaşan CEVHER bu. Yontulmayı bekleyen hammadde bu. Buyrun eğitin, öğretin, yontun, inceltin. Hiç olmazsa takım elbiseli kravatlıları vekilleri olur, 'havaya' silah sıkmakla yetinirler. Uygarlığa inanan ve insanlığa saygılı sizlere sabır ve metanet diliyor, bendeniz nihayet yaz tatiline çıkıyorum. Son iki yazımı küfürle yerenlere karşı coşkulu ve yoğun övgülerinize çok teşekkür ederim. Tabii ki kimseye papuç, sütunumu da boş bırakmayacak ve tatil süremde eski güftelerimden bir demet yayımlayacağım.
__________________ Milliyetçiler en çok millete zarar verir. Çünkü karşı milliyetçiliği tetikler. |
| | |
![]() |
| Lesezeichen |
| Seçenekler | |
|
|
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Beyazim Ben Beyaz... | Lilyum | Resim ve Karikatür | 30 | 04.06.2008 23:37 |
| Beyaz Dağlar | grunburg | Özgün Yazılarınız | 5 | 28.09.2007 18:58 |
| Turhan Çömez: Ey Türk gençliği; Türk Ordusu'na SAHİP ÇIK: | Alp | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 2 | 01.04.2007 22:01 |
| Beyaz Gül | hizmet_ | Özgün Yazılarınız | 5 | 07.12.2005 14:52 |
| ula beyaz adam | kurtcebe | Fıkra ve Mizah | 2 | 11.09.2003 09:11 |