![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 02.01.2004 Yaş: 32
Mesajlar: 26.529
Teşekkür etti: 10
156 Teşekkür 109 Mesaja aldı
| Allah kimseyi sasirtmasin..AMIN
__________________ karamsar olmak zor degil... zor olan cilgin bir firtinanin sonrasinda bir gökkusagi gibi gülümseyebilmektir... |
| | |
![]() ![]() Üyelik tarihi: 28.07.2005
Mesajlar: 186
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
__________________ En bedbaht, en muzdarib, en sıkıntılı; işsiz adamdır. Zira atalet ademin biraderzadesidir; sa'y, vücudun hayatı ve hayatın yakazasıdır. | |||||||||||||||
| | | |||||||||||||||
| Ak & Sa ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 29.05.2002 Yaş: 34
Mesajlar: 12.654
Teşekkür etti: 34
71 Teşekkür 43 Mesaja aldı
|
__________________ Okyanus arayan..Irmak olmalidir..! | |||||||||||||||
| | | |||||||||||||||
| Ak & Sa ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 29.05.2002 Yaş: 34
Mesajlar: 12.654
Teşekkür etti: 34
71 Teşekkür 43 Mesaja aldı
|
Bakin Hoca Efendiden herkese Mesaj var.. Kendimiz Hesabini yapalim..biz bu Mesajin neresindeyiz ? "Keşke dedikleri, ettikleri şeylerin üç beş adım sonra öbür alemde Allah’a hesap verecekleri mülahazasını içlerinde hep canlı ve diri tutabilseler. Keşke orada kendilerine keşke dedirtecek durumlara düşmeseler. Keşke demeseydim, keşke etmeseydim, keşke Efendimizin tavsiyesine uysaydım, keşke iki çenem arasındaki dilimi tutsaydım. Keşke Efendimizin (sav) cennete kefaleti altına girseydim. Hasedin gözü kördür. Hz. Üstadın yaklaşımıyla hased evvela hasidi (haset edeni) yer bitirir. Mahsud (haset edilen) hakkında zararı olsa bile o kadar değildir. Mahsud sadece kendini yeniden tezkiye etme, konuyu tashih ve tavzih etme lüzumunu duyar. Hele bir de haset edilen bir kişi değil de, bir cemaat ise teker teker o cemaatin vefat edeninden hayattakilerine kadar herkese “hakkını helal et” deyip helallık almadıktan sonra kurtulma muhaldir." Kaynak isteyen olursa kaynaksiz birakilmayacaktir. Muhabbetle
__________________ Okyanus arayan..Irmak olmalidir..! |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 01.11.2004
Mesajlar: 43
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
daha neler duyacagiz, bazi seyleride duydukta, duymamazliktan geliyoruz. |
| | |
| Ümit Yolcusu ![]() Üyelik tarihi: 21.10.2004
Mesajlar: 1.610
Teşekkür etti: 1
11 Teşekkür 9 Mesaja aldı
|
Ins boyali basini kaynak olarak gösterilmez !
__________________ .. Sayfalarinda Güller Kuruttugum O Kitap Hala Bitmedi... | |||||||||||||||
| | | |||||||||||||||
| Bir-Taraf olmayan Ber-Taraf olur...! ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 29.02.2004 Yaş: 38
Mesajlar: 1.279
Teşekkür etti: 53
55 Teşekkür 29 Mesaja aldı
|
Ben hocaefendi derken isim belirtmemiştim ama madem deşifre oldu yapacak bir sey yok. Delil meselesine gelince. Bu camia dışındaki arkadaşlara bir sözüm yok ! ama bu camia içinde olan arkadaşlara sadece tebessüm ediyorum. Pişkinligin bu kadarınada pes diyorum yani. illada delil diyenlere delili ABİLERE sorun diyorum. Sadece benim şahid oldugum bir çok canlı şahid var bu şekilde çocukların başlarını açıpta okula gönderen sordugunuz vakit hocaefendi - abiler neyse ..... "Başörtüsü, tesettür füruattır. Temel mes'eleler varken füruatın kavgasını vermek, üslub bakımından yanlış..." diyen hocaefendiden böyle bir tavırda yadırganmasa gerektir herhalde.
__________________ ~~~ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. ~~~ Dosttan Öte Dosttan Ziyade |
| | |
| Ak & Sa ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 29.05.2002 Yaş: 34
Mesajlar: 12.654
Teşekkür etti: 34
71 Teşekkür 43 Mesaja aldı
|
Sevgili Cevher bizim Abilerlen Ablalarlan isimiz olmasa gerek.. Zatende hic olmadi.. Adam demedim diyorsa..ne yapacagiz ? Ona inacagizmi Yoksa..hatasini (varsa) sürekli Gündeme getirip birseyleri yok etmeyemi calisacagiz ? Lütfen düsnünün..
__________________ Okyanus arayan..Irmak olmalidir..! |
| | |
| Ahkar-ul İbad ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 05.07.2004
Mesajlar: 95
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| M.Fethullah Gülen'in Başörtüsü Hakkındaki Görüşleri. KADIN VE BAŞÖRTÜSÜ MESELESİ Çok tartışılan konulardan bir tanesi de kadındır. Bazı iktisatçılar, kadının üretim sürecine katılmasıyla kalkınma arasında bir ilişki kuruyorlar. Kadının fiziki yanı dikkate alınıp, hususi durumları korunduktan sonra hayatın bazı sahalarına katkıda bulunması İslam’da yasaklanmamıştır. Zaten kadın, hayatın her diliminde kendine göre katkılarda bulunmuştur da… Mesela, savaşlara katılması caiz görülmüş, okuması, eğitim görmesi tasvip, tercih ve teşvik edilmişti. Öyle ki, saadet asrında Hz. Aişe, Hz. Hafsa ve Hz. Ümmü Seleme validelerimiz sahabe fukahasının (fıkıh bilginleri) ve müçtehitlerinin arasında yer almaktaydı; hatta peygamber hanesindeki kadınlar, dini öğrenme adına bir yönüyle erkeklerin bile müracaat kaynağıydılar. Tabiinden (sahabeden sonraki kuşak) bir çok kimse Efendimiz’in eşlerine müracaat ederlerdi. Bu durum onlarla da sınırlı kalmamış, sonraki dönemlerde de bazı ehliyetli kadınlar pek çoklarına muallime olmaya devam etmişlerdir. Yani, Müslümanlıkta kadının hayatını kısıtlama ve hareket alanını daraltma söz konusu değil. Bugün için olumsuz görülen noktalar, yaşandığı dönemin şartları ve o zamanki devletlerin uygulamaları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Ayrıca bazı bölge ve toplumlarda Müslüman olmadan önceki adet ve geleneklerin Müslüman olduktan sonra da devam etmesi de göz önünde bulundurulmalı. Bunların da İslam’a fatura edilmesi doğru olmaz. Önemli olan, kadının fiziki durumunun ve özel hallerinin dikkate alınarak düşünülmesidir; mesela, “Ağır maden işlerinden çalışmalı mıdır, erkeklerde olduğu gibi mecburi askerlik takdir edilmeli midir? Ağır silah eğitiminden geçmeli midir?..” gibi. Bunların yapılmasında zaruret görülüyorsa ona da kimsenin bir şey demeyeceği kanaatindeyim. Kamusal alanda bugünün dünyasında kadının yeri ve rolü ne olabilir? Kadın her şey olabilir. Belki bugünkü kaynaklara dayandırma açısından delilini gösterme zor olsa da; tarihi tecrübelere bakınca Ebu Hanife’ye göre kadının hâkim bile olabileceğini görürüz; o zat kendi nefsinden konuşmayacağına göre, demek ki kaynaklar buna müsaade ediyor. Şimdi Diyanet İşleri Başkanlığı kadınların rahat olabilmesi açısından müftülüklerde hanımefendileri görevlendirerek takdire şayan bir uygulama başlattı… Kadın asker de olabilir, hekim de.. Önemli olan dinini yaşayabilmesi. Kamusal alanda hizmet verirken dinini güzelce yaşayanlar olabileceği gibi, evinde durduğu halde tam yaşamayanlar da olabilir. Yani kadını eve hapsetmek yok. Evet, o konuda herhangi bir tahdit konulmuyor. İlmihal kitaplarındaki bazı bilgilerin kadının ikinci sınıf varlık olarak gösterdiği de dile getiriliyor. O da tarihsel midir? Kadının kendine ait hususiyetine ve fiziki durumuna itina gösterildiği için sorumlulukları ve hareket alanı erkekten biraz farklı olmuştur; mesela, ağır işler ve ev dışındaki sorumluluklar erkeğe yüklenmiştir. Teşri (Hz. Peygamber ve dört halife dönemi) ve tedvin (kitapların ve sistemlerin oluştuğu) dönemlerindeki yorumlar o günkü kültüre bağlı olarak bu istikamette gelişmiştir. Buna tarihseldir diyemeyiz, kadınlara ve erkeklere ait hususiyetlerin (özellikler) gözetilmesi bu konuda amil (sonucu etkileyen sebep) olmuştur demek belki daha doğru olur. Kadına ikinci sınıf varlık olarak bakanlar da var. Kadın kadındır, erkek de erkektir; bunlardan biri pozitifse diğeri negatiftir; ikisi bir araya gelince bir bütün oluştururlar. Mevzuya, ikinci sınıflık ya da eşitlik meselesi olarak bakmamak lazım. Çünkü, bazı noktalarda kadın daha ileridedir. Mesela, bazı yerlerde Efendimiz kadını çok öne çıkarmış, “Cennet anaların ayağının altındadır” demiş; ama babalar için böyle bir şey söylememiştir. Yine Efendimiz, “Kime karşı sorumluluğum vardır?” diye soran kişiye “Annene karşı..” buyurmuş, “Sonra yine annene karşı… Sonra yine annene karşı.. Sonra da babana karşı” demiştir. Bediüzzaman’ın da dikkat çektiği üzere, “O bir şefkat kahramanı ve çok önemli bir terbiyecidir” aynı zamanda. Gördüğünüz gibi, bazı yerlerde de, “Burada durmak lazım” deniliyorsa, mesela, “senin cephede nöbet beklemene, beline bombaları bağlayıp düşmanla yaka-paça olmana gerek yok” deniliyorsa, bu yaklaşımı, kadının mahrumiyeti olarak anlamak yerine, kadının hakkını koruma açısından ele almak mümkündür. Efendimiz’in bu konuda ayrım yaptığını göremeyiz. Bir de namaz kılarken erkeklerin önde kadınların arkada durma meselesi var. Öncelikle namazın, Allah’tan başka hiçbir şeyi hatıra getirmeden, O’nun huzurunda elpençe divan duruyormuş gibi eda edilmiş gereken bir ibadet olduğunu ifade edelim. İkinci olarak da, namazın edası anında, vücudumuzun duruşundaki intizam kadar, kalp ve ruhumuzun istikamet ve konsantrasyonu, başka bir ifadeyle, hayalin başka tasavvurlarla meşgul olmasına izin vermeyip, Allah’tan başka her türlü mülahazaya kapanmış olmasının çok önemli olduğunu hatırlatalım. Bu iki hususu akılda tuttuktan sonra kendimize soralım: Neden bazı realiteleri görmezden geliyoruz? Zannediyorum, Kâbe’yi tavaf esnasında bile olsa, gözü endamlı ve güzel bir kadına ilişen erkekler, “Biz hiçbir şey hissetmedik’ diyemezler. Eğer birisi derse, ben de ona, ‘rica ederim, Allah görüyor, duyuyor; n’olur burada yalan söylemeyelim’ derim. Türkiye’de devam eden bir başörtüsü sorunu var. 18 yaşından sonra rahat bırakılabilir gibi öneriler ortaya atılıyor. Siniz çözüme ilişkin görüşleriniz nelerdir. Çocukların okumasına mani olma durumlarının söz konusu olduğu bir dönemde dinin usulü (esasları) ve furuu (o esaslara bağlı ama onlara nazaran ikinci, üçüncü dereceden konular) açısından yaklaşarak başörtüsü ile ilgili düşüncemi arz etmiştim. Kısaca, iman esasları ve İslam’ın beş şartı kadar ağır bir mesele olmadığını ifade etmiş ve başörtüsü veya okulu tercih konusunu insanların vicdanına havale etmiştim. O zaman benim vicdanı kanaatim de okumaktan yanaydı. Böyle bir yaklaşım bir çok kesimden kimseyi rahatlatma ve Türkiye’nin geleceği adına bana çok önemli gelmişti. Bir nevi konjonktürel bir görüş bu galiba, asıl düşünceniz nedir? Gönlüm arzu eder ki, Batı ülkelerinde olduğu gibi kadın hakları, kanaat ve düşünce hürriyetiyle beraber ele alınsın. Zannediyorum Hıristiyanlığın temel kaynaklarında farklılaşma olmasaydı, rahibelerin başlarını örttüğü gibi, kendilerine ait yazılı kaynaklarda da kadınların örtünme mevzuu yer alsaydı karşı çıkmazlardı ona. Hiç unutmam, Vatikan’a gittiğimizde Milliyet gazetesinden Özcan hanım da yanımızdaydı; Papa kadınlarla görüşmediği için içeriye giremedi. Türkiye’de böyle bir şey olduğunu, Diyanet İşleri Başkanı’nın sadece erkeklerle görüştüğünü, kadınları kabul etmediğini düşünün, bu gazetelere sürmanşet olmaz mı? Gönlüm çok arzu eder ki, insanlar -idareye karışmamak şartıyla- füruatına kadar dinin emirlerini çok rahat yaşasınlar; vicdan hürriyeti, din hürriyeti dediğimiz mevzularda serbest bırakılsınlar. Kamu alanını genişleteceğimize -bu aynı zamanda insanların hareket alanlarını daraltma oluyor- liberalizme gittiğimiz bir dönemde ferdin hukukunu ve vicdan hürriyetini öne çıkarsak, insanlara dinin usulünü de füruunu da rahat yaşama ortamı hazırlasak.. Meseleyi bir yaşa bağlayarak, şu yaştan sonra serbest bıraksak denilmesi bile olumlu bir adım. Bir gün isteyen istediği gibi yapsın, sınır konulmasın. Türbanın şekil ve çeşitleri de, sanki bir felsefenin, bir hareketin sembolü gibi algılanıyorsa, o tarz ve şekillerde de ısrar etmemek lazım. Bunu bana soranlara “Diyanet’e, Din İşleri Yüksek Kurulu’na sorun” diyorum. O kurumun itibarını korumak da vazifemizdir; çünkü onlar dinin itibarını temsil ediyorlar. Örtünme konusunda da ölçü onlardan sorulmalı; eğer belirttikleri görüşte bir eksiklik olursa, meşhur ve mudakkik alimlerimiz mütalaalarını Diyanet’e gönderirler; eksiklik giderilir, varsa eğer yanlışlık düzeltilir. |
| | |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 31.08.2002
Mesajlar: 5.567
Teşekkür etti: 15
107 Teşekkür 55 Mesaja aldı
|
Bu görüş ile Londra'daki fetvanın arasında pek fark yok. Eğer yukarıdaki sözler gerçekten Fetullah Gülen Hocaya aitse Cevher kardeşin söylediği haber pek kaynaksız sayılmaz.
Londar'dan fetva verenlerinde gönlünde de muhakkak örtünme yatıyordur. Sorun; zaruret diye başörtüsünden vazgeçilebilir mi?
__________________ " M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . " | ||||||||||||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||||||||||||
| Ahkar-ul İbad ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 05.07.2004
Mesajlar: 95
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
Ülkemizde önyargılı, ideolojik saplantılı ve maksatlı yaklaşımlar ve saptırmalardan dolayı bazı konularda konuşmak oldukça zor. Bilhassa Müslüman olarak, sarf edilen sözlerin Allah adına telakki edileceği ve bugün ve yarin için insanlarda bırakacağı müspet veya menfi tesirlerin yani sıra, Ahiretteki yerinizi de hazırlayan bir öneme sahip olduğu göz önüne alındığında, bu zorluk daha da artıyor. Başörtüsü, 1979 yılının CHP azınlık hükümeti tarafından imam-hatip liselerinde mesele yapılmıştı. Daha sonra, zaman zaman askıya alınmakla birlikte, bilhassa sayın Evren tarafından ülke gündemine taşındı. Nihayet, kanaat-i acizanemce, 1983-87 ANAP iktidarında İslam'a verildiği düşünülen resmi 'tavizler'in geri alınma surecinin ateşleyicisi olarak 1986 ve 87 yılında büyük bir problem halinde ortaya çıktı. Türkiye'de resmi sistem, halk oyuna dayalı ve muhtaç sivil-demokratik yönetimler zamanında kendini tehlikede hissetmiş ve daima bir kavga ortamında kendini yeniden sağlama alma yolunu tercih etmiştir. Sistemin veya onun koruyucusu 'derin devlet'in, belki de, Türkiye'nin cankeş halde kalmasını isteyen 'global' güçlerin halk oyunun yönetime kısmen yansımasına tahammülü hiçbir zaman 4 yılı geçmemiş, DP için 1954'ten sonraki 6 yıl, AP için 1969'dan sonraki yıllar, ANAP için 1987-1991 arası, adeta zehir içip, kan kusma dönemleri olmuştur. İste, başörtüsüne, 1987'den bu yana gelinen süreçte, Türkiye'yi yeniden şekillendirmede gerekli görülen kavga ortamının sembolü ve ateşleyicisi olma fonksiyonu yüklenmiştir. Meselenin herhalde bu yönden ele alınıp, ona göre tavır belirlenmesinde büyük faydalar olsa gerek. Başörtüsü meselesinde Fethullah Gülen Hocaefendi'nin tavrı, her iki tarafça da zaman zaman yanlış anlaşılmış, yanlış değerlendirilmiş ve maalesef bazen de kasıtlı olarak yanlışa alet edilmiştir. Fethullah Gülen, başörtüsünün İslam'ın furuata dair emirlerinden olduğunu söylemiş ve ülkede bir kavga sebebi yapılmaması gerektiğine dikkat çekmiş ve böylece, başını örtmekle, okumak veya resmi vazife yapmak arasında kalan hanımlar ve bu konuda söz sahibi alimler için karar ve değerlendirmelerinde önemli bir kıstas ortaya koymuştur. Bilindiği gibi, İslam'ın bütün hükümleri usul ve furuat diye iki grupta mutala edilegelmiştir. Usul, kişinin İslam dairesinde olup olmadığının temel ölçüleri mesabesindeki imani esaslar için kullanılırken, furuat ise, diğer bütün sorumlulukları, emir ve yasakları içine alır. Ayrıca, tesettür, Kur'an'ın kesin bir emri olmakla birlikte, İslam'ın şartlarından da değildir. Fakat bu, hiçbir zaman bu hükmü küçümseme manasına gelmez. Sadece, Allah neye ne kadar değer vermiş ve neyi nereye koymuşsa, ona o kadar değer vermek ve oraya koymak gerektiği konusunda bizi dikkatli olmaya çağırır. Aksi halde ölçüler kaybolur ve maalesef bilhassa son asırlarda İslam dünyası olarak çok zaman maruz kaldığımız üzere, "Belki bir şey kazanırız; ama bizden pek çok şey gider." İkinci olarak, Fethullah Gülen'in, "Okumak veya görev yapmak için kızlar başını açabilir veya açamaz" gibi bir görüş veya fetvası da hiçbir zaman kendisinden sadır olmamıştır. Bu olmadığı gibi, öyle fısıltı gazetelerinde veya bazı basın organlarında iddia edildiği üzere, güya kendisiyle irtibatlandırılan okullarda başların açılması gerektiğini de söylemiş değildir. Bu noktada o, meseleyi, yukarıda sözünü ettiğimiz ölçüler çerçevesinde vicdani kanaatlere, kişinin sorumluluk duygusuna ve Kur'an-i Kerim'de geçtiği üzere, Allah'ın şiarlarını on plana almaya dayalı kalplerin takvasına havale etmiştir. Esasen, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin bu konudaki tavrı eğer iyi anlaşılıp, her iki tarafça da maksatlı yorumlara tabi tutulmamış olsaydı, belki bu mesele, su andaki ölçüsünde bir problem haline gelmezdi. Evet, bir yandan bu konu, kasıtlı olarak bu yük bir problem, hem de bir kavganın sembolü olarak sürekli gündemde tutulurken, öte yandan, çözümün her şeye rağmen vicdani kanaatlerde ve kalplerin takvasında yattığını belirtmeden edemeyeceğiz. Unutulmamalıdır ki, hiçbir problem, tek boyutlu, tek maksatlı ve sadece kendisinden ibaret değildir. ALİ ÜNAL |
| | |
| Ahkar-ul İbad ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 05.07.2004
Mesajlar: 95
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Başörtüsüyle alakalı mülahazalara gelince Söz konusu mülakat, yayınlanmadan önce redakte edilmiş midir, yoksa edilmemiş midir, bu ayrı bir mesele, önce konuyla alakalı olarak sorulan soruya verdiğim cevabın gazetede çıkan kısmını aynen aşağıya alıyor ve insafla bir kere daha tetkik buyurulmasını rica ediyorum. "Örtü mevzuunda bir şey demeye hakkımız yok. Konuyla alakalı Kur'an-ı Kerim'de açık sarih nasslar var. Bu itibarla mevzu, yorumların dışında kalır. Çünkü bu bir Allah emridir." Hem altındaki paragrafta şöyle denmektedir: "Kadının başını örtmesi meselesi, elbette ki, bir iman meselesi ölçüsünde önemli değildir. Yani, Allah'a karşı kulluk ve umumi manada kulluk ölçüsünde önem arz etmez." Takip eden paragraf ise, aynen şöyledir: "Temel meseleler varken teferruatın -doğrusu furuatın demek olacaktı- kavgasını vermek, üslup bakımından yanlış... Onları (yani furuatı) öne çıkarmak, bir yönüyle diğer meselelerin önemsizliğini ifade etmek gibi, bir şey olur." "Burada söylenenler, insanlar yeniden başa dönsün, başlarını açsın ve belli bir dönemden sonra kapasınlar demek de değildir." Vurgulanmak istenen, imani esaslar kendi değerleri ölçüsünde, İslam'ın şartlarına kendi değerleri ölçüsünde diğer farz, sünnet ve müstehaplara ise, yine kendi değerleri ölçüsünde yer ve öncelik-sonralık verilmesi gerektiğidir. Ayrıca, tedriciliğin de İslamı tebliğde ve anlatmada bir esas olduğu izahtan varestedir. Bir tek sütun içinde söylenen bunca söz ve yayını günlerce sürmüş bir mülakat içinde tek bir kelimeyi seçip, öteden beri usulcülerce kabul edile gelen bir taksime uyarak başörtüsü için, "ana meseleler" karşılığı "füruattır" manasına söylenmiş bir kelimeyi, "kaldır bir kenara at manasında "teferruat" şeklinde anlamayı doğrusu insafla te'lif edemedim. Fethullah GÜLEN |
| | |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 31.08.2002
Mesajlar: 5.567
Teşekkür etti: 15
107 Teşekkür 55 Mesaja aldı
|
Endülüs kardeşim, görüyorum ki Fetullah Hoca Efendiyi doğru anlamaya çalışan birisin. Net olarak şunu öğrenmek istiyorum. Hocaefendinin bu anlattıklarından sonra sen kıznı üniversiteye başı açık gönderir misin?
__________________ " M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . " |
| | |
| Ahkar-ul İbad ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 05.07.2004
Mesajlar: 95
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
Bende net söyliyeyim ben kızımı Türkiyenin bu şartlarında okula göndermezdim. Lakin Hocaefendinin anlattıklarını yanlış yorumluyorsunuz.Zira Hocaefendinin söylediklerinin aynısını Mustafa İslamoğluda söylüyor. Her Pazar gider Akabe Vakfında sohbetlere katılır soru sorabilirsiniz bu konuda. Aldığınız cevapla gelin konuşalım Bence siz Hocaefendi hakkında net olun |
| | |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 31.08.2002
Mesajlar: 5.567
Teşekkür etti: 15
107 Teşekkür 55 Mesaja aldı
|
Allah yaptığı hayırlı hizmetlerinde yardımcısı olsun. Varsa bilmeden düştüğü hataları da düzeltsin. Bu duam Erbakan, Tayyip ve diğerleri için de geçerlidir. Başka ne diyeyim.
__________________ " M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . " | |||||||||||||||
| | | |||||||||||||||
| Ahkar-ul İbad ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 05.07.2004
Mesajlar: 95
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
|